close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Enbiyâ Sûresi 79. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Fefehhemnâhâ suleymân(e)(c) vekullen âteynâ hukmen ve’ilmâ(en)(c) vesaḣḣarnâ me’a dâvûde-lcibâle yusebbihne ve-ttayr(a)(c) vekunnâ fâ’ilîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
O hükmü, biz anlatmıştık Süleyman'a ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermiştik ve beraberce Tanrıyı tenzih etmek için dağları ve kuşları, Davud'a ram ettik ve bunları yaptık, gücümüz yeter yapmaya.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Biz bunu (adaletle karar verme duygusunu) Süleyman’a kavrattık; (nebilerin) her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirip (Davud’un) istifadesine verdik. (Bütün bunları asıl) Yapanlar Biz idik.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz o meselenin çözümünü gerektiren hükmü, Süleyman'a anlattık ki, her ikisine de ayrı bir hüküm, ayrı bir bilgi verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Evet biz idik bunları düzenleyip yapanlar.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Süleyman’ın dava konusu yapılan ihtilâfı daha iyi anlamasını biz sağlamıştık. Biz onların her birine hikmete dayalı hükümranlık yargı ve icra yetkisi, şeriat ve ilim vermiştik. Dâvûd ile beraber tesbih etsinler, namaz kılarak ibadet etsinler diye dağları ve kuşları da emrimize boyun eğdirmiştik. Bunları biz yapmaktaydık.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 34/10; 38/18-19.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Biz bunu(n hükmünü) Süleyman'a bildirdik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etmeleri üzere dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bütün bunları) yapan bizdik.
Ali Bulaç
swap_vert close
Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Biz, o meselenin hükmünü Süleymân'a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Davud ile birlikte tesbih etmek üzere, dağları ve kuşları (ona) bağlı kılmıştık. Biz (bu gibi acaib işleri peygamberlere) yapanlarız.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Böylece hüküm etmeyi Süleyman’a öğrettik. Her birisine de hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Davud ile beraber tesbih eder bir halde musahhar kıldık. Bütün bunları yapan Biz olduk.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Böylece hükmü Süleymân'a biz anlatmıştık. Her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvûd'a boyun eğdirdik. Biz her şeyi yaparız.
Besim Atalay
swap_vert close
Bu hükmü anlattık biz Süleyman'a, hepsine hikmet verdik, bilgi de verdik, Dâvut'a, dağlarla birlikte, kuşları da kul ettik, beraber tespih ederlerdi, bunları biz yapmıştık
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Biz çözüm getirecek hükmü Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümdarlık ve ilim vermiştik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirmiştik, onunla beraber tesbih ediyorlardı (vazifelerini yapıyorlardı). Bunları yapan bizdik. 
Bkz. 34/10, 38/18  
Cemil Said
swap_vert close
Biz Süleymân’a bu işin hikmetini telkîn itdik ve her ikisine hikmet ve ’ilim ihsân iyledik. Dağları ve kuşları Dâvûd ile birlikde teshîr itdik. Bu bizim fi’limiz idi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.[368]
Kur’an-ı Kerim, her şeyin insanın hizmetine sunulduğunu pek çok âyette ifade etmektedir. Bu konu ile ilgili olarak bakınız: Ra’d sûresi, âyet, 2; İbrahim sûresi, âyet, 32,33; Nahl sûresi, âyet, 12,14; Hac sûresi, âyet, 65; Sâd sûresi, âyet, 18, 36.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Süleyman’ın dava konusunu iyi anlamasını sağladık. Her birine de hükmetme yeteneği ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvûd’un buyruğu altına soktuk. Bunları yapan bizdik.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.  
 Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde güneş, ay gece, gündüz, denizler, dağlar gibi tabiî varlık ve olayların insana müsahhar kılındığı, boyun eğdirildiği ifade buyurulur; maksat, bundan, insanların istifadesine sunulduğunu anlatmak ve insanların bunlardan olabildiğince yararlanmasını öğütlemektir. Dağların tesbihi bütün tabiî varlıklar gibi onların da, en ufak bir sapma göstermeksizin ilâhî kanuna boyun eğmeleri veya bizim anlamadığımız bir dil ile Allah’ı anıp tenzih etmeleri şeklinde anlaşılabilir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Süleyman'a, doğru anlama yeteneği bağışladık. Herbirine bilgi ve bilgelik verdik. Davud'un emrine dağları ve kuşları verdik. Biz bunları yapmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Derhal onu Süleymana anlattık, bununla berâber her birine bir huküm ve bir ılim vermiştik ve Davudun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı ve biz bunları yaparız
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onu (o hâdise hakkındaki hükmü) Süleymân’a biz öğrettik. Biz her birine hüküm (peygamberlik) ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Dâvûd ile beraber (Allah’ı) tesbih etsinler, diye (ona) boyun eğdirdik. (Bunların hepsini) yapan bizdik.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Biz, bunu Süleymân'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm¹ ve ilim² verdik. Dâvud'la beraber tesbih³ etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız.
1- Egemenlik. 2- Vahiy. 3- Dağların ve kuşların tesbih etmeleri, yaradılış özelliklerine göre hareket etmeleridir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Biz onu (n fetvasını) hemen Süleymana anlatmışdık. (Zâten) biz, her birine hüküm, ve ilim vermişdik. Dağları ve kuşları, Dâvud ile birlikde tesbîh etmek üzere, râm etmişdik. (Bütün bunları) yapanlar bizdik.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Bunun üzerine onu (o hâdise hakkındaki hükmü) Süleymân'a anlattık. Bununla berâber her birine hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Dâvûd'la berâber tesbîh etmek üzere (ona) itaatkâr kıldık.(2) Ve (bütün bunları) yapanlar (biz) idik.
(2)“Cenâb-ı Hakk, Hazret-i Dâvûd Aleyhisselâm’ın tesbîhâtına (zikirlerine) öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir edâ vermiştir ki, dağları vecde getirip (coşturup) birer muazzam fonograf (çok büyük ses cihâzı) misillü (gibi) ve birer insan gibi bir serzâkirin (o zikir halkası reîsinin) etrâfında ufkī (ufuk çizgisi genişliğinde) halka tutup, bir dâire olarak tesbîhât ediyorlardı. Acabâ bu mümkün müdür, hakīkat mıdır? Evet hakīkattir. Mağaralı her dağ, her insanla ve insanın diliyle papağan gibi konuşabilir. Çünki aks-i sadâ (sesin aksetmesi) vâsıtasıyla, dağın önünde sen اَلْحَمْدُلِلّٰهِ de, dağ da aynen senin gibiاَلْحَمْدُلِلّٰهِ diyecek. Mâdem bu kābiliyeti, Cenâb-ı Hakk dağlara ihsân etmiştir. Elbette o kābiliyet, inkişâf ettirilebilir (geliştirilebilir) ve o çekirdek sünbüllenir.” (Zülfikār, 25. Söz, 83)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Biz onu (o dava konusunu) Süleyman’a iyice (inceden inceye, derinlemesine) kavratmıştık ve her birine (sağlam) bir muhakeme (gücü) ve (seçip ayırma yeteneği kazandıran) bir ilim vermiştik. Ve Davud’a, kuşlarla beraber (kevnî kanunlarımıza boyun eğmek suretiyle hâl diliyle bizi) tespih eden dağları da (istifadesine sunup) musahhar kılmıştık (ona dağlarda yol açmak, madencilik yapmak, demir vb. madenleri çıkarıp işletmek gibi her türlü imkânı vermiştik). Ve biz (dilediğimiz her şeyi) yapanlarız. *
