close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 62. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İnne-lleżîne âmenû velleżîne hâdû ve-nnesârâ ve-ssâbi-îne men âmene bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣiri ve’amile sâlihan felehum ecruhum ‘inde rabbihim velâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Şüphe yok ki inananlarla Yahudi olanlardan, Nasranilerden, Sabiilerden, Allah'a ve son güne inanan ve iyi işler gören kimselere, Rableri katında ecir var. Onlar için ne korku vardır, ne hüzün.
Sâbie'ye Hanif de denir. Bunlar, İbrahîm Peygamberin dinine salik olanlardır denmiştir. Ansiklopedya Britanika'ya göre Babil'de, yarı Hıristiyan bir mezhebe tabi olanlardır. Bunlar, Yahya Peygambere uyanlara benzerlerdi. Habib-i Neccâr, Ebu-Zerr, Selman ve saire gibi bâzı kişiler, bu mezhepten sayılmışlardır. Şehristanî, "al-Mileli ven-Nihal" inde bu fırkayı Sâbie ve Hunefâ diye ikiye ayırıyor. Ona göre Sâbie, cismani bir mutavassıtla değil de ruhani bir vasıtayla Tanrı bilinebilir ve ona ulaşılır derler. Hunefa ise bir insan vasıtasıyla ulaşılacağını söyleyerek peygamberliği ve peygamberleri kabul ederler. Sabie, ruhanileri, yani yıldızları takdis ederlerdi (Beyrut, al-Matbaat-al-Ananiyye, taş basması, s. 136-137). Cevher, araz, akıllar, nefisler gibi hükema felsefesini geliştiren ve tasavvufu besleyen esaslar, hep bunlardan ve bunların inançlarından geçmiştir (Aynı eser, s. 151 ve devamı). Bunlara, Mandeens denirdi. Bu ad, ilim ve irfan anlamına gelen yunanca Gnosis kelimesinin müradifi olan Manda sözünden alınmıştır. Zemahşeri, bunları Ehl-i Kitap’tan bir fırka sayar. Yahûdilikten dönüp melekleri kutlarlar. No'man-İbn-i-Sabit'e isnad edilen bir rivayete göre Hıristiyanlardan bir fırkadır ve Zebur okurlar. Müslümanlığın başlangıcında merkezleri, Urfa'nın güneyindeki eski Haran şehriydi. Hille ve Kerbela'da da hala bu mezhebe tabi kişiler vardır. Bunların Ginza denen birtakım mukaddes kitapları mevcuttur. Bunlar vaftizi de kabul ederler. Bunlarca İsa yalancıdır, gerçek peygamber Yahya'dır. Manihaizmin kurucusu Mani de önce bu mezhepteydi (M. Şemseddin: Kablelislam Araplar ve Tedeyyünleri, Darülfünün, İlahiyat Fakültesi Mecmuası, 1. sene, sayı. 3, İst. Evkaf Matbaası, 1926, s. 113-176. Sabie hakkındaki kısım, s. 164-166). Buharı, Kureyş'in, Ebu-Zerr-i Gıfari'ye, Sabii dediklerini kaydediyor (al-Tecrid, c. 2, s. 48). Mecusi, Zertüşt dinine uyanlara denir, sonradan, puta tapan ve Kitap Ehli olmayanların hepsine denmiştir. Ayette, Zerdüşt dinine uyanlar kasdedilmiştir. Ömer, Avf oğlu Abdurrahman, Hz. Muhammed (s.a.a)'in Yemen'deki Mecusilerden cizye aldığına tanıklık edinceye dek onlardan cizye almamıştı (al-Tecrid, Kitabu Bed'il-halk, 2, 39). Bu hadis, bize, Hz. Muhammed (s.a.a)'in Mecusilerden Kitap Ehli'nden aldığı gibi cizye aldığını göstermesi bakımından pek önemlidir.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Şüphesiz ki: (Görünüşte) İman edenler (Müslüman bilinenler)le; Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiilerden (Budistler ve diğer putperest din ve düşüncelerden olup da sonradan) her kim (cahiliye anlayış ve ahlâkını bırakıp) Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eder ve (iyilik, istikamet, ibadet gibi) salih amellerde bulunursa; onların Allah katında ecirleri (verilecektir). Onlara korku yoktur, (bunlar) mahzun da olmayacak kimselerdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Şüphesiz son gelen kitaba iman edenler ile Yahudi inancının takipçilerinden, Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden olduğu halde Allah'a ve ahiret gününe inanarak müslüman olmuş ve bu inancının gereği doğru ve yararlı işler yapmış olanların tümü, Rablerinden kazandıkları mükafatları olan cenneti elde edeceklerdir. Onlar cennette ne korkacak ne de üzüleceklerdir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Hakka ve tevhide yönelik inançları olanlar, sözde iman edenler, yahudiliğin takipçileri, hrıstiyanlar, sâbiîler, inançlarını terkedenler geçmişin kirlerinden arınarak Allah'a, Allah'a imanın gerektirdiği esaslara ve Âhiret gününe hakkıyla imân ederler, gevşekliği bırakıp, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirirler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlarlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olurlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlerlerse elbette Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara her iki dünyada da korku yok. Geride bıraktıkları yakınları ve yapamadıkları şeylerden dolayı mahzun da olmayacaklar.
Sâbiî’ye, Ebû Câfer ve Nafi’in kıraatine göre dinlerinden dönenler manası da verilmiştir. bk. Tefsîru Ebüssuûd, 1/108l; et-Tefsîru’l-Kebîr, 3/78; Kur’an-ı Kerim, 5/15, 47, 69; 7/158; 10/62; 11/17; 12/37, 68; 22/17; 41/30; 98/1-3.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Şüphesiz iman edenlerle, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiilerden kimler Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih ameller (iyi işler) işlerlerse onların ecirleri Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir de.
62.İbnu Ebi Hatim`in ve el-Adeni`nin rivayet ettiklerine göre Selmanı Farisi (r. a.) şöyle söylemiştir: "Resulullah (a. s.)`a benim daha önce kendileriyle beraber bulunduğum din sahiplerinden, onların iyiliklerinden ve ibadetlerinden sözettim. Bunun üzerine: "Şüphesiz iman edenlerle, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiilerden kimler Allah`a ve ahiret gününe inanıp salih ameller (iyi işler) işlerlerse onların ecirleri Allah katındadır...." ayeti kerimesi indi. Vahidi`nin naklettiği bir rivayete göre de Selman (r. a.), Resulullah (a. s.)`a eski dindaşlarından sözetti. Resulullah (a. s.): "Onlar cehennemdedirler" diye buyurdu. Selmân (r. a.) bununla ilgili olarak dedi ki: "Bunun üzerine yeryüzü bana kapkaranlık kesildi." Daha sonra bu ayeti kerime indi. Selmân bunun hakkında da: "Bundan sonra adeta üzerimden bir dağ indirilmiş gibi oldu" demiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Şüphesiz, iman edenler(le) yahudiler, hristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Şüphe yok ki, daha önce peygamberlere imân edenler, Mûsa dinini kabul eden Yahûdiler, Hristiyanlar ve her dinden bir şey alıp meleklere tapanlar (var ya), bunlardan her kim, Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve Hazreti Peygamberin şeriatı üzerine salih bir âmel işlerse, elbette bunların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun olacak değillerdir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Hiç şüphesiz Müminler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden kim Allah’a ve ahirete inanıp yararlı işler yaparsa, Rableri katında (ebedî âlemde) onlar için mükâfatları vardır. Ve onlara ne (gelecek) korkusu ne de (geçmişin) üzüntüsü vardır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Kesinlikle, iman edenlerden, Yahudi olanlardan, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden kim Allah'a ve âhiret gününe inanıp iyi amelde bulunursa, Rabbleri katında onların ödülü vardır. Onlara bir korku yoktur ve onlar kederlenmeyeceklerdir.
Besim Atalay
swap_vert close
İnan edenlerle, Yahudilerden İbrahim dinine uyanlardan, Hıristiyan olanlardan, Allah ile kıyamet gününe inanıp da, yararlı iş görenler, Tanrıları katından sevaba erişirler, ne korku var onlara, ne de kaygı var
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden kim Allah'a ve âhiret gününe inanır ve sâlih amel işlerse (faydalı işler yaparsa) onlara Rableri katında mükâfat vardır. Onlar gelecekten endişe etmeyecek ve geçmişten dolayı da üzüntü duymayacaklardır. 
