close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Enbiyâ Sûresi 40. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Bel te/tîhim baġteten fetebhetuhum felâ yestatî’ûne raddehâ velâ hum yunzarûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Hatta o gün, onlara birdenbire geliverecek de şaşırtacak onları ve onu reddetmeye güçleri yetmeyeceği gibi mühlet de verilmeyecek onlara.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Hayır, doğrusu (o azap) onlara apansız gelecek de, böylece onları şaşkına çevirecektir; öyle ki artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ve ne de onlara süre tanınacaktır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Hayır, o kıyamet onlara aniden gelecek de, kendilerini şaşırtacak ve artık onu geri çevirmeye güç yetiremeyecekler ve onlara mühlet de verilmeyecektir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Doğrusu bu azap onlara, ansızın gelecek ve onları şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne tevbeleri ve özür dilemeleri sebebiyle cezaları geciktirilecek, ne de kendilerine göz açtırılacaktır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Hayır o, onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkına çevirecek. Artık ne onu geri çevirmeye güç yetirebilecekler ne de kendilerine süre tanınacak.
Ali Bulaç
swap_vert close
Hayır, onlara apansız gelecek de, böylece onları şaşkına çevirecek; artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ve ne onlara süre tanınacak.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Doğrusu bu azab (kıyamet), onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Hayır! O kıyamet onlara ansızın gelecektir. Onları şaşkına uğratacak. Ne onu geri çevirebileceklerdir ne de kendilerine mühlet tanınacaktır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Bilakis, kendilerine o öyle ani gelir ki, onları şaşırtır. Artık ne reddedebilirler onu, ne de kendilerine mühlet verilir.
Besim Atalay
swap_vert close
O, ansızın gelecektir, şaşırtacak onları, onu geri döndüremezler, hem de bekletilmezler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Doğrusu o (son saat) ansızın gelip çatacak ve onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çevirmeye güçleri yetmeyecek ve onlara mühlet de verilmeyecektir.
Cemil Said
swap_vert close
’Azâb apansızın ânları yakalayacak ve şaşırtacakdır. Ne ’azâbdan kurtulabilecekler, ne de mühlet alabilecekler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bilâkis onlara kıyamet ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek. Artık ne onu geri çevirebilecekler ne de kendilerine süre verilecektir!
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Bilâkis kendilerine o (kıyamet) öyle âni gelir ki, onları şaşırtır. Artık, ne reddedebilirler onu, ne de kendilerine mühlet verilir.
Edip Yüksel
swap_vert close
Nitekim, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecektir. Ne onu geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine süre verilir.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Doğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Doğrusu o onları bağdeten gelecek de kendilerini dondura kalacak, artık ne reddini güçleri yetecek ne de kendilerine mühlet verilecek
Emrah Demiryent
swap_vert close
Doğrusu o (azap) onlara, ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecektir. Artık onu ne geri çevirmeye güç yetirebilecekler ne de kendilerine (tövbe etmeleri için) süre tanınacaktır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Aslında, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek. Artık onu geri çevirmeye güçleri yetmeyecek ve onlara süre de verilmeyecek.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Belki (bu), onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacakdır. Artık onu redde muktedir olamayacaklar (ı gibi), onlara mühlet de verilmeyecekdir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Bil'akis (kıyâmet) onlara ansızın gelecek de onları dehşete düşürecektir; artık ne onu geri çevirebilirler, ne de kendilerine (tevbe için) mühlet verilir!
İhsan Aktaş
swap_vert close
Bilâkis (onun zamanı gelince) kendilerine o (vaad edilen kıyamet) öyle âni gelir ki, onları şaşırtır. Artık, ne onu reddedebilirler, ne de kendilerine mühlet verilir.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Acele istedikleri Allah’ın vaadi ansızın onlara geldiği zaman, bu seferde gelen azap onları şaşkına çevirir. Azabı kendilerinden geri çevirmeye de güçleri yetmez. Onlara hiç bakılmaz.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Ancak bu onların başına birdenbire gelecektir de onları şaşırta koyacaktır. Artık onu geri çevirmiye güçleri yetmiyecek, onlara göz de açtırılmıyacaktır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hayır, onlara kıyamet ansızın gelip onlara dehşet verecek, artık onu geri çevirmeye güçleri yetmeyecek, onlara tövbe ve özür için mühlet de verilmeyecek.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Bilakis o/azap onlara ansızın gelir, onları şaşırtır. Onu ne savabilirler ne de kendilerine göz açtırılır.
