close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Câsiye Sûresi 18. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Śumme ce’alnâke ‘alâ şerî’atin mine-l-emri fettebi’hâ velâ tettebi’ ehvâe-lleżîne lâ ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Sonra seni, dine ait bir şeriata sahip ettik, artık uy ona ve bilmeyenlerin dileklerine uyma.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey Resulüm!) Sonra Seni de (Hakk Dini ve huzur prensipleri) işinden bir şeriat üzere (memur) kıldık (görevlendirdik). Sen (her hususta) ona (İslam Şeriatına) tâbi ol ve asla bilmeyenlerin (cahillerin) nefsi hevâsına tâbi olma! (Ki İslam Dini Allah’ın adalet ve saadet hükümleridir.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Sonra da ey Muhammed! Seni her türlü iş ve yönetimde bir yol ve hakhukuk düzeni üzere görevlendirdik. Artık sen de o düzene uy, gerçekleri bilmeyenlerin boş arzu ve heveslerine uyma.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bir de, seni, din, devlet, ekonomi, sosyal ve ferdî hayat ile ilgili bir şeriatı öğretmeye, yaşamaya, uygulamaya, benimsetmeye memur olarak hazırlayıp görevlendirdik. Bilmeyenlerin, bilgi toplumu olmayanların şahsî arzu ve ihtiraslarına, bâtıla uyma.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 42/13-15.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Sonra seni de bu işte bir şeriat üzere kıldık. Ona uy ve bilmeyenlerin arzularına uyma.
Ali Bulaç
swap_vert close
Sonra seni bu emirden bir şeriat üzerine kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Sonra (Ey Rasûlüm), seni dinden bir yol (şeriat) üzere görevli kıldık. Onun için sen o şeriata uy da, ilmi olmıyanların arzu ve isteklerine tabi olma.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Sonra seni vahiyden gelen bir şeriat (yasa) üzere koyduk. Sen artık o şeriata uy ve bilmeyen o cahillerin heva ve heveslerine uyma!
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sonra sana da emrimizden bir yasa belirledik; artık ona uy, bilmeyenlerin arzularına uyma!
Besim Atalay
swap_vert close
Sonra seni, din işinde bir yol üzere kıldık, sen o yolda gidesin, bilgisiz olanların uyma havalarına
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sonra (Ey Muhammed!) Sana da insanların uyacakları bir hayat sistemi (şeriat) verdik. O halde bu (yolu) izle ve (hakikati) bilmeyenlerin boş arzu ve heveslerine uyma!
Bkz. 3/19 ve dipnotu. 5/48 ve “şeriat” la ilgili dipnotu, 42/13  
Cemil Said
swap_vert close
Ândan sonra biz seni rasûl intihâb itdik ve sana bir şerî’at virdik. Sen âna tâbi’ ol, hiçbir şey bilmeyenlerin arzularına tâbi’ olma.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sonra da seni din işi konusunda açık bir yola koyduk. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sonra seni de bu konuda ilâhî vahye dayalı bir yola koyduk. Onu izle, bilmeyenlerin arzularına uyma!
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.  
 Kureyş ileri gelenleri Hz. Peygamber’i devamlı olarak atalarının dinine dönmeye çağırıyor ve bunda ısrar ediyorlardı. Âyet-i kerime uyulacak dinin İslâm olduğunu ve başka isteklere kapılmamak gerektiğini hatırlatmaktadır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Sonra sana da din konusunda bir yasa verdik; sen ona uymalısın, bilmeyenlerin keyfine uyma.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Sonra emirden bir şerîat üzere seni me'mur kıldık, onun için sen o şerîate ittiba' eyle de ılmi olmıyanların hevalarına uyma
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sonra seni de din hususunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy (maya devam et. Allah’a ortaklar koşmak gibi bir sapkınlığı, inanç hâline getirerek, ilâhî hükümleri reddeden, seni kendi bâtıl inançlarına çağıran, o haddi aşmış olan) câhillerin (müşriklerin) isteklerine uyma.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Sonra da seni buyruklardan apaçık bir şeriat¹ sahibi yaptık. Öyleyse ona uy! Bilmeyenlerin² hevalarına³ uyma.
