close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Cinn Sûresi 1. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kul ûhiye ileyye ennehu-steme’a neferun mine-lcinni fekâlû innâ semi’nâ kur-ânen ‘acebâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
De ki: Bana vahyedildi bu gerçekten de; cinlerin bir topluluğu, beni dinlediler de şüphe yok ki dediler, biz, şaşılacak bir Kur'an duyduk.
Hz. Muhammed (s.a.a), amcası Ebu-Talib'le zevcesi Hz. Hadice'nin vefatından sonra pek yalnız kalmış, hicretten iki yıl önce Tâif'e gitmiş, bir müddet sonra Mekke'ye dönerken bu sûre vahyedilmiştir. Cübeyr oğlu Said'in İbn-i Abbas'tan tahricine göre Hz. Muhammed (s.a.a) Mekke'deki Ukâz mevkiine giderken sahabesiyle sabah namazını kılmış, cinler, Kur’an'ı duyup kavimlerine giderek haber vermişlerdir, Tanrı da bunu, bu sûreyle Hz. Muhammed (s.a.a)'e bildirmiştir. Abdullah-ibn-i-Mes'ud, Hz. Peygamberin bir gece Mekke'den kaybolduğunu, nereyi aradılarsa bulamadıklarını, sabahleyin Hira dağı tarafından geldiğini ve cinlerden bir elçi geldi, beni çağırdı; gittim, onlara din tebliğ ettim, Kur’an okudum dediğini rivayet eder (Mecma, 2, 538-539). Cin taifesi, 55. sûrenin 15. ayetine göre alevden yaratılmıştır. Ulvileri, süfileri, inananları, inanmayanları vardır. Türlü şekillerde temessül edebilirler. Hükema mesleğini benimseyenlerse cin ve Şeytanın, insanı doğru yoldan çeviren, çelen insanlarla düşüncelerden ibaret olduğunu, meleklerin de iyiliğe sevk eden kişiler ve kuvvetler bulunduğunu kabul ederek tevil yolunu tutmuşlardır.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey Resulüm!) De ki: Gerçekten Bana vahyolundu(ğuna göre; hicretten 3 yıl öncesinde ve sıkıntılı Taif ziyareti dönüşünde) cinnlerden bir grubun (gelip Benden) işiterek: "Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik" dedikleri (bildirildi.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
De ki: Cinlerden bir topluluğun gelip Kur'ân dinledikleri ve sonra da: “Biz ne güzel bir Kur'ân dinledik” dedikleri bana vahiy yoluyla bildirildi.
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Bana, cinlerden kalabalık bir ekibin Kur'ân'ı dinlediği, herkesi hayretler içinde bırakan, bütün ilâhî kitaplardaki dinî-ilmî esasları içeren, okunan bir kitap, Kur'ân dinledik, dedikleri vahyedildi.” de.
Ahmet Varol
swap_vert close
De ki: "Bana vahyedildiğine göre cinlerden bir grup (Kur'an'ı) dinledi ve şöyle dediler: "Doğrusu biz hayret verici bir Kur'an dinledik.
Bu surenin cinlerle ilgili ayeti kerimeleri hakkında Buhari, Tirmizi ve daha başkaları Abdullah bin Abbas (r.a.)`ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:Resulullah (a.s.) cinlere hitaben bir şey okumuş veya onları görmüş değildir. Ancak ashabından bir grupla birlikte Ukaz çarşısına doğru yola çıktı. Bu arada (yani Resulullah (a.s.)`ın peygamber olarak görevlendirilmesinden sonra) şeytanların göklere yükselerek oralarda bulunanlardan bilgi edinmeleri de engellenmişti. (Şeytanlardan ve diğer cinlerden) öyle bir şeye kalkışanların üzerlerine parlak ateş parçaları atılıyordu. Bunlar toplumlarına dönerek: Bu ancak yeni bir gelişmeden dolayı olabilir. Yeryüzünün doğusunu ve batısını bir dolaşın da bakın ki bu yeni gelişme neymiş" dediler. Onlar da bunun için çıktılar. Tihame tarafına giden grup Resulullah (a.s.)`ın Batnı Nahle`de sabah namazını kılmakta olduğu sırada ona şahid oldu. Kur`an-ı Kerim`i duyunca onu dinlemeye koyuldular ve: "Vallahi sizin göklerin bilgelerine ulaşmanıza engel olan gelişme budur" dediler. Ardından toplumlarına dönerek: "Doğrusu biz hayret verici bir Kur`an dinledik" dediler. Sonra bu olay Resulullah (a.s.)`a vahiyle bildirildi."  
