close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 57. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vezallelnâ ‘aleykumu-lġamâme veenzelnâ ‘aleykumu-lmenne ve-sselvâ(s) kulû min tayyibâti mâ razeknâkum(s) vemâ zalemûnâ velâkin kânû enfusehum yazlimûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Bulutla gölgelendirmiştik sizi. Rızıklandırdığımız tertemiz şeylerden yiyin diye size kudret helvasıyla bıldırcın indirmiştik. Onlar, zulmü bize etmediler, kendilerine ettiler.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey Beni İsrail, hani Mısır’dan çıktıktan sonra) Bulutları üzerinize gölge yapıp (sizleri kavurucu çöl ortamında serinletmiş) ve size (gökten hazır) kudret helvası ve bıldırcın (eti) indirmiş, "Size rızık olarak verdiklerimizin (bu en lezizinden ve) temizinden yiyin" (demiştik). Ama onlar (isyan ve nankörlüğe yönelmekle) Bize zulmetmediler, lâkin kendi nefislerine zulmetmiş olmaktalardı.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve bulutların sizi gölgeleriyle rahatlatmasını sağladık, ayrıca “Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yararlanın” diyerek kudret helvası ve bıldırcın da gönderdik. Onlar işledikleri bu günahlarla zulmü bize değil kendilerine ettiler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Çölde geçirdiğiniz hayat sırasında, üstünüze o bulutu gölge yaptık. Size, sebeplerini-şartlarını oluşturarak hazırladığımız kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden, helâlinden, sağlıklısında ve lezizinden yeyiniz, dedik. Onlar emrimize isyan etmekle, nimetlere nankörlük etmekle, bize zulmetmediler. Fakat onlar kendilerine, birbirlerine yazık ediyorlardı, zulmediyorlardı.
Ahmet Varol
swap_vert close
Üzerinize bulutları göndererek sizi gölgelendirdik. Size kudret helvası ile bıldırcın indirdik. "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar (nankörlükleriyle) bize zulmetmediler ancak kendi kendilerine zulmettiler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Tîh sahrâsında (güneşin ateşinden korunmak için) üstünüze bulutla gölge yaptık ve size kudret helvası ile bıldırcın gönderdik ve bu helâl rızkımızdan yeyin, dedik. Onlar itâat etmemekle bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmetmişlerdi.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve bulutu size gölgelik yaptık. Üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz rızıktan yiyin dedik. (Fakat onlar şükretmiyorlardı.) Böylece Bize değil, yalnızca kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik de, “Verdiğimiz iyi nimetlerden yiyiniz” dedik. Hakikatte onlar bize değil, sadece kendilerine kötülük ettiler.
Besim Atalay
swap_vert close
Gölge yaptık bulutları sizlere, gökten size, kudrethelvası, bıldırcın indirmiştik; «O güzel azıklardan sizler yiyiniz» diye; siz bize kıymadınız, kendinize kıydınız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Ve (Tih çölünde, Sina'da sizi güneşin yakıcı sıcaklığından korusun diye) üstünüze bulutları gölge yapmıştık. Size kudret helvası ile bıldırcın indirmiş, “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin,” demiştik. (Buna rağmen isyan etmişlerdi ama böyle yapmakla onlar) Bize değil, kendilerine zarar vermişlerdi.
Cemil Said
swap_vert close
Sizin başınızda sâyedâr bulut gezdirdik ve size ta’am gönderdik, didik ki: "Size ihsân itdiğimiz a’lâ rızıkdan mütena’’im olunız, siz bu ni’metlerin kadrini bilmediniz, kendi nefsinize karşu zulüm itdiniz."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Bulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Ve sizi bulutlarla gölgeledik; size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik; “Verdiğimiz güzel nimetlerden yiyin” (dedik). Gerçekte onlar bize değil, kendilerine kötülük ediyorlardı.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve «Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz» (dedik). Hakikatta onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı.
Edip Yüksel
swap_vert close
Sizi bulutlarla gölgelendirmiş ve sizin için menna ve bıldırcın indirmiştik: "Size verdiğimiz iyi rızıklardan yiyin." Fakat onlar bize değil, sadece kendilerine zulmediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Ve üstünüze o bulutu gölge yaptık, ve size ihsan ettiğimiz hoş rızıklardan yiyin, diye üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Onlar, bize zulmetmediler, lakin kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve üstünüze o bulutu gölgelik çekdik, ve «size kısmet ettiğimiz hoş rızıklardan yeyin» diye üzerinize hem kudret helvası, hem bıldırcın indirdik, zulmü, bize etmediler lâkin kendilerine ediyorlardı.