1- Yol, yöntem, yasa. 2- Gerçeği kavramamış olanların. 3- Tutku, istek ve kuruntularına.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Sonra (Habîbim) seni de (dîn) emr (in) den bir şeriatın üstüne me'mur kıldık. O halde sen ona tâbi' ol. Bilmezlerin hevâ (ve heves) lerine uyma.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Sonra da seni o emir hakkında (din husûsunda) bir şeriat (bir yol ve usûl) üzerinde kıldık.(1) Artık (sen) ona tâbi' ol; ve bilmeyenlerin (nefsânî) arzularına uyma!
(1)“O bürhân-ı Hakk (Hakk’ın delîli) ve sirâc-ı hakīkat (hakīkat güneşi olan Hz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm), öyle bir din ve şeriat göstermiştir ki; iki cihânın saâdetini te’mîn edecek desâtîri câmi‘dir (düsturları içinde toplamıştır). Ve câmi‘ olmakla berâber, kâinâtın hakāikını (hakīkatlerini) ve vezâifini(vazîfelerini) ve Hâlık-ı Kâinât’ın esmâsını ve sıfâtını (kâinâtın yaratıcısının isimlerini ve sıfatlarını), kemâl-i hakkāniyetle (dosdoğru) beyân etmiştir. İşte o İslâmiyet ve şeriat, öyle bir tarzda muhît (kuşatıcı) ve mükemmeldir ve öyle bir sûrette kâinâtı kendiyle berâber ta‘rîf eder ki, onun mâhiyetine dikkat eden elbette anlar ki; o din, bu güzel kâinâtı yapan zâtın, o kâinâtı kendiyle berâber ta‘rîf edecek bir beyannâmesidir ve bir ta‘rifesidir. Nasıl ki bir sarayın ustası, o saraya münâsib bir ta‘rife yapar. Kendini vasıflarıyla göstermek için, bir ta‘rife kaleme alır. Öyle de, din ve Şeriat-ı Muhammediye’de (asm) öyle bir ihâta (kuşatıcılık), bir ulviyet (yücelik), bir hakkāniyet görünüyor ki, kâinâtı halk ve tedbîr (yaratan ve idâre) edenin kaleminden çıktığını gösterir. O kâinâtı güzelce tanzîm eden kim ise, şu dîni güzelce tanzîm eden yine O’dur. Evet o nizâm-ı ekmel (kâinâttaki en mükemmel düzen), elbette bu nazm-ı ecmeli (en güzel bir tertîb olan İslâmiyet’i) ister.” (Zülfikār, 19. Mektûb, 91-92)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Ey Resulüm!) Sonra seni de bu emirden (din ve dünya işlerinde insanların uyacakları) bir şeriat (hukuk ve hayat sistemi) üzerinde kıldık; öyleyse sen (yalnız) ona uy ve sakın (hakikati) bilmeyenlerin hevalarına (tutku, istek ve kuruntularına) uyma. *
(*) [Şeriat] kelimesi Arap dilinde sözlük olarak “su kaynağına giden yol”, “insanların ırmaklardan ve benzeri şeylerden su almaya vardıkları yer anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla “şeriat”, suyun canlı hayat için vazgeçilmezliği noktasında insan hayatı için huzur ve sosyal refah yolunu gösteren ahlaki ve pratik hayata dair kurallar sistemini ifade eden “kanun”, “hukuk”, “dini ve dünyevî bir nizam”, “hayata dair emirler”, “ilkeler”, “esaslar”, “prensipler” gibi anlamlar içermektedir… (M. Okuyan Meal Açıklaması) Yani sadece Kur’an’a dayalı şeriat, insana ruhî tatmin ve sosyal refah yolunu gösteren ahlakî ve pratik bir “kurallar sistemi”ni ifade eder: Bu nedenle yalnız Kur’an’a dayalı şerait terimin en geniş anlamıyla yüce Allah’ın vahiy yoluyla gönderdiği bütün “dinî kuralları” ifade etmektedir. Yani içtihatlara, uydurma hadislere, bu uydurma hadislerin etkisi altında yazılan tefsirlere, fıkhı mezhep ve meşreplere göre oluşturulan bir şeriat, İslam (Kur’an) şeriatı değildir. Zira İslam şeriatı, sadece ilahi vahyin tek kaynağı olan Kur’an’a dayanmaktadır. Bu nedenle Kur’an’a dayalı olmayan her şeriat, beşeri bir şeriattır… Ayetin son cümlesine gelince: Müşriklerin ileri gelenleri Allah Resulünü devamlı olarak atalarının dinine dönmeye çağırıyor ve bunda ısrar ediyorlardı. Bu ayet ise, uyulacak dinin sadece İslâm dini ve Kur’an’a dayalı İslam şeriatı olduğunu ve başka isteklere kapılmamak gerektiğini hatırlatmaktadır.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sonra sana da (yeryüzünde) yapacağın işlerde takip edeceğin bir yol (şeriat) belirledik, o yola uy. Bilmeyenlerin arzularına uyma.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sonra sana din işlerinde bir töre edindirdik. Artık ona uy. Sakın kendini bilmezlerin dürtülerine kapılma.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Sonra seni din işinde şeriat sahibi [⁵] kıldık. Artık sen buna tâbi ol [⁶], tevhidi bilmeyenlerin arzularına uyma.