Ali Bulaç
swap_vert close
De ki: 'Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Ey Rasûlüm, Mekke kâfirlerine) de ki: “-Bana, şu gerçek vahy olundu: Bir takım cinler (sabah namazında Kur'an okuduğumu) işittiler de (kavimlerine döndükleri zaman) dediler ki, biz çok hoş bir Kur'an dinledik;
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
De ki: Bana bildirildi ki (gösterildi ki)(*) bir grup cin, (Kur’anı) dinlediler. “Biz harikulade bir Kur’an işittik.” dediler.(**)
(*) Peygamber’in cinleri görüp dediklerini işitmesi ruhanî olduğu ve maddi gözden gizli bir şekilde geçtiği için gizli bilgi demek olan vahiy ile ifade edilmiştir. Bakınız Ahkaf suresi 29. ayet. (**) Veya bana vahyedildi ki, bir grup cin (göğü) dinlemiş “Biz harikulade bir Kur’an işittik” demiştir.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
1,2. De ki: Cinlerden bir grubun, Kur'ân'ı dinleyip toplumlarına şöyle dedikleri bana vahyolundu: “Biz, doğru yola ileten eşsiz bir Kur'ân dinledik. Bu yüzden ona inandık. Artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.” [683][684]
[683] Cinn sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 49.[684] Cin kelimesi hakkında açıklama ve cinlerin çeşitli konulara dair itirafları için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 52-73.  
Besim Atalay
swap_vert close
1,2. Diyesin ki: «Bana vahiy olundu, cinlerden bir bölük, kulak tutarak dediler ki: «Doğru yola götüren, ne güzel bir Kur'anı dinledik bizler, biz ona inanmışız, kimseyi, Tanrımıza hiç de eş tutamayız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Ey Resul!) De ki: “Bana, cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinlediği ve (kendi toplumlarına gidip) şöyle dediği vahyolundu:
Burada geçen “cin” kavramı görünmeyen ve ateşten yaratılan “cin” anlamına gelebileceği gibi mecazen “bölgede bilinmeyen ve uzaklardan gelen, yabancı insanlar” anlamına da gelebilir. Çünkü cinler dumansız ateşten yani ışından/enerjiden (Rahman 55/15) yaratılmış varlıklardır. Madem cinler insan türünden değil, o halde onlara kendi cinslerinden peygamber gelmeli. Nitekim “(O gün Allah zalimlere soracak) Ey cinler ve insanlar (görünmeyen ve görünen akıl sahibi iradeli varlıklar)! Size ayetlerimi anlatan ve böyle bir günle karşılaşacağınızı (haber vererek) sizi uyaran içinizden resuller gelmedi mi? ...” (En’am 6/130) buyrulmaktadır. Bu ayetten de anlıyoruz ki cinlere kendi içerlerinden peygamberler gelmiştir. Ayrıca 16. ayette geçen “biz onların hepsine bolca su (bereket ve rızık) verirdik.” ifadesi de buradaki muhatapların dünyalık varlıklar olduğu yönündedir. Zira ateşten yaratılan ve dünyalık nimetlerle alakası olmayan bir topluluğun yağmurla nasıl bir ilişkisi kurulabilir? Ancak semayı yoklayan ve orada çok güçlü koruyucuları ve ateşli savunma sistemlerini görenlerin ateşten yaratılan cinler olabileceğini düşünebiliriz.  
Cemil Said
swap_vert close
Di ki: "Cinlerden ba’zıları Kur’ân’ı istimâ’ itdikleri bana vahy olundı. O cinler kavimlerine didiler ki: "Fevkal’âde bir Kur’ân dinledik,"
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
1,2. De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
1,2. (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
1-2. De ki: Cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle söyledikleri bana vahyolundu: “Biz, doğru yolu gösteren harika bir okuma dinledik ve ona iman ettik. Artık kesinlikle rabbimize kimseyi ortak koşmayacağız.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
1, 2. (Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.  
 Hz. Peygamber’in Tâif dönüşünde Batn-ı Nahle denen yerde kıldırdığı sabah namazı esnasında, söz konusu cinler Kur’an’ı duymuşlar, dinlemişlerdi. Tefsirler bu sırada Hz. Peygamber’in onları görmediğini, durumun daha sonra bu âyetlerle kendisine bildirilmiş olduğunu belirtmektedir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
De ki, "Bana vahyedildiğine göre, cinlerden bir grup dinlediler ve şöyle dediler:" "Biz ilginç bir Kuran işittik."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Deki vahy olundu bana hakıkat bir takım cinnin dinleyip de şöyle dedikleri: inan olsun biz acâib bir Kur'an dinledik
Emrah Demiryent
swap_vert close
1-2. (Habibim!) De ki: “Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’ân’ı) dinleyip de (kavimlerine döndükleri zaman) şöyle söyledikleri bana vahyolundu: ‘Şüphesiz biz, doğru yola ileten harikulâde güzel bir Kur’ân dinledik de ona îmân ettik. Bundan böyle hiç kimseyi (hiçbir şeyi) asla Rabbimize ortak koşmayacağız.
