close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Beyyine Sûresi 1. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Lem yekuni-lleżîne keferû min ehli-lkitâbi vel-muşrikîne munfekkîne hattâ te/tiyehumu-lbeyyine(tu)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Vaz geçemezlerdi kafirlikten kitap ehlinden kafir olanlar ve şirk koşanlar, kendilerine apaçık kesin bir delil gelmedikçe.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Kitap Ehlinden ve müşriklerden (olan) kâfirler; kendilerine apaçık bir delil (Nebi, Kitap, kanıt) gelinceye kadar, (bulundukları bâtıl ve berbat durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (Bu nedenle yeni bir peygambere ve İlahi vahye ihtiyaç vardı.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
İster Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirler, ister bize de kitap verildi diyenler, isterse Allah'tan başkalarına ilahlık yakıştıranlardan olsun kendilerine apaçık delil gelinceye kadar hiçbir kimse bulundukları hayat tarzından ayrılacak değillerdir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kutsal kitaplarda müjdelenen, oğulları gibi tanıdıkları âdil önder Allah'ın Rasulü Muhammed, hak delil Kur'an ile tebliğ görevine başlayıncaya kadar, ehl-i kitaptan ve müşriklerden küfürde ısrar edenler, inkardan-yeni bir peygamber beklentisinden vazgeçmiş değillerdi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler kendilerine açık bir delil gelinceye kadar (bağlı bulundukları dinden) ayrılacak değillerdi.
Ali Bulaç
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Ehl-i kitab (Yahûdi'lerle Hristiyanlar) ve müşriklerden (putlara tapanlardan) o kafir olanlar, kendilerine açık bir hüccet gelinceye kadar (üzerinde bulundukları dinden) ayrılacak değillerdi.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
1, 3. Ehl-i kitaptan ve Allah’a ortak koşanlardan olan o kâfirler, haktan ayrı sayılmazlar Allah’tan onlara bir peygamber: beyine (açık delil) gelmedikçe.. Onlara doğru yasalar ve bilgiler olan tertemiz sahifeler (vahiy mesajlarını) okuyan Allah’tan gelen bir Peygamber...
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar tutumlarından vaz geçecek değillerdi. [786]
[786] Beyyine sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 263.  
Besim Atalay
swap_vert close
1,2,3. Kitaplı olan kâfirler ile Tanrıya eş koşanlar —Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber onlara, doğru yazılmış kitaplardan, arı, duru sayfalar okuyan bir tanık gelene dek — dinlerinden ayrılmış değillerdir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Ehli Kitap olan (Yahudi ve Hıristiyanlardan) kâfir olanlarla müşrikler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar (üzerinde bulundukları dinden) ayrılacak değillerdi.
Cemil Said
swap_vert close
Ehl-i kitâb olan kâfirler le müşrikler ’alâmet-i zahîre görindiği zamân dahî senden ayrıldılar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
1,2,3. Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kitap ehlinden inkâr edenler ile Allah’a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
1-2. Ehl-i kitap’tan ve müşriklerden hakkı inkâr edenler, kendilerine açık kanıt ve Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfaları okuyan bir elçi gelinceye kadar (hakkı inkârcılıktan) ayrılacak değillerdir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Edip Yüksel
swap_vert close
Kitap halkının inkarcıları ve putperestler, kendilerine açık delil/kanıt gelmesine rağmen yollarını terketmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden (Hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ehli kitab ve müşriklerden o küfredenler: infilâk edecek değildi gelinciye kadar kendilerine beyyine
Emrah Demiryent
swap_vert close
Hakkı inkâr eden ehl-i kitap ve müşrikler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürden) vazgeçecek değillerdi.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Kitap Ehli'nden ve Müşriklerden gerçeği yalanlayan nankörler, kendilerine beyyine¹ gelmeden ayrılığa düşmüş değillerdi.
1- Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
1,2,3. Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'nî) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan âzâde ve) temiz sahîfeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (gûyâ intizaar edeceklerdi, dînlerinden) ayrılacak değillerdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kitab ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine beyyine (apaçık delil)gelinceye kadar (bulundukları dinden) ayrılacak kimseler değildi.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Açık delil (gösteren, tebliğ yapan son elçi) kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden (hakkı) inkâr etmiş olanlar çözülecek (bulundukları durumdan, kendi inanç sistemlerinden ayrılacak) değillerdi. *
(*) Burada eleştiri konusu edilen “Ehl-i kitap”tan maksat, özellikle o dönemde Medine ve çevresinde yaşayan Yahudilerle Hıristiyanlar; “müşrikler”den maksat ise dönemin putperest Araplar’ıdır. Her ne kadar burada Hz. Peygamber’in yakın çevresinde bulunan iki grup inkârcı zikredilmişse de hüküm geneldir, bütün insanlığı ilgilendirmektedir. Ayrıca aynı âyet, söz konusu grupların, kendilerine elçi ve kanıt gelmedikçe, gönderilmedikçe cezalandırılmayacakları şeklinde de yorumlanmıştır (bk. Ebû Hayyân, VIII, 498; Şevkânî, V, 557-558). Bu son anlam âyetin bağlamına daha uygun görünmektedir. Yüce Allah, insanları iyiyi kötüden ayırt edecek yeteneklerle donatmış olmakla birlikte yine de, merhametinin bir sonucu olarak, açık kanıt göndermediği ve mesajının ulaşmadığı kimseleri yaptıklarından dolayı kimseye azap etmeyeceğini haber vermiştir… Tefsir (Kur’an Yolu) İşte o inkâr etmiş olanlar, Kur’an’dan temiz sayfalar okuyacak bir Allah Resulü gelinceye kadar bulundukları hâl ve vaziyetten, din ve inançtan ayrılacak değillerdi. Öyle bir “beyyine” gelmedikçe tamamen hak ve tevhit dinini bilip de yerleşecek ve hallerini değiştirecek bir durumda bulunmuyorlardı ve bunda özürlü olabilirlerdi. Zira “Biz, (mesajlarımızı tebliğ eden) bir elçi göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsra: 15) âyeti bunu bildirmektedir. Fakat öyle bir beyyine, bir Allah Resulü geldikten sonra inkâra sapıp da eski hallerinden ayrılmamakta ısrar etmelerine hiçbir sebep ve mazeret olamazdı. Yani, onların foyaları, Hz. Peygamber ve Kur’an gelince ortaya çıktı. Zîrâ onlar, daha önce en doğru kimselerin kendileri olduğunu, söyleyerek halkı kandırıyorlardı. (Elmalılı) Kitap ehli ile müşriklerin üzerinde birleştikleri inkâr, son elçi ve son vahiydi. Müşrikler şirki hayat tarzı haline getirdikleri için böyle adlandırıldılar. Kitap ehli bazen şirke düşseler de şirki hayat tarzı haline getirmedikleri için farklı bir kategoriye tâbi tutuldular) (M. İslamoğlu Meal Açık…)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Ehli kitaptan ve Allah’a ortak koşanlardan doğruları inkâr edenler, kendilerine açıklayıcı ayetler gelinceye kadar, kendi inançlarından vazgeçmediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Kitaplılardan, eş koşanlardan tanımaz olanlar kendilerine apaçık kanıt gelinceye dek dinlerinden ayrılacak değildirler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Ehl-i Kitap/tan ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine aşikâr bir hüccet
[4] Medine'de nâzil olmuş (8) âyettir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kitap ehlinden ve Allah’a ortak koşanlardan inkâr edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılığa düşmüş değillerdi.
Kadri Çelik
swap_vert close
Kitab ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar, kendilerine (özürlerini ortadan kaldıracak) apaçık bir delil gelinceye kadar, (kendi hallerine) salıverilecek değillerdir.
(Açık delil manasına gelen ve birinci ayette geçen “beyyine” kelimesi sureye ad olmuştur. Talâk suresinden sonra Medine’de nazil olmuştur ve 8 ayettir. Bu surede küfre sapanlardan ve müşriklerden söz edilmiş, onların bazı davranışları anlatılmış, inanan ve iyi işler yapanların kurtuluşa ereceği ifade edilmiştir.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
İster Kitap Ehli olarak bilinen Hıristiyanlar ve Yahudiler olsun, isterse âhireti, Peygamberleri ve kutsal kitapları inkâr eden müşrikler olsun, Allah hakkında yanlış düşüncelere kapılarak inkâra saplananlar, kendilerine apaçık bir delil gelmedikçe ve içine saplandıkları bâtıl inancın yanlışlığını gözler önüne seren apaçık bir delil önlerine konmadıkça, durumlarını değiştirecek, zulüm ve inkârdan vazgeçecek değillerdi.