[5] Veya seni dinin doğru ve açık bir yolunda tuttuk.[6] Bir şey bozmaksızın hem hakkında, hem başkalarında ahkâmını icra et.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) seni de (din ve dünya) işinde kaynağa götüren bir yola [şeri’at]⁶ sahip kıldık. Öyleyse ona tabi ol, bilmeyenlerin heva ve heveslerine/arzularına tabi olma.
6 Şeriat kelimesi “ş-r-a” kökünden gelir. Bu kök öz Arapçada, “devenin çölde su içmeye gittiği patika yol”a denir. Yani ana yola çıkaran tâli yoldur ve insanı kaynağa götürür. Daha sonra bu kelime, dinin yorumlanmasına, içtihatlara, dinde oluşturulan kurallar ve hukuk düzenine ad olmuştur.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sonra seni de bu emirden (dinden) bir şeriat üzerinde kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin hevalarına uyma.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Sonra ey Muhammed, seni de bütün Peygamberlerin insanlığa getirdikleri bu dinde yeni bir hukuk düzeni, bir şeriat ile görevlendirdik ve hepinizi, kıyâmete kadar insanlığı aydınlatacak bu yasalara itaat etmekle yükümlü kıldık; o hâlde, ona uy, ilâhî hükümleri reddeden câhillerin arzu ve heveslerine uyma!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Sonra yine seni Emr’den bir şeriat / bir yol üzere kıldık. Bundan böyle ona uy! Bilmez kimselerin hevâlarına uyma!
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sonra seni de bu yolun yolcusu yaptık. Artık sen de bu yolu izle. Sakın ola cahillerin keyfine göre hareket etme.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Sana da yaşayacağın düzenin yasalarını gönderdik! Gönderdiğimiz yasalara uy! Gerçeklerden habersiz olanların arzularına, heveslerine uyarak yasalarımızdan ayrılmak gibi bir hataya düşme!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sonra da seni iş (din) konusunda bir [şeriat] [*] (kanun) sahibi kıldık. Sen ona uy; [*] bilmeyenlerin isteklerine uyma!
