Beyyine Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Beyyine Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 98. sûresidir. Medenî bir sûredir, 8 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 100. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

لَمْ يَكُنِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ مُنْفَكّ۪ينَ حَتّٰى تَاْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُۙ

Ehl-i kitaptan ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.

2. Âyet

رَسُولٌ مِنَ اللّٰهِ يَتْلُوا صُحُفاً مُطَهَّرَةًۙ

(İstedikleri bu apaçık delil de) Allah tarafından (gönderilen ve onlara) tertemiz sahifeleri (yani âyetleri) okuyan bir resuldür.

3. Âyet

ف۪يهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌۜ

(Hiç kuşkusuz o resul onlara gelmiştir ve ona inen) O (sahifeler)de dosdoğru (olan ilâhi) kitaplar(ın apaçık hükümleri) vardır.

4. Âyet

وَمَا تَفَرَّقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُۜ

Hâl böyleyken kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller onlara geldikten sonra (yine) ayrılığa düştüler.

5. Âyet

وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ حُنَفَٓاءَ وَيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكٰوةَ وَذٰلِكَ د۪ينُ الْقَيِّمَةِۜ

Hâlbuki onlara, dini yalnız O'na has kılan (hakka yönelmiş) hanîfler olarak Allah'a (hiçbir şeyi şirk koşmadan O'na âbd olup) kulluk etmeleri, namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)maları, zekâtı ver(erek nefislerinin cimriliğini temizle)meleri emrolunmuştu. İşte dosdoğru din de budur.

6. Âyet

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِۜ

Ehl-i kitaptan ve müşriklerden kâfir olanlar, (âhirette) içinde ebedi kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte yaratılmışların en şerlileri onlardır.

7. Âyet

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ

İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, işte yaratılmışların hayırlıları da onlardır.

8. Âyet

جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ

Onların Rabbleri katındaki mükâfatları, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, (onlar da) O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu (mükâfat), Rabbinden haşyet duy(up onun sevgisini kaybetmekten kork)an kimseler içindir.

Beyyine Sûresi Hakkında

Mekkî olduğuna dair çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte diğer bazı rivayetlere ve bilhassa Buhârî’de yer alan bir hadise göre (Buhârî, “Tefsîr”, 98/1-3) Medine devrinde nâzil olmuştur. Sûrenin üslûp ve muhtevası, onun hem Mekke hem de Medine devrinin özelliklerini taşıdığını göstermekte, din konusunda vahiy ve nübüvvetin kesin belge olduğunu bildiren ilk beş âyet Mekkî sûreleri, müşriklerle birlikte Ehl-i kitap’tan ve müminlerden söz eden son üç âyet ise Medenî sûreleri andırmaktadır. Sûrenin nüzûlü ile ilgili değişik rivayetler bu özellikleriyle birlikte ele alınacak olursa Mekke devrinin sonlarında veya Medine devrinin başlarında nâzil olduğu söylenebilir. Sekiz âyet olup fâsılası (هـ) harfidir.

Sûre, adını birinci âyette geçen ve “kesin belge” anlamına gelen el-beyyine kelimesinden almaktadır. Yine sûrenin başlangıcını oluşturan “lem yekün” lafzıyla, ayrıca içinde geçen kelimelerden alınmış Münfekkîn, Kayyime ve Beriyye gibi adlarla da anılmaktadır.

Sûrenin ilk beş âyetinde, gerek Ehl-i kitap’tan olan inkârcıların gerekse müşriklerin Hz. Peygamber’in zuhuruna kadar bu durumlarını sürdürdükleri hatırlatılmış, Tevrat ve İncil’de geleceği bildirilen peygamberin henüz gönderilmemiş olmasını bu tutumlarının bir mazereti olarak ileri sürdüklerine işaret edilmiştir. Ancak Hz. Peygamber’in gelişinden sonra artık özellikle Ehl-i kitab’ın topyekün hak dini kabul etmeleri gerekirken böyle olmadığı belirtilerek bunlardan bir kısmının İslâm’a yöneldiklerine, diğerlerinin ise aynı inkâr üzere kaldıklarına dikkat çekilmiş, kendilerinden beklenenin ise samimiyetle ve sadece Allah’a kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılıp zekâtı vermeleri olduğu vurgulanarak hak dinin ve gerçek dindarlığın temel ilkeleri ortaya konmuştur.

