Bütün bunların ardından[¹³⁹] yürekleriniz katılaştı;[¹⁴⁰] taş gibi, hatta daha da katı hâle geldi. Çünkü, nice kayalar var ki bağrından ırmaklar fışkırır, öyleleri de var ki yarıldığı zaman su çıkar, onlardan öyleleri de var ki Allah haşyetinden harekete geçip yuvarlanır.[¹⁴¹] Allah yaptıklarınıza karşı ilgisiz değildir.
[139] Summe bağlacının diğerlerinden farkı, öncesiyle sonrası arasında bir mesafe olduğuna delâlet etmesidir. Bu mesafe lafzî, mânevî veya bağlamla ilgili olabilir. Burada, öncesinden çok farklı bir gelişmeye işaret etmektedir. Buradan yola çıkarak İsrâiloğullarının daha önce taş kalpli olmadıklarını, duyarlılık sahibi olduklarını çıkarabiliriz. Yani bir düzelmiş bir bozulmuşlardır.
[140] Tüm muhataplara zımnen: Yürekleri taş kesilenlerden sizin gördüğünüz hakikati görmelerini boşuna beklemeyin ve taş kalplilere bakarak inandığınız hakikatlerde kuşkuya kapılmayın! Sözün özü: Kalbin taşlaşması, vicdanın ölmesidir. Allah Rasûlü, bedenin maddî merkezi olan kalple, mânevî merkezi olan mânevî kalp arasında kıyas yaparak şöyle der: “Cesette bir et parçası vardır ki, eğer o sıhhatli olursa tüm beden sıhhatli olur, eğer o hastalanırsa tüm beden hastalanır; dikkat edin: o kalptir!” (Buhari, İman, 39).
[141] Haşyet, korkanın güçsüzlüğünden değil, korkulanın azamet ve haşmetinden dolayı hissedilen ürpertidir (Bkz: 10:62, not 83). Ebu Müslim’e göre zamir “taşları” değil de “kalpleri” gösterir. Zira haşyeti taşlar duymaz, sadece kalbi olanlar duyar (Nkl: Râzî).