[Şeriat] kelimesi Arap dilinde sözlük olarak “su kaynağına giden yol”, “insanların ırmaklardan ve benzeri şeylerden su almaya vardıkları yer” anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla “şeriat”, suyun canlı hayat için vazgeçilmezliği noktasında insan hayatı için huzur ve sosyal refah yolunu gösteren ahlaki ve pratik hayata dair kurallar sistemini ifade eden “kanun”, “hukuk”, “dini ve dünyevî bir nizam”, “hayata dair emirler”, “ilkeler”, “esaslar”, “prensipler” gibi anlamlar içermektedir.,Vahye uymayla ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:103, dipnot 1.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Sonunda seni de buyruğumuzdan bir şeriat¹ sahibi kıldık. Sen sadece ona uy ve sakın (hakkı) bilmeyenlerin arzularına uyma.²
1 Şerîat: İnsanların ırmaklardan su almaya vardıkları yer, açık ve geniş yol demektir. Din şeriatı da istiâre olarak Allah’ın bir toplum için gerekli olan “hukuk sistemini” göstermek için kullarına peygamberleri aracılığıyla gönderdiği ve onları hakka götüren yol yani “din”, anlamında kullanılır. Çünkü insanlar Allah’ın emirlerine ve rahmetine ancak onunla ulaşırlar. Şerîat’ın çoğulu “şerâyi” dir. Şerîat’ın eş anlamlısı olan “Şir’a” da sözlükte; yol, mezheb, metot, âdet, benzer, suya giden yol, anlamlarına gelir. Şir’a, şeriat şeklinde de kullanılmış olup aynı kökten geldikleri için ikisi de aynı anlama gelir. Mutasavvıflar; şir’anın dinin genel hükümleri yani şeriat, “minhac”ın ise; bir delil getirmeyip şeriatın da üzerinde olan, dinin en mükemmel yaşayış biçimi (!) olan “tarikatlar” olduğunu söylemişlerdir. Bu; tamamen mesnetsiz ve keyfi bir yorumdan ve yeni bir din icat etmekten başka bir şey değildir. Ancak şerîat kelimesi diğerlerine göre daha çok şöhret kazanmış, bütün emir ve yasakları ve diğer hükümleriyle “İslâm dini” karşılığında kullanılmıştır. Buna göre, “İslâm şeriatı” denildiği zaman daima; Allah’ın Muhammed (s.a.v) aracılığı ile insanlara gönderdiği “İslâm dini ve onun özellikle amele ilişkin hükümleri” anlaşılır. Şâri’; Şeriât koyan, teşrî’ ise; Şerîat koymak, kanun çıkarmak demektir. Âyetlerden anlaşıldığı üzere şerîat ve eş anlamlısı olan kelimeler, Allah’ın insanlar için koyduğu bütün hükümleri kapsamaktadır. Bu hükümleri koyanın bizzat Allah olması itibarıyla O’na “Şâri-i Hâkim” veya “Şâri-i Evvel” denildiği gibi, aynı isimler Hz. Peygamber için de kullanılır. Çünkü o da bir peygamber olarak, hükümler koymuş veya Kur’an’ın hükümlerini tamamlayıcı esaslar getiren “Şâri-i Sâni”dir. Ancak O’nun koyduğu hükümler vahyin kontrolü altındadır. O’ndan vahye aykırı bir söz, fiil veya takrir zuhur ederse, Allah bunu düzeltir. Yanlış olan veya değişmesi gereken hükmün yerini vahiy alır. Kur’an’da: “O, istek ve arzusuna göre konuşmaz. Onun (söyledikleri) vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm: 3-4) buyurulur. İslâm Şerîatı temelde Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas delillerine dayanır ve müctehid imamlarca bir sistem halinde açıklanmıştır. Ebû Hanîfe, Şâfiî, Mâlik b. Enes ve Ahmed b. Hanbel’in temsil ettiği fıkıh ekolleri şer’î hükümleri bir bütünlük içinde sistemleştirdiler. Ana prensipler ortak olmakla birlikte ayrıntılarda farklı tefsir ve teviller İslâm hukukuna esneklik kazandırdı. Böylece çeşitli ülke ve kültür yapısı içinde yaşayan Müslümanlar bu esnekliklerden yararlanarak tercih ettikleri yönde İslâm’ı yaşama ve uygulama imkânı buldular. Bir hükmün İslâmî nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır. İslâm’ın amele yönelik esaslarını kapsayan şerîat hükümlerini klâsik fıkıh kaynakları; “ibadetler, muâmeleler ve ceza hukuku” adı altında üç ana bölümde incelemiştir. “Bir imama inanıp bağlanmayı” inanç esası haline getiren “şîa”, kendine özgü, kapalı devre ve tek yanlı kaynaklara dayalı bir İslâm toplumu oluşturmuştur. Bazı Müslüman görünmek zorunda olanların da; Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemek için İslâm’la şeriat’ın ayrı ayrı şeyler olduğunu söylemeleri ve bazılarının da fıkhı kabul etmeyerek kendilerince yeni bir mezheb, hatta din uydurmaları tenkite bile değmeyecek basitliktir. 