Şüphe yok ki iman edenler; yahudiler, hıristiyanlar, sabiiler!.. Bunlardan her kim, Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih amellerde bulunursa; onlar için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlara bir korku yoktur ve onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.
Bakara 62 üzerinde incelemeler yaptığımızda; kimlerin ahirette Sırat köprüsünden cehenneme düşmeden cennete girerek kesin kurtuluşa erebileceği hakkında bir karara varılamayacağını ve bu ayetle birlikte, Maide/69, Hac/17 ve Hac/ 19’un da mütalaa edilmesinin gerekli olduğunu müşahede ediyoruz!..
Nitekim, İman edenlerin diğer üç dinin mensupları ile birlikte zikredildiği Bakara 62’ye ilişkin olarak Elmalılı şu açıklamalarda bulunmuştur:
Müminlerin, önce Yahudi, Hıristiyan ve sabiiler ile bir araya getirilip de, sonra hepsine birden ‘Allah'a ve ahiret gününe inanan’ diye şartlı bir kazıyye (önerme) ile hükmolunmasında bazı nükteler vardır. Müminlere gösteriliyor ki ahirette korkusuz ve hüzüntüsüz kesin kurtuluş zahiri iman ile olmaz. Müslümanlık zahiren mümin görünmekten ibaret değildir. Zahiri bir Müslümanlığın Yahudilik, Hristiyanlık ve sabiilikten bir farkı yoktur. Korkusuz, hüzüntüsüz kesin kurtuluş (doğru posta cennete girmek) dıştan ve içten tekit edilmiş, arttırılmış hakiki iman ve bununla beraber salih amel’ e bağlanmıştır.
Hakiki iman olmadan güzel amel, dünya için faydalı olsa bile ahiret için yarar sağlamaz. Güzel amel olmadan hakiki iman mümkün ise de tam olmaz; ebedi azaptan kurtarsa bile, mutlak korku ve hüzünden kurtarmaz. Çünkü asi müminlere de azap vardır ve en azından muhtemeldir. Şu halde dinin kesin müjdesi hakiki iman ile salih amelin birleşmesindedir!..
Diğer üç dinin mensubunun ise, bu müjdeden hariç bulundukları ve bununla beraber onlar da iman ederlerse müminler sınıfına dahil olup aynı vaad ve müjdeye nail olacaktan ve şu halde bunların da ümitsiz olmayıp hemen tevbekar olarak iman ve salih amel yapmaya girişmelerinin lüzumu anlaşılacağı açıktır...” (Hak dini Kur'an Dili, a.g.e., C.3, S. 285)
Ne yazık ki bir çağdaş din bilginimiz Elmalılı ve aynı görüşü paylaştığı değerli müfessirleri gelenekçiler olarak tanımlamakta, hatta onları, Kur’ân ayetlerini maksat ve hedefinin dışına çektiklerini iddia ederek şöyle suçlayabilmektedir:
"Bu ayetler dış patentleri bakamından muhtelif kategori arz eden insanların üç şartı tanımaları halinde ebedi kurtuluşu yakalamış olacaklarım açıkça bildirmektedir. Bunu, ‘bu kategoridekilerin Müslümanlığa geçenleri’ şeklinde ayrı bir şarta bağlamak, Kur’ân ayetlerini tahriftir. Böyle bir iddia, Kur’ân’ı abesle uğraşır bir pozisyona sokmak olur. Müslüman unvanını almış olanların durumu zaten bellidir. Yahudi Hristiyan, sabii vs. den Müslüman olanların kurtulacağını söylemek ne anlam taşır? Kur’ân böyle bir şeyi neden Yahudi, Hristiyan vs. yi sayarak söylesin? Açık olan bir şey varsa, Elmalılı’nın, kendisi gibi düşünen gelenekçileri tekrarlayarak Kur’ân ayetlerini maksat ve hedefinin dışına çektiğidir. Anılan ayetin Elmalılı ve benzerlerinin söyledikleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Dikkat edilirse, iman ve sonsuz kurtuluşu yakalamada hep dış patente, nüfus kağıdına bakılmaktadır.” (Kur’ân’ın Temel Kavramları, s.245)
Bu müellif, Elmalılı'nın açıklamalarını ya doğru dürüst okumamış ya da anlamamış olacak ki onu, nüfus kağıdına sığınmakla suçlayabilmektedir. Oysa Elmalılı dinin kesin müjdesini nüfus kağıdına değil, hakiki iman ile salih amelin birleşmesine bağlamakta ve ahirette asi müminlere de azap dokunacağını vurgulamakladır!..