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Ey İsrâiloğulları! Güneşin hararetinden korunmanız için) bulutu üstünüze gölge yaptık ve size kudret helvası ile bıldırcın gönderdik. “Rızık olarak verdiğimiz temiz/helâl şeylerden yiyin” (buyurduk). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ve bulutları üzerinize gölge yaptık. Size menn¹ ve bıldırcın bağışladık.² “Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.” dedik. Onlar, Bize³ değil, yalnızca kendilerine zulmediyorlardı.
1- Kudret helvası. Veya güç, kudret, dayanma gücü. 2- Çevirilerde, “Kudret helvası ve bıldırcın indirdik.” şeklinde verilen anlam doğru değildir. Zira indirdik anlamındaki “enzele” sözcüğünün diğer bir anlamı da bağışlama, ikram etmedir. Bu ayetteki “enzele” sözcüğü “ikram ettik, bağışladık.” anlamındadır. 3- Birçok ayette; Allah'a atfen “Biz”, “Biziz” çoğul zamirleri kullanılmaktadır. Kur'an'daki “Biz/Biziz” zamirleri çokluğu değil, “yüceliği”, “gücü”, “büyüklüğü” ifade etmektedir. Biz çoğul zamirinin kullanıldığı hiçbir ayette Allah'ın zatı/kendisi söz konusu edilmemektedir. Allah'ın zatından söz eden ayetlerin tamamında “ene”, “inni” (ben, beni/bana) zamirleri gibi tekil şahıs zamirleri kullanılmaktadır. “Biz” zamiri ise, Allah'ın yaptıklarına veya yapacaklarına yönelik ayetlerde, Allah'ın gücünün, üstünlüğün ve büyüklüğün ifadesi olarak yer almaktadır. Bütün dillerinde, gücü ve yönetimi elinde bulunduran erk, otorite, yönetici kendi gücünden ve üstünlüğünden söz eden ifadelerde, açıklama ve buyruklarda “biz” zamirini kullanmaktadır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Ve («Tîh» de güneşin sıcaklığından korunmanız için) üstünüze (ince bir) bulutu gölge yapmış, size (orada) kudret helvasiyle yelve kuşunu indirmiş, «Size rızk olarak verdiğimiz şeylerin iyilerinden, güzellerinden (en temiz ve halâl olanlarından) yeyin» (onları gizlice saklayıb ve biriktirib de nankörlük ve tama'kârlık etmeyin demişdik). Onlar (o nankörlükleriyle) bize zulmetmemişler, fakat kendi kendilerine zulmetmişlerdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hem (Tih çölünde) üzerinizi bulutlarla gölgeledik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Ve:) “Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yiyin!” (dedik). Artık (onlar) bize zulmetmediler; fakat (aslında) kendilerine zulmediyorlardı.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve (Tîh sahrâsında güneşin sıcağından korunmanız için) üstünüze bulutla gölge yaptık. Ayrıca “Size rızık olarak verdiğimiz güzel (temiz ve sağlıklı) şeylerden yararlanın"(diyerek) menn (bol rızık ve ürün) ile (bol ve rahatça avlayabilmeniz için başka bölgelerden sert esen rüzgârlar vasıtasıyla sürü hâlinde bölgenize) bıldırcın gönderdik. Oysa onlar (o soydaşlarınız nankörlük etmekle) bize hiçbir zarar vermediler, fakat onlar (yaptıkları kötü işler sebebiyle) kendilerine zulmediyorlardı. *
(*) Aşağıdaki tefsir metinlerinde de geçtiği gibi, birçok müfessire göre burada geçen (المن )‘’menn’’ kelimesiyle zahmetsiz elde edilen bol ürün ve nimetlerdir. Yüce Allah o sene onlara bol ürün ve rızık vermişti, gökten gelen kudret helvası değil, doğru olan da budur. Bıldırcın konusuna gelince, söz konusu yılda sert esen güney rüzgârları nedeniyle diğer yerlerde bulunan bıldırcına benzer bazı kuş sürüleri onların yaşadıkları bölgeye göç etmeleri sebebiyle onları avlayarak bol bol bu tür kuşun etini yemişlerdir. Yani gökten veya cennetten gelen bir şey yok, zaten yüce