Erhan Aktaş
swap_vert close
De ki: “Bana, cinlerden¹ bir topluluğun dinledikten sonra gidip; biz gerçekten hayranlık uyandıran bir kur'an² dinledik, dedikleri, vahyolundu.”
1- Yabancılardan. Gördüğümüz- görmediğimiz, bilinen-bilinmeyen, tanınan-tanınmayan, yerli-yabancı, gelmiş geçmiş kim varsa. Kur'an cinn kavramını daha çok bilinmeyen, tanınmayan yani yabancı olan, yabancı yerlerden olan kimseler ve halklar için kullanmaktadır. (29) Cin, kökü mastar olarak, “örtmek, görünmez hale getirmek” demektir. Cinnet, mecnun, cennet, cenin sözcükleri bu köktendir. Aklın örtülmesine cinnet; ağaçlarla, yeşilliklerle örtülmüş toprak parçasına cennet; rahmin örtüğüne cenin; akıl hastası olana (aklı örtülmüş olduğu için) mecnun denemesi, bunların örtünerek görünmez hale gelmiş olmalarındandır. Kur'an'ın; Cahiliye'nin cinn algısı bağlamında, cinn kavramını kullanmış olmasının cinler hakkında ontolojik bilgi olarak görülmesi önemli bir yanılgıdır. Kur'an, Cahiliye'nin cinn algısını sapkınlık olarak nitelemekte ve Cahiliye'nin cinlere atfettikleri nitelikleri reddetmektedir. Kur'an'a göre; cinlerin, üstün varlıklar ve üstün güçlere sahip olduğu inancı cahili bir inançtır. Müşriklerin; Nebi efendimize kâhin, şair, mecnun lakabı takmaları, onların cinn ile ilgili inançlarının bir sonucudur. 2- Hitap, söylev, kelam.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Habîbim) de ki: «Bana şu hakıykat (ler) vahy olunmuşdur: Cin den bir zümre (benim Kur'an okuyuşumu) dinlemiş de (şöyle) söylemişler: — Biz, hakıykî hayranlık veren bir Kur'an dinledik.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Ey Resûlüm!) De ki: “Bana vahyolundu, şu şübhesiz ki, cin'lerden bir topluluk (ben Kur'ân okurken) dinlemiş de: 'Doğrusu biz, hârikulâde güzel bir Kur'ân dinledik!' demişler.”(1)
(1)İbn-i Abbâs (ra)’dan rivâyet edildiğine göre, vaktiyle cinler göğe çıkarlar, oturulacak yerlerde oturur, melekleri dinlerler, bir duyduklarına dokuz katarak işittiklerini kâhinlere anlatırlardı. Peygamber Efendimiz (asm)gönderildikten sonra, kendilerine atılan göktaşları ve yıldız kaymaları ile semâya çıkmaktan men‘ edildiler, haberler kesildi. Hâdiseyi İblis’e anlattılar. İblisin, kendilerine yeryüzünü dolaşmalarını, bunun mutlakā mühim bir sebebi olacağını, onu anlamaya çalışmalarını söylemesi üzerine her tarafa dağıldılar. İçlerinden bir tâife Tihâme’ye geldi ve Resûl-i Ekrem (asm)’ı Batn-ı Nahl denilen bir mevki‘de sabah namazını ashâbıyla berâber edâ esnâsında Kur’ân okurken buldular. Hayranlıkla dinlediler ve itâat ettiler. (İbn-i Kesîr, c. 3, 324)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Resulüm!) De ki: Cinlerden (görülmeyen varlıklardan) bir topluluğun (benim okuduğum Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur’an dinledik. (*)
(*) Bu konuda Hz. Peygambere vahiy yoluyla bilgi verilmemiş olsaydı ne o cinlerden ne de Kur’an’ı okurken kendisini dinledikten sonra iman ettiklerinden haberi olmazdı. Demek ki, cinler gözle görülmezler ve Hz. peygamber de gaybı bilemez. Bu nedenle cinleri görüp onlarla iletişim kurmak vs. mümkün değildir. Eğer Hz. peygamber onları görmemiş ve onlarla iletişim kurmamışsa, başkaları asla onları göremez ve onlarla iletişime geçemez... ((Burada Hz. Peygamber’in Tâif dönüşünde Batn-ı Nahle denen yerde kıldırdığı sabah namazı esnasında, söz konusu cinler Kur’an’ı duymuşlar, dinlemişlerdi. Tefsirler