Öte yandan... kanaatimize göre, yaptığı yorumda iman ilkelerinden sadece “Allah'a ve ahiret gününe iman" ın Ayet-i Kerime’de zikredilmiş olmasını esas almakla asıl yanılgıya düşen kendisi olmaktadır!..
Gerçek şu ki, Bakara/285 uyarınca, iman ilkeleri bir bütündür; tümü zikredilmemiş olsa da birbirinden ayrılmaz. Nitekim bu ayette mealen:
“Peygamber Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de! (Kur’ân'ın ilahi kaynaklı olduğuna iman ettiler... Onlardan) Her biri, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti" buyurulduğu gibi, Al-i İmran/84-85 'de de:
“(Ey Muhammed,) Onlara de ki: ‘Biz Allah'a, bize indirilene, İsmail'e, İshak’a ve evlatlarına indirilenlere; Musa'ya, İsa’ya ve (diğer) peygamberlere Rableri katından verilmiş olanlara iman ettik, onların hiçbirinin arasını ayırmayız; biz ancak O'na teslim olanlarız! 'Artık kim (bu gerçeği kabul etmez de) İslam'dan başka bir din ararsa bilsin ki, asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır!” beyanları yer almaktadır.
Değerli müfessir Razi de bu konuya ilişkin olarak: “Bil ki ‘Allah’a iman etme' ifadesine, Allah’ın vacip kıldığı şeyler, yani peygamberlerine iman: 'ahiret gününe iman etme’ ifadesine de (ilahi kitaplarda ver alan} ahiret ile ilgili bütün hükümler girer..” demektedir. (Razi, a.g.e., C.3, S.56)
Kaldı ki Kur’ân’da sadece müşrikler değil, Kitap ehli de Resulullah s.a.s.’a ve Kur’ân’a iman etmeleri konusunda uyarılmışlardır. Nitekim Bakara/38’ de insanoğluna:
“Tarafımdan size yol gösteren geldiği zaman kimler benim hidayetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur, ve onlar üzülmeyeceklerdir,"
buyurularak korkusuz ve üzüntüsüz akıbetin ancak, kendine erişen hidayet rehberine uymakla mümkün olacağı vurgulanmıştır, öte yandan Bakara/41-42'de:
“(Ey İsrailoğulları) Yanınızdakini (Tevrat’ı) tasdik edici (Ve doğrultucu) olarak indirdiğime (Kur’ân’a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın! (ki, vahiy ve peygamberlik nimetini anlayarak iman edenlerin ilki sizler olmalısınız. ) Ayetlerimi az bir değere (dünya menfaati karşılığında) satmayın ve ancak Benden korkun!
Hakkı batıla karıştırıp da bile bile (bu) gerçeği gizlemeyin! (ki kitabınızda, Muhammed s.a.s.’in son peygamber olarak geleceğine ait müjdeler olduğunu biliyorsunuz)” buyurulduğu gibi, Maide/15-16' da da:
"Ey kitap ehli! Şüphesiz size, kitaptan gizlemekte olduklarınızın birçoğunu açığa vuran, birçoğundan da (yüzünüze vurmayarak) geçiveren peygamberimiz (Muhammed s.a.s.) gelmiştir. Size Allah'tan bir nur (İslam) ve apaçık bir kitap (Kur’ân) da gelmiştir!., (ki) Allah onunla rızasını gözetenleri selamet (kurtuluş) yollarına eriştirir, izniyle karanlıklardan (küfür ve sapıklıktan) aydınlığa (iman nuruna) çıkarır ve doğru yola (hak dine) iletir!" beyanları yer almaktadır.
Öncekiyle aynı görüşü paylaştığı belli olan diğer bir çağdaş bilginimiz de bu konuda şu açıklamalar da bulunmaktadır:
“Müfessirler, genellikle kitap ehlinden Allah’a ve ahirete inanmış kimselerin ancak Hz. Muhammed s.a.v.’e inanıp Müslüman oldukları takdirde güvene kavuşup, ahirette üzüntüye uğramayacakları kanaatindedirler.