Bkz. 5/69, 22/17“Sabiîler”; Kur’an-ı Kerim’de üç yerde geçmektedir (Bakara, 2/62; Maide, 5/69; Hac, 22/17). Bu üç yerde de onlardan “Allah’a iman edenler” olarak bahsedilmektedir. Sabiiler”le ilgili ayrıntılı bilgi için Maide sûresi 5/69’un dipnotuna bakabilirsiniz.“Yahudi” (Ali İmran 3/67) ismi; İsrailoğullarına, buzağıya tapmaktan tövbe ettikleri vakit takılmış bir addır. Bu ismi, Yakup Peygamber’in en büyük oğlu Yahuza’ya nispet edenler de vardır. Bununla birlikte, Kur’an’da, Hz. Peygamber döneminde yaşayan ve Hz. Musa şeriatına bağlı olan kişileri ifade etmek için de “yehud” kelimesi kullanıldığı gibi, aynı anlamda “hûd” ve “hâdû” kalıpları da kullanılmıştır. İsrailoğulları için Bakara 2/62; Nisâ 4/46; Mâide 5/18; En’am 6/146; Tevbe 9/30; Nahl 16/118; Hac 22/17 ve Cuma 62/6’de kullanılan terkip ise; “Benî İsrail’dir. “Nesârâ” ismini ise Hz. İsa’nın geldiği ve halkının yardım ettiği Nasıra kasabasına nispet edenler olduğu gibi, Âl-i İmran sûresi 3/52 ve Saff sûresi 61/14 ayetlerinde yer aldığı şekliyle, Hz. İsa havarilerine; “Allah yolunda benim yardımcılarım (ensârî) kim?” diye sorduğunda onların da “Allah’ın yardımcıları (Ensar) biziz,” cevabındaki “Ensar” kelimesine nispet edenler de olmuştur.Kur’an’da anlamları birbirine oldukça yakın olan ve üç kez tekrarlanan bu ayetlerdeki “Kurtuluş” fikri üç şarta bağlanmıştır: Allah’a iman, hesap gününe iman ve sâlih amel yani hayatta doğru ve yararlı işler yapmak. Bu üç ilkenin esas alındığı, ilk insanla başlayan ve son peygamber Hz. Muhammed’le kemale ulaşan tevhid dininin adı: İslam’dır. Vahye dayanan bütün dinlerde dinin temelini oluşturan ilkeler aynıdır. Farklılıklar ise dinî prensiplerin özünde olmayıp, daha ziyade ibadetlerde ve beşerî münasebetlerdeki bazı şeklî detaylara ve şeriata dayalı prensiplerdedir. Bu farklılıklar, toplumların kültürel açıdan ilerlemelerine paralel olarak manevi, ahlaki ve içtimai anlamda tekâmül etmesinin de bir sonucudur.   
Cemil Said
swap_vert close
Şübhesiz mü’minler ve nasârâ ve sâbiîn [1] velhâsıl Allâh’a ve ahiret gününe îmân idenler ve a’mel-i sâlihada bulunanlar rablerinden mazhar-ı mükâfât olacaklardır, korkmayacaklar ve mahzûn olmıyacaklardır.
[1] Yıldıza tapanlar  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden[20] (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).[21]
20. Sâbiîler, bazı tefsir bilginlerine göre, Yahudilik ile Hıristiyanlık arasında bulunan ve tevhid inancına dayanan bir dinin mensuplarıdır. İslâm âlimlerinin çoğunluğu ise bunların, kitap ehlinden olmadığını söylemektedirler. Bir rivayete göre ise Sâbiîler, Hz. İbrahim’in dinine mensup kimselerdir.21. İslâmiyet, kendinden önceki dinlerin hükmünü kaldırmıştır. Bu itibarla, hangi dine mensup bulunursa bulunsun, tüm insanlar İslâm’a girmekle yükümlüdürler. İslâm gelmeden önceki semavî dinlere mensup olanlardan Allah’a ve ahirete inanıp iyi işler yapanlar, tıpkı İslâmiyette olduğu gibi, kurtuluşa ermişlerdir. Bu, genel bir kuraldır. Bu âyet bu noktayı vurgulamaktadır. Yoksa İslâmiyet geldikten sonra, İslâm’ı kabul etmeden, kendi ölçüleri içinde “Allah’a ve ahirete inanıp, iyi işler yapmak” kişiyi kurtuluşa erdirmez. Benzer ifadeler için bakınız: Mâide sûresi, âyet, 69.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Şüphesiz, iman edenler; yahudilerden, hıristiyanlardan ve Sâbiîler’den de Allah’a ve âhiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Şüphesiz iman edenler; yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.
 Yahudi kelimesi, buzağıya tapmaktan tevbe ettikleri vakit İsrailoğullarına takılmış bir addır. Bir rivayete göre de Hz. Ya’kub’un en büyük oğlu Yahûzâ’ya nisbet edilmiştir. Nasârâ, Hz. İsa’nın indiği Nâsıra kasabasına nisbettir, diyenler vardır. Bir rivayete göre Hz. İsa’nın Âl-i İmrân 52, Saff 14. âyetlerinde geçen «men ensârî ilallah» sözünden alınmıştır. Sâbiîler hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bir görüşe göre, Hz. İbrahim’in dinini devam ettiren eski bir topluluk idi. Müfessirlerin bazıları da Sâbiîliğin yahudilikle hıristiyanlık arasında tevhidci bir din olduğunu belirtmişlerdir. Bazı yeni araştırmacılar ise, sâbiîlerin Bâbil’de yaşayan ve yarı hıristiyan olan bir mezhep müntesibi olduklarını ve Hz. Yahya’nın tâbilerine benzediklerini ifade etmişlerdir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
İnananlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve diğer dinlerden her kim: ALLAH'a ve ahirete inanır ve erdemli bir hayat sürdürürse, onların ödülleri Rab'leri katındadır. Onlar için korku ve üzüntü yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Şüphe yok ki iyman edenler ve Yehudîler, Nasranîler, Sabiîler bunlardan her kim Allaha ve Ahıret gününe hakikaten iyman eder ve salih bir amel işlerse elbette bunların Rableri yanında ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun olacak değillerdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Şüphesiz ki, (yalnızca dilleriyle) îmân edenler (*munâfıklar) ve *yahûdîler ve *hıristiyanlar ve *sâbiîlerden, her kim (yapmış olduğu kâfirlikten dönerek resûlümüz Muhammed’e tâbi olup) Allah’a ve âhiret gününe (ve inanılması zaruri olan diğer îmân esaslarına kalben) îmân edip, sâlih amel işlerse, elbette bunların Rabbleri nezdinde mükâfatları vardır. (Hesap gününde) onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
* Munâfıklar: Dil ile İslâm dinine inandıklarını söyleyen, ancak kalben İslâm dinine inanmayan ve kendilerini mü’min gösteren ikiyüzlü kâfirlere denir. * Yahûdîler: Tevrât’ın aslını tahrif eden, Hz. Üzeyir peygambere [aleyhisselâm], “Allah’ın oğlu” diyen ve aslı İslâm iken peygamberlerinden sonra bozdukları inançlarının adını, Yahûdîlik olarak değiştiren kâfirlere denir. * Hıristiyanlar: İncîl’in aslını tahrif eden, Hz. Îsâ peygambere [aleyhisselâm] “Allah’ın oğlu” diyen ve aslı İslâm iken peygamberlerinden sonra bozdukları inançlarının adını, Hıristiyanlık olarak değiştiren kâfirlere denir. * Sâbiîler: Yıldızlara tapan kâfir bir toplumunun adıdır.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
İman edenler, Yahudiler, Nasranîler¹ ve Sâbiîler; kim Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip² sâlihâtı yaptı ise³ödüllerini Rabb'leri verecektir. Ve onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