Son üç âyet mümin ile kâfir arasındaki farklı durumu belirtir: Dini inkâr eden, Allah huzurunda hesap verme korkusundan uzak olduğu için günah ve kötülükten sakınmaz. Bunun için dinsizler insanların en kötüsü, en zararlısı, müminler ise inançları gereği günahlardan sakınıp Allah rızâsına uygun iyilikler yaptıkları için insanların en iyisi, en hayırlısıdırlar. Müminler bu dünyada mutlu yaşarlar, âhirette de cennete kavuşurlar. Ebedî mutluluk Allah rızâsını elde etmek demektir. Bu da ancak Allah’a inanmak, sonsuz kudretine sığınmak ve O’na saygı duymakla olur.

Beyyine sûresi, Alak ve Kadr sûreleriyle yakın ilişkisinden dolayı Mushaf’ta bunlardan sonra yer almıştır. Çünkü Alak sûresinde ilk vahiy, Kadr sûresinde ilk vahyin geldiği gece konu edilmiş, bu sûrede ise vahiy ve nübüvvetten maksat ve gayenin ne olduğu ve Allah’ın kitap ve peygamber göndermesindeki hikmetler açıklanmıştır. Sûreden çıkan sonuca göre din ve dindarlık insan aklının uydurduğu ve yakıştırdığı bilgilerle değil Allah tarafından gönderilen kitap sahibi peygamberle kesinlik ve geçerlilik kazanır. Daha önceki din kitaplarında geleceği vaad edilen ve birtakım özellikleri bildirilen Hz. Peygamber’in vehimden, şüphe ve tereddütten uzak tertemiz bilgilerle gönderilmesi, din konusunda doğru ile yanlışı kesin çizgilerle ayıran bir belge niteliği taşır. İşte bundan dolayı sûrede Hz. Peygamber “beyyine” (kesin belge) diye tanıtılır.

Sûre ile ilgili olarak bir gün Hz. Peygamber Übey b. Kâ‘b’a, “Allah ‘Lem yekünillezîne keferû’ sûresini (bir başka rivayette Kur’an’ı) sana okumamı emretti” buyurmuş, Übey de Allah tarafından adının anılmış olması sebebiyle sevinmiş ve ağlamıştır (Buhârî, “Tefsîr”, 98/ 1-3; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 245-246). Ayrıca faziletine dair Matar el-Müzenî’den rivayet edilen, “Allah, ‘Lem yekünillezîne keferû’ sûresini okuyan kişinin kıraatini dinler ve şöyle söyler: Müjde olsun sana ey kulum! İzzetime andolsun ki gerek dünya gerekse âhiret hallerinden hiçbirinde seni unutmayacağım ve seni cennete yerleştireceğim, ta ki hoşnut olasın” meâlindeki hadisle bazı tefsir kaynaklarında yer alan ve Übey b. Kâ‘b’ın rivayet ettiği ileri sürülen, “Kim Lemyekün sûresini okursa kıyamet gününde sabah akşam seçkin kullarla beraber olur” anlamındaki hadisin mevzû olduğu kabul edilmiştir (İbnü’l-Cevzî, I, 239-241; Zerkeşî, I, 432).

BİBLİYOGRAFYA:

Buhârî, “Tefsîr”, 98/1-3; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 245-246; Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), IV, 781-783; İbnü’l-Cevzî, el-Mevzû‘ât (nşr. Abdurrahman M. Osman), Medine 1386/ 1966, I, 239-241; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’ân, IV, 537-538; Zerkeşî, el-Burhân, I, 432; Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, XXX, 200-208; Elmalılı, Hak Dini, IX, 5985-6005; Ömer Rıza Doğrul, Tanrı Buyruğu, İstanbul 1980, s. 690-692.

Emin Işık