Fakat kanaatimize göre ayette böyle bir kayıt yoktur. Ayet mutlaktır. Kur’ân’ın tanımladığı biçimde Allah’a ve ahirete inanan herkesin güvene kavuşup üzüntüden kurtulacağını bildirmektedir.
Bu ayetten anlaşılıyor ki kitap ehli, Yahudi ve Hristiyan kaldıkları halde Kur’ân’ı inkar etmez, onun gerçeklerine aykırı davranmazlarsa ki bu üç Kitab’ın genel hatlarında ve temel konularında bir ayrılık yoktur. Mesela - Teslis'i bırakıp Kur'ân’ın emrettiği şekilde Allah'a ve ahirete inanırlarsa- mümin sayılır cennete girerler. Mutlaka kendi dinlerinden ayrılıp Müslüman olmaları şart değildir " (Ç.T., C.1, s. 174; C.3, s.33)
Bu müellif ise kanaatimize göre, bir yandan Allah’a ve ahirete imanın Kur’ân’ın tanımladığı biçimde olması gereğini savunup, öte yandan da Hz. Muhammed s.a.s.’e inanıp Müslüman olmanın gerekmediğinden söz ederken bir Kur’ân gerçeğini gözden kaçırmaktadır!.. Nitekim Fetih suresinin 28-29. ayetlerinde:
"..Şahit olarak Allah yeter ki, Muhammed Allah'ın Resulüdür. ”
beyanı yer almakta ve Allah Teala’nın, Kendi adı ile birlikte adını zikrederek bahsettiği bu şerefli paye Resulullah s.a.s.’a inhisar etmektedir!.. Hal böyleyken nasıl olur da, Allah'a ve ahiret gününe iman, Hz.Peygamber’e iman etmekten ayrı düşünülebilir?..
Öte yandan Tevrat ve İncil’in asılları günümüze ulaşmadığına göre, aynı müellif: “bu üç Kitab’m genel hatlarında ve temel konularında bir ayrılık yoktur” diyerek, Kur’ân-ı Kerim’i Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid ile aynı kefeye koyarken tam anlamıyla bir sürç-ı lisan sergilemektedir...
(Bu konuda Kur’ân île Asla Bağdaşmayan Teoriler ve Tevrat İle İncil’de Yapılan Tahrifler başlıklı çalışmamızın 110 ile 111. sayfalarına bakılabilir.)
Burada; Bakara/62'ye büyük benzerlik gösterdiği halde, önemli bir farka da sahip olan Maide/69'a değinmeyi de gerekli buluyoruz.
Sabiiler ve Hristiyanların yer değişikliğiyle zikredildiği Maide Suresinin 69. ayetinde mealen: "Şüphe yok ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Sabiilerden ve Hristiyanlardan kim, Allah’a ve ahiret gününe iman edip salih amel işlerse, (ahirette) onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir! buyurulmuştur!
Razi 'nin bu konuya ilişkin açıklamaları şöyledir:
“Şayet birisi: 'Ayetlerde sayılan sınıfların takdim ve tehirinde, Sabiin lafzının bir ayette merfu, başka bir yerde ise mensub olmasıyla meydana gelen farklılıkta, bu değişiklikleri gerektiren bir fayda var mıdır?’ derse, böyle bir soruya cevaben şöyle deriz: Bu ayetleri ifade buyuran Ahkemu’ul-Hakiym olan Cenab-ı Hak olunca, mutlaka bu değişikliklerde hikmetler ve faydalar vardır. Eğer biz bu hikmetleri idrak edersek, kemale ermiş oluruz. Eğer idrakten aciz kalırsak, kusur Hakiym olan Allah'ın sözü hakkında değil, bizim akıllanınız için söz konusu olur.” {Razi, a.g.e., C. 3, s. 58.)
Görülüyor ki Razi, "Hristiyanlar" ile "Sabiiler" beyanlarının yer değiştirmesinin Allah Teala’nın hikmeti gereği olduğunu bildirmekle yetinmektedir..
Bu farkı anlayabilmek amacıyla incelemeler yaptığımızda; Bakara suresinde öncelikle İsrailoğullarının (Yahudilerin), Maide suresinde ise özellikle Hristiyanların kınanmış olduğunu müşahede ediyoruz!..