1- Hıristiyanlar. 2- Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve Sabiîliğin hak din oldukları dönemlerde, iman eden ve sâlihâtı yapan Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiîler ile iman eden ve sâlihâtı yapan mü'minlerin ödüllerini Rabb'leri verecek. (Benzer ayet, 5: 69). 3- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Şübhe yok ki (senden evvel peygamberlere) îman edenler (olsun, Musa dînini kabul eden) Yahudiler (olsun), Nasrânî (Hiristiyan) ve Sabiîler (olsun) kim (peygamberin şerîatine göre) Allaha ve âhiret gününe inanır, bununla beraber (o şerîatin emri vech ile) saalih (iyi) amel (ve hareket) de bulunursa elbette onların Rableri katında ecirleri (mükâfatları) vardır. Hem onlara bir korku da yokdur, onlar mahzun da olacak değillerdir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Şübhesiz ki (zâhiren) îmân edenler, yahudi olanlar, hristiyanlar ve sâbiîler(1) yok mu, (onlardan) kim Allah'a ve âhiret gününe (hakikaten) îmân edip sâlih bir amel işlerse, artık onların, Rableri katında mükâfâtları vardır; onlara hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
(1)Yehûda, Hz. Ya‘kūb (as)’ın on iki evlâdından en büyüğünün ismi iken zamanla umum İsrâiloğulları için de kullanılmıştır. Sâbiî, İslâmiyet, hristiyanlık ve yahudiliğin dışında bulunan bütün din mensublarına denir. Husûsî ma‘nâda ise, meleklere, yıldızlara veya putlara tapanlara denilmiştir. (İbn-i Kesîr, c. 1, 72)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Şüphesiz, (Kur’an’a ve İslam dinine) inanmış olanlar ile (buzağıya tapmaktan tövbe edip) Yahudi (hidayet) olmuş olanlar, Hıristiyanlar ve Sâbiîler, her kim (kendi dönemindeki peygambere gelen ilâhî mesajlara göre) “Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih ameller işlemişse onlar için Rableri katında mükâfat vardır; onlara (geçmişten dolayı) korku yoktur ve onlar (geleceğe dair) asla mahzun da olmayacaklardır. *
(*) Kur’an’da anılan Sâbiîler hakkında başka görüşler olsa da, günümüzde Bağdat ve Basra’da yaşayan, Ginza isimli bir kutsal kitapları bulunan ve kendilerini Mandenler (bilenler) veya Nasuralar olarak adlandıran toplulukla tamamen uyuşmaktadır. Bu topluluk yıldızlara tapmadığı gibi tapanları da lânetlemekte, putperestliği de yasaklamaktadırlar. Günümüzde, üçte ikisi Irak ve İran sınırları içinde olmak üzere dünyada 60-70 bin civarında Sâbiî bulunduğu tahmin edilmektedir (Sâbiîler hakkında bilgi için bkz. Şinasi Gündüz, Sâbiîler Son Gnostikler, Ankara 1996.) İşte bu ayete göre, İlk peygamber Hz. Âdem den başlayarak, kendi döneminde kendi peygamberine, kendi kitabına inanıp bağlı kalmış her ümmet, herkes kurtulacak. Bu durum son ve evrensel bir peygamber olan Hz. Muhammed’in gelmesine kadar devam etmiştir. Hz. Muhammed peygamber olunca da yine önceki kitap ve Peygamberlere iman etmekle birlikte hem Hz. Muhammed’in peygamberliğine hem de vahiy yoluyla almış olduğu Kur’an’a da iman etmeleri gerekir. Yani İslâm gelmeden önceki semavî dinlere mensup olanlardan Allah’a ve ahirete inanıp iyi işler yapmış olanlar, tıpkı İslamiyet’te olduğu gibi, kurtuluşa ermişlerdir. Bu, genel bir kuraldır. Bu âyet bu noktayı vurgulamaktadır. Ama İslâmiyet geldikten (ve hakkıyla tebliğ aldıktan) sonra, İslâm’ı kabul etmeleri gerekir. Ayrıca İsra -15. ayetin gereği doğru bir şekilde hakkıyla İslam’ın tebliğini almayanlar veya İslam’ı Müslümanların yanlış tutum ve davranışlarından dolayı yanlış algılayanların (ki bugün maalesef bunu hep görmekteyiz) tümü hangi din, inanç ve felsefeye mensup olurlarsa olsunlar (hıritiyan, yahudi, budist, hindü, ateist, deist vs. gibi) hakkıyla tebliğ almadıkları için ahiret günü yüce Allah’ın engin merhameti gereğii aff kapsamına gireceklerini düşünüyoruz. (الله اعلم) Çünkü İslam’ı yanlış anlatmak ve yanlış uygulamak (ki maalesef bugün Müslümanların durumu böyledir) tebliğ alınmamaktan daha beterdir. Bu nedenle, nasıl ki hakkıyla tebliğ almayanlar ahirette muaf ediliyorsa, İslam dünyasında İslam adına uygulanan yanlışlar nedeniyle İslam’dinini yanlış algılayan bütün gayri müslimler de ahiret günü yüce Allah’ın engin merhameti gereği inançlarından dolayı inşallah af kapsamına alınacaklardır. ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir.’’ Detaylı bilgi için: bkz: İsra -17/15) { يُخْبِرُ اللهُ تَعَالَى، أَنَّ أَهْلَ المِلَلِ السَّابِقَةِ لاَ يُضَيِّعُ اللهُ إِيمَانَهُمْ، وَلا يَبْخَسُهُمْ ثَوابَ أَعْمَالِهِم الصَّالِحَةِ، وَيَسْتمِرُّ ذَلِكَ جَائِزاً حَتَّى ظُهُورِ النَّبِيِّ الذِي يَلي نَبِيَّهُمْ (أيسر التفاسير) فهؤلاء الذين ذكرهم - عز وجل - في هذه الآية، هم الذين آمنوا بجميع الرسل، وآمنوا بجميع الكتب أيضا (تأويلات أهل السنة - الماتردي)ً. ( والذين هادوا ) الذين كانوا على دين موسى عليه السلام ولم يبدلوا ، والنصارى الذين كانوا على دين عيسى عليه السلام ولم يغيروا وماتوا علىه - ثمّ بيّن سبحانه بأنّ من آمن من جميع الأمم وصدّق رسله وسار على سننهم فلم يغيّر شرايع الله وعمل صالحاً فله أجره عند ربّه فقال : (إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ) بمحمّد ، يعني المسلمين (وَالَّذِينَ هَادُواْ ) يعني اليهود (وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ ) الذين ماتوا قبل مجيء محمّد ( مَنْ آمَنَ ) منهم (بِاللَّهِ) إيماناً خالصاً وصدّق رسله (وَالْيَوْمِ الآخِرِ ( المتشابه من القران) وقال بعض العلماء: الصابئون: الذين لم تبلغهم دعوة نبي، والله أعلم.( تفسير القرآن العظيم)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Elbetteki iman edenler, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve sabilerden Allah’a ve ahiret gününe iman edenler ve doğru işler yapanların, yaptıklarının karşılıkları, Rablerinin katında olup, onlar için korku olmadığı gibi, kesinlikle üzülmeyeceklerdir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Gerçekten o kimseler ki inanırlar, o kimseler ki yahudi, hıristiyan, sabiidirler, onlardan herkim Allah’a, son güne inanır, iyilik işlerse artık bu gibiler için çalaplarının katında karşılık vardır, artık onlar için korku yoktur, onlar kaygılanacak da değildirler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
İman getirenler, Yahudi olanlar, Nasara ve Sâbie yok mu onlardan Allah/a ve yevm-i âhirete iman edip iyi amel işleyen kimselerin Rabbileri indinde ecirleri vardır, onlar için korku da yoktur, onlar mahzun da olmazlar [¹].
[1] Nazm'ı Celilde sena olunan dört tayfa mü'minler nesh ve tebdilden evvel Tevrat ile amil olan Yahudiler yine nesh ve tebdilden evvel İncil ile âmil olan Nasara, bir de Hazret-i İbrahim Aleyhissalatü Vesselâma tabi olan Sâbie'dir. Kısas-ı İbrahim, Musa, İsa, Muhammed Aleyhimüssalatü Vesselâm Hazeratının etbaı olanlar ehl-i necattır. İsrail oğulları «biz peygamber evlâdıyız, her tavırda ehl-i necatız» derlerdi. Nazm-ı Celil her kim kendi zamanında mebde ve meâdi tasdik, muktezayı şer-i üzere amel ederse necat bulacağını beyan ederek Beni İsrailin bu gururlarını reddediyor. Bu ayet-i kerimeyi «Vemen yebteği gayrel İslâmi dinâ felen yukbel minhü» Nazm ı Celili ile mensub addedenler, Yahud ve Nasara ve Sâbie'den mü'min olanlar diye bir mahzuf takdir eyleyenler vardır.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Muhakkak ki, iman etmekte olanlar, Yahudi inancını sürdürenler, Hıristiyanlar ve Sabiîlerden Allah’a ve ahiret gününe inanan iyi ve yararlı işler [sâlih] yapan kimselere (gelince), onların mükâfatı Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve asla üzülmeyeceklerdir.