Hicretten hemen sonra indirilmiştir. Adını, birinci ayetinde geçen ve Kur’an’a işâret eden “Beyyineh: açık delil, kanıt” kelimesinden almıştır. 8 ayettir.  
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Kitap ehlinden ve Müşrikler’den inkâr etmiş olanlar, kendilerine BEYYİNE / Açık Belgeler gelinceye kadar ayrışmış değildi.
Mehmet Çakır
swap_vert close
İnkarcı ehlikitap ile çok tanrıcı müşrikler arasında, Kuran nazil olana kadar hiçbir sorun yoktu.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yahudi ve Hristiyanlardan Resulümüz Muhammed’i, O’nunla gönderilen Kitabı inkâr edenler ile Allah’a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar küfürden ayrılacak değillerdi. Onlar Allah’ın yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma yetkisini insanlarda görerek, insanları ilahlık mertebesine çıkarıp, Allah’a ortak etmişler, Allah’ın yasalarını inkâr ederek insanların yasalarına uymuşlardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
[Beyyine] [*](apaçık bir elçi) kendilerine gelinceye kadar kitap ehlinden ve müşriklerden bazı nankörler (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Ayette geçen [el-beyyinetü] kelimesi “açık ve kesin delil” anlamına gelmekte, bir sonraki ayetin işaretiyle bunun “elçi, Hz. Muhammed” olduğu anlaşılmaktadır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
1,2,3. Kitap ehlinden¹ ve müşriklerden² olan kâfirler,³ kendilerine açık delil olarak, Allah tarafından gönderilen ve içerisinde en doğru hükümler bulunan, tertemiz sahifeleri okuyan bir Peygamber gelinceye kadar, (diğer kâfirlerden) ayırt edilecek değillerdi.⁴
1 Ehl-i Kitap: Kendilerine peygamberler vasıtasıyla kitap gönderilen geçmiş ümmetler demektir. Peygamber Efendimizin yaşadığı dönemde ve Arap yarımadasında “ehl-i kitap”tan anlaşılan, o bölgede yaşayan “Yahudiler ve Hıristiyanlar” idi. Bu sebeple de Kur’an kimin kastedildiğinin anlaşılması için bu Yahudi ve Hıristiyan toplumlarından önceleri ehl-i kitap olarak bahsetmiştir. Ancak daha sonra gelen ayetlerle bunların içerisinden bir kısım özellikleri taşıyanların ehl-i kitap sayılmayıp kâfir oldukları açıkça beyan edilmiştir. Kur’an’a göre Allah’a inanıp kendilerine gönderilen peygamberlere, peygamber olarak îman edenler, gerçek ehl-i kitaptır. Aslında Allah, Yahudilik ve Hıristiyanlık adı altında bir din göndermemiştir. Zira Allah’ın peygamberleri ile gönderdiği dinlerin genel adı, Kur’an’a göre “İslâm Dini”dir. Yahudilik ve Hıristiyanlık ise daha sonra insanların keyiflerine göre tanımladıkları dinlerin adıdır. Yahudiler ve Hıristiyanlar aşağıdaki sebeplerden dolayı ehl-i kitaplıktan ayrılmışlardır. 1- Yahudiler, Üzeyr’i, (Tevbe: 30) Hıristiyanlar da Hz İsa (a.s.)’ı Allah’ın oğlu, (Maide 17) olarak kabul etmişler ve böylece kâfir olmuşlardır. 