(*) Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde güneş, ay, gece, gündüz, denizler, dağlar gibi tabii varlık ve olayların insana müsahhar kılındığı, boyun eğdirildiği ifade buyurulur; bundan maksat, bunların, insanların istifadesine sunulduğunu anlatmak ve insanların bunlardan olabildiğince yararlanmasını öğütlemektir. Dağların tesbihi bütün tabii varlıklar gibi onların da, en ufak bir sapma göstermeksizin ilahi kanuna boyun eğmeleri veya hal diliyle Allah’ı anıp tenzih etmeleri şeklinde anlaşılabilir. Yani dağların ve kuşların tesbih etmeleri, yaradılış özelliklerine göre hareket etmeleridir. Zaten Davud olmadan da bütün varlık âlemi gibi dağlar ve kuşlar da yüce Allah’in kevni kanunlarına boyun eğmek suretiyle her an tesbih ediyorlar. Demek ki buradaki tesbih, yüce Allah’ın kevnî kanunlarına boyun eğme tesbihidir. Bu nedenle dağların musahhar kılınışı da, Davud’un dağlardan rahatlıkla demir vb. madenleri çıkarma ve onlardan istifade etmesidir. (الله اعلم) Ayrıca tefsircilerin büyük ekseriyeti de dağların ve kuşların tesbihi hâl dili ile olduğunun görüşündedirler. Yine Ebu Nasır Farabi, Tabersi, Fahr, Razi ve Alusi gibi âlimlerin de cansız ve şuursuz varlıkların tespihinin hâl diliyle olduğunu söylemektedirler.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sonra Süleyman’ın bu konu hakkındaki verileri doğru kavramasını sağlamış ve hepsine (Davut ve Süleyman’a) hükümler ve ilim verdik. Ve Davut’la beraber Rabbini tesbih eden dağları ve kuşları o’nun emrine verdik ve biz bunları yapanlardanız.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz bu işi hemen Süleyman’a anlatmıştık. İkisine de doğrunun düşüncesini, bilimi verdik. Davut ile birlikte Allah’ı ululasınlar diye dağlara, kuşlara boyun eğdirdik. Bütün bunları yapan Bizdik.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz hükmü Süleyman/a tefhim ettik; her ikisine hikmet [⁵] ve ilim verdik. Davud/a dağları, kuşları müsahhar kıldık ki onunla beraber tespih etsinler bunları biz yapmıştık.
[5] Veya nübüvvet, anlayış, hak ile bâtılı ayırma.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hikmet/bilgelik [hukm] ve ilim vermiştik. Davut ile birlikte, Allah’ı tesbih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine âmâde kıldık/boyun eğdirdik. Bunları yapan Biz idik.
Kadri Çelik
swap_vert close
Biz bunu (yargılamayı) Süleyman'a kavrattık. (Davud ve Süleyman'ın) Her birine de hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih eden dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bunun üzerine, henüz genç yaştaki Süleyman’a, bu dâvâ hakkında en âdilâne çözümü ilham ettik. Süleyman babasının huzuruna gelerek, “Bence sürüyü, bir yıllığına tarla sahibine verelim. Bu zaman zarfında koyunların sütü, doğuracağı yavrular, yünü vs. onun olsun. Bu arada, onarıp eski hâline getirinceye kadar tarlayı da sürü sahibine verelim. Böylece hem tarla sahibinin uğradığı kayıp telâfî edilmiş, hem de sürü sahibi mağdur edilmemiş olur.” dedi. Bu hükmün daha âdil olduğunu gören Davud, kararını değiştirdi. Gerçi Davud’un verdiği karar da yanlış değildi, çünkü Biz, her ikisine de sağlam bir muhâkeme yeteneği ve ilim bahşetmiştik. Öyle ki;Davud ile beraber sınırsız kudret ve yüceliğimizi dile getirip tesbih etmekte olan dağları, taşları ve hattâ kuşları onun çağrısınaboyun eğdirmiştik.Evet, bütün bunları Biz yapıyorduk. Ve Davud gibi Allah’a yönelirseniz, size de aynı nîmetleri veririz.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onu Süleyman’a anlattık. Her birine ilim ve hüküm (hikmet) verdik. Davud’la birlikte tesbih eden Dağlar’ı müsahhar kıldık / emrine verdik; Kuşlar’ı da! Biz yapmaktaydık.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Ayrıca Süleyman'a olayların esrarını bellettik. Her ikisine, bilgi destekli yönetim sanatını öğrettik. Dağlar taşlar öten kuşlar, eşlik ederdi Davud'un vuruşlarına. Bunları biz yaptık.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten baba oğul her ikisine hükümranlık ve adaletle hükmedecek ilim vermiştik. Davud ile birlikte Allah’ın yasalarına uyarak yaşamaları için dağları onlara mesken yaptık. Kuşları beslenmeleri ve diğer işlerinde kullanmaları için emirlerine verdik. Bunları yapabilecek akılla, zekâyla, bilgiyle, beceriyle onları yaratan biziz.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz öğretmiştik. Biz onların hepsine doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Kuşları ve [tesbih] eden (yücelten) dağları da Davud’a boyun eğdirmiştik. [*] (Bunları) biz yapmaktayız.