Kadri Çelik
swap_vert close
Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler'den her kim Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih iş yaparsa, şüphesiz ecirleri rableri katındadır. Onlar için artık korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
(Aya ve yıldızlara tapan ve Cizre ve de Harran civarında yaşayan Sabiiler, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Mecusîlik gibi çeşitli dinlerden bazı inanışları alarak yeni bir din meydana getirmişlerdir. Sâbiîler, yıldızların büyük ruhlarının olduğunu kabul ederler. Hakîm, mukaddes ve azametine ulaşılması imkânsız, fakat ruhlar vasıtası ile kendisine yaklaşılabilen bir yaratıcıya inanırlar. Onlara göre ruhlar, cevher olarak cismanî maddelerden ve cismanî melekelerden münezzehtirler. Fiilde bunlar eşyayı meydana getirir, yenileştirir ve bir hâlden diğer hâle dönüştürürler. Yedi gezegenin idarecileri bunlardan olup gezegenler onların mabetleri gibidir. Gezegenleri ruhlar hareket ettirirler. Dünya hâdiselerini, rüzgârları, fırtınaları, zelzeleleri onlar idare eder ve her varlığa kuvvet ve kânunlarını onlar dağıtırlar. Domuzun, köpeğin, pençeli yırtıcı kuşların ve güvercinin etini yemezler, sünnet yaptırmazlar. Dinî merasim dilleri Süryanîcedir.Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler’den her kim İslam hakkında yeterli bir bilgisi olmaz ve hak yolda oldukları inancı içinde Allah’a ve ahiret gününe iman edip salih iş yaparsa, bu ayet gereğince sevaba erişecektir. Ama inat üzere hakkı bildiği halde yüz çevirecek olursa, Allah katında hiçbir özrü olmayacak ve kendinden hiçbir şey kabul edilmeyecektir.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Gerçek şu ki; Kur’an’a iman ettiklerini iddia edenler, Hz. İsa’ya ve Hz. Muhammed’e inanmadıkları hâlde, Allah’ın seçkin ve imtiyazlı kulları olduklarını öne süren Yahudiler, Son Elçiyi inkâr eden ve İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu öne süren Hıristiyanlar, yıldızlara tapan Sâbiiler, Zerdüşt’ün izleyicileri olduklarını iddia eden ve ateşe tapan Mecusiler ve diğerleri... Evet, hangi dine, hangi ırka ve hangi cemaate mensup olursa olsun, insanlar arasından her kim Allah’a ve âhiret gününe gereği gibi inanır ve O’nun mesajları doğrultusunda doğru ve yararlı işler yaparsa, işte onlar, Rablerinin katında ödüllerini mutlaka alacaklardır ve zâlimlerin başına bir kâbus gibi çökecek olan o Hesap Gününde ne korku duyacaktır onlar, ne de üzülecekler!Hiç kimse, şu veya bu dine inandığını öne sürmekle veya herhangi bir ırka, sınıfa, cemaate mensup olmakla kurtuluşa eremez. Cennete girebilmenin tek yolu, Allah’a ve âhiret gününe gereğince inanarak ilâhî prensiplerin ortaya koyduğu biçimde yararlı ve güzel davranışlar ortaya koymaktır. O hâlde, Yahudilerin “Allah’ın seçkin halkı” oldukları iddiası, çirkin bir iftiradan başka bir şey değildir. Çünkü Allah katında ayrıcalıklı ve özel bir sınıf veya toplum yoktur. Bunun içindir ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İnanmış olanlar, Yahudîleşmiş olanlar, Nasârâ (Hristiyanlar) ve Sâbiîler; bunlardan kim Allah’a ve Âhir Gün’e inandıysa ve salih amel işlediyse (iyi iş yaptıysa), onlara rabb’leri katında ücretleri / ödülleri vardır. Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Evet, ister Müslüman, ister Yahudi, ister Hıristiyan, isterse Sâbiî olsun, Allah'a ve ahirete inanıp yararlı işler yapan herkes Allah'tan alacaklı konumdadır. Bu gibiler korku ve hüzün yaşamayacaklardır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Şüphesiz Müslümanlardan, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Gökyüzündeki güneşe, aya, yıldızlara tapan Sâbiîlerden kim; "Allah’a ve ahiret gününe inanır, iyi güzel işler yaparsa; onlar için Rabbin katında mükâfat vardır. Onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır!" diye hükmetmiş, eski inançlarından sorulmayacağını, geçmişlerinin af edileceği belirtmiştik.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Şüphesiz ki iman edenler, yahudi olanlar, sabiiler [*] ve hristiyanlar(dan) kim Allah’a ve ahiret gününe iman edip iyi işler yaparsa, onlar için Rableri katında ödül(ler)i vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur; onlar üzülmeyecek de. [*]
“Sâbiî ve sâbiîlik terimleri, Arap komşularınca Güney Mezopotamya’da yaşayan bir topluluk ve onların dinleri için kullanılmaktadır. Her ne kadar Sâbiîler kendi dinlerinin Hz. Âdem’le birlikte başlayan ilk din olduğunu iddia etseler de gerçekte Sâbiîliğin tarihçesi günümüzden yaklaşık iki binyıl önce başlar. Günümüzde 80-100.000 civarında bir topluluk olan Sâbiîler gnostik öğretileri ve kendilerine has dilleriyle oldukça zengin bir dinî literatüre sahiptir. Genellikle Güney Irak’ta Fırat ile Dicle’nin birleştiği bataklık bölgelerde, Basra ile Bağdat gibi şehirlerde ve İran’da Kârûn nehri boyunca yer alan yerleşim birimlerinde yaşarlar” (Şinasi Gündüz, “Sâbiîlik”, [DİA,] XXXV, 341-344) Benzer mesajlar: Mâide 5:69.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Şüphesiz inananlardan, (Mûsa’nın dinini terk edip) Yahûdî¹ olanlardan, Hıristiyanlar² ve Sâbiî’lerden³ Allah’a ve âhiret gününe inanarak (inandığı) iyi işleri yaşayanların,⁴ mükâfatı Rableri katındadır, onlar için bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.⁵
1 Yahûdî: Arapça’da (هَادَ) fiilinden türemiş olup, “tevbe etmek veya Yahûdî olmak” anlamına gelir. Bir de Hz. Yakup’un en büyük oğlu olan “Yahuda” isminin Arapçalaşmış şeklidir denilmektedir. Hz. Mûsa’nın getirdiği dinin adı, Yahûdîlik olmadığı için tercüme bu şekilde yapılmıştır. Bu din, Bâbil Sürgünü’nden sonra millî bir din haline getirilmiştir. Bu din, Yahova adı verilen bir Tanrı’ya, vahye dayandığı söylenen bir kitaba ve peygamberlere yer vermektedir. Daha sonra millileştirilerek bir ırka tahsis edilmesiyle, ilâhî dinlerden farklı bir duruma düşmüştür. Aslında bugünkü Yahudiliğin bir din mi, yoksa ırk mı olduğu, pek net değildir. Çünkü Yahûdilikte din ve ırk iç içe girmiş olduğundan birini diğerinden ayırmak güçtür. Yahudiler, uydurdukları ve Tevrat adını verdikleri kitaplarında yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya milletleri arasından “seçilmiş kavim” olarak görürler. Tanrı Yahova, bu kavmi Sina’da kendine muhatap kılmış, onlarla ahitleşmiş, onlardan emirlerine uyacakları konusunda söz almış ve Hz. Mûsa’nın şahsında onlara Tevrât’ı göndermiştir. Yahûdiliğin sembolü, "Yedi kollu şamdan" ve "altı köşeli yıldız"dır. 2 Nasârâ: "Nasrânî" kelimesinin çoğuludur. Hıristiyanlar kendilerine bu ismi vermişlerdir ki, bu da üç ayrı sebebe bağlı olarak beyan ediliyor: 1- Hz. İsa’nın nâzil olduğu (indiği), "Nasıra" köyüne nisbettir. 2- Aralarında tenâsur (yardımlaşma) bulunması, yani birbirlerine yardımcı olmaları yüzünden bu adı almışlardır. 3- Hz. İsa, havarîlerine " Allah’la beraber kim bana yardımcıdır?" (Âlu İmrân: 52) buyurunca, onlar da " Allah’ın yardımcıları bizleriz. Biz, Allah’a îman ettik. Sen, bizim kesinlikle Müslüman olduğumuza şâhit ol." (Âlu İmrân: 52) diye cevap verdikleri için bu isimle anılmışlardır. "Nasrânî" Grekçe’ye "hıristiyan" diye tercüme edilmiştir. "Nasranî" Hristiyan, "nasârâ" da Hristiyanlar demektir.3 Sâbiîler: Sâbîe lügatte “dininden çıkıp başka bir dine giren.” demektir. Bu mana itibariyle Sâbiî; “İslâm dışındaki bütün dinler” anlamına gelir. Bu anlamından dolayı Mekke müşrikleri, eski dinlerine aykırı yeni bir din ortaya koyduğu için Hz. Peygamber’e “Sâbiî” diyorlardı. Sâbiîler meleklere ve yıldızlara tapan bir taifedir. Bunların başlıca iki görüşleri vardır: 1- “Âlemin yaratıcısı Allah’tır. Lakin Allah, yıldızlara saygıyı ve bunların ibadet için kıble yapılmasını emretmiştir.” 