VE DAVUD ile Süleyman[ı da an]: Hani bu ikisi, bir topluluğa ait koyun sürüsünün geceleyin girip otladığı bir ekin hakkında hüküm vereceklerdi ve Biz de o’nların bu hükümlerine tanık idik; ⁷⁰
70 Yukarıdaki ayette temas edilen kıssanın -ya da, daha doğru bir deyimle, menkıbenin- izahı için dayandığımız tek kaynak Hz. Peygamber’in Sahâbîleridir; çünkü ne Kur’an ne de güvenilir Hadis kaynakları bu konuda herhangi bir açıklama vermemektedir. Bununla birlikte, pek çok Sahâbî ve onların erken ardıllarının (tâbi‘ûn), bir ya da iki önemsiz ayrıntının dışında, kıssanın özü hakkında tam bir fikir birliği içinde olmaları, onun o devirde eski Arap sözlü geleneğinde çok bilinen bir rivayet olduğunu gösterir gibidir (karş. aşağıda 77. not). Kıssaya göre, bir koyun sürüsü geceleyin yolunu şaşırarak komşu tarlaya girer ve orada ekini tahrip eder. Dâvâ, bir hükme bağlaması için Hz. Davud’un önüne getirilir. Hz. Davud, olayın koyun sahibinin ihmalinden doğduğunu görerek, değeri, aşağı yukarı tahrip edilen ekinin değerine denk olan sürünün olduğu gibi tarla sahibine tazminat olarak verilmesine hükmeder. Ama Hz. Davud’un genç oğlu Hz. Süleyman bu cezayı fazla sert bulur; çünkü dâvâlının varı yoğu bu koyun sürüsüdür; oysa, yapılan tahribat geçici mahiyette olup, yalnızca bir yıllık ürünün, bir yıllık gelirin ziyanıyla alakalıdır. Bu sebeple Hz Süleyman, babasına hükmün değiştirilmesi gerektiğini ve koyun sürüsünün sadece bir yıllık geçici intifâ hakkının (süt, yün, o yıl doğan kuzular vb.) ekin sahibine verilmesinin, koyun sahibininse, eski haline getirinceye kadar tarlayı ıslah ve onarımla yükümlendirilmesinin ve sonunda tarlanın da, koyunların da eski sahiplerine iade edilmesinin uygun olacağını söyler. Ancak bu yolla hem dâvâcının uğradığı kayıp bütünüyle giderilmiş, hem de dâvâlı mağdur edilmemiş olacaktır. Hz. Davud oğlunun ortaya koyduğu çözümün kendisininkinden daha adil olduğunu görerek davayı bu yönde karara bağlar. Fakat, Hz. Davud’un kendisi de, en az Hz. Süleyman kadar derin bir adalet duygusuyla hareket ettiği içindir ki, Allah -Kur’an’ın deyişiyle- “o’nların bu hükümlerine tanıktı”.