Benzer mesajlar: Neml 27:16-17; Sebe’ 34:10; Sâd 38:18-20.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Diğer tüm Peygamberlere, hikmet ve ilim verdiğimiz gibi, böyle (âdil hüküm vermeyi de) Süleyman’a Biz öğrettik. Dâvûd ile birlikte tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları Dâvûd’a boyun eğdirme işini yapan da Biziz Biz.
Muhammed Esed
swap_vert close
ve bu olayda Süleyman’ın dâvâ konusunu [daha derinden] anlamasını sağladık; bununla birlikte, Biz her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim bahşetmiştik. ⁷¹ Ve Bizim sınırsız kudret ve yüceliğimizi anarken, dağı taşı ve kuşları ⁷² Davud’un çağrısına boyun eğdirdik; ⁷³ ve Biz [dilediğimiz her şeyi] yapabilme kudretine sahibiz.
71 Yani, Hz. Süleyman’ın sözü geçen dâvâdaki yargısı daha isabetli olmakla birlikte, bu durum Hz. Davud’un ilk hükmündeki adaleti yerine getirme niyetini çürütüp bu hükmün hukukî değerini ortadan kaldırmaz.72 Hz. Davud’un Mezmurlarına (ilahîlerine) ilişkin bir atıf; bu ilahîlerde Hz. Davud, “yedi gök ve yer ve onların içinde yer alan her şey O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini anmaktadır” (17:44) ya da “göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini anmaktadır” (57:1) gibi Kur’ânî ayetler doğrultusunda, bütün tabiatı Allah’ı tesbîh etmeye, O’nun kudret ve yüceliğini anmaya çağırmaktadır.73 Lafzen, “... boyun eğmeye zorladık”.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yönetim konusunda Süleyman’ı daha marifetli yapmıştık. Gerçi her birine isabetli karar verme yeteneği ve ilim verdik. Biz dağları Davud’un emrine verdik, dağlar ve kuşlar Davud’un tespihine eşlik ediyorlardı. Bizdik bütün bunları yapan. 27/14...17, 34/10
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
fakat bu konuda Süleyman’a (daha) derin bir kavrayış vermiştik.[²⁷⁵¹] Bununla beraber Biz, her birine sağlam bir muhakeme ve (seçip ayırma yeteneği kazandıran) bir ilim bahşettik.[²⁷⁵²] Zaten Dâvud ile birlikte, emrimize âmâde kıldığımız dağlar da O’nun kudret ve ihtişamını dillendiriyordu, kuşlar da…[²⁷⁵³] Zira Biz, her zaman istediğimizi gerçekleştiririz.
[2751] “Akıl yaşta değil baştadır” atasözünün Kur’an’cası. Süleyman’ın yargısı çok daha isabetlidir, fakat bu yargılamanın kahramanı Hz. Dâvud’dur. Zira babalık, hükümdarlık ve büyüklük gerekçelerini bir kenara koyarak adâletin hatırını her şeyin üstünde tutmuş ve Süleyman’ın kararının kendi kararından üstün olduğunu onaylamıştır. İşte gerçek büyüklük budur. Allah Rasûlü’nün “Hâkim içtihadında isabet ederse iki, etmezse bir sevap alır” (Ebu Dâvud) tesbiti de kaynağını buradan alsa gerektir. [2752] Çevirimizin gerekçesi için bkz: Âyet 75, not 75. [2753] Krş: 34.10. Hz. Dâvud’un İlâhîleriyle kâinat korosuna katılımının ifadesi.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O hükmü Süleyman'a biz belletmiştik; her ikisine hüküm ve hikmet verdik, Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına alan da bizdik!