Nitekim Bakara suresi, 62. ayetten önceki bölümde:
40-41. de: “Ey İsrailoğulları! Yanınızdakini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur’ân’a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın!"
51. de: "Musa ya (vahyetmek üzere) kırk gece söz verdiğimizde; onun ardından zalimlerden oldunuzda buzağıyı ilah edindiniz!"
55. de: "Hatırlayın ki (Musa ile birlikte Tur’a çıktığınızda) 'Ey Musa, biz Allah’ı apaşikar görmedikçe sana asla inanmayız!’ dediniz de sizi o anda yıldırım çarptı."
61. de: "Onların üzerine aşağılık ve yoksulluk olması vuruldu ve Allah ’tan bir gazaba da uğradılar; Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar, haksız yere peygamberlerini öldürüyorlar ve isyanda aşırı gidiyorlardı!”
buyurulmuştur.
62. ayeti izleyen bölüme gelince;
63-64'de; İsrailoğullarının kendilerinden Tevrat ile amel edeceklerine dair kesin söz alınmış olmasına rağmen, sözlerinden döndükleri bildirilmektedir.
65-66. da; aralarından "Cumartesi Yasağı"nı çiğneyenlerin, maymuna dönüştürülerek cezalandırıldıkları bildirilmektedir.
67-73. de; Rablerinin buyruğu üzre derhal bir inek kesmeleri gerekirken "Ey Musa, Rabbine dua et de bildirsin! “diyerek saygısızlıkta bulunduktan bildirilmektedir.
74. de; Rablerinin emirlerini hiçe saymaları ve peygamberlerine eziyet etmeleri sonucunda kalplerinin katılaştığı hatta taştan daha katı hale geldiği bildirilmektedir.
80. de de; bilginlerinin Tevrat’ı tahrif ettikleri ve onunla bildirilen Resulullah s.a.s.’a ait müjdeleri gizledikleri vurgulanmaktadır!..
Maide suresi 69, ayetten önceki bölümde ise:
17. de: "Andolsun ki, ‘Allah, Meryemoğlu Mesih'tir.' diyenler kafir olmuşlardır!"
68. de: "De ki: Ey kitap ehli! Siz Tevrat ile İncil’i ve Rabbinizden indirilenleri hakkıyla uygulamadıkça hiçbir yol üzerinde sayılmazsınız! (Ey Muhammed) Rabbinden sana indirilen (Kur’ân) kuşkusuz onların azgınlıklarını ve küfrünü artıracaktır; fakat sen o kafir topluluk için tasalanma! ” buyurulmustur.
Ve 69. ayeti izleyen bölümde:
72-76. da: "Andolsun ki, ‘Allah, Meryem oğlu İsa Mesih'tir' diyenler kafir olmuşlardır; nitekim Mesih onlara: 'Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah 'a kulluk edin!.. Kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar ve onun varacağı yer cehennem olur. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur! ”
“Andolsun ki, 'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler de kafir olmuşlardır; oysa tek bir ilahtan (Allah’tan) başka ilah yoktur!.. Eğer söylediklerinden (Teslis inancından) vazgeçmezlerse, kuşkusuz gerçekleri inkar edenlere (ahirette) çok çetin bir azap dokunacaktır! ”
“Hala Allah'a tevbe edip, O'ndan af dilemiyorlar mı? "
“Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir; ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası dosdoğru bir kadındı; her ikisi de yemek yerlerdi!"
"De ki: (siz puta tapanlar gibi) Allah'ı bırakıp da, size ne yarar ne de zarar vermeye gücü yetmeyen şeylere mi ibadet ediyorsunuz? (Mesih size bir yarar sağlayabilirse bu, ancak Rabbinin bağışı iledir) Allah, her şeyi hakkıyla işiten ve. hakkıyla bilendir!" buyurulmuştur.
Bu ayetleri toplu halde mütalaa ettiğimizde; Hristiyanların, kitap ehli olmaları nedeniyle, Yahudilerin kınandığı Bakara suresinde Sabiiler’den önce zikredildiklerini; Maide suresinde ise, Hz. İsa’ya ilahlık payesi verip Rablerine ortak koşmakla kınanan kendileri olduğu için Sabiilerden sonraya bırakılmış olabileceklerini düşünüyoruz! Şüphe yok ki her şeyin doğrusunu Allah Teala bilir.
