Ve sizin için o’na, sizi her türlü korkuya karşı [Allah’a karşı sorumluluk bilinci giysisiyle] zırhlandıracak (üstün) bir korunma sanatı öğrettik; peki, [bütün bunlar için] şükrediyor musunuz? ⁷⁴
74 Lebûs ismi, “giysi” yahut “giysiler anlamına gelen libâs yahut libs sözcükleriyle eş anlamlıdır (Kâmûs, Lisânu’l-‘Arab). Fakat bu tabir İslam öncesi dönemde nadiren “zırh” ya da “savaş giysisi” anlamında kullanıldığı için (a.g.e.) klasik müfessirler yukarıdaki anlam örgüsü içinde bu anlamda kullanıldığını söylemekte ve bu görüşlerini -bu konuda tek dayanak olmak üzere- Katâde’nin “Davud zincirli zırhı yapan ilk kişiydi” yolundaki yorumuna dayandırmaktadırlar (Taberî). Bu görüşün bir uzantısı olarak, cümlenin sonunda geçen be’s tabirini, sözcüğün yan anlamları durumundaki “savaş” ya da “savaştaki şiddet” anlamında ele alarak ayetin ilgili kısmını “sizi [birbirinize karşı girişeceğiniz] şiddet hareketlerine karşı koruyup güçlendirsinler diye, o’na (Hz. Davud’a) sizin için zırh (yahut “savaş giysisi”) yapmasını öğrettik” şeklinde aktarmaktadırlar. Oysa, hatırda tutulmalıdır ki, be’s sözcüğü aynı zamanda “zarar/felaket”, “bahtsızlık/musibet”, “darlık/sıkıntı” ve nihayet “tehlike” anlamını da taşımakta ve dolayısıyla, en geniş anlamıyla, sıkıntı ya da korkuya yol açan şeylere delalet etmektedir (Tâcu’l-‘Arûs). Sözcüğü bu anlamıyla ele alırsak, lebûs tabiri de buna bağlı olarak birincil anlamıyla, yani “giysi” olarak anlaşılabilecek ve bu bizi, Kur’an’ın 7:26’da temas ettiği “Allah’a karşı sorumluluk giysisi” (libâsu’t-takvâ) kavramına ulaştıracaktır. Bu anlamda yorumlandığı zaman yukarıdaki ayet, Allah’ın Hz. Davud’a, yandaşlarını, hem birbirlerine karşı duydukları korkuya, hem de bilinmeyene karşı duydukları bilinçaltı korkulara karşı koruyacak derin bir takvayla (Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle) eğitme sanatını öğrettiğini ifade etmektedir. Ayeti noktalayan “Peki, [bu lütuf için] şükrediyor musunuz?” şeklindeki belâgat gereği olan soru cümlesi, genellikle, insanın Allah tarafından kendisine bahşedilen manevî nimeti yeteri kadar takdir etmediğini ve dolayısıyla, gereği gibi şükretmediğini işaret etmektedir.