Osman Fırat
swap_vert close
O hükmü Süleyman’a bellettik Onların hepsine de hüküm ve bilgi verdik. Dâvûd’a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Ve bunları yapan biz idik.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Onu (onun hükmünü) derhal Süleyman'a anlattık ve herbirine bir hüküm ve bir ilim ihsan ettik. Ve Dâvud'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Ve (bunları) yapanlar olduk.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz çözümü ihtiva eden hükmü Süleyman'a bildirdik. Bununla beraber, her birine bir hüküm ve bir ilim verdik. Dağları ve kuşları Davud'un emrine verdik. Onunla beraber takdis ve ibadet ederlerdi. Biz dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sahibiz. [34, 10; 38, 18-19] {KM, Mezmurlar 148, 7-10}
Süleyman Ateş
swap_vert close
O hükmü Süleyman'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Biz o hükmi Süleymân'a ta'lîm iyledik ve her ikisine de (Dâvud ve Süleymân'a) hüküm ve saltanat, 'ilim ve nübüvvet virdik ve Dâvud'a dağları, kuşları müsahhar kıldık. Onunla berâber tesbîh iderlerdi. Bütün bunları biz yapdık. [³]
[3] Dağlar, taşlar ve kuşlar Dâvud 'aleyhisselâma müsahhar olub onunla berâber tesbîh iderlerdi. Yine müşârunileyh demirden zırh i'mâl ider ve eline aldığı demir balmumı gibi yumuşayub kolayca işlenirdi. Süleymân 'aleyhisselâma bütün vuhûş ve tuyûr gibi rüzgâr da müsahhar oldığından onı istediği zamân ân-ı vâhidde bir yerden bir yere nakl iylerdi.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İkisine de ilim ve hikmet verdiğimiz halde doğru kararı Süleyman’ın bulmasını sağlamıştık. Dağları ve kuşları da Davut’un emrine vermiştik; onunla birlikte ibadet (tesbih ederlerdi)[*]. Bunları yapan Bizdik.
Şaban Piriş
swap_vert close
Onu Süleyman'a belletmiştik. Her birine hikmet ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları hizmetine verdik. Bunları yapan biz idik.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz onu Süleyman'a anlattık.(10) Onların herbirine Biz hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, onunla beraber tesbih etsinler diye Davud'un emrine verdik. Bütün bunları yapan Bizdik.
(10) Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre, bu dâvâda Hz. Davud koyunların tarla sahibine verilmesine hükmetmiş; Hz. Süleyman ise bu hükmü ağır bularak, ekinler tekrar eski haline gelinceye kadar koyunların tarla sahibinde kalması, daha sonra eski sahibine iadesine hükmedilmesi gerektiğini bildirince Hz. Davud bu reyi isabetli bularak kendi hükmünden vazgeçmişti.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onu Süleyman'a derhal kavrattık. Her birine hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvûd'a dağları boyun eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ediyorlardı. Yapmak isteyince yapanlarız biz!
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes araladuķ ol ķażıyyeyi süleymān’a. daħı dükeline virdük peyġamberliķ daħı 'ilm. daħı fermān eyledük dāvud ile ŧaġları tesbįḥ eylerlerken daħı ķuşı. daħı olduķ biz eyleyiciler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes anı Süleymāna bildürdük ve her birisi‐le ḥükm virdük ve ‘ilm virdük.Daḫı Dāvūda ṭaġları musaḫḫar eyledük, tesbīḥ iderlerdi. Ḳuşları daḫı mu‐saḫḫar itdük. Biz işlerdük, bize güç degül‐idi.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz onu (məsələnin hökmünü) dərhal Süleymana anlatdıq. Və onların hər birinə hökm (hikmət, peyğəmbərlik) və elm (şəriəti dərindən bilmək) verdik. Biz dağları və quşları Davudla birlikdə (Allahı) təqdis edib tə’rifləsinlər deyə ona ram etdik. Bunları (sizə təəccüblü görünsə də, lövhi-məhfuzdakı əzəli hökmümüzlə) Biz etmişdik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And We made Solomon to understand (the case); and unto each of them We gave judgment and knowledge. And We subdued the hills and the birds to hymn (His) praise along with David. We were the doers (thereof).