bu sırada Hz. Peygamber’in onları görmediğini, durumun daha sonra bu âyetlerle kendisine bildirilmiş olduğunu belirtmektedir. (Diyanet Vakfı Meali 1. Ayet Açıklaması) Cinler hakkında aşağıdaki tefsir metnine bakılabilir. هذا العالَم هو عالم الجنّ وهو بحسب ما يستخلص من ظواهر القرآن ومن صحاح الأخبار النبوية وحَسَنها نوع من المجردات أعني الموجودات اللطيفة غير الكثيفة،الخفية عن حاسة البصر والسمع، منتشرة في أمكنة مجهولة ليست على سطح الأرض ولا في السماوات بل هي في أجواء غير محصورة وهي من مقولة الجوهر من الجواهر المجردات أي ليست أجساماً ولا جسمانيات بل هي موجودات روحانية مخلوقة من عنصر ناري ولها حياة وإرَادة وإدراك خاص بها لا يُدرى مَداه. وهذه المجردات النارية جنس من أجناس الجواهر تحتوي على الجن وعلى الشياطين فهما نوعان لجنس المجردات النارية لها إدراكات خاصة وتصرفات محدودة وهي مغيبة عن الأنظار ملحقة بعالم الغيب لا تراها الأبصار ولا تدركها أسماع الناس إلاّ إذا أوصل الله الشعور بحركاتها وإراداتها إلى البشر على وجه المعجزة خرقاً للعادة لأمر قضاه الله وأراده.وليس ذلك مما يدخل في أصول عقيدة الإِسلام ولذلك لم نكفر منكري وجود موجودات معيّنة من هذا النوع إذ لم تثبت حقيقتها بأدلة قطعية بخلاف حال من يقول: إن ذكر الجن لم يذكر في القرآن بعد عِلْمِه بآيات ذكره. وأما ما يروى في الكتب من أخبار جُزئية في ظهورهم للناس وإتيانهم بأعمال عجيبة فذلك من الروايات الخيالية. وإنا لم نلق أحداً من أثبات العلماء الذين لقيناهم من يقول: إنه رأى أشكالهم أو آثارهم وما نجد تلك القصص إلاّ على ألسنة الذين يسرعون إلى التصديق بالأخبار أو تغلب عليهم التخيلات وفي الإِخبار عن استماع الجن للقرآن بأنه أوحي إليه ذلك إيماء إلى أنه ما علم بذلك إلاّ بإخبار الله إياه بوقوع هذا الاستماع، فالآية تقتضي أن الرسول صلى الله عليه وسلم لم يعلم بحضور الجن لاستماع القرآن قبل نزول هذه الآية.وأما آية الأحقاف (29) { وإذ صرفنا إليك نفراً من الجن يستمعون القرآن } الآيات فتذكير بما في هذه الآية أو هي إشارة إلى قصة أخرى رواها عبد الله بن مسعود وهي في صحيح مسلم في أحاديث القراءة في الصلوات ولا علاقة لها بهذه الآية. (التحرير والتنوير) وهذا يعنى أيضا أن النبي صلى الله عليه وسلم لم يكن يعلم بأمر هؤلاء الجن الذين استمعوا إليه فى تلك الليلة، حتى أنبأه الله سبحانه وتعالى بذلك، ولم تكن منه فى تلك الليلة دعوة إليهم، وإنما هم الذين دعوا أنفسهم إلى الإيمان، بعد أن استمعوا إلى ما استمعوا إليه من آيات الله ، (التفسير القرآني للقرآن)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Deki “Yabancı (üç ila on kişi) bir topluluğun (Kur’an’ı) dinlediği bana vahiyle bildirildi.” Dinledikten sonra “Bizi şaşkınlık içinde bırakan bir okumayı dinledik.”
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
De ki : "Benim gönlüme bildirildi, işte cinlerin bir kısmı beni dinlemişler, demişler ki: "Biz olağan üstü Kur’an’ı dinledik.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
1, 2. De ki bana vahiyle bildirildi ki birkaç peri Kur/an okuduğuma kulak verip avdetlerinde şöyle dediler: Hakka götürür çok hoş [²], bir Kur/an işittik, O/na iman ettik, bundan böyle Rabbimize hiçbir ferdi şerik koşmayacağız.»;
[1] Mekke'de nâzil olmuş (28) âyettir.[2] Harikulâde, insan sözüne benzemez, örneksiz, emsalsiz.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) De ki: “Cinlerden bir grubun [neferun] Kur’an’ı dinlediği ve şunları söylediği vahyolunmuştur: “Muhakkak ki biz harikulâde bir Kur’an dinledik”.
Kadri Çelik
swap_vert close
De ki: “Şüphesiz bana, cinlerden bir grubun (Kur'an) dinleyip de “Doğrusu biz, hayrete düşüren bir Kur'an dinledik” dedikleri vahyedildi.”
