Hiç şüphesiz bunda, (Kur’an’ın bu sûresinde anlatılanlarda) gereği gibi (bize) kulluk eden (kendini ibadete veren) bir millet için (amaca ulaşma ve) yeterli olacak nitelikte bir duyuru (bilgi ve mesaj) vardır. *
(*) Kuşkusuz bu Kur’anda ve onun evren ve hayattan, insanların dünya ve ahiretteki akıbetlerinden, iş ve karşılığı kurallarından gözler önüne serdiği ilahi kanunlar... Evet bunda, Allah’ın yol göstericiliğini algılayacak kapasiteye sahip kimseler için bir açıklama ve yeterli bir kanıt vardır. Yüce Allah bunları "Kulluk edenler" diye isimlendiriyor. Çünkü ibadet eden biri, Allah’dan korkan ve algılamaya; düşünmeye ve yararlanmaya hazır bir kalbe sahiptir. Kuşkusuz yüce Allah, tüm insanları doğru yola iletsin diye onlara yönelik bir rahmet olaràk göndermiştir peygamberini. Ama doğru yolu bulmaya hazır ve yetenekli olanlardan başkası da hidayete eremez. Ama Allah’ın rahmeti hem mü’minler hem de mü’min olmayanlar için gerçekleşir… Hz. Muhammed’in -salât ve selâm üzerine olsun-/vahiy yoluyla /getirdiği hayat sistemi, tüm insanlık için mutluluk kaynağı, onları bu hayatta kendileri için belirlenen kemal noktasına ulaştıran bir sistemdir… Bu kitap (Kur’an ise) değişen insanlık hayata için kalıcı bir sistemin temellerini koymuştur. Sürekli gelişen ve değişen hayatın ihtiyaç duyduğu ikinci derecede hükümlerin çıkarılmasını, aynı şekilde bu hükümlerin hayat ve ortamın koşullarına uygun şekilde uygulama yöntemlerini belirlemeyi de insana bırakmıştır. Ama belirlenen bu hüküm ve yöntemler kalıcı sistemin ilkeleri ile çelişmemelidir. Kur’an-ı Kerim düşünme hakkını ve akla düşünme imkânı tanıyan bir toplumu garanti etmekle, insan aklına hareket özgürlüğü tanımıştır. Hayat için belirlediği sistemin sınırları içinde özgürlüğünü kullanmasını öngörmüştür. İnsan hayatının gelişmesi, ilerlemesi ve insan hayatı için bu dünyada belirlenen kemal noktasına erişmesi için bu husus gereklidir… (-Fi-zilalil-kuran)