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
To Solomon We inspired(2732) the (right) understanding of the matter: to each (of them) We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises(2733) with David: it was We Who did (all these things).
2732 The sheep, on account of the negligence of the shepherd, got into a cultivated field (or vineyard) by night and ate up the young plants or their tender shoots, causing damage, to the extent of perhaps a whole year's crop. David was king, and in his seat of judgement he considered the matter so serious that he awarded the owner of the field the sheep themselves in compensation for his damage. The Roman Law of the Twelve Tables might have approved this decision, and on the same principle was built up the Deodand doctrine of English Law, now obsolete. His son Solomon, a mere boy of eleven, thought of a better decision, where the penalty would better fit the offence. The loss was the loss of the fruits or produce of the field or vineyard: the corpus of the property was not lost. Solomon's suggestion was that the owner of the field or vineyard should not take the sheep altogether but only detain them long enough to recoup his actual damage, from the milk, wool, and possibly young of the sheep, and then return the sheep to the shepherd. David's merit was that he accepted the suggestion, even though it came from a little boy: Solomon's merit was that he distinguished between the corpus and income, and though a boy, was not ashamed to put his case before his father. But in either case it was Allah Who inspired the true realisation of justice. He was present and witnessed the affair, as He is present everywhere. 2733 Whatever is in the heavens and the earth celebrates the praises of Allah: 17:44; 57:1; 16:48-50, and 22:18. Even the "thunder repeateth His praises"; 13:13. All nature ever sings the praises of Allah. David sang in his Psalms, 148:7-10: "Praise the Lord from the earth, ye...mountains and all hills...creeping things and flying fowl!" All nature sings to Allah's glory, in unison with David, and angels, and men of God. Cf. 34:10 and 38:18-19 (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَفَهَّمْنَاهَا
ve onu kavrattık
سُلَيْمٰنَۚ
Süleymân'a
وَكُلاًّ
zaten her birine
اٰتَيْنَا
verdik
حُكْماً
bir hikmet
وَعِلْماًۘ
ve bir ilim
وَسَخَّرْنَا
ve emrine verdik
مَعَ
bera- ber
دَاوُ۫دَ
Dâvûd'la
الْجِبَالَ
dağları
يُسَبِّحْنَ
tesbih edi- yorlardı
وَالطَّيْرَۜ
ve kuşları
وَكُنَّا
ve Biz idik
فَاعِل۪ينَ
yapanlar
Biz onu (söz konusu davada adaletle hükmetmeyi) Süleymân'a kavrattık. Zaten Biz, onların her birine hikmet ve ilim verdik. Dâvûd ile beraber, (Allah'ı) tesbih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. (Bütün bunları) Yapan Bizdik.
فَهَّم
Fiil-II
ف ه م
Kavrattı
سُلَيْمٰن
Özel isim
سُلَيْمٰن
Hz. Süleyman (a.s.)
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
حُكْم
İsim
ح ك م
Hikmet, hüküm
عِلْم
İsim
ع ل م
İlim, bilgi
سَخَّرَ
Fiil-II
س خ ر
Boyun eğdirdi, amade kıldı, hizmetine verdi, istifadesine verdi, musallat etti
مَع
Edat
مَع
Beraberlik ifade eden edat, ile
دَاوُد
İsim
دَاوُد
Hz. Dâvut (a.s.)
جَبَل
İsim
ج ب ل
Dağ
سَبَّحَ
Fiil-II
س ب ح
Tesbih etti
طَيْر
İsim
ط ي ر
Kuş
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
فَاعِل
Etken fiil
ف ع ل
Yapan