Allah bir rızık gönderdiğini ifade ederken (انزلنا)‘’enzelna‘’kelimesini kullanıyor, yani icat ediyoruz. Bu değil ki gökten veya cennetten indiriyor. Kur’an’ı Kerim’de bunun birçok örneği vardır. Mesela: (A’raf-26, Hadid-25, Ali İmran-154, Zümer-6 vs.) Bütün bunlarda da (انزل) kelimesi geçiyor, ama gökten indirdik anlamlarında değil, icat etmek, var etmek anlamındadır. (Tefsirü’l-Maverdi, Tefsirü’l-Alüsi ve et-Tahrir ve’t-Tenvir) Aşağıdaki tefsir metinlerine de bakılabilir. Ayrıca bu vb. ayetlerdeki طيبات) ) ’’tayyıbat veya helalen tayyıben’’gibi ifadelerle Kur’an’da helal edilen, temiz ve sağlıklı olan her tür yiyecek ve içeceklerin helal olduğuna vurgu yapılmaktadır. Yani insanın sağlığına zarar vermeyen her tür gıda ve içecekler helal kapsamına girmektedir. Kur’an’ın bu hükmünden hareketle, Kur’an ışığında bunu belirleyenler de gıda uzmanları olacaktır. İşte böylece Kur’an öz ve çok kısa bir ifadeyle bütün helal ve haram gıdaları açıklamaktadır. ﴿ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى ﴾ - قال السعدي في تفسيره -رحمه الله وهو اسم جامع لكل رزق حسن يحصل بلا تعب، فالمن على هذا: كل ما امتن الله به عليهم، من طعام وشراب وغير ذلك، مما ليس لهم فيه عمل ولا كد ((تفسير ابن عطية ) وأما النعمة الثانية ففي قوله - تعالى وأنزلنا عليكم المن والسلوى ) ما منح من الله - تعالى - يسمى إيجاده إنزالا ومنة ( وأنزلنا الحديد ) فإن قيل: إذا كان مصدر المن والسلوى من الأرض فما معنى الإنزال؟ أقول: يطلق الحق سبحانه مصطلح الإنزال على جميع المخلوقات سواء كان مصدرها الأرض أو السماء وذلك نظراً إلى ظهورها من الأصل الثابت، المشار إليه بقوله تعالى: (وإن من شيء إلا عندنا خزائنه وما ننزله إلا بقدر معلوم) الحجر 21. وهذه هي الكبرى التي تفرعت منها مجموعة من الآيات، كقوله تعالى: (وأنزل لكم من الأنعام ثمانية أزواج) الزمر 6. وكذا قوله: (ثم أنزل عليكم من بعد الغم أمنة نعاساً) آل عمران 154. وقوله: (يا بني آدم قد أنزلنا عليكم لباساً يواري سوءاتكم وريشا) الأعراف 26. وكذلك قوله تعالى: (وأنزلنا الحديد فيه بأس شديد ومنافع للناس) الحديد 25. وهناك آيات كثيرة بهذا المعنى (تفسير المنار ). وأما السلوى فهي اسم جنس جمعي واحدته سلواة وقيل لا واحد له وقيل واحده وجمعه سواء وهو طائر بري لذيذ اللحم سهل الصيد كانت تسوقه لهم ريح الجنوب-) (تفسير الماوردي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Bulutları üzerinize gölgeler yapmış, size (bizden bir ikram olarak) helva ve bıldırcın vermiştik. Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin. (Şunu bilsinler ki) Onlar bize zulmetmiyor, kendi kendilerine zulmediyorlar.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Üzerinize bulutun gölgesini düşürdük. Size kudret helvası ile bıldırcın gönderdik. « Size azık olarak verdiklerimizin en güzellerinden yiyin» dedik. Onlar Bize kıymadılar, ancak kendi kendilerine kıydılar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Üzerinize bulutu gölge yapmıştık, size Kudret helvası ile Yelve kuşu [⁴] indirmiştik, «-verdiğimiz rızkın pâklerinden [⁵] yiyin demiştik, onlar bize zulüm etmediler, belki kendi nefislerine zulüm edip durdular. [⁶]
[4] Yelve kuşu bıldırcına benzer bir kuştur.[5] Bize adem-i ita'atta bulunmakla zulüm etmektir.[6] Bize adem-i itaatta bulunmakla zulüm etmiş olmadılar, fakat kendileri küfran-ı nimette bulunarak pek çok zarar gördüler.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Üzerinize bulutla gölge yaptık ve size kudret helvası [menn] ve bıldırcın [selvâ]⁴⁷ indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz temiz ve güzel [tayyib] şeylerden yiyin” dedik. Onlar bize değil asıl kendilerine zulmediyorlardı.
