Bizim İsrâiloğulları'ndan, yalnızca Allah'ı ilâh tanımaları, candan müslümanlar olarak Allah'ın hükmüne teslim olmaları, saygıyla Allah'a kulluk ve ibadet etmeleri, yalnız Allah'ın şeriatına bağlanmaları, Allah'a boyun eğmeleri, anaya-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, dullara, kimsesizlere, çevresi, çaresi olmayan yoksullara devamlı iyilik ve ihsanda bulunmaları konusunda kesin taahhüt aldığımızı ehl-i kitaba-yahudilere hatırlat:
"Bütün insanların iyiliği için doğruları söyleyin. Namazları erkanına, şartlarına, vaktine riâyet ederek âşikâre kılın. Vicdanınızı, servetlerinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin." demiştik. Çok azınız hariç sözünüzden döndünüz. Üstelik gücünüzü ve iktidarınızı kullanıp, peygamberin faaliyetlerine engel tedbirler alarak halkı yönlendirdiniz.
Bu âyetin son cümlesi ve buna benzer âyetler lügattaki manaya uygun olarak metinde yazıldığı şekilde ifade edilmiştir. Bu âyette çoğulu kullanılan “yetim” kelimesine hem yetim, hem de dul manası verilmiştir. Bu tür kullanış hadislerde de mevcuttur. bk. Kur’ân-ı Kerim, 17/23-26; 31/13-15; Tecrid-i Sarih Tercemesi; el-Müfradât.