2- “Allah, burçları ve yıldızları yaratmıştır. Fakat bu âlemdeki hayır ve şerri, sağlığı ve hastalığı meydana getiren, canlıları yöneten ve yönlendiren yıldızlardır. Şu halde bu dünyanın, bir anlamda Rabbi onlardır ve insanların onlara saygı göstermeleri vaciptir. Çünkü onlar da Allah’a ibadet ederler ve insanlara aracı olurlar.” Sâbiîlerin en önemli özellikleri, “ilahi bir dinden sapmaları, meleklere, yıldızlara ve putlara tapmaları”dır. Sâbiîler bir taraftan müşrik, bir taraftan da kitap ehli manzarası arz ettiklerinden bazı fakihler, bunlar “kitap ehli” gibidir, kestikleri yenir, kadınları ile evlenilir demişlerdir. Bazıları da müşrik ve Mecusi gibidirler, kestikleri yenmez, kadınları ile de evlenilmez demişlerdir. Şu zamanda Sâbiîler ismiyle bilinenlerden kitap ehli olanları yoktur. Günümüzde yıldız falına inanma ve yıldızların gücüne sığınma bunlardan kalmadır. Bk. (Mâide: 69, Hacc: 17) 4 Her ne kadar kâfirlere karşı yufka yürekliler, bu ifâdelerden; Yahûdî ve Hıristiyanların da Allah’a ve âhiret’e inandıkları sürece cennete girecekleri kanaatindelerse de âyetin devamındaki “Salih Amel” ifadesini görmek zorundadırlar. Salih amel: Allah’a ve âhiret’e îmandan sonra, Allah’ın indirdiği hükümlere göre yaşamak demektir. Bu da; diğer kitaplar bozulduğuna göre, sadece Kur’an’a uymakla mümkündür. Bk. (Elmalılı)5 Bu âyette Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve Sabiiler olarak ifâde edilen bu dört sınıfın her birisine korku ve hüznün olmaması için şart olarak, “Allah’a, âhiret gününe inanıp, inandıkları bu iyi işleri yaşamaları” şartı konulmuştur. Burada dikkat çekilmek istenen esas konu; diğerlerinin korkmamalarını sağlamak olmayıp, Müslüman’ım diye geçindiği halde, tıpkı Yahûdî Hıristiyanlar ve Sabiiler gibi inandığını yaşamayanların da uyarılmalarını vurgulamaktır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
KUŞKUSUZ, [bu ilahî kelâma] i-man edenler ile Yahudi inancının takipçilerinden, Hristiyanlardan ve Sâbiîlerden ⁴⁹ Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanmış, doğru ve yararlı işler yapmış olanların tümü Rablerinden hak ettikleri mükafatları alacaklardır; ve onlar ne korkacak, ne de üzüleceklerdir. ⁵⁰
49 Sâbiîler, Yahudilik ile Hristiyanlık arasındaki tek-tanrılı bir dinî grup olarak bilinmektedir. İsimleri (bu isim, “kendini (suya) daldırdı” anlamındaki Ârâmîce tsebha‘ fiilinden türetilmiştir), onların Hz. Yahya’nın takipçileri olduklarına işaret etmektedir -ki bu durumda, bugün hâlâ Irak’ta yaşayan ve Mandeliler diye tanınan bir topluluğa mensup olabilirler. Ancak onları, İslam’ın ilk çağlarında mevcut olan ve Müslümanlarca bütün tek tanrılı din sâliklerine tanınan avantajları elde etmek için gerçek Sâbiîlerin ismini bilinçli olarak kabullenmiş olmaları muhtemel bir ‘bilinemezci’ (gnostic) mezhep olan “Harran Sâbiîleri” ile karıştırmamalıyız.50 Kur’an’da birçok kez tekrarlanan yukarıdaki paragraf, İslam’ın temel bir doktrinini inşa etmektedir. Başka hiçbir itikadda benzeri olmayan bir görüş zenginliği ile, “kurtuluş” fikri, burada sadece üç şarta bağlanmıştır: Allah’a iman, Hesap Günü’ne iman ve hayatta doğru ve yararlı işler yapmak. Bu kritik noktada -yani, İsrailoğulları’na yönelik bir davetin tam ortasında- bu doktrinin ifade edilmiş olması, Yahudilerin, Hz. İbrahim soyundan gelmelerinin kendilerine “Allah’ın seçilmiş halkı” olarak kabul edilme imtiyazını verdiği bâtıl inancı nedeniyledir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Şüphesiz inananlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabilerden kim Allah’a ve ahiret gününe inanır, doğru ve güzel davranırsa; onların ödülleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. 3/110...114, 5/68-69, 22/17
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Hiç kuşkusuz (bu kitaba) inanan kimselerden, Yahudileşen kimselerden,[¹²³] Hıristiyanlardan ve Saâbiîlerden[¹²⁴] her kim Allah’a ve âhiret gününe inanır, ıslah edici iyilik işlerse, işte onlar için Rableri katında yaptıklarının karşılığı vardır.[¹²⁵] Onlar gelecekten endişe etmeyecek, geçmişten dolayı da üzüntü duymayacaklar.[¹²⁶]
[123] Ellezîne hâdû formuyla gelen ibareleri, el-Yehûd ya da Yehûdiyyen ile eşitleyip “Yahudiler” şeklinde çevirmek gramatik açıdan isabetli değildir. Nisâ 46, Mâide 41, 44, 69, En’âm 146, Nahl 118 ve daha başka âyetler buradaki formun aynısıyla gelir. Müfessirler şu notu düşerler: Ellezîne hâdû demek “yahudileşenler” (tehevvedû) demektir (Râzî, Mefatîh XXX, 7). Lügatler tehevvedû fiilini sâra yehûdiyyen (yani: sonradan Yahûdî olanlar) şeklinde açıklar (Muhtaru’s-Sıhah). Bunun en doğru tercümesi “yahudileşti”dir. Ünlü “Her çocuk fıtrat üzere doğar, onu anne-babası yahudileştirir” hadisinde kullanılan fiil yuhevvidanihi’dir (Buhârî, Cenaiz 29:91; Müslim, Kader 6). Ellezine hâdû formu, müslüman olan İsrailoğulları’nın “yahudileştiklerini” vurgulama amacı taşır. Çevirimizin gerekçesi budur (Bkz: 6:146, not 127). [124] Sabiîler için bkz: 5:69 ve 22:17. Bunların tümü de Medine’de inen âyetlerdir. Müşriklerin Allah Rasûlü’ne ve mü’minlere “dönek/dinsiz” anlamına “sâbiî” dedikleri hadis kaynaklarında kayıtlıdır (Buhârî, Menâkıb 3). Gerçekte Sâbiî Arapça değil, bu dine mensup olanların konuştuğu ve Aramca’nın bir diyalekti olan Mandence’dir. “Suya dalmak”, “vaftiz olmak” ya da “boy abdesti almak” anlamına gelen sabaa’dan türetilmiş bir isimdir ve Sabiîler’e komşuları tarafından verilmiştir. Burada kastedilen “vaftizci” lakabıyla anılan Hz. Yahya’yı izlediğini iddia eden Orta Doğu kökenli mesihçi gnostiklerdir. Yıldızlara akıl ve irade atfedip onları kutsal sayan Harran Sabiileri, fetihlerden sonra ehl-i kitap statüsü kazanmak için kendilerini “Sabiî” olarak nitelemiş olsalar gerektir. Her iki Sabiiliğin ortak noktası, düalist gnostisizmin etkisi altında kalmalarıdır. [125] Lehum ecruhum’daki zamirler çoğul değil de âmene fiilindeki tekil özneye uyarak lehu ecruhu şeklinde tekil gelmesi gerekmez miydi? Bu sorunun cevabı bellidir: men, ism-i mübhem olarak hepsi için de kullanılır. [126] Bu âyet benzeri olan Mâide 69. âyetle birlikte, 136. âyet ışığında anlaşılmalıdır. Bakara’da Hıristiyanların Sâbiîlerden öne alınması, inanç açısından Hıristiyanlığın Sâbiîlikten daha öncelikli olmasıyla, Hac ve Mâide’de Sâbiîliğin önce gelmesi ise, zaman açısından Hıristiyanlıktan önce oluşuyla açıklanmıştır (Besâir I, 144). Kur’an hiçbir inancı ve mensuplarını sırf mensubiyetten dolayı ne toptan mahkûm eder ne de aklar (Bkz: 3:112; 5:66-68; 7:159, 169,170,181; 57:28). Kitap ehline mensup oldukları hâlde doğrudan kâfir olan zümreleri açıkça vurgular (4:150; 5:71; 5:73). Kur’an’a göre Allah’a iman O’nun indirdiği ilâhî mesajların tümüne ve o mesajları gönderdiği rasullerin tümüne iman etmeyi içerir (Bkz: 2:136). Bu içeriğiyle Allah’a iman eden, âhirete iman eden ve sâlih amel işleyen (Bkz: 2:25, not 31) herkes kurtuluşa erecektir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Şüphe yok ki iman edenler; yahudiler, hıristiyanlar, sabiiler!.. Bunlardan her kim, Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih amellerde bulunursa; onlar için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlara bir korku yoktur ve onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.