2- Hıristiyanlar, Allah’ın dışında ayrıca hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i kendilerine Rabler edinerek kâfir olmuşlardır. (Tevbe: 31) 3- Yahudiler ve Hıristiyanlar Allah’a oğullar isnat ederek şirk koşmuşlardır. (Beyyine: 1-3) 4- Yahûdîler: “Allah, insanlara hiçbir şey göndermemiştir” diyerek, Allah’ı lâyıkıyla tam olarak tanımlayamayarak ve gerçek Tevrat’ı basit kâğıt parçalarına dönüştürerek, kendi kitaplarını dahi inkâr etmişlerdir. (Maide: 91) 5- Hıristiyanlar, “Allah, ancak Meryem’in oğlu Mesih”tir diyerek de kesinlikle kâfir olmuşlardır. (Maide: 17) Bazıları “Gerek kitap ehlinden, gerekse müşriklerden olan kâfirler, Rabbinizden size herhangi bir hayır indirilmesini asla arzu etmezler. Hâlbuki Allah, Rahmetini dilediğine tahsis eder. Çünkü Allah, çok büyük lütuf sahibidir.” (Bakara 105) ayetini delil gibi göstererek, “Yahudi ve Hristiyanların bazen şirke düşseler de şirki hayat tarzı haline getirmediklerini” söyleyerek ehl-i kitap yağcılığı yapsalar da bu ve benzeri birçok ayete göre “ehl-i kitap olduğu söylenen” Yahudi ve Hristiyanlar tam bir kâfir ve müşriktir. Konuyla ilgili geniş açıklama için Bk. (Nisa: 59, 162 ve dipnotları)2 Müşrik: Kur’an’da iki manada kullanılır ki biri zahirî, diğeri hakikîdir. Zahirî müşrik, açıktan açığa Allah’a eş koşan ve birden fazla ilaha inananlardır. Buna göre Ehl-i Kitab’a müşrik denmez. Hakikî müşrik de hakikaten tevhide ve İslam’a iman etmeyen gayr-i müslimler’dir. Bu manaya göre Ehl-i Kitab olan Yahudi ve Hıristiyanlar dahi müşriktirler. Zira bunlar zahiren tevhit iddialarına rağmen hakikatte Allah’a çocuk isnat ederler. Konuyla ilgili geniş açıklama için Bk. (Bakara: 221, Tevbe: 28 ve dipnotları)3 Burada kastedilen kâfirler, öncelikle ehl-i kitaptan olduklarını iddiâ edip de Allah’a çocuk isnat edenlerdir. Bunlar, Kur’an’a ve Rasûlullah’a îman etmedikleri müddetçe kâfirdirler ve bunlar hakkında kâfirlere uygulanan hükümler uygulanır. Bk. (Bakara: 105, Mâide: 72, 73, Tevbe: 30, Ankebut: 46, Haşr: 2, 11, Beyyine: 1, 6) 4 Bunlar işte o “oku” diye okunması emrolunan Kur’ân sayfaları ve Kur’ân sûreleridir. O kâfirler, böyle temiz sayfalar okuyacak bir Allah Rasulü gelinceye kadar bulundukları hâl ve vaziyetten, din ve inançtan ayrılacak değillerdi. Öyle bir “beyyine” gelmedikçe tamamen hak ve tevhit dinini bilip de yerleşecek ve hallerini değiştirecek bir durumda bulunmuyorlardı ve bunda özürlü olabilirlerdi. Çünkü “Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsra: 15) âyeti bunu bildirmektedir. Fakat öyle bir beyyine, bir Allah Rasulü geldikten sonra küfre sapıp da eski hallerinden ayrılmamakta ısrar etmelerine hiç bir sebep ve mazeret olamazdı. Yani, onların foyaları, Hz. Peygamber ve Kur’an gelince ortaya çıktı. Zîrâ onlar, daha önce en doğru kimselerin kendileri olduğunu, söyleyerek halkı kandırıyorlardı. (Elmalılı)  
Muhammed Esed
swap_vert close
HAKİKATİ inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından isterse Allah’tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan [olsunlar]- ¹ kendilerine hakikatin açık kanıtları gelmeden [O’nun tarafından] gözden çıkarılacak değillerdir:
1 Yani, dayandıkları hiçbir semavî kitap olmayan puta-tapıcılar yahut animistler (kelimenin antropolojik anlamıyla).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden bu vahye inanmak istemeyen kâfirler, kendilerine hakikatin apaçık belgeleri Kuran gelinceye kadar ayrılığa düşmemişlerdi. 2/213, 5/48, 7/157-158
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
İNKÂRDA ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı edinenlere mensup olsunlar-[⁵⁸³⁶] kendilerine hakikatin açık delili[⁵⁸³⁷] gelinceye kadar çözülecek değillerdi![⁵⁸³⁸]