2 Şeriat aslında mastardır. Sonra açık ve geniş yola isim yapılmış ve bu yola; “şer’, şir’a ve şeriat” denilmiştir. Bu da dinde Allah’ın yolu için istiare edilmiştir. Burada (شَر۪يعَةٍ)de tenvin tazim içindir. Emir, din işi yahut Allah’ın emri demektir. Yani bu Kur’an’da beyan olunduğu üzere Allah’ın sana vahiy ettiği emir ve nehyinden bir büyük ve geniş yol, muazzam bir şeriat üzere seni memur ettik. Onun için o şeriate uy, kendini ona uydur da bilmeyenlerin hevalarına uyma. Zira Allah’ın ahkâmına ilmi bulunmayan veya ilmin gereklerine tâbi olmayan kimseler sırf kendi keyif ve heveslerinin arkasından koşarlar. Hevalar ise ferde göre değişir, İsraîl Oğulları gibi ihtilafa düşürür, Allah’ın gazabına götürür. Şerîat ise toplar, tevhit ile rızasına götürür. Şerîatı takip et de cahillerin hevalarına uyma. (Elmalılı)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve son olarak ¹⁷ [ey Muhammed,] seni [imanın] hedefini gerçekleştireceğin bir yola ¹⁸ koyduk: O halde bu [yolu] izle ve [hakikati] bilmeyenlerin ¹⁹ boş arzu ve heveslerine uyma.
17 Lafzen, “ondan sonra” veya “sonunda” (sümme) -yani, önceki toplulukların imanın gerçek amacını kendi pratik hayatlarında gerçekleştirememelerinden sonra.18 Lafzen, “[imanın] hedefi yoluna”: bkz. yukarıdaki 15. not. Şerî‘at teriminin kelime anlamı, “su kaynağına giden yol” olduğundan ve suyun da organik hayat için vazgeçilmez düzeydeki unsur olması sebebiyle, bu terim, zamanla insana ruhî tatmin ve sosyal refah yolunu gösteren ahlakî ve pratik bir “kurallar sistemi”ni ifade etmeye başlamıştır: bu nedenle şerî‘at, terimin en geniş anlamıyla “dinî kurallar”ı ifade etmektedir. (Bu bağlamda bkz. 5:48’in ikinci bölümü ile ilgili not 66.)19 Yani, davranışlarını Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile yönlendirmeyen yahut önceliği buna vermeyenlerin -ve bu nedenle sadece değişken dünyevî şartlar çerçevesinde “doğru” olarak gördükleri şeylerin etkisi altında hareket eden kimselerin.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Sonra sana emrimizden din ve dünya işleriyle ilgili konularda bir yol/şeriat gösterdik. Artık sen bu yolu izle sakın hak ve hukuk bilmeyenlerin yoluna uyma! 2/120, 5/48, 42/13
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Son olarak seni de, (değişmeyen) evrensel buyruğun parçası olan (değişken) bir şeriat üzere kıldık:[⁴⁴⁸³] o yolu izle, sakın ha (kendini) bilmezlerin keyfî yargılarına uyma!
[4483] el-Emr, değişmez ilâhî yasaları temsil eden “evrensel buyruk”tur. Her yerde, her zaman ve mekânda aynıdır. Fakat o evrensel buyruktan bir parça olan şerîat, değişken ve tarihseldir. Mesela Musa ümmetine veya Muhammed ümmetine göre değişmiştir. (Benzer bir ibare ve tahlili için bkz: 42:52, not 67.) Şeri‘at teriminin türetildiği şir‘a, kişiyi suyun kaynağına ya da kaynağa giden ana yola götüren tâli yol demektir. Yani insanı hayata (suya) bağlayan yola çıkaran tali yol. Kelime burada tüm peygamberlerin ortak kaynağına kendi zaman ve zeminlerinden açılan özgün yol ve yöntemleri ifade eder. “Şeriat” terimi sonradan, dinin kaynağı olan vahiylerden elde edilen pratik kurallar bütününe isim olmuştur.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) sonra seni de apaçık bir şeriat sahibi kıldık, o halde sen O’na tabi ol (müşriklerden yüz çevir) o kendini bilmezlerin hevâ heveslerine iltifat etme.