47 Menn, İbrani dilinde “man” ekmek anlamına gelir. Zahmetsiz elde edilen veya ikram edilen ekmeğe denir. Nitekim Hz. Peygamber: “Mantar menn’dendir” (Buharî Tefsir, 2/4, 7/2) demiştir. Ayrıca, menn’in Sina Çölü’nün tepelerinde yetişen maki türü bir bitkinin reçinesi olduğu da söylenir. Yılın belli mevsiminde yapraklarının altında tatlımsı bir madde birikir. O bölgede yaşayanlar onu yerler. Tohumlarının öğütülmesiyle unundan haşlanarak tatlımsı bir ekmek de yapılır. “Selvâ” ise eti yağlı ve lezzetli olan bir kuş türüdür adına bıldırcın denir. Yağlı katıklar için söylenir. “Menn ve selva” birlikte kullanıldığında Arapçada bir deyim olarak “ekmek ve katık” anlamındadır. Ayette kastedilen anlam, “size ekmek ve katık ikram ettik” demektir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sizi bulutla gölgelendirdik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin” dedik. Onlar bize değil, kendilerine zulmedicilerdi.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Çöllerin kavurucu sıcağından sizi korumak için bulutları üzerinize gölgelik yapmış ve “Size verdiğimiz güzel nîmetlerden yiyin!” diyerek size kudret helvası ve bıldırcın göndermiştik. Sizi gökten çiğ damlası gibi dökülen, yerden mantar gibi biten tatlı bir gıda ve bıldırcın etleriyle beslemiştik. Ama bunca nîmetlere karşılık nankörlük ettiler. Ancak onlar, böyle yapmakla bize değil, yalnızca kendilerine kötülük ediyorlardı. Şöyle ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Üzerinize Bulut’u gölgelik yaptık. Size Menn (Kudret Helvası) ve Selvâ (Bıldırcın) indirdik. Sizi rızıklandırdığımız şeylerin temizlerinden yiyin! Onlar bize zulmetmediler; ama kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Üzerinize bulut salıp güneşten yana gölge olmuştuk, üzerinize bıldırcın sürüleri salmış, ayrıca sizi nişastalı gıda maddelerine boğmuştuk. “ size verdiğimiz bu nimetlerin sağlıklı olanlarını yiyin “ demiştik. Aslında onlar bize değil, hep kendilerine saygısızlık ediyorlardı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Sizi Mısır’ın sıcak ikliminden kurtardıktan sonra; bulutu bol olan bölgeye yerleştiniz. Artık eskisi gibi sıcaklar sizi bunaltmıyordu. Yaşadığınız yerde kudret helvası ismini koyduğunuz çok güzel yiyecek vardı. Üstelik dağlarında bolca bıldırcınlar yaşıyordu. Siz onları avlayarak geçiminizi sağlıyordunuz. Size “Verdiğimiz rızıkların iyi, güzel olanlarından yiyin!” dedik. Size dağlarda özgür bir hayat vermiş, üstelik türlü rızıklarla desteklemişken siz ne yaptınız? Yasalarıma karşı çıkarak kendinize zulmetmettiniz. Yapmayın dediklerimi yaparak insanlar arasında haksızlığı zulmü yaydınız. Köleliğin ne demek olduğunu bilirken, sizi kölelikten kurtarıp özgürleştirdiğimiz halde haksızlık yaparak insanları köleleştirmeye kalktınız. Bu yüzden sizi sürekli uyardık! Siz de sürekli af dilediniz ve biz sizi bağışladık.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sizi bulutla gölgelendirmiş, size kudret helvası ile bıldırcın eti indirmiş (vermiş), [*] “Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin!” (demiştik). (Emirlerimizi dinlememekle) onlar bize zulmetmemişlerdi; ancak kendilerine yazık etmişlerdi. [*]
Benzer mesajlar: A‘râf 7:160; Tâhâ 20:80.,Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:117; A‘râf 7:160, 177; Tevbe 9:70; Yûnus 10:44; Hûd 11:101; Nahl 16:33, 118; Kehf 18:49; ‘Ankebût 29:40; Rûm 30:9; Zuhruf 43:76.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Sonra sizin üzerinize bulutla gölge yaptık ve bir de size rızık olarak verdiklerimizin, temizlerinden yiyin diye (katımızdan) tatlı ve etli yiyecekler¹ indirdik.² Ama onlar, zulmü Bize yapmadılar, (bunun tersini yaparak) esasen kendilerine zulmediyorlardı.
1 Bk. (A’