[5836] Kitap ehli ile müşriklerin üzerinde birleştikleri inkâr, son Rasul ve son vahiydi. Müşrikler şirki hayat tarzı haline getirdikleri için böyle adlandırıldılar. Kitap ehli bazen şirke düşseler de şirki hayat tarzı haline getirmedikleri için farklı bir kategoriye tâbi tutuldular (Krş: 2:105). [5837] el-Beyyine burada “herhangi bir delili” değil, belirliliğin de delâlet ettiği gibi “her delili” kapsar. Bir sonraki âyet bu delilin “risalet” olarak tecelli ettiğini söyler (Krş: Ferrâ). [5838] Bazı müfessirler bu sûrenin ilk üç âyetine mâna vermekte hayli zorlanmışlar ve bunları Kur’an’ın en zor âyetleri saymışlardır (Vahidi’den nklen Râzî). Özellikle munfekkîn kelimesi onları çok yormuştur. Tercihimize alternatif olabilecek iki mâna daha vardır: 1) “..kendilerine hakikatin açık delilleri gelinceye kadar (kendi inanç sistemlerinden) kopmayacaklardı”. Bu vakıaya aykırıdır. Zira müşriklerin yarısı ve kitap ehlinin çoğu Nebi geldikten sonra da inkârı sürdürdüler. Zaten âyetin girişindeki ellezine keferu süren durumu ifade etmektedir. Kaldı ki, sûrenin 4. âyeti benzer bir mânayı zaten söyleyecektir. 2) “..kendilerine hakikatin açık delili olan (nebî) gelinceye kadar (onun geleceğini ilan etmekten) geri durmadılar.” Bu mânâ kitap ehli için geçerli olsa da, ihmal edilebilir bir azınlık dışında müşrikler için geçerli değildir. Zira onlar nebî beklemiyorlardı. Tercihimiz, bu üç âyetteki ihtimalleri teke indirmek için onlarca sayfa tahlil yapan İbn Teymiyye’nin de katılarak naklettiği hocası İbnu’l-Cevzi’nin tercihine yakındır. İbnu’l-Cevzi munfekkîni munfasılîn ve zâilîn olarak mânalandırır (et-Tefsiru’l-Kebir VII, 3-27). İbn Teymiyye tercihine “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor” âyetini şahit gösterir. Fakat bizce “başıboşluk” değil, infial kalıbının da delâlet ettiği gibi “çözülme ve dışlanma” söz konusudur. Burada dile gelen hakikat, şu âyette ifadesini bulur: “Helâk olan açık bir delil ile (beyyinetin) helâk olsun, yaşayan da yine açık bir delil ile yaşasın” (8:42).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden küfredenler, kendilerine apaçık bir delil (bir peygamber) gelinceye kadar, dinlerinden (küfürlerinden) vazgeçmeyeceklerdi!..
(Her iki taraf da dört gözle o Peygamber’i bekliyorlardı!.. Nitekim kitap ehli müşriklerden ezâ gördüklerine, "Dünyaya Tevrat ve İncil’de yazılı va’ad edilmiş bir peygamber gelecek, o bizden olacak, ona tabi olarak sizden intikam alacağız" diyorlardı. Onlara karşı müşrikler de, "Şayet o va’ad edilen Peygamber zuhur eder ve bizden olursa, biz de ona tabi oluruz sizin hakkınızdan geliriz" diyorlardı.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Kitap ehlinden kafir olanlar ile O müşrikler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ehl-i kitaptan ve müşriklerden kâfir olanlar kendilerine apaçık bir hüccet gelinceye değin (küfürlerinden) ayrılacak değillerdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Gerek Ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, kendilerine o açık ve kesin delil gelmedikçe, inkârlarından ayrılacak değillerdi.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden (hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık kanıt gelinceye dek (halleri üzere) bırakılacak değillerdi (mutlaka kendilerine açıklama gelecekti).