Bakara 62 üzerinde incelemeler yaptığımızda; kimlerin ahirette Sırat köprüsünden cehenneme düşmeden cennete girerek kesin kurtuluşa erebileceği hakkında bir karara varılamayacağını ve bu ayetle birlikte, Maide/69, Hac/17 ve Hac/ 19’un da mütalaa edilmesinin gerekli olduğunu müşahede ediyoruz!.. Nitekim, İman edenlerin diğer üç dinin mensupları ile birlikte zikredildiği Bakara 62’ye ilişkin olarak Elmalılı şu açıklamalarda bulunmuştur: Müminlerin, önce Yahudi, Hıristiyan ve sabiiler ile bir araya getirilip de, sonra hepsine birden ‘Allah'a ve ahiret gününe inanan’ diye şartlı bir kazıyye (önerme) ile hükmolunmasında bazı nükteler vardır. Müminlere gösteriliyor ki ahirette korkusuz ve hüzüntüsüz kesin kurtuluş zahiri iman ile olmaz. Müslümanlık zahiren mümin görünmekten ibaret değildir. Zahiri bir Müslümanlığın Yahudilik, Hristiyanlık ve sabiilikten bir farkı yoktur. Korkusuz, hüzüntüsüz kesin kurtuluş (doğru posta cennete girmek) dıştan ve içten tekit edilmiş, arttırılmış hakiki iman ve bununla beraber salih amel’ e bağlanmıştır. Hakiki iman olmadan güzel amel, dünya için faydalı olsa bile ahiret için yarar sağlamaz. Güzel amel olmadan hakiki iman mümkün ise de tam olmaz; ebedi azaptan kurtarsa bile, mutlak korku ve hüzünden kurtarmaz. Çünkü asi müminlere de azap vardır ve en azından muhtemeldir. Şu halde dinin kesin müjdesi hakiki iman ile salih amelin birleşmesindedir!.. Diğer üç dinin mensubunun ise, bu müjdeden hariç bulundukları ve bununla beraber onlar da iman ederlerse müminler sınıfına dahil olup aynı vaad ve müjdeye nail olacaktan ve şu halde bunların da ümitsiz olmayıp hemen tevbekar olarak iman ve salih amel yapmaya girişmelerinin lüzumu anlaşılacağı açıktır...” (Hak dini Kur'an Dili, a.g.e., C.3, S. 285) Ne yazık ki bir çağdaş din bilginimiz Elmalılı ve aynı görüşü paylaştığı değerli müfessirleri gelenekçiler olarak tanımlamakta, hatta onları, Kur’ân ayetlerini maksat ve hedefinin dışına çektiklerini iddia ederek şöyle suçlayabilmektedir: "Bu ayetler dış patentleri bakamından muhtelif kategori arz eden insanların üç şartı tanımaları halinde ebedi kurtuluşu yakalamış olacaklarım açıkça bildirmektedir. Bunu, ‘bu kategoridekilerin Müslümanlığa geçenleri’ şeklinde ayrı bir şarta bağlamak, Kur’ân ayetlerini tahriftir. Böyle bir iddia, Kur’ân’ı abesle uğraşır bir pozisyona sokmak olur. Müslüman unvanını almış olanların durumu zaten bellidir. Yahudi Hristiyan, sabii vs. den Müslüman olanların kurtulacağını söylemek ne anlam taşır? Kur’ân böyle bir şeyi neden Yahudi, Hristiyan vs. yi sayarak söylesin? Açık olan bir şey varsa, Elmalılı’nın, kendisi gibi düşünen gelenekçileri tekrarlayarak Kur’ân ayetlerini maksat ve hedefinin dışına çektiğidir. Anılan ayetin Elmalılı ve benzerlerinin söyledikleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Dikkat edilirse, iman ve sonsuz kurtuluşu yakalamada hep dış patente, nüfus kağıdına bakılmaktadır.” (Kur’ân’ın Temel Kavramları, s.245) Bu müellif, Elmalılı'nın açıklamalarını ya doğru dürüst okumamış ya da anlamamış olacak ki onu, nüfus kağıdına sığınmakla suçlayabilmektedir. Oysa Elmalılı dinin kesin müjdesini nüfus kağıdına değil, hakiki iman ile salih amelin birleşmesine bağlamakta ve ahirette asi müminlere de azap dokunacağını vurgulamakladır!.. Öte yandan... kanaatimize göre, yaptığı yorumda iman ilkelerinden sadece “Allah'a ve ahiret gününe iman" ın Ayet-i Kerime’de zikredilmiş olmasını esas almakla asıl yanılgıya düşen kendisi olmaktadır!.. Gerçek şu ki, Bakara/285 uyarınca, iman ilkeleri bir bütündür; tümü zikredilmemiş olsa da birbirinden ayrılmaz. Nitekim bu ayette mealen: “Peygamber Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de! (Kur’ân'ın ilahi kaynaklı olduğuna iman ettiler... Onlardan) Her biri, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti" buyurulduğu gibi, Al-i İmran/84-85 'de de: “(Ey Muhammed,) Onlara de ki: ‘Biz Allah'a, bize indirilene, İsmail'e, İshak’a ve evlatlarına indirilenlere; Musa'ya, İsa’ya ve (diğer) peygamberlere Rableri katından verilmiş olanlara iman ettik, onların hiçbirinin arasını ayırmayız; biz ancak O'na teslim olanlarız! 'Artık kim (bu gerçeği kabul etmez de) İslam'dan başka bir din ararsa bilsin ki, asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır!” beyanları yer almaktadır. Değerli müfessir Razi de bu konuya ilişkin olarak: “Bil ki ‘Allah’a iman etme' ifadesine, Allah’ın vacip kıldığı şeyler, yani peygamberlerine iman: 'ahiret gününe iman etme’ ifadesine de (ilahi kitaplarda ver alan} ahiret ile ilgili bütün hükümler girer..” demektedir. (Razi, a.g.e., C.3, S.56) Kaldı ki Kur’ân’da sadece müşrikler değil, Kitap ehli de Resulullah s.a.s.’a ve Kur’ân’a iman etmeleri konusunda uyarılmışlardır. Nitekim Bakara/38’ de insanoğluna: “Tarafımdan size yol gösteren geldiği zaman kimler benim hidayetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur, ve onlar üzülmeyeceklerdir," buyurularak korkusuz ve üzüntüsüz akıbetin ancak, kendine erişen hidayet rehberine uymakla mümkün olacağı vurgulanmıştır, öte yandan Bakara/41-42'de: “(Ey İsrailoğulları) Yanınızdakini (Tevrat’ı) tasdik edici (Ve doğrultucu) olarak indirdiğime (Kur’ân’a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın! (ki, vahiy ve peygamberlik nimetini anlayarak iman edenlerin ilki sizler olmalısınız. ) Ayetlerimi az bir değere (dünya menfaati karşılığında) satmayın ve ancak Benden korkun! Hakkı batıla karıştırıp da bile bile (bu) gerçeği gizlemeyin! (ki kitabınızda, Muhammed s.a.s.’in son peygamber olarak geleceğine ait müjdeler olduğunu biliyorsunuz)” buyurulduğu gibi, Maide/15-16' da da: "Ey kitap ehli! Şüphesiz size, kitaptan gizlemekte olduklarınızın birçoğunu açığa vuran, birçoğundan da (yüzünüze vurmayarak) geçiveren peygamberimiz (Muhammed s.a.s.) gelmiştir. Size Allah'tan bir nur (İslam) ve apaçık bir kitap (Kur’ân) da gelmiştir!., (ki) Allah onunla rızasını gözetenleri selamet (kurtuluş) yollarına eriştirir, izniyle karanlıklardan (küfür ve sapıklıktan) aydınlığa (iman nuruna) çıkarır ve doğru yola (hak dine) iletir!" beyanları yer almaktadır. Öncekiyle aynı görüşü paylaştığı belli olan diğer bir çağdaş bilginimiz de bu konuda şu açıklamalar da bulunmaktadır: “Müfessirler, genellikle kitap ehlinden Allah’a ve ahirete inanmış kimselerin ancak Hz. Muhammed s.a.v.’e inanıp Müslüman oldukları takdirde güvene kavuşup, ahirette üzüntüye uğramayacakları kanaatindedirler. Fakat kanaatimize göre ayette böyle bir kayıt yoktur. Ayet mutlaktır. Kur’ân’ın tanımladığı biçimde Allah’a ve ahirete inanan herkesin güvene kavuşup üzüntüden kurtulacağını bildirmektedir. Bu ayetten anlaşılıyor ki kitap ehli, Yahudi ve Hristiyan kaldıkları halde Kur’ân’ı inkar etmez, onun gerçeklerine aykırı davranmazlarsa ki bu üç Kitab’ın genel hatlarında ve temel konularında bir ayrılık yoktur. Mesela - Teslis'i bırakıp Kur'ân’ın emrettiği şekilde Allah'a ve ahirete inanırlarsa- mümin sayılır cennete girerler. Mutlaka kendi dinlerinden ayrılıp Müslüman olmaları şart değildir " (Ç.T., C.1, s. 174; C.3, s.33) Bu müellif ise kanaatimize göre, bir yandan Allah’a ve ahirete imanın Kur’ân’ın tanımladığı biçimde olması gereğini savunup, öte yandan da Hz. Muhammed s.a.s.’e inanıp Müslüman olmanın gerekmediğinden söz ederken bir Kur’ân gerçeğini gözden kaçırmaktadır!.. Nitekim Fetih suresinin 28-29. ayetlerinde: "..Şahit olarak Allah yeter ki, Muhammed Allah'ın Resulüdür. ” beyanı yer almakta ve Allah Teala’nın, Kendi adı ile birlikte adını zikrederek bahsettiği bu şerefli paye Resulullah s.a.s.’a inhisar etmektedir!.. Hal böyleyken nasıl olur da, Allah'a ve ahiret gününe iman, Hz.Peygamber’e iman etmekten ayrı düşünülebilir?.. Öte yandan Tevrat ve İncil’in asılları günümüze ulaşmadığına göre, aynı müellif: “bu üç Kitab’m genel hatlarında ve temel konularında bir ayrılık yoktur” diyerek, Kur’ân-ı Kerim’i Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid ile aynı kefeye koyarken tam anlamıyla bir sürç-ı lisan sergilemektedir... (Bu konuda Kur’ân île Asla Bağdaşmayan Teoriler ve Tevrat İle İncil’de Yapılan Tahrifler başlıklı çalışmamızın 110 ile 111. sayfalarına bakılabilir.) Burada; Bakara/62'ye büyük benzerlik gösterdiği halde, önemli bir farka da sahip olan Maide/69'a değinmeyi de gerekli buluyoruz. Sabiiler ve Hristiyanların yer değişikliğiyle zikredildiği Maide Suresinin 69. ayetinde mealen: "Şüphe yok ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Sabiilerden ve Hristiyanlardan kim, Allah’a ve ahiret gününe iman edip salih amel işlerse, (ahirette) onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir! buyurulmuştur! Razi 'nin bu konuya ilişkin açıklamaları şöyledir: “Şayet birisi: 'Ayetlerde sayılan sınıfların takdim ve tehirinde, Sabiin lafzının bir ayette merfu, başka bir yerde ise mensub olmasıyla meydana gelen farklılıkta, bu değişiklikleri gerektiren bir fayda var mıdır?’ derse, böyle bir soruya cevaben şöyle deriz: Bu ayetleri ifade buyuran Ahkemu’ul-Hakiym olan Cenab-ı Hak olunca, mutlaka bu değişikliklerde hikmetler ve faydalar vardır. Eğer biz bu hikmetleri idrak edersek, kemale ermiş oluruz. Eğer idrakten aciz kalırsak, kusur Hakiym olan Allah'ın sözü hakkında değil, bizim akıllanınız için söz konusu olur.” {Razi, a.g.e., C. 3, s. 58.) Görülüyor ki Razi, "Hristiyanlar" ile "Sabiiler" beyanlarının yer değiştirmesinin Allah Teala’nın hikmeti gereği olduğunu bildirmekle yetinmektedir.. Bu farkı anlayabilmek amacıyla incelemeler yaptığımızda; Bakara suresinde öncelikle İsrailoğullarının (Yahudilerin), Maide suresinde ise özellikle Hristiyanların kınanmış olduğunu müşahede ediyoruz!.. Nitekim Bakara suresi, 62. ayetten önceki bölümde: 40-41. de: “Ey İsrailoğulları! Yanınızdakini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur’ân’a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın!" 51. de: "Musa ya (vahyetmek üzere) kırk gece söz verdiğimizde; onun ardından zalimlerden oldunuzda buzağıyı ilah edindiniz!" 55. de: "Hatırlayın ki (Musa ile birlikte Tur’a çıktığınızda) 'Ey Musa, biz Allah’ı apaşikar görmedikçe sana asla inanmayız!’ dediniz de sizi o anda yıldırım çarptı." 61. de: "Onların üzerine aşağılık ve yoksulluk olması vuruldu ve Allah ’tan bir gazaba da uğradılar; Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar, haksız yere peygamberlerini öldürüyorlar ve isyanda aşırı gidiyorlardı!” buyurulmuştur. 62. ayeti izleyen bölüme gelince; 63-64'de; İsrailoğullarının kendilerinden Tevrat ile amel edeceklerine dair kesin söz alınmış olmasına rağmen, sözlerinden döndükleri bildirilmektedir. 65-66. da; aralarından "Cumartesi Yasağı"nı çiğneyenlerin, maymuna dönüştürülerek cezalandırıldıkları bildirilmektedir. 67-73. de; Rablerinin buyruğu üzre derhal bir inek kesmeleri gerekirken "Ey Musa, Rabbine dua et de bildirsin! “diyerek saygısızlıkta bulunduktan bildirilmektedir. 74. de; Rablerinin emirlerini hiçe saymaları ve peygamberlerine eziyet etmeleri sonucunda kalplerinin katılaştığı hatta taştan daha katı hale geldiği bildirilmektedir. 80. de de; bilginlerinin Tevrat’ı tahrif ettikleri ve onunla bildirilen Resulullah s.a.s.’a ait müjdeleri gizledikleri vurgulanmaktadır!.. Maide suresi 69, ayetten önceki bölümde ise: 17. de: "Andolsun ki, ‘Allah, Meryemoğlu Mesih'tir.' diyenler kafir olmuşlardır!" 68. de: "De ki: Ey kitap ehli! Siz Tevrat ile İncil’i ve Rabbinizden indirilenleri hakkıyla uygulamadıkça hiçbir yol üzerinde sayılmazsınız! (Ey Muhammed) Rabbinden sana indirilen (Kur’ân) kuşkusuz onların azgınlıklarını ve küfrünü artıracaktır; fakat sen o kafir topluluk için tasalanma! ” buyurulmustur. Ve 69. ayeti izleyen bölümde: 72-76. da: "Andolsun ki, ‘Allah, Meryem oğlu İsa Mesih'tir' diyenler kafir olmuşlardır; nitekim Mesih onlara: 'Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah 'a kulluk edin!.. Kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar ve onun varacağı yer cehennem olur. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur! ” “Andolsun ki, 'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler de kafir olmuşlardır; oysa tek bir ilahtan (Allah’tan) başka ilah yoktur!.. Eğer söylediklerinden (Teslis inancından) vazgeçmezlerse, kuşkusuz gerçekleri inkar edenlere (ahirette) çok çetin bir azap dokunacaktır! ” “Hala Allah'a tevbe edip, O'ndan af dilemiyorlar mı? " “Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir; ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası dosdoğru bir kadındı; her ikisi de yemek yerlerdi!" "De ki: (siz puta tapanlar gibi) Allah'ı bırakıp da, size ne yarar ne de zarar vermeye gücü yetmeyen şeylere mi ibadet ediyorsunuz? (Mesih size bir yarar sağlayabilirse bu, ancak Rabbinin bağışı iledir) Allah, her şeyi hakkıyla işiten ve. hakkıyla bilendir!" buyurulmuştur. Bu ayetleri toplu halde mütalaa ettiğimizde; Hristiyanların, kitap ehli olmaları nedeniyle, Yahudilerin kınandığı Bakara suresinde Sabiiler’den önce zikredildiklerini; Maide suresinde ise, Hz. İsa’ya ilahlık payesi verip Rablerine ortak koşmakla kınanan kendileri olduğu için Sabiilerden sonraya bırakılmış olabileceklerini düşünüyoruz! Şüphe yok ki her şeyin doğrusunu Allah Teala bilir. Son olarak, iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hristiyanlardan bahs buyuran Hac/17 üzerinde durmak istiyoruz. Hac Suresinin 17. ayetinde mealen: “Şüphe yok ki Allah kıyamet günü, iman edenler (ile) Yahudiler, Sabiiler, Hristiyanlar, Mecusiler (ateşe tapanlar) ve müşrikler arasında hükmünü verecektir, Çünkü Allah her şeye şahittir!" buyurulmuştur. Elmalı, bu ayete ilişkin şu açıklamalarda bulunmaktadır: “Görülüyor ki, bu ayette altı ayrı dinden söz edilmiş, ancak sadece birincisi iman sahibi olarak gösterilmiştir. Demek ki, geri kalan beşi küfür ehlidir. Sonra bu beşten yalnız sonuncusunda şirk açıkça belirtilmiştir. Oysa diğerlerinde de şirk yok değildir, örneğin Mecusilerin ateşe tapmaları bilinen bir gerçektir. Şu halde buradaki “velleziyne eşreku -şirk koşanlar” ifadesi tahsisten sonra, genelleme olarak “ve diğer müşrikler” demek olabilirse de, burada açıklanan şirkten maksat hiçbir yönüyle ne doğrudan ve ne de dolaylı bir şekilde herhangi bir tevhid iddiasının karıştırılmadığı bir şirk olması, karşıt olarak ifade ediliş tarzına daha uygundur. Çünkü Hristiyanlar, üç birdir diye tevhid iddiasında bulundukları gibi, Mecusiler ve bu cümleden olarak Zerdüstiler de bir mabuda inandıklarım iddia etmektedirler..” (Hamdi Yazır, a.g.e., C. 5, S.478) Bazı müfessirlere göre; Hac/17, ardından gelen iki ayetle -öncelikle Hac/l9- ile birlikte, mütalaa edilmelidir: Hac 18: Görmez misin ki, göklerde ve yerde olan her şey; güneş, ay yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar (zorunlu olarak) ve bir çok insan (özgür iradelerini yaratılışlarındaki amaca uygun kullanarak) gönülden Allah’a secde ediyor, (ne var ki insanlardan) Bir çoğu üzerine de azap hak olmuştur! (Çünkü onlar, özgür irade emanetine ihanet ederek insanlık şerefini yitirmişler ve zillet mertebesine düşmüşlerdir... Ve bil ki) Allah, kimi (böyle) hor ve hakir kılarsa, (artık) ona (şeref) ikram edecek kimse bulunmaz. Şüphe yok ki Allah, dilediğini yapandır!. (İşte., bir yanda Allah’ın tek ilah olduğuna iman ederek secdeye kapanan müminler, bir yanda da O’na ortak koşan ya da bütünüyle O’nu inkar edenler.. 17. ayette de belirtilen) Hac 19: Bu iki grup (insan) Rableri hakkında birbiriyle çekişen iki hasım gibidir! (ama müminler cennet ile müjdelenirlerken) O kafirler için, ateşten gömlekler biçilmiştir, (ki bu azap gömlekleri kendilerine giydirildiğinde) Başlarının üstünden de kaynar su dökülecektir! Razi, 19. Ayete ilişkin şu açıklamalarda bulunmaktadır: “Bununla, müminler topluluğu ile, kafirler güruhu kastedilmiştir ki, bütün kafirler bu ifâdeye dahil olurlar. İbn Abbas, ‘bu ifade altı din mensubuyla alakalıdır’ demiştir. Rivayet olunduğuna göre ehl-i kitap: ‘Biz Allah’a daha yakınız. Zira bize sizden önce kitap verildi. Bizim peygamberimiz, sizinkinden öncedir’ derken, müminler de ‘Biz Allah’a daha yakınız. Zira biz hem Hz. Muhammed s.a.s.’e, hem sizin peygamberinize, hem de Allah’ın indirdiği bütün kitaplara inanıyoruz. Oysa sizler, bizim kitabımızı ve peygamberimizi biliyorsunuz. Ama buna rağmen, hasedinizden inkar ettiniz!’ derler. Ki işte, onların Rableri hususunda mücadele etmeleri de budur.” (Razi, a.g.e., C. 16, S.288)  
Osman Fırat
swap_vert close
Şüphesiz iman edenler, Yahûdiler, Hıristiyanlar ve Sâbiilerden her kim Allah’a ve âhiret gününe iman eder ve salih amel işlerse, onlara Rableri katında mükâfât vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Şüphe yok ki, mü'minler ile Yahudilerden ve Nasârâ ile Sâbii tâifesinden herhangi kimseler Allah Teâlâ'ya, ahiret gününe imân edip sâlih amellerde bulunmuş olurlarsa onlar için Rableri indinde mükâfaatlar vardır. Ve kendilerine asla korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmayacaklardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
İman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiîler. . . Her kim Allah'a ve âhiret gününe (gerçekten) iman eder ve amel-i salih işlerse, elbette onların Rab'leri yanında mükafatları vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi kendilerini üzecek bir şeyle de karşılaşmazlar.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Şüphesiz inananlar; yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler(den) Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükafat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlar ki îmân itdiler ve şunlar ki mûsevî, 'îsevî ve sâbiî oldılar onlardan Allâh'a ve âhiret gününe îmân iden ve iyi işler işleyenler içün rableri 'indinde sevâb ve mükâfât vardır ve onlara korku yokdur ve mahzûn dahî olmazlar.[¹]
[1] Sâbiîler melâikeye 'ibâdet iden bir kavim olub Cenâb-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini tasdîk ve melâikeye 'ibâdeti hakka tekarrüb içün vesîle 'add iylerlerdi. İbrâhîm 'aleyhisselâm bunlara ba's olundı.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
(Muhammed’e) inananlar ile Yahudi, Hıristiyan ve Sabiîler’den[1] Allah'a ve Ahiret gününe inanan ve iyi işler yapanların [2] ödülleri Sahipleri (Rableri) katındadır. Onların üzerinde korku olmaz, üzüntü de çekmezler [3].
[1] Sâbiîler, Yahya aleyhisselama inen (Meryem 19/12; En'âm 6/84-89) ve Ginza adı verilen kitaba inanırlar. [2] Kur'ân ile yüzleşmemişlerse kendi kitaplarına uymaları yeterli olur (Araf 7/157, Al-i İmrân 3/81). [3] Kendine bir elçinin tebliği ulaşmayan kimse, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Şüphesiz İnananlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden kim Allah'a ve ahiret gününe inanır ve doğru olanı yaparsa; onlara Rab'leri yanında mükafatlar vardır. Onlara bir korku da yoktur, üzülmeyeceklerdir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
İman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden(35) kim Allah'a ve âhiret gününe iman eder ve güzel işler yaparsa, onların Rableri katında ödülleri vardır. Ne bir korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar.
(35) Bu üç dinden hariç olanlar. Veya, Hıristiyanlık ve Yahudilik arasında, tek tanrılı bir din ki, bugün Irak taraflarında bir grup mensubu bulunmaktadır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Şu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iş yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaklardır onlar.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
bayıķ anlar kim įmān getürdiler ya'nį dilleriyile; daħı cuḥūd oldılar; daħı naśārā daħı firiştelere ŧapıcılar yā ılduzlara ŧapıcılar: ol kim bunlardan įmān getürdi Tañrı’ya daħı śoñraġı güne daħı işledi eyü iş: anlaruñdur müzdleri, çalabı’ları ķatında. daħı ķorķu yoķdur anlaruñ üzere; daħı anlar ķayġurmazlar.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Taḥḳīḳ anlar kim Müselmān oldılar, daḫı anlar kim Yehūdi oldılar,Naṣrānīler, daḫı ılduza tapanlar. Daḫı kim ki īmān getürse Tañrı Ta‘ālāya,ḳıyāmet günine daḫı inansa, daḫı ṣāliḥ ‘amel işlese, anlaruñ müzdi vardur Ça‐lapları ḳatında. Ḳorḳu daḫı yoḳdur anlar üstine, ne daḫı anlar ḳayırurlar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
İman gətirənlərdən (müsəlmanlardan), musavi (yəhudi), isəvi (xristian) və sabiilərdən Allaha, axirət gününə (sədaqətlə) inanıb yaxşı iş görənlərin mükafatları Rəbbinin yanındadır. (Qiyamət günü) onların nə bir qorxusu olar, nə də onlar bir qəm-qüssə görərlər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Lo! those who believe (in that which is revealed unto thee, Muhammad), and those who are Jews, and Christians, and Sabaeans whoever believeth in Allah and the Last Day and doeth right surely their reward is with their Lord, and there shall no fear come upon them neither shall they grieve.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Those who believe (in the Qur´an), and those who follow the Jewish (scriptures), and the Christians and the Sabians(76),- any who believe in Allah and the Last Day, and work righteousness, shall have their reward with their Lord; on them shall be no fear, nor shall they grieve(77).
76 Latest researches have revealed a small remnant of a religious community numbering about 2,000 souls in Lower Iraq, near Basra . In Arabic they are called Subbi (plural Subba). They are also called Sabians and Nasoraeans, or Mandaeans, or Christians of St. John. They claim to be Gnostics, or Knowers of the Great Life. They dress in white, and believe in frequent immersions in water. Their Book Ginza is in a dialect of Aramaic. They have theories of Darkness and Light as in Zoroastrianism, They use the name Yardan (Jordan) for any river. They live in peace and harmony among their Muslim neighbours. They resemble the Sabi'un mentioned in the Qur'an, but are not probably identical with them. The pseudo-Sabians of Harran , who attracted the attention of Khalifah Ma'munal Rashid in 830 A.C. by their long hair and peculiar dress probably adopted the name as it was mentioned in the Qur'an, in order to claim the privileges of the People of the Book. They were Syrian Star-worshippers with Hellenistic tendencies, like the Jews contemporary with Jesus. There was another people called the Sabaens, who played an importantpartin the history of early early Arabia , and are known through their inscriptions in an alphabet allied to the Phoenician and Babylonian. They had a flourishing kingdom in the Yemen tract in South Arabia about 800-700 B.C., though their origin may have been in North Arabia . They worshipped the planets and stars (Moon, Sun, Venus). Probably the Queen of Sheba is connected with them. They succumbed to Abyssinia about 350 AC. and to Persia about 579 A.C. Their capital was near San'a . They had beautiful stone buildings, in which the pointed arch is noticeable. Cf. 5:69 and n. 779. (See E.B. on Sabaeans.) (R). 77 Cf. 2:38, where the same phrase occurs. And it recurs again and again afterwards. The point of the verse is that Islam does not teach an exclusive doctrine, and is not meant exclusively for one people. The Jews claimed this for themselves, and the Christians in their origin were a sect of the Jews. Even the modern organized Christian churches, though they have been, consciously or unconsciously, influenced by the Time Spirit, including the historical fact of Islam, yet cling to the idea of Vicarious Atonement, which means that all who do not believe in it or who lied previously to the death of Christ are at a disadvantage spiritually before the Throne of Allah. The attitude of Islam is entirely different. Islam existed before the preaching of Muhammad on this earth: the Qur'an expressly calls Abraham a Muslim (3:67). Its teaching (submission to Allah's will) has been and will be the teaching of Religion for all time and for all peoples.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِنَّ
muhak- kak
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
اٰمَنُوا
iman ettiler
وَالَّذ۪ينَ
ve o kim- seler ki
هَادُوا
Yahudi oldular
وَالنَّصَارٰى
ve Hristiyanlar
وَالصَّابِـ۪ٔينَ
ve sâbiîler
مَنْ
kim
اٰمَنَ
iman etmişse
بِاللّٰهِ
Allah'a
وَالْيَوْمِ
ve gününe
الْاٰخِرِ
âhiret
وَعَمِلَ
ve işlemişse
صَالِحاً
sâlih bir amel
فَلَهُمْ
artık onlar için vardır
اَجْرُهُمْ
mükâfatları
عِنْدَ
katında
رَبِّهِمْۖ
Rabbleri
وَلَا خَوْفٌ
ve bir korku yoktur
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا هُمْ
ve onlar değildir
يَحْزَنُونَ
mahzun oluyorlar
Muhakkak ki iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîler(den) Allah'a ve âhiret gününe iman edip sâlih amel işleyenler için Rabbleri katında mükâfatlar vardır. Onlara (dünyada da âhirette de hiçbir) korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
هَادَ
Fiil-I
ه و د
Yahudi oldu, yöneldi
نَصْرَانِيّ
Özel isim
ن ص ر
Hristiyan
صَابِئٌ
Etken fiil
ص ب ا
Sâbiîler
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
اٰخِر
İsim
ا خ ر
Âhiret, son, ard (ardından gelenler vb.)
عَمِلَ
Fiil-I
ع م ل
İşledi, yaptı, amel etti, çalıştı, iş yaptı
صَالِح
Etken fiil
ص ل ح
Sâlih kimse, sâlih olan
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
اَجْر
İsim
ا ج ر
Ecir, mükâfat, ücret, (yaptıklarına) karşılık
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
خَوْف
İsim
خ و ف
Korku
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
حَزِنَ
Fiil-I
ح ز ن
Mahzun oldu, üzüntüye kapıldı, üzüldü, hüzünlendi