(Olur olmaz sözlerine hiç aldırış etme. Çünkü Allah’ın hükümlerini hiçe sayan o kişiler yalnız kendi zevk ve heveslerinin arkasında koşarlar, hevâ ve heves ise kişiyi Allah’ın gazabına götürür.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Sonra da seni emrimizden olan işler konusunda bir şeriat üzerine koyduk ve sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Sonra seni (din) emrinden bir şeriat üzerine (memur) kıldık. Artık sen ona tâbi ol, bilmezler olanların hevâlarına tâbi olma.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Sonra din işinde, seni ayrı bir şeriat yoluna koyduk. Sen ona tâbi ol, gerçeği bilmeyenlerin keyiflerine uyma. [42, 13-15]
İsrailoğulları bütün insanlara yönelik din hizmetini yürütemeyince Allah bu hizmeti Hz. Muhammed (a.s.)’ın ümmetine verdiğini bildirmektedir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Sonra seni de buyruk(umuz)dan bir şeriate (bir hukuk düzenine) koyduk. Sen ona uy, bilmeyenlerin keyiflerine uyma.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sonra, Yâ Muhammed! Seni emr-i dînde bir şerî'at üzerine kıldık ki ona tâbi' ol. Müşriklerin hevâlarına tâbi' olma.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sonra seni bir kurala (şeriata) göre görevlendirdik; sen ona uy; kendini bilmezlerin arzularına uyma.
Şaban Piriş
swap_vert close
Sonra sana da, emrimiz ile bir yol gösterdik. Ona uy. Bilmeyenlerin heveslerine uyma.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz seni dinde geniş bir yol üzere kıldık. Artık ona tâbi ol; bilmeyenlerin heveslerine uyma.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Daha sonra seni, iş ve yönetimde bir şerîat/bir yol-yöntem üzerine koyduk. Artık ona uy! Bilmeyenlerin keyifleri ardınca gitme!
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
andan eyledük seni bir yol üzere işden işinden pes uy aña daħı uyma nefsi dileklerine anlaruñ kim bilmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Andan ṣoñra ḳılduḳ seni bir şerī‘at üzere dīn emrinde. Pes uy aña. Daḫıhevāsına uyma bilmeyen kişilerüñ.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Sonra (ya Rəsulum!) səni də dində şəriət sahibi (bir şəriət üzrə qaim) etdik. Sən ona (o şəriətə) tabe ol və (haqqı) bilməyənlərin nəfslərindən gələn istəklərə uyma! (Yoxsa özünü məhvə düçar edərsən! Peyğəmbər mə’sum olduğu üçün Muhəmməd əleyhissəlama göndərilən bu əmrlər əslində onun ümmətinə aiddir).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And now have We set thee (O Muhammad) on a clear road of (Our) commandment; so follow it, and follow not the whims of those who know not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Then We put thee on the (right) Way(4756) of Religion: so follow thou that (Way), and follow not the desires of those who know not.
4756 Shari'ah is best translated the "right Way of Religion", which is wider than the mere formal rites and legal provisions, which mostly came in the Madinah period, long after this Makkan verse had been revealed.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
ثُمَّ
sonra
جَعَلْنَاكَ
seni kıldık
عَلٰى شَر۪يعَةٍ
bir şeriat üzerinde
مِنَ الْاَمْرِ
emirden
فَاتَّبِعْهَا
artık ona tabi ol
وَلَا تَتَّبِـعْ
ve tabi olma
اَهْوَٓاءَ
hevâlarına
الَّذ۪ينَ
o kimse- lerin ki
لَا يَعْلَمُونَ
bilmiyorlar
Sonra da seni emirden (olan dini konularda) bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona tabi ol, bilmeyenlerin hevâlarına (nefsani arzu ve isteklerine) uyma!
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
شَرِيعَة
İsim
ش ر ع
Şeriat
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
اِتَّبَعَ
Fiil-VIII
ت ب ع
Tabi oldu, uydu, peşine düştü, takip etti
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اِتَّبَعَ
Fiil-VIII
ت ب ع
Tabi oldu, uydu, peşine düştü, takip etti
اَهْوَٓاء
İsim
ه و ي
Hevâlar
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi