Allah onların (o kendi özgür iradeleriyle inkâr etmiş olanların iman etmediklerine dair melekler âleminde de tanınmaları için) kalbleri (onların akıl merkezi olan beyinleri) ve (gerçekleri dinlemek istemediklerinden) kulakları üzerine hatm (manevi izler) oluşturmuş, (tebliğ edilen gerçekleri de görmeye çalışmadıklarından) gözleri üzerinde de (sanki) bir çeşit (manevi) perde bulunur. Ve (doğruyu bulmak için akıllarını çalıştırmadıklarından ahirette) onlar için büyük bir azap vardır. *
(*) Ayetteki hatm ve perde, istiare (mecaz) kabul edilir. Çünkü gerçek anlamda almak mümkün değildir: “Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez” (Bakara/286). Bu hatm olayı ile kimsenin beyni ve aklı kilitlenmez. Eğer inkârcıların beyinleri kilitlenmiş, kulakları sağırlaştırılmış, gözlerine hakkı görmeyi engelleyen perde çekilmiş olsaydı, bunlar iman ile sorumlu tutulmazlardı. Ayrıca Hz. Peygamber devrinden bugüne kadar, önceden inkârcı iken iman edip İslam’a giren çok sayıda kimsenin bulunması, kalbin, yani beynin kilitlenmediği, kulakların sağırlaştırılmadığı ve gözlerin perdelenmesinin de gerçekleri görmekten engellenmediği ve bu olayın, sebep değil bir sonuç olduğunu göstermektedir. Gerçek anlamı kast etme ihtimali bulunmayan bir sözü mecaz kabul etmek tüm toplumlarda görülen ve dile derinlik katan bir hadisedir. Ayrıca bu hatm olayı gerçekleşmeden önce de zaten bunlar kendi özgür iradeleriyle hem inkâr edip iman etmemiş hem de ölünceye kadar bu inançsızlığa ısrar etmiş bir kesimdir. (Müşrik liderlerinden Ebu Cehil ve Ebu Lehep gibilerdir.) Bu nedenle bu ve benzeri âyetlerde dikkatimizi çekmesi gereken husus şudur: Allah onların kalplerini manevi bir işaretle damgaladığı için onlar inkâr etmiş değildir; onlar inkâr etmiş oldukları için Allah onların kalplerine manevi bir işaret koymuştur. Yani, onlar evvelce inkâr etmiş, bu inkârlarında bile bile ısrar etmiş, tövbe etmemiş, tövbe için kendilerine tanınan imkânları reddetmiş oldukları için Allah da onları imana zorlamamış, bir bakıma onların isteği üzerine/yani inkârcı olmaya ısrar ettikleri için/ kalplerine ve kulaklarına manevi bir işaret koymuştur. Ayrıca bu damganın/manevi işaretin kalpleri/akıl merkezi olan beyinlerin kilitlemesiyle hiçbir alakası yoktur. Bilakis bununla iman edenlere istiğfarda bulunan melekler tarafından tanınmaları için kalplerinde iman olmadığına dair manevi bir işaret konulmuştur. Çünkü melekler kişinin kalbinde/akıl merkezi olan beyninde iman izini gördüklerinde o mümin kimseye istiğfarda bulunuyorlar, eğer inkâr izini görseler o zaman ona istiğfarda bulunmazlar (الله اعلم) Daha açık bir ifadeyle Kur’an’daki mühür/damga kavramı kalbleri/ akıl merkezi olan beyinleri kilitleme olayı değildir, bunlar manevi bir işaret ve alamet olup gaybı bilmeyen melekler bu manevi damga alametiyle bunların iman ehli olmadıklarını anlıyor ve bu yüzden inananlara dua ve istiğfarda bulundukları gibi bunlara dua ve istiğfarda bulunmazlar. Kur’an’da geçen ( ختم – طبع-اكنة ) hatm, tab’ı ve ekinne gibi kelimeler, kötü alışkanlıklarının izlerini ifade eder. Bu manevi izler, kötü alışkanlığı olan herkeste oluşur. Bu durum, iman etmelerine asla engel değildir. Bu nedenle bu hatm olayı, onların beyinlerinde bulunan durumun ifadesidir. Nasılki süt kutusu üzerinde yazılı bulunan ‘’tam yağlı tsüt’’ ifadesi sadece sütün durumunu bildiriyor ve onu yağlı yapmıyor ise, söz konusu inkârcı kalbler/akıl merkezi olan beyinler üzerindeki hatm veya tab’ı olayı da aynen bunun gibidir, o da o kişinin durumunu bildiriyor, beyni kilitlemiyor. Ayrıca Kur’an’da geçen (قلب ) ‘’Kalb’’kelimesinin Kan pompalayan biyolojik kalple de hiçbir ilgisi yoktur. Zira Arapça da (قلب ) ’’kalb’’ kelimesi aynı zamanda hem beynin, hem de beynin fonksiyonları olan akıl, idrak, anlama, düşünme, karar verme, analiz yapma, duygu ve vicdan gibi anlamlara da gelir. Yani Arapçadaki (قلب) ‘’kalb’’ ile Türkçedeki kalp birbirinden çok farklı olabiliyor. İşte Kur’an’ın her yerinde geçen) ) قلب )‘’Kalb ’’ kelimesi söz konusu ayette bulunan karine, siyak ve sibakına göre bu anlamlardan birini veya bir kaçını ifade eder… Yani Kalb kelimesi bir şeyin özü, en değerli kısmı olarak izah edilmiş ve Kur’ân’da beyin anlamında kullanıldığı ifade edilmiştir (M. Şehrûr 2001: 94, 95) Sonuç: Görmüş olduğunuz gibi Kur’an’daki hiçbir ayette kalp organının düşündüğü çıkartılamaz. Kalple ilgili tüm ayetler detaylıca analiz edildiğinde ayetlerde hiçbir kusur ve hata olmadığı çok rahat anlaşılmaktadır. Kalp kelimesi birçok ayette mecazi anlamda kullanılmışken birçok ayette de akıl merkezi (bugünkü tabiriyle beyin) anlamında kullanılmıştır. Bkz: (Kuran’a Göre Düşünen Organ Kalp Midir?) Ayrıca eğer bu damga veya mühür, akıl ve idraklerini kilitleseydi, Nisa-155. ayetin sonunda (بَلْ طَبَعَ اللّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُونَ إِلاَّ قَلِيلاً) ’’Fela yü’minüne illa kalilen’’ Onların ancak pek azı iman eder’’cümlesi gelmezdi, çünkü bu damga veya mühre rağmen yine inananlar vardır. Demek ki kilitlenme söz konusu değildir. Bu damga manevi bir iz olup kalblerinde/beyinlerinde geçen inanç ve düşüncelerinin sadece bir tescilidir. Bkz:
الله هنا يريد ان يقول انه ختم على قلوبهم بختم توصيف لحالة قلوبهم وهى ان عليها غشاوه والله هنا لم يضع الغشاوه بل انه يصف الوضع الذى عليه القلب العاصى تماما مثل ما يكتب على علبة الحليب مثلا انه كامل الدسم هل هنا الكتابه على العلبه هى ما حددت محتوى اللبن ام ان محتوى اللبن انه كامل الدسم هو من اجبر الشركه المصنعه ان تكتب هذه العباره التى هى مجرد وصف لمحتوى العلبه ؟ الله هنا يفعل نفس الشئ هو هنا يصف محتوى القلب فقط لا غير ولا يتدخل بأى حال من الأحوال فى اختيار الأنسان لمصيره - والختم هنا معنوى؛ (تفسير الطنطاوي) (ولمعني الختم وجوه ...وعاشرها : ما حكوه عن الحسن البصري - وهو اختيار أبي علي الجبائي والقاضي - أن المراد بذلك علامة وسمة يجعلها في قلب الكفار وسمعهم ، فتستدل الملائكة بذلك على أنهم كفار ، وعلى أنهم لا يؤمنون أبدا ، فلا يبعد أن يكون في قلوب المؤمنين علامة تعرف الملائكة بها كونهم مؤمنين عند الله : (التفسير الكبير أو مفاتيح الغيب » التفسير الكبير المسمى البحر المحيط =(تفسير البيضاوى ) كما قال ( أولئك كتب في قلوبهم الإيمان ) [المجادلة : 22 وقد يعبر بالقلب عن العقل : (قاموس المعاني - معجم المعاني الجامع ) والمراد من القلوب هنا الألباب والعقول ، والعرب تطلق القلب على اللحمة الصنوبرية ، وتطلقه على الإدراك والعقل ، وهو المراد هنا ، ومقره الدماغ لا محالة - وليس الختم على القلوب والأسماع ولا الغشاوة على الأبصار هنا حقيقة كما توهمه بعض المفسرين فيما نقله ابن عطية بل ذلك جار على طريقة المجاز... (التحرير والتنوير) القَلْبُ الفؤاد وقد يعبر به عن العقل قال الفراء في قوله تعالى { لمن كان له قلب } أي عقل -- ﴿ختم الله على قلوبهم﴾ ليس المراد بهذا أن الله قد طبع عليها بطابع الكفر، وقضى به عليها فلا تؤمن أبدًا كما يتصوره البعض، بل المراد أنها بعدم طلبها الهداية ومقاومتها للدعوة إلى معرفة الله والاتصال به تعطلت فيها هذه الرغبة، وفقدت الأسباب التي تدعوها إلى البحث عن حقائق الإسلام ومحاسنه (تفسير الخطيب المكي) الختم المذكور في قوله تعالى: {ختَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ } (البقرة، 7) ليس ختما على الحقيقة، وإنما قُصد به المجاز، وهذا من قبيل الاستعارة التمثيليَّة. يقول الزمخشري في تفسير هذه الآية: “فإن قلت: ما معنى الختم على القلوب والأسماع وتغشية الأبصار؟ قلت: لا ختم ولا تغشية ثَمَّ على الحقيقة، وإنما هو من باب المجاز، ويحتمل أن يكون من كلا نوعيه وهما ا
لاستعارة والتمثيل (تفسير الزمخشري على الآية.) {خَتَمَ اللَّهُ} ! حفظ ما في قلوبهم ليجازيهم عنه، كأنه مأخوذ من ختم ما يُراد حفظه، الختم: الطبع، ختمت الكتاب. وذلك علامة تعرفهم الملائكة بها من بين المؤمنين، (تفسير العز بن عبد السلام )” وأغلب الإشارات إلى القلب في القرآن الكريم يُقصد بها الدماغ، وليس ما تعارفنا بإطلاقه على المضخة العضلية التي تضخ الدم في أنحاء الجسم، وهي التي أطلقت عليها تسمية القلب لأنها لبّ الجسم (أو العضو الجسم عن الحياة البدن) كما أن الدماغ هو لبّ النفس (أو العضو المسؤول عن نشاط النفس) (ما هو الفؤاد؟ وأين يقع في الجسم؟ ) الخلاصة : (ختم الله علي قلوبهم) أي وضع الله علامة معنوية علي غلاف دماغهم تعرفهم الملائكة بها من بين المؤمنين لان الملائكة يستغفرون للمؤمنين ولا يستغفرون للكافرين . يعني هذالختم المعنوية لتسجيل كفرهم لا لاجل اغلاق عقولهم وادراكهم عن الايمان والهداية (الله اعلم)