Kaldı ki onlardan biri “O’ndan bir alt basamakta da olsa, sonuçta ben de bir ilâhım demiş olsaydı, bu takdirde onu cehennemle cezalandırırdık:[²⁷⁰⁸] Çünkü bilinci altüst olmuş kimseleri Biz böyle cezalandırırız.[²⁷⁰⁹]
[2708] Piramidik tanrı anlayışına dayanan kadim Hermetik mirasın muhtemelen sonradan bozulmuş tanrı anlayışını çağrıştırıyor. Bu anlayış uluhiyyeti hiyerarşik bir silsilenin zirvesi (piramidin zirvesi) olarak görüyor, o zirvenin daha altta yer alan diğer halkalar üzerinde yükseldiğine inanıyordu. İşte içinde kadim hikmet pırıltılarının yer aldığı Hermes’in müşahedesinin (Corpus Hermeticum) 12. maddesi: “Sonra her şeyin babası hayat ve nur olan akıl, kendisine benzeyen bir insan yaratır. Meydana getirdiği oğlunun kendisine benzeyen güzelliğine hayran kalır. Gerçekte Allah oğlunda kendi sûretini sevmiştir. Bütün yaratıklarını onun hizmetine verir.” (Nkl: M. A. Cabirî, Bunyetu’l-Akli’l-Arabi, Beyrut-91, s. 265). Arabistan yarımadası Hermetik mirastan habersiz değildi. Bazılarının Kur’an’da zikredilmeyen nebiler arasında saydığı Güneyli (Yemen) Şu‘ayb b. Mehdim (veya: Mahrem) zi-Mehdim, Kuzeyli Riab b. el-Berra eş-Şenini ve Reyyan b. Zeyd b. Amr gibi isimler, Hermetik irfanı bölgede temsil eden isimler olarak görülebilir.
[2709] Lafzen: “zalimleri”. “Bir şeyi yerinden etmek” anlamına gelen zulm, bir çok yerde “kendi kendisine zulmetme” formunda, eylemin öznenin kendisine döndüğü bir cümle yapısıyla dile getirilir. Zalimîn (zulmedenler) şeklinde ism-i fail kipiyle yalın olarak geldiği yerlerde ise, bu zulmün muhatabı (tümleç) zımnen yine zalimin kendisi olarak anlaşılmalıdır. Bu zulmün niteliği de, kelimenin etimolojisine uygun olarak kişinin kendisine Allah’ın tayin ettiği konumu beğenmeyerek başka bir konumu tercih etmesidir ki, bu bir “bilinç alaborası”dır. Bu mânanın en güzel açılımı, bu sûrenin 65. âyetindeki “baş aşağı çevrilmiş bilinç hali” ifadesidir.