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ehl-i Kitâb'dan küfür idenlerle müşrikler kendilerine hak ve bâtılı ayıran peygamber ve kitâb geldikden sonra bile küfürlerinden ayrılmazlar.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Ehl-i kitaptan[1] kafir olanlarla müşrikler[2], kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir.[3]
[*] Kitaplarında uzman olan kişiler [2] Buradaki المشركين kelimesi الضين كفروا üzerine atfedilmiştir. Mecrur olması cerr-i civar sebebiyledir. Yani yakınındaki kelime mecrur olduğu için lafzen mecrur, manen merfudur. [3] وَالْمُشْرِكِينَ kelimesini A'meş والمشركون şeklinde okumuştur. (el-Keşf v'el-beyân – Se'lebi Tefsiri) Bu durumda o âyetin meâli şöyle olur: Ehl-i kitaptan kâfir olanlarla müşrikler, kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine açık belgeler gelinceye kadar ayrılanlar olmadılar.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kitap Ehlinden kâfir olanlar ile müşrikler, kendilerine delil gelinceye kadar dinlerinden ayrılacak değillerdi.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Ehlikitap'tan küfre sapanlarla müşrikler, kendilerine beyyine/açık kanıt gelinceye kadar çözülüp ayrılacak değillerdi.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
1-3. olmadı anlar kim kāfir oldılar kitāb ehli’nden ya'nį yāhūdį naśrānį daħı müşriķlerden ayırılıcılar tā gele anlara ḥüccet ya'nį muḥammed ya'nį yazılmış āyetlerdür. Tañrı’dan oķır kitāblar arınmış anlaruñ içinde kitāblardur ŧoġru.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Olmadı ol kişiler ki kāfir oldılar kitāb ehlinden ve müşriklerden, ayrılmaz‐lar gelmeyince özlerine delīl ve ḥüccet.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Kitab əhlindən (yəhudilərdən və xaçpərəstlərdən) kafir olanlar və müşriklər özlərinə açıq-aşkar bir dəlil gəlməyənə qədər (dinlərindən) ayrılan deyildilər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Those who disbelieve among the People of the Scripture and the idolaters could not have left off (erring) till the clear proof came unto them,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Those who reject (Truth), among the People of the Book(6221) and among the Polytheists,(6222) were not going to depart (from their ways) until there should come to them Clear Evidence,-(6223)
6221 The People of the Book immediately referred to are the Jews and the Christians, who had received scriptures in the same line of prophecy in which came our Prophet. Their scriptures should have prepared them for the advent of the greatest and last of the Prophets. For the Jewish scriptures promised to the Jews, cousins or brethren to the Arabs, a prophet like Moses: "The Lord thy God will raise up unto thee a Prophet from the midst of thee, of thy brethren, like unto me; unto him ye shall hearken" (Deut. 18:15). And Christ promised a Comforter (John, 14:16; 15:26; and 16:7; see my n. 5438 to 61:6) almost by name. The People of the Book fell from the true, straight, and standard religion, into devious ways, and would not come to the true Path until (they said) they were convinced by the arrival of the promised Prophet. But when the promised Prophet came in the person of Muhammad, they rejected him, because they really did not seek for Truth but only followed their own fancies and desires. 6222 The Polytheists, the Pagans, had not previously believed in any scriptures. But yet, when clear evidence came to them, they should have believed. Yet they rejected the Prophet because they were not really searching for Truth, but were only following their own fancies and desires. 6223 The Clear Evidence was the Prophet himself, his life, his personality, and his teaching.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
لَمْ يَكُنِ
olmadı
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
كَفَرُوا
kâfir oldular
مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ
ehl-i kitaptan
وَالْمُشْرِك۪ينَ
ve müşriklerden
مُنْفَكّ۪ينَ
ayrılanlar
حَتّٰى
ta ki
تَاْتِيَهُمُ
onlara gelin- ceye dek
الْبَيِّنَةُۙ
apaçık bir delil
Ehl-i kitaptan ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَهْل
İsim
ا ه ل
Ehl, halk, aile, sahip
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
مُشْرِك
Etken fiil-IV
ش ر ك
Müşrik, müşrik erkek, Allah'a şirk koşan
مُنْفَكِّين
Etken fiil-VII
ف ك ك
Ayrılanlar
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
بَيِّنَة
İsim
ب ي ن
Apaçık delil, apaçık mucize