Kadri Çelik
swap_vert close
Hayır, onlara ansızın gelecek de böylece onları şaşkına çevirecek; artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ve ne de onlara süre tanınacak.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Aslında son saat, ansızın gelip çatarak onları müthiş bir şekilde etkileyip şaşkına döndürecek, donup kalacaklar! İşte o zaman, ne onu geri çevirebilecekler, ne de onlara ikinci bir fırsat verilecek! Onun için, geçmişten ibret alıp, iş işten geçmeden doğru yola yönelsinler:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Aksine, (bu Vaad) onlara ansızın gelir; onları şaşkına döndürür. Onu geri çevirmeye güç yetiremezler; onlara süre de verilmez.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Ama bu felaket onlara ansızın gelince apışıp kalacaklar. Onu kendi başlarına def edemeyecekleri gibi kendilerine bir süre de verilmeyecek...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Şüphesiz tehdit edildikleri azap onlara ansızın gelecek! Onlar ne yapacaklarını bilmez bir halde şaşkınlıktan donup kalacak! Artık ne azabımızı geri çevirmeye güçleri yetecek ne de kurtuluş için göz açtırılacak.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Doğrusu o (Son Saat) kendilerine öyle ani gelir ki onları şaşırtır. Artık onu reddetmeye (geri çevirmeye) güçleri yetmez ve kendilerine bakılmaz da. [*]
Benzer mesajlar: En‘âm 6:31, 47; A‘râf 7:187; Yûsuf 12:107; Hacc 22:55; Şu‘arâ 26:202; ‘Ankebût 29:53; Zümer 39:55; Zuhruf 43:66; Muhammed 47:18.,Ayetteki “onlara bakılmaz” ifadesi, “onlara fırsat ve huzur verilmez” şeklinde de anlaşılabilir. Benzer mesajlar: Bakara 2:162; Âl-i İmrân 3:77, 88; Nahl 16:85; Secde 32:29.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Oysa (azap) onlara o kadar ani gelir ki; (azabın dehşetinden) dona kalırlar. Artık o azabı geri çeviremeyecekleri gibi kendilerine bir süre bile verilmez.¹
1 Azap o kadar ani gelir ki gözlerini bile açmaya fırsat bulamazlar.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Yoo, [o Son Saat] apansız gelip çatacak ve onları şaşkına çevirecek; öyle ki, ne onu geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine soluk alacak zaman verilir.
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Aksine o ansızın gelecek ve onları dehşete düşürecektir. Artık onu ne geri çevirebilecekler ne de kendilerine bir mühlet verilecek. 6/31, 33/63, 40/59, 79/42
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ama hayır, o (an) birdenbire gelecek ve onları şaşkına çevirecektir; artık ne onu geri çevirebilecekler, ne de kendilerine zaman tanınacaktır!
Orhan Kuntman
swap_vert close
Kuşku yok, o azap onlara ansızın gelecek ve onları şaşırtacaktır.. Artık onu geri çevirmeye güçleri yetmeyecektir ve onlara (tevbe etmeleri için) bir süre de tanınmayacaktır!
Osman Fırat
swap_vert close
Hayır... O (tehdid) onlara ansızın gelecek ve onlar dehşete kapılacaklar ve onu/tehdid edileni ne geri çevirebilirler ne de onlara bir mühlet verilir..
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Belki onlara ansızın gelecek, hemen onları hayrette bırakacak, artık onu ne redde takat getirebileceklerdir ve ne de onlara mühlet verilecektir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onların beklentilerinin hilafına, o ateş öyle apansız gelecek ki, kendileri birden donakalacaklar. Artık ne onu geri çevirecek güçleri olacak, ne de kendilerine süre verilecek!
Süleyman Ateş
swap_vert close
Doğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Belki kıyâmet onlara bağteten gelerek onları beht ve hayrete dûçâr ider. Onı redde kâdir olamazlar ve onlara da mühlet virilmez.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Aslında o gün onlara ansızın gelecek ve onları şaşırtacaktır. Artık onu ne geri çevirebilecekler ne de kendilerine göz açtırılacaktır.
Şaban Piriş
swap_vert close
(Azap) onlara aniden gelecek ve onları dehşete düşürecektir. Onu geri çevirmeye asla güçleri yetmeyecek ve onlara mühlet de verilmeyecektir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O an birden bire geliverir; onlar da öylece donakalır. Artık ne azabı geri çevirmeye güçleri yeter, ne kendilerine süre tanınır.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Doğrusu şu ki, o onlara ansızın gelecek de onları şaşkınlıktan donduracak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ne de yüzlerine bakılacak.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
belki gele anlara añsuzda pes ħayrān eyleye anları pes güçleri yitmeye girü döndürmeġine daħı anlar mühlet virilmeyeler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Bel ki anlara ḳıyāmet ‘alā ġafleti gelür, kendüleri ḥayrān olur. Pes anı ḳay‐tarmaġa güçleri yitişmez, özlerine mühlet daḫı virilmez.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Xeyr, (qiyamət) onları gözlənilmədən yaxalayar və şaşırdar (mat-məbhut edər). (Kafirlər) onu əsla geri qaytara bilməzlər və onlara (tövbə, üzrxahlıq üçün) möhlət də verilməz!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Nay, but it will come upon them unawares so that it will stupefy them, and they will be unable to repel it, neither will they be reprieved.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Nay, it may come to them all of a sudden and confound them: no power will they have then to avert it, nor will they (then) get respite.
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
بَلْ
doğ- rusu
تَاْت۪يهِمْ
onlara gelir
بَغْتَةً
ansızın
فَتَبْهَتُهُمْ
ve onları şaşkına çevirecek
فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ
artık güç yetiremezler
رَدَّهَا
onu red- detmeye
وَلَا هُمْ
ve onlar değildir
يُنْظَرُونَ
göz açtırı- lıyorlar
Doğrusu kendilerine (o tehdit edildikleri azap öyle) ansızın gelir ki onlar şaşkınlıktan donakalırlar. (O an geldiğinde) Artık onu ne reddedebilirler ne de kendilerine göz açtırılır.
بَل
Edat
بَل
Bilakis, hayır ancak, doğrusu, aksine
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
بَغْتَة
İsim
ب غ ت
Ansızın
بَهِتَ
Fiil-I
ب ه ت
Apışıp kaldı, şaşkına çevirdi
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اِسْتَطَاعَ
Fiil-X
ط و ع
Gücü yetti, güç yetirdi
رَدّ
İsim
ر د د
Geri alma, reddetme
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
اَنْظَرَ
Fiil-IV
ن ظ ر
Göz açtırdı, mühlet verdi