Her can ölümü tadıcıdır; şu da var ki, Biz sizi seçip ayırmak için hayır ve şer ile sınava tâbi tutuyoruz:[²⁷¹⁸] zaten sonunda Bize döneceksiniz.
[2718] Kur’an şerri Allah’a nisbet de izafe de etmez (Ayrıntı için bkz: 3:26; 10:11 ve 72:10, ilgili notlar). Bu âyette de şer Allah’a ne izafe ne de nisbet edilir. Sadece Allah’ın “hayır ve şer ile imtihan ettiği” buyurulmuştur. Metinde şer, min ile değil ilsak için kullanılan bâ ile gelmiştir. Bunun anlamı şerrin “sınava alet” kılınmasıdır. Maksadı ise Zerdüştizm ve Maniheizm gibi düalizme dayalı her tür şirki reddetmektir. Düalist şirk inancı, iyilik ve kötülük tanrısına dayanır. Bu, kötülüğün tanrısal olduğunu söylemek ve kötülüğü meşrulaştırmaktır. Ona ontolojik bir kimlik vermektir. Bu âyetin amacı, Allah dışında bir yaratıcı vehmine yol açan “kötülük tanrısı” icadını reddir.
Ana akım Kelâmcılar, Allah Rasûlü’nden yüzyıllar sonra, düalist akidelerin tahribatını önlemek için, şerri Allah’a nisbet etme ihtiyacı duymuşlardır. Öyle ki, hayrihî ve şerrihî (O’nun hayrı ve O’nun şerri) gibi Kur’an’ın asla ve kat’a onaylamadığı cümleleri, müslümanların akidelerine ilave etmişlerdir. Fakat düalizmin tahribatına karşı alınan bu geçici önlem, düalizm tarih sahnesinden silindiği halde yok olmamış, aksine müslümanların akaidinin bir parçasına dönüşmüştür. Bunun yol açtığı tehlikeleri şöyle özetleyebiliriz:
1) Akidenin vahiyle sabit sınırları yaz-boz tahtasına döndürülmüştür. Bu sorun sadece Allah’ın söz sahibi olduğu iman alanını beşeri içtihada açmıştır. Bu yüzden; “Akaitte mezhebin nedir?” gibi acaip ve garaip bir soru sorulabilmiştir. Oysa iman esaslarını belirlemek beşerin değil el-Mü’min olan Allah’ın hakkıdır.
2) Allah’ın esma-i hüsnasından biri de el-Hayr’dır (12:64; 20:73). Kur’an’da hayr 20’ye yakın yerde Allah’a isnatla gelir. Kur’an’da şer 30 yerde kullanılmasına rağmen Allah’a isnat ve izafe edilmez. Enbiya 35 de bunun istisnası değildir. Allah’ı gösteren nahnu (Biz) zamiri ile şer fiili arasına iki engel konulmuştur: neblû (sınarız) fiili ve bâ edatı. Yani Allah buradada şer ile arasına iki lisani mesafe koymuştur. Kur’an’da “hayır Sendendir” (3:26) diyen âyet vardır da, “şer Sendendir” diyen bir âyet yoktur. (Ayrıntılı bir tahlil için bkz: M. İslamoğlu; Kur’an’a Göre Esma-i Hüsna, II, 1186-1215). Bu durumda şerri Allah’a isnat veya izafe etmek, akideyi belirlemede beşerin sözünü Allah’ın sözüne ortak ilan etmektir.
3) Milel-Nihal edebiyatında Zenâdıka genel ismiyle anılan başta Maniheizm olmak üzere tüm düalist akımlara karşı önlem kabilinden geçici olarak akideye dahil edilen hayrihi ve şerrihi minallâhi teâlâ (hâşâ) anlayışı, düalizm tarih sahnesinden çekilmesine rağmen, ilâhî vahiyle belirlenen iman esaslarına beşeri bir yama olarak yapışmış kalmıştır.
4) Düalizmle savaşmak için akideye sokulan “Allah’ın şerri” (şerrihi) yanlış itikadı, beklendiğinin aksine, düalizmle savaşmayı imkânsızlaştırmış ve düalist batıniliğe İslam’ın kapılarını açmıştır. Yani, beklenenin tam tersi bir sonuç vermiştir. Zira eğer şerri Allah’a isnat ederseniz, kötülükle savaşmak tanrıyla savaşmak anlamına gelecektir. Bu bakış açısı, müslümanları kadercilik batağına sürüklemiştir. Nitekim şerri Allah’a isnat eden kelâmi ekollerin varıp demirlediği yer, o bataklık olmuştur.
5) Allah hayrı diler, hayrı yaratır. Kâinatta var olup da mahza şer olan hiçbir şey yoktur. Hayır, bir şeyin yaratılış amacını gerçekleştirmesidir. Şer, bir şeyin yaratılış amacı dışına çıkartılmasıdır. Demek ki şerrin varlığı asli değil arızidir, varoluşsal değil kullanım hatasından doğan bir sonuçtur. Felak sûresinde “O’nun şerrinden” Rabbe sığınmamız istenmez, “O’nun yarattıklarının şerrinden” sığınmamız istenir (113:2)