(Yine) birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan sürmeyeceksiniz diye de sizden söz almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız. Hâlâ da (buna) tanıklık etmektesiniz (bu ahitleri Tevrat'ın aslında da görmektesiniz).
Hz. Muhammed’e peygamberlik vazifesi verildiği zaman, Arabistan’da, özellikle Medine’de kalabalık bir Yahudi topluluğu yaşıyordu. Son peygamberin geleceğini onlar da biliyordu; fakat onun kendi ırklarından olmasını bekliyorlardı. Hâlbuki peygamberin onların ırkından gelmesinin ne maddi ne de manevi olarak onlara kazandıracağı bir şey yoktu. Çünkü bir toplumun içinden bir peygamber çıkıyorsa bu o toplumun iyi olduğu anlamına gelmemekle birlikte, aksine o toplumun yaratılış safiyetinden ve fıtratından uzaklaştığını ve insanlığını kaybetmeye başladığını gösterir. Yahudiler, bu gelen peygamber kendi ırklarından olmayınca onu hazmedemediler ve sürekli ona karşı düşmanlık beslediler. Daha önce birçok peygamberi öldüren İsrailoğulları, Hz. Muhammed’e karşı da sürekli entrikalar ve onu yok etmeye yönelik eylemler planladılar.