(Mekke’de nazil olmuştur ve 28 ayettir. Cinlerin Kur’an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sure bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice’yi kaybettikten sonra Tâif’e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de Müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı. İşte Nâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem’e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur’an’a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm’ın ileride zafere erişeceğini müjdeliyordu.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey Muhammed! Tüm insanlara ve cinlere seslenerek de ki: “Bana Allah tarafından vahyedildi ki, cinlerden bir grup bir gece benim okuduğum ayetleri gizlice dinlediler ve kavimlerine dönüp onlara şöyle dediler:“Bakın arkadaşlar! Biz, kendisine kulak veren herkesi doğruya ve güzeleileten hârika bir Kur’an dinledik!”
Mekke döneminin sonlarında gönderilen bu sûre, adını birinci ayetinde geçen “Cinn: cinler” kelimesinden almıştır. 28 ayettir.  
Mahmut Özdemir
swap_vert close
De ki: “CİNN’lerden bir neferin, gizlice dinlediği bana vahyedildi; şöyle dediler: ‘Biz, hayret verici bir kur’ân / okuyuş dinledik’ ”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Anlat resulüm: Resul: " Allah tarafından bana bildirildiğine göre, birkaç cin neferi beni dinlemişler ve " kendi cin halkına varıp şöyle demişler: " Yahu biz, öyle harika bir Kuran dinledik ki
Mehmet Çoban
swap_vert close
Ey resulüm! Ayetlerimi inkâr edenlere de ki; “Bana şu bilgiler vahyedildi. Sizin bilmediğiniz benim de bilmediğim yabancı bir topluluk Kur’an-ı dinledi. Aralarında konuşarak; bu gün biz okunan bir şeyi dinledik. Dinlediklerimiz harikaydı!”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
1,2. De ki: “Cinlerden [*] bir grubun (beni) dinlediği ve şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: ‘Şüphesiz ki doğruya götüren [*] harikulade bir Kur’an dinledik ve ona inandık; artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.
[Cin] kelimesi, “örtülü”, “saklı”, “görünmeyen” anlamlarına gelen [cinnî] kelimesinin çoğuludur. Görünmedikleri için saklı varlıkların bir bölümüne [cin/cân] adı verilmektedir. Cinlerin, sanılanın aksine güçsüz oldukları, insanların onları gereksiz yere şımartıp daha da azgınlaşmalarına sebep oldukları, cinlerin çeşitli itiraflarından anlaşılmaktadır. 13. ayette ise, Allah’a güvenen insanlara hiçbir şekilde zarar veremeyecekleri belirtilmektedir. Burada sözü edilen cinler, sorumluluk sahibi kılınan görünmeyen varlıklardır Cinlerin Kur’an’la ilgili bu değerlendirmelerini Tevrat için de yaptıkları Ahkâf 46:30’da dile getirilmektedir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden¹ bir grubun² beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de.
1 Cinn (cânn): Cinnî kelimesinin çoğuludur. Kelimenin kök anlamı: bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Aynı kökten; “cünne”; kalkan, “cenin”; henüz doğmamış çocuk, kabir, “cenan”; kalp, “cennet”; zemini örtmüş bağ-bahçe, “cünun”; delilik, anlamlarına gelir ve hepsinde de bir gizlilik anlamı vardır. Araplar, cinler ile Allah arasında bir soy yakınlığı bulunduğunu söylerler. Onları, Allah’ın ortakları mertebesine çıkarırlar, onları dev, peri, şeytan, şeklinde isimlendirirlerdi ve onlardan yardım dilerlerdi. Cinnin varlığı Kitap ve sünnet ile sabittir ve inkârı, küfrü gerektirir. Cinler, insanlar gibi yeryüzünde bulunurlar. Mü’minleri ve kâfirleri vardır. Cinler insanlar gibi sorumlu olup, onlara da peygamberler gönderilmiştir. (En’âm: 130, Ahkâf: 29-32) Peygamberimiz (s.a.v), cin’lerin davetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşat etmiştir. (Müslim) Peygamber (s.a.v), ashâbıyla Batn-ı Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Kur’an dinlemiş ve Müslüman olmuştur. (Buhârî ve Müslim) İbnu Mes’ud (r.a): Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu. Vadilerde, dağlarda aradık bulamadık. O geceyi, hep endişe içinde geçirdik. Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. ‘Ya Rasûlallah, sizi kaybettik, aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde geçti.’ deyince; ‘Bana, cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum’ buyurdu. (Kurtubî) Cinler, ğaybı bilemezler, (Sebe: 14) Allah’ın peygamberlerine bildirdiği şeyleri de öğrenemezler (Şuarâ: 212), İnsanlardan önce ve ateşten yaratılmışlardır. (Hicr: 27) Fakat boyutları farklı olduğu için görülemezler, erkek ve dişi olanları vardır, evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler, ihtiyarı, genci vardır. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. (Zariyat: 56) Cinlerin yaratılışları, türlü şekillere girmeye, ağır işler görmeye elverişlidir. (Neml: 12, 39) İlk şeytanlaşan varlık olan İblis de cinlerdendir. (Bakara: 24) Felsefecilerin çoğu, özellikle İbnu Sina, Farabî ve Mu’tezile (Müslüman olduklarını söyleyen rasyonalistler) cinlerin varlığını kabul etmezler. Çağdaş Mutezilîler ise ataları kadar cesur davranmayarak cinlere “görünmeyen varlıklar” gibi ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bir kısım yakıştırmalarla iman ve inkâr arasında bir bocalama içerisinde kıvranıp durmaktadırlar. Hatta Cin: 1-2. ayetlerin iniş sebebini ve bu konuda sahabeden gelen rivayetleri görmezden gelerek ve adeta rivayetlerle ve Müslümanların aklıyla alay ederek bunların; “o bölge insanının tanımadığı yabancı insanlar veya Peygamberimizi o görmeden dinleyen bazı kimseler” olarak anlamaya çalışmışlardır. Peygamberimiz onlara İslâm’ı öğretmiştir. (Müslim, Ebû Davûd) Cinler, bizden tamamen farklı yaratıklardır. Onları, büyü gibi kötü işlerde kullanmak, haramdır. Onların iç hallerini, ancak Allah bilir. Bize buna sadece îman etmek, düşer. 2 “Nefer” kelimesi, bir kişi anlamına gelirse de Arapçada genellikle birle üç kişi veya birle kırk kişi için kullanılır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
DE Kİ: “Tanınmayan/bilinmeyen varlıklardan bir kısmının [bu ilahî kelâma] kulak verdikleri ¹ ve sonra [arkadaşlarına şöyle] söyledikleri bana vahyedildi: ‘Biz olağanüstü güzellikte bir hitabe dinledik,
1 Yani, onu dinledikleri ve kabul ettikleri: bu, isteme‘a fiil kalıbının yukarıdaki bağlamda kullanılışının karşılığıdır. Cinn çoğul ismine yüklenebilecek çeşitli anlamlar için (ki burada “tanınmayan/bilinmeyen varlıklar” olarak çevirdim) bkz. Ek III. Orada işaret edildiği gibi, cinn Kur’an’da birçok anlamda kullanılmıştır. Birkaç yerde -mesela bu örnekte ve 46:29-32’de- “o âna kadar görülmemiş olan varlıklar”ı, yani halkın ve Kur’an’ın nazil olduğu kimsenin daha önce hiç rastlamadığı yabancıları göstermektedir. 46:30’da (ki bu örnekteki olay ile bağlantılıdır) geçen cinn, Hz. Musa itikadının mensuplarıydı, çünkü onlar Kur’an’ı “Musa[nınkin]den sonra nazil olmuş bir vahiy” olarak anarlar, böylece ikisinin arasında yer alan Peygamber İsa’dan söz etmeyi ihmal ederlerdi ve aynı şekilde (bu surenin 3. ayetinde) Hristiyanlıktaki Teslis kavramını reddettiklerini gösterirlerdi. Bütün bunlar, bizi, o varlıkların, şimdi Arap toprakları olan uzak bölgelerdeki, muhtemelen Suriye ve hatta Mezopotamya’daki Yahudiler oldukları sonucuna götürür. (Taberî, birçok yerde, bu surede ve 46:29 ve devamında işaret edilen cinn’in Fırat’ın yukarı taraflarındaki bir kasaba olan Nusaybin’den olduklarını söyler.) Ancak, benim bu olay ile ilgili açıklamamın henüz kesinleşmemiş bir görüşten ibaret olduğunu vurgulamak isterim.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
De ki: -Bana, cinlerden bir topluluğun Kuran’ı dinleyip kendi toplumlarına giderek şöyle dedikleri vahyedildi: 46/29...32
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
De ki: “Bana vahyedildi ki,[⁵³⁴²] cinlerden[⁵³⁴³] bir kısmı (bu mesaja) kulak vererek, (dostlarına)[⁵³⁴⁴] şöyle dediler: “Gerçekten de biz olağanüstü güzellikte bir hitap dinledik;