Son olarak, iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hristiyanlardan bahs buyuran Hac/17 üzerinde durmak istiyoruz.
Hac Suresinin 17. ayetinde mealen:
“Şüphe yok ki Allah kıyamet günü, iman edenler (ile) Yahudiler, Sabiiler, Hristiyanlar, Mecusiler (ateşe tapanlar) ve müşrikler arasında hükmünü verecektir, Çünkü Allah her şeye şahittir!" buyurulmuştur.
Elmalı, bu ayete ilişkin şu açıklamalarda bulunmaktadır:
“Görülüyor ki, bu ayette altı ayrı dinden söz edilmiş, ancak sadece birincisi iman sahibi olarak gösterilmiştir. Demek ki, geri kalan beşi küfür ehlidir. Sonra bu beşten yalnız sonuncusunda şirk açıkça belirtilmiştir. Oysa diğerlerinde de şirk yok değildir, örneğin Mecusilerin ateşe tapmaları bilinen bir gerçektir. Şu halde buradaki “velleziyne eşreku -şirk koşanlar” ifadesi tahsisten sonra, genelleme olarak “ve diğer müşrikler” demek olabilirse de, burada açıklanan şirkten maksat hiçbir yönüyle ne doğrudan ve ne de dolaylı bir şekilde herhangi bir tevhid iddiasının karıştırılmadığı bir şirk olması, karşıt olarak ifade ediliş tarzına daha uygundur. Çünkü Hristiyanlar, üç birdir diye tevhid iddiasında bulundukları gibi, Mecusiler ve bu cümleden olarak Zerdüstiler de bir mabuda inandıklarım iddia etmektedirler..” (Hamdi Yazır, a.g.e., C. 5, S.478)
Bazı müfessirlere göre; Hac/17, ardından gelen iki ayetle -öncelikle Hac/l9- ile birlikte, mütalaa edilmelidir:
Hac 18:
Görmez misin ki, göklerde ve yerde olan her şey; güneş, ay yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar (zorunlu olarak) ve bir çok insan (özgür iradelerini yaratılışlarındaki amaca uygun kullanarak) gönülden Allah’a secde ediyor, (ne var ki insanlardan) Bir çoğu üzerine de azap hak olmuştur! (Çünkü onlar, özgür irade emanetine ihanet ederek insanlık şerefini yitirmişler ve zillet mertebesine düşmüşlerdir... Ve bil ki) Allah, kimi (böyle) hor ve hakir kılarsa, (artık) ona (şeref) ikram edecek kimse bulunmaz. Şüphe yok ki Allah, dilediğini yapandır!. (İşte., bir yanda Allah’ın tek ilah olduğuna iman ederek secdeye kapanan müminler, bir yanda da O’na ortak koşan ya da bütünüyle O’nu inkar edenler.. 17. ayette de belirtilen)
Hac 19:
Bu iki grup (insan) Rableri hakkında birbiriyle çekişen iki hasım gibidir! (ama müminler cennet ile müjdelenirlerken) O kafirler için, ateşten gömlekler biçilmiştir, (ki bu azap gömlekleri kendilerine giydirildiğinde) Başlarının üstünden de kaynar su dökülecektir!
Razi, 19. Ayete ilişkin şu açıklamalarda bulunmaktadır:
“Bununla, müminler topluluğu ile, kafirler güruhu kastedilmiştir ki, bütün kafirler bu ifâdeye dahil olurlar. İbn Abbas, ‘bu ifade altı din mensubuyla alakalıdır’ demiştir. Rivayet olunduğuna göre ehl-i kitap:
‘Biz Allah’a daha yakınız. Zira bize sizden önce kitap verildi. Bizim peygamberimiz, sizinkinden öncedir’ derken, müminler de ‘Biz Allah’a daha yakınız. Zira biz hem Hz. Muhammed s.a.s.’e, hem sizin peygamberinize, hem de Allah’ın indirdiği bütün kitaplara inanıyoruz. Oysa sizler, bizim kitabımızı ve peygamberimizi biliyorsunuz. Ama buna rağmen, hasedinizden inkar ettiniz!’ derler. Ki işte, onların Rableri hususunda mücadele etmeleri de budur.” (Razi, a.g.e., C. 16, S.288)