Câsiye Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Câsiye Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 45. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 37 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 65. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

2. Âyet

تَنْز۪يلُ الْـكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ

(Bu) Kitâb'ın indirilmesi, Azîz, Hakîm (bütün şeref ve kudretin sahibi olan ve her işinde hikmetle hayır olan) Allah tarafındandır.

3. Âyet

اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ

Şüphesiz, göklerde ve yerde mü'minler için birçok âyetler vardır.

4. Âyet

وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ

Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın yeryüzünde) yaydığı hareket eden her bir canlıda kesin olarak iman eden bir toplum için (nice) âyetler (ibret ve deliller) vardır.

5. Âyet

وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

Gecenin ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda), ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde ve rüzgârları (değişik yönlerden) estirmesinde de aklını kullanan bir toplum için âyetler (ibret ve deliller) vardır.

6. Âyet

تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ يُؤْمِنُونَ

İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. (Resulüm!) Biz onları sana hak ile okuyoruz. Artık (onlar), Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?

7. Âyet

وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ

Yazıklar olsun! Her bir iftiracı günahkâra!

8. Âyet

يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ

O, Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra (büyüklük taslayarak) kibirlenir, sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) ısrar eder. (Sen) Onu elem verici (iç yakan) bir azap ile müjdele.

9. Âyet

وَاِذَا عَلِمَ مِنْ اٰيَاتِنَا شَيْـٔاًنِ اتَّخَذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌۜ

(O) Âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman (hemen) onları alaya alır. İşte onlar için (hesap günü) aşağılayıcı bir azap vardır!

10. Âyet

مِنْ وَرَٓائِهِمْ جَهَنَّمُۚ وَلَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْـٔاً وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۜ

Arkasından cehennem (vardır). (O gün) Kazandıkları şeyler de Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Artık onlar için büyük bir azap vardır.

11. Âyet

هٰذَا هُدًىۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌ۟

Bu (Kur'ân), bir hidâyettir. Rabblerinin âyetlerini inkâr edenlere gelince, onlara da en kötüsünden elem verici (iç yakan) bir azap vardır.

12. Âyet

اَللّٰهُ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ ف۪يهِ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَۚ

Allah, emri ile içinde gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan (rızkınızı) aramanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Umulur ki şükredersiniz.

13. Âyet

وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından (bir lütuf olmak üzere) sizin hizmetinize vermiştir. Elbette bunda (enine boyuna düşünüp) tefekkür eden bir kavim için âyetler (ibret ve deliller) vardır.

14. Âyet

قُلْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ اَيَّامَ اللّٰهِ لِيَجْزِيَ قَوْماً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(Resulüm!) İman edenlere söyle, (Allah'ın) her bir kavmi (yapıp) kazandıkları sebebiyle cezalandırması için Allah'ın (vaad edilen) günlerine kavuşmayı ummayanları bağışla(yıp onlara aldırma)sınlar! (Çünkü onları cezalandırmak Allah'a aittir.)

15. Âyet

مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۘ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

Kim sâlih bir amel işlerse kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapmış olur. Sonra (hepiniz) Rabbinize döndürüleceksiniz.

16. Âyet

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا بَن۪ٓي ٔاِسْرَٓاي۪لَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ

Andolsun ki Biz, İsrâîloğulları'na kitap, hüküm ve nübüvvet verdik. Onları temiz şeylerden rızıklandırdık ve (yine) onları (kendi zamanlarında) âlemler üzerine faziletli kıldık.

17. Âyet

وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

Onlara emirden (olan dini konularda) apaçık deliller verdik; ama onlar kendilerine ilim (olarak vahyimiz) geldikten sonra sadece aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

18. Âyet

ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ

Sonra da seni emirden (olan dini konularda) bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona tabi ol, bilmeyenlerin hevâlarına (nefsani arzu ve isteklerine) uyma!

19. Âyet

اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ

Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar. Şüphesiz zalimler birbirlerinin dostlarıdır. Allah da muttakilerin (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanların) Veliyy'si (gerçek ve hakiki dostu)dur.

20. Âyet

هٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

Bu (Kur'ân), insanlar için basiretler (hakkı gösteren bir nûr)dur. Kesin olarak iman eden bir toplum için de bir hidâyet ve bir rahmettir.

21. Âyet

اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟

Yoksa kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini iman edip sâlih ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

22. Âyet

وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Allah, gökleri ve yeri (her şeyi yerli yerinde) hak (ve hikmet) ile yaratmıştır. Böylece (kıyamet günü) herkes kazancına göre karşılık görür ve onlara asla zulmedilmez.

23. Âyet

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

(Resulüm! Nefsinin) Hevâsını (arzu ve isteklerini) kendisine ilâh edinen ve Allah'ın (ezeli olan) bir ilim üzere (küfürdeki inadı yüzünden) dalâlette bıraktığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hâlâ (bunu) tezekkür ed(erek düşünüp ibret al)maz mısınız!

24. Âyet

وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

Fakat (kâfirler) Dediler ki: "Hayat sadece dünya hayatımızdan ibarettir. (Burada) Ölürüz ve (burada) yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder." Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.

25. Âyet

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman onların, "eğer doğru söyleyenlerden iseniz, o hâlde atalarımızı (diriltip geri) getirin" demelerinden başka bir delilleri yoktur.

26. Âyet

قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟

(Resulüm!) De ki: "Allah size hayat verir, sonra öldürür. Sonra sizi hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplar; fakat insanların çoğu (bunu) bil(ip idrak et)mezler.

27. Âyet

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ

Göklerin ve yerin mülkü (hakimiyet ve hükümranlığı yalnız) Allah'ındır. (Kıyamet) Saatin(in) gelip çattığı gün (var ya), işte o gün (âyetlerimizin hükmünü iptal etmeye çalışarak) bâtıla sapanlar (büyük bir) hüsrana uğrayacaklardır.

28. Âyet

وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠قف كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(O gün) Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır (onlara şöyle denilir), "bugün, yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz!"

29. Âyet

هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

"Bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır; çünkü Biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk."

30. Âyet

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ

İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, Rabbleri onları rahmetinin içine alır. İşte, apaçık kurtuluş (ve saadet) budur.

31. Âyet

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠قف اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْـبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْماً مُجْرِم۪ينَ

(Ama) Kâfirlere gelince (onlara da şöyle denir), "size âyetlerim okunmadı mı? Fakat siz kibirlenip (büyüklük taslayarak nefsinin hevâsına uyan) mücrim bir kavim oldunuz."

32. Âyet

وَاِذَا ق۪يلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ ف۪يهَا قُلْتُمْ مَا نَدْر۪ي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَناًّ وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِن۪ينَ

(Size) "Allah'ın vaadi haktır, (kıyamet) saat(inin geleceğiy)le ilgili hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise, "(kıyamet) saatin(in) ne olduğunu bilmiyoruz, onun bir zan(dan ibaret) olduğunu sanıyoruz ve biz (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" demiştiniz.

33. Âyet

وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

(O gün) Yaptıkları şeylerin kötülükleri onlara görünmüş ve kendisiyle alay edip durdukları (azap) onları kuşatıvermiştir.

34. Âyet

وَق۪يلَ الْيَوْمَ نَنْسٰيكُمْ كَمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا وَمَاْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ

Ve (onlara) denilir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz (ve azabın içinde bırakırız). Sizin yeriniz ateştir ve size yardım edecek hiç kimse yoktur!"

35. Âyet

ذٰلِكُمْ بِاَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُواً وَغَرَّتْكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ

"Bunun böyle olmasının sebebi; siz, Allah'ın âyetlerini alaya aldınız ve dünya hayatı sizi aldattı." Artık bugün onlar ne ateşten çıkarılır ne de özür dilemeleri kabul edilir.

36. Âyet

فَلِلّٰهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَرَبِّ الْاَرْضِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Hamd, göklerin Rabbi ve yerin Rabbi, (bütün) âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

37. Âyet

وَلَهُ الْكِبْرِيَٓاءُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۖ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Göklerde ve yerde büyüklük (azamet) yalnız O'na aittir. O Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şerefin ve kudretin kendisine ait olduğu, her işinde hikmet ve hayır olan tek zattır).

Câsiye Sûresi Hakkında

Mekke devrinde muhtemelen Duhân sûresinden sonra ve Ahkaf sûresinden önce nâzil olmuştur. “Hâ-mîm” ile başlayan ve Mushaf’ta ardarda gelen yedi sûrenin altıncısıdır. Kûfeliler’in sayımına göre otuz yedi, diğerlerine göre otuz altı âyettir. Bu fark, sûre başındaki “hâmîm” harflerinin müstakil bir âyet sayılıp sayılmamasından ileri gelmektedir. Fâsıla*sı (م، ن) harfleridir. Adını, yirmi sekizinci âyette geçen ve “diz çökmüş” veya “bir araya gelmiş” anlamlarına gelen câsiye kelimesinden alır. Ayrıca on sekizinci âyetteki şerîat ve yirmi dördüncü âyetteki dehr kelimelerinden dolayı bu sûreye Şerîat sûresi ve Dehr sûresi de denilmiştir.

Kaynaklarda nüzûl sebebi hakkında herhangi bir olaydan söz edilmemektedir. Diğer Mekkî sûrelerde olduğu gibi bunda da iman ve itikad konuları ele alınmakta, özellikle âhirete iman meselesi üzerinde durulmaktadır. Sûre birbiriyle bağlantılı olan üç ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde (âyet 1-11) vahyin önemine ve buna inanmanın gereğine dikkat çekilmektedir. Çünkü vahiy yegâne galip ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir. Vahiy haberlerinin doğruluğunu ve Allah’ın üstün kudretini gösteren deliller o kadar çoktur ki yaratılış ve hayat olaylarından ibret alanlar için buna inanmak güç değildir. Yeniden dirilişi inkâr edenler, kuruyup ölmüş olan yerin gökten yağan yağmur sayesinde yeniden canlandığını görmezler mi? Aslında Kur’an bir hidâyettir. Fakat kâfirler kibirleri ve günaha olan meyilleri yüzünden iman etmeye yanaşmazlar; ayrıca âyetleri hafife alır, onlarla alay ederler. Birinci bölüm, söz konusu inkârcılara maddî ve mânevî etkisi büyük bir azabın uygulanacağını bildiren âyetle son bulur. İkinci bölümde (âyet 12-21) ilâhî vahyin doğruluğunu ispat eden aklî ve naklî deliller sıralanır. Göklerde, yerde ve denizlerde Allah’ın kudretini gösteren olaylara dikkat çekildikten sonra vaktiyle İsrâiloğulları’na da kitap, nübüvvet ve hikmet verilmiş olduğu hatırlatılır ve Allah’ın peygamber göndermesinin yadırganacak bir şey olmadığı anlatılır. Zalimler birbirinin yardımcısıdır; ancak onların çabalarının peygamberi görevinden vazgeçirmeye yetmeyeceği, çünkü Allah’ın iyilerin dostu ve yardımcısı olduğu bildirilir. İkinci bölüm, Kur’an’ın basîret ve rahmet vesilesi olduğunu, hiçbir zaman inananlarla inanmayanların aynı değerde olmadığını bildiren âyetle son bulur. Üçüncü bölüm (âyet 22-37), âhirete ve hesap gününe inanmayanların düşünce tarzına ve zihniyetlerine yer verir, bu zihniyetin ne kadar temelsiz ve tutarsız olduğunu açıklar. Nefsanî düşünce ve arzularını putlaştıranlar, “Bize göre hayat bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir, bizi ancak zamanın akışı (dehr) helâk eder” derler. Bir de, “Madem ki öldükten sonra yeniden dirilmek varmış, öyleyse haydi bize ölmüş atalarımızı diriltip getirin” gibi sözler sarfederler. “Âhiret hakkında bir şey bilmiyoruz, fakat öyle bir şey olacağını da sanmıyoruz” diyerek zan üzerine hüküm yürütürler. Halbuki Allah’ın sözü haktır ve kıyamet mutlaka kopacaktır. İnsanların bütün fiilleri kayda geçmiş olup o gün bu fiillerinin karşılığını göreceklerdir. İman edip iyi işler yapanlar ilâhî rahmete ve büyük mükâfata nâil olacaklardır. Kibir ve inatları yüzünden Allah’ın âyetlerini alaya alanlar ve dünya hayatına aldanıp inkâra sapanlar ise cehenneme atılacaklardır. Onlar cehennemde âdeta unutulacaklar, kendilerine ne ilgi gösterilecek ne de özürleri dinlenecektir. Sûre, bütün âlemlerin rabbi olan, göklerde ve yerde kendisinden başka azamet (kibriyâ) sahibi bulunmayan Allah’a hamd ve tâzimle son bulur.

Câsiye sûresini okumanın faziletine dair Übey b. Kâ‘b’dan nakledilen ve bazı tefsir kitaplarında yer alan (Zemahşerî, IV, 232), “Hâ-mîm-Câsiye sûresini okuyan kimsenin günahlarını kıyamet gününde Allah bağışlar ve heyecanını teskin eder” anlamındaki hadisin ve benzerlerinin mevzû olduğu kabul edilmiştir (Zerkeşî, I, 432).

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredat, “csv” md.; Lisânü’l-ǾArab, “csv” md.; Buhârî, “Tefsîr”, 45/1; Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), IV, 224-232; Kurtubî, el-CâmiǾ, XVI, 156-178; Zerkeşî, el-Burhân, I, 432; Aynî, ǾUmdetü’l-karî, Beyrut 1972, XVI, 8-10; Âlûsî, Rûhu’l-meǾânî, VIII, 58-74; Elmalılı, Hak Dini, V, 4305-4326; Ömer Rıza Doğrul, Tanrı Buyruğu, İstanbul 1947, II, 772-776; Muhammed et-Tâhir b. Âşûr, Tefsîrü’t-tahrîr ve’t-tenvîr, Tunus 1984, XXV, 323-378.

Emin Işık