[5342] “Bana vahyedildi” ifadesi, Allah Rasûlü’nün cinleri görmediğinin kesin delilidir. Zira Hz. Nebi’ye bu olay vahiyle haber verilmektedir. İblis’in cinlerden olduğuna, Kehf sûresinin 50. âyeti delildir. Cinlerin insanları gördüğü halde insanların cinleri görmediğini yine Kur’an haber verir (7:27). [5343] Cinlerle ilgili bkz: 34:12; 7:179 ve 46:29, ilgili notlar. Kur’an’da cinn gerçek bir çokanlamlı kelimedir. Kur’an’da duyularımıza kapalı olduğu için bize kendilerini dış duyular yoluyla değil de hissiyat yoluyla duyuran varlıklar (6:100 ve 37:158); esrarlı, gizemli, mevhum şeytanî güçler (7:38; 6:112; 11:119; 32:13); büyü sembolleri (2:102; 6:128, 130; 72:5-6); o zamana kadar görülmemiş, ilk defa görülen veya çok uzaktan gelenler (46:29-32; 72:1-17); ilk muhatapların tasavvurundaki folklorik ve mitolojik güçler (34:12-14; 21:82) gibi farklı anlamlarda kullanılır. Cinler insanın gözeneklerine nüfuz edici tarifsiz bir ateşten/enerjiden yaratılmıştır (15:27; 55:15). Şeytanlar cinlerin yoldan çıkmış olanlarıdır (18:50). Bir hadisten de meleklerin nûr’dan yaratıldığını öğreniyoruz. Nâr da nûr da hem lafzî hem zihnî açıdan birbirinden ayrı şeyler değildir. Ateşten hem ısı çıkar hem ışık. Buna göre ışık meleğe, ısı cine delâlet etmektedir. İnsan ve cin irade sahibi olma itibarıyla benzer, fakat bu dünyadaki hayat düzlemlerinin farklılıkları itibarıyla ayrı varlıklardır. Bunun içindir ki Kur’an’da insan ve cinlere kendi türlerinden rasuller gönderildiği ifade edilir (6:130). Eğer Ahkâf 29-32’den yola çıkarsak, ilk pasajda anlatılan olayın kahramanlarının Hz. Musa’ya inandığı ortaya çıkar. İnsan ve cinlere kendi türlerinden rasul gönderildiği ifade edildiğine göre, bu durumda burada cinn adıyla anılanlar insanlar olmalıdır. Şu halde bu âyetlerde geçen cinin anlamı “görünmeyen varlık” olmaktan çok “bölge insanının görmediği uzak mekânların insanları” olsa gerektir. Belki, Allah Rasûlü haberdar olmadan ve kendilerini görmeden onu dinledikleri için de cinn adını almış olabilirler. Allah en doğrusunu bilir. [5344] Veya: “(kendi kendilerine)”.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) De ki: Bana, cinlerden bir topluluğun, benim Kur’an okuyuşumu dinlediği ve -kavimlerini uyararak "Biz gerçekten hayranlık veren bir Kur'an dinledik,
Osman Fırat
swap_vert close
De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur’ân dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz olağanüstü bir Kur’ân dinledik.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
De ki, bana vahy-olundu ki şüphe yok ki, cinden bir tâife (Kur'-anı) dinlemiş de demişler ki, «Muhakkak biz, bir acâib (bedî') bir Kur'an işittik.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7. De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'ân'ı dinledikten sonra şöyle dediler: “Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'ân dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler. [37, 1;46, 29-33]
Hz. Peygamber (a.s.)’ın Kur’ân dinleyen cinleri görüp görmediği hakkında farklı rivayetler vardır. Hadisçiler cinlerin Kur’ân dinlemek için farklı zamanlarda altı ayrı defa geldiklerini kabul ederler. Hadiseye şahid olan Abdullah İbn Mes’ud (r.a)’ın Efendimizin onları gördüğü şeklindeki tesbiti, birçok müfessirce tercih edilmektedir.Cinlerin insanların dillerini bildikleri anlaşılıyor. Bütün dilleri bilmeseler bile, yaşadıkları bölgenin dillerini öğrendikleri düşünülebilir. 6. âyetle ilgili olarak İbn Abbas (r.a) “Cahiliyede Araplardan biri ıssız bir vadide konakladığında bir tehlikeden korktuğu zaman, o vâdinin büyüğü diye düşünülen cinne sığınırdı.” Allah’ın dünyaya halife kıldığı insanoğlu, Allah’tan gaflet edip cinlere sığınınca, onlar da gururlanmış, azmış ve onlara daha fazla eziyet etmeye başlamışlardı. 6. âyetten, bu anlaşılıyor.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur'an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz harikulade güzel bir Kur'an dinledik.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
1,2. Yâ Muhammed di ki: "Kur'ân okudığımı cinlerden birkaçının işitdikleri bana vahy olundı. Bu cinler (arkadaşlarının yanına 'avdet iylediklerinde) "Biz, hakka ve doğrıya götürür şâyân-ı hayret bir Kur'ân işitdik ve ona îmân itdik. Bundan sonra rabbimize bir kimseyi şerîk itmeyiz."
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
De ki “Bana şunlar vahyedildi: Cinlerin[*] bir kısmı beni dinlemiş ve şöyle demişler: Biz hayranlık uyandıran bir Kur’an (bir söz kümesi), dinledik.
[*] Görünmeyen tüm varlıkların ortak adıdır.  
Şaban Piriş
swap_vert close
De ki: Bir grup cinin, dinleyip şöyle dediği bana vahyedildi:-Biz, hayret verici bir okuma duyduk.
Ümit Şimşek
swap_vert close
De ki: Bana, cinlerden bir topluluğun Kur'ân dinlediği ve sonra da şöyle dediği vahyedildi:(1) “Biz harikulâde bir Kur'ân dinledik.
(1) Âyetin ifadesinden, burada söz edilen olayda Peygamberimizin cinleri görmediği anlaşılmaktadır ki, İbni Abbas’tan gelen rivayet de bu yöndedir (Buhârî, Tefsir 72:1; Müslim, Salât: 149; Tirmizî, Tefsir 72:1). Ancak, Peygamberimizin cinleri gördüğü ve onlara Kur’ân okuduğu vak’alar da vardır. Bunlardan birinde, cinlerin daveti üzerine Peygamberimizin onlara giderek Kur’ân okuduğu bildirilmiştir. (Müslim, Salât: 150; Tirmizî, Tefsir 46:3.) Peygamberimizin cinlere Rahmân Sûresini okuduğuna dair bir Tirmizî hadisi de 55:77’nin açıklamasında geçmişti.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: "Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur'an dinledik."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
1-2. eyit “vaḥy olındı baña kim bayıķ ķulaķ duttı işitmeġe bir bölük perrįlerden pes eyittiler «bayıķ biz işiddük ķur’ān ŧañ ŧoġru yol gösterür ŧoġru yol bulmaķdın yaña. pes įmān getürdük aña. daħı hergiz ortaķ eylemeyevüz çalabumuza kimseyi.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyit yā Muḥammed: Baña vaḥy oldı ki ḳulaḳ dutdı Ḳur’āna cinlerden birbölük. Pes eyitdiler ḳavmlerine: Biz bir ‘acāyib Ḳur’ān işitdük.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Peyğəmbər!) De: “Mənə vəhy olundu ki, bir dəstə cin (Məkkə və Taif arasında sübh namazı vaxtı Qur’anı dinləyib öz həmcinslərinin yanına qayıtdıqları zaman) dedilər: “Biz çox qəribə (təsəvvür edilməz dərəcədə gözəl olan) bir Qur’an eşitdik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Say (O Muhammad): It is revealed unto me that a company of the Jinn gave ear, and they said: Lo! it is a marvellous Qur’an,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Say: It has been revealed(5727) to me that a company of Jinns(5728) listened (to the Qur´an). They said, ´We have really heard a wonderful Recital!(5729)
5727 Revelation may be through various channels, and one of the channels may be a vision, by which the Prophet sees and hears events clearly passing before him. This particular vision may be the same as that referred to more briefly in 46:29-32, where see n. 4809. The Jinns had evidently heard of previous revelations, that of Moses (46:30), and the error of Trinitarian Christianity (72:3). The people from whom they come have all sorts of good and bad persons, but they are determined to preach the good Message of Unity which they have heard and believed in. 5728 For Jinns, see n. 929 to 6:100. (R). 5729 The Holy Qur'an would be to them a wonderful Recital-both in subject matter and in the circumstance that it had come in Arabia among a pagan and ignorant nation.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قُلْ
de ki
اُو۫حِيَ
vahyo- lundu
اِلَيَّ
bana
اَنَّهُ
şu ke-sin ki
اسْتَمَعَ
dinledi
نَفَرٌ
bir top- luluk
مِنَ الْجِنِّ
cinlerden
فَقَالُٓوا
ve dediler
اِنَّا
gerçek-ten biz
سَمِعْنَا
dinledik
قُرْاٰناً
bir Kur'ân
عَجَباًۙ
hayret verici
(Resulüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (Kur'ân'ı) dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Gerçekten biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اَوْحٰى
Fiil-IV
و ح ي
Vahyetti, işaret etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
اِسْتَمَعَ
Fiil-VIII
س م ع
Dinledi, kulak verdi
نَفَر
İsim
ن ف ر
Bir kısım, bir topluluk
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
جِن
İsim
ج ن ن
Cin
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
سَمِعَ
Fiil-I
س م ع
İşitti, dinledi, duydu
قُرْءَان
İsim
ق ر ا
Kur'ân, okuma, okunuş
عَجَب
İsim
ع ج ب
Şaşırtıcı, hayret verici