O (Kur’an’ın aslı) Levh-i Mahfuz’da (varlık âlemine dair ilâhî bilgilerin kayıtlı olduğu lavhada) bulunmaktadır.*
(*) Yani: Ne cin ne şeytan o kaynağı bulandıramaz. Kitâbun mubîn ve imâmun mubîn diye de anılan Levh-i Mahfuz (“akıl sır ermez bir korunmuş anakart” veya “sınırsız merkezi bellek”), vahiy dâhil bütün bir varlık âlemine dair ilâhî bilginin kayıtlı tabiatını ifade eder. Tıpkı insan hafızası gibi bu kayıt, kâğıtla kalemle izah edilemez. Zaten levhin mahfûzindeki belirsizlik, onun akla hayale sığmayan bir “merkezî hafıza” olduğunu ifade eder ve bu yapısıyla, “Allah Rasûlü’nün vahyi yazdırdığı sayfalardır” türünden bir yorumun imkânını dilsel olarak daha baştan yok eder… (M. İslamoğlu Meali 22. Ayet Açıklaması) Ayrıca inkârcıların “O, sihirdir, beşer sözüdür, öncekilerin efsaneleridir” gibi asılsız iddialarla inkâr ettikleri Kur’an’ın –onların bu tür iddialarının aksine– levh-i mahfûzda korunmuş Allah kelâmı ve şanı yüce Kur’an olduğu vurgulanmıştır. Sözlük anlamı “korunan levha” olan levh-i mahfûz terimi hakkında müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir: a) Bütün nesne ve olaylara ilişkin ilâhî ilim ve takdirin kayıtlı bulunduğu, mahiyetini bilemeyeceğimiz bir kitaptır (Râzî, XXXI, 125; Kurtubî, XIX, 299; Elmalılı, VIII, 5696). b) Kur’an’ın levh-i mahfûzda olduğunun belirtilmesi, onun hiçbir zaman tahrif edilmeyeceğini, her dönemde bütün keyfî ilavelerden, çıkarmalardan ve lafzî değişikliklerden korunacağını ifade eder. Nitekim Kur’an başından günümüze kadar, bunun için hem ezberlenerek hem de yazılarak korunmuş olup kıyamete kadar da korunacağında kuşku yoktur (bk. Esed, III, 1255; bu konuda daha geniş bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Levh-i Mahfûz”, DİA, XXVII, 151).