Ve bir zaman Tu’ru (Sina dağını) üzerinize yüksek tutarak (dağın eteğinde) sizden söz almıştık: "Size verdiğimize kuvvetle (sımsıkı) sarılın, içindekileri (onda olanı) anımsayın ki sakınasınız (demiştik).*
(*) İsariloğullarının o zaman, dağın gölgesinde oldukları beyan edilmektedir. Bazen büyük bir dağın çıkıntısı böyle bir gölge oluşturur. Burada dağın yerden koparılarak üzerlerine kaldırılması söz konusu değildir. Mesela: 88/13 Gaşiye sûresinde (فيها سرر مرفوعة) ’’Orada yükseltilmiş tahtlar vardır’’ ve yine 56/34. Vakia sûresinde de ( وفرش مرفوعة) ‘’ve furuşun merfuatun’’ Ve onlar yükseltilmiş döşekler üstündedirler.’’ İşte bunlar için (مرفوعة) ‘’merfuetun’ yani yükseltilmiş ifadesi kullanılmıştır, ama ne o tahlar ne o döşekler havada duruyor, yani bunlar cennetin zemini üzerinde olup yerden kopuk değillerdir. İşte bu ayette geçen (رفعنا)’’refeana’’Dağı onların üzerinden yüksek tuttuk’ ’kelimesi de aynıdır. Buna göre Allah onların üzerinde dağı havaya kaldırmamıştır, fakat kendilerinden misak alınınca onlar dağın eteğinde, yani altında idiler. Mevcut Tevrat nüshalarında ise bu konuda net bir bilgi yoktur. Sadece Çıkış kitabında (19/18; 20/18-19) Sînâ dağının tüttüğünden, dağın dumanından ve titrediğinden söz edilmektedir… Konuyla ilgili aşağıdaki (التحرير والتنوير) metnine bkz: Ayrıca yüce Allah tehdit ederek, korkutarak onlardan misak alacak durumda da değildir. Eğer korkularından dolayı misakı kabul etseler bunun ne anlamı kalır? Firavun da suda boğulacağını anlayınca iman etti de neden imanı kabul edilmedi? Haşa yüce Allah tehdit, korku ve zorlama ile mi onlardan misakı alacak? Herşeye gücü yeten yüce Allah hakkında böyle bir şey düşünmek mümkün mü? Bu nedenle Tur dağı yerinden sökülmemiş, belki dağın yamacında onlardan bu misak alınmıştır. ‘’ الله اعلم ‘’Ayette geçen (فوق )‘’favk ‘’kelimesinin anlamı bu şekilde olduğuna dair Ahzap 10. ayette de bulunuyor. Bunula ilgili detaylı bir açıklama aşağıya alınmıştır. (جَاؤُوكُم مِّن فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنكُمْ) Ahzab-10: ‘’Hani onlar size hem üst tarafınızdan (ِمن فَوْقِكُمْ hem de alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.’’ İşte nasıl ki Ahzab-10. ayette geçen ( فوق )‘’favk‘’ kelimesi, aşağının zıddı olan yere bitişik yukarı ise, Nisa-154. ayette de geçen (فَوْقَهُمُ ) kelimesini de bu anlamda değerlendirmek daha uygun olur. Yani misak sırasında onlar Tur’un yamacında ve aşağısında bulunup, Tur’un yerinden sökülüp üzerlerine kaldırılması söz konusu değil. Bu nedenle Tur, onların yukarı tarafında bulunuyordu şeklinde algılamak daha uygundur. İşte o esnada korkunç bir manzara/ deprem sarsıntısı meydana gelmiş ve dağ adeta İsrail oğullarının tepesine çökecek gibi görünmüştür. Ayrıca İbni Arabi ve el-Kâşani de‘’{turu üstünüze yükselttik} ifadesini‘’beyninizi, mânâları anlayabilecek ve kabul edebilecek şekilde geliştirdik.’şeklindedir, demişler. Dağın yükseltilmesinin“havaya kaldırma”anlamı taşımadığı için bkz: (M. İslamoğlu Meal Açıklaması 7:171 ve not 136)
وليس في كتب بني إسرائيل ولا في الأحاديث الصحيحة ما يدل على أن الله قلع الطور من موضعه ورفعه فوقهم وإنما ورد ذلك في أخبار ضعاف فلذلك لم نعتمده في التفسير وذلك حينما تجلى الله لموسى عليه السلام في الطور تجلياً خاصاً للجبل فتزعزع الجبل وتزلزل وارتجف وأحاط به دخان وضباب ورعود وبرق كما ورد في صفة ذلك في الفصل التاسع عشر من سفر الخروج وفي الفصل الخامس من سفر التثنية فلعل الجبل من شدة الزلازل وما ظهر حوله من الأسحبة والدخان والرعود صار يلوح كأنه سحابة، ولذلك وصف في آية الأعراف (171) بقوله: { وإذ نتقنا الجبل فوقهم كأنه ظلة } [نتقه: زعزعه ونقضه] حتى يخيل إليهم أنه يهتز (التحرير والتنوير.) . إذ الرفع والارتفاع هو جعل الشيء - أو أن يكون الشيء - رفيعا عاليا كما قال - تعالى -: { فيها سرر مرفوعة } [الغاشية: 13] وقال: { وفرش مرفوعة } [الواقعة: 34] فكل من السرر والفرش تكون مرفوعة وهي على الأرض. وقوله - تعالى - في آية الأعراف: { وإذ نتقنا الجبل فوقهم كأنه ظلة } [الأعراف: 171] ليس نصا أيضا في كون الجبل رفع في الهواء. فأصل النتق في اللغة: الزعزعة (تفسير المنار) قال الراغب: نَتَقَ الشيءَ: جَذبه ونَزعه حتّى يَسترخي، كنَتقِ عُرَى الحِمل قال تعالى: ( وَإِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ ) وهذا يُعطي معنى: التَزعزُع في قُلَلِ الجبل وانتزاع صخورٍ عظيمة منها وتَدلّيها جانبيّاً مُطلّةً على القوم وهم في أسفل، وكانت كأظلّةٍ مطلّةٍ عليهم، والأظلّةُ كما تصلح من علوٍّ كذلك تصلح من جانب، وفي كلتا الصورتَين تصدق الفوقيّة.وبذلك اتّضح معنى قوله تعالى: ( وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ ) أي رفعناه جانبيّاً، لا شيء سواه (شبهات وردود حول القران الكريم ) وهناك من يقول إن زلزالا شديدا ضرب الجبل، بحيث كان يرى بنو إسرائيل ظل قمة الجبل على رؤوسهم من شدة الاهتزاز، وترقبوا أن يسقط الجبل عليهم، لكن الزلزال هدأ بفضل الله واستقر الجبل : المصدر (الأمثل في تفسير كتاب الله المنزل - الشيخ ناصر مكارم الشيرازي - ج ١ - الصفحة ٢٦٠) وأخرج ابن جرير عن ابن عباس قال: الطور الجبل الذي أنزلت عليه التوراة، وكان بنو إسرائيل أسفل منه.( الدر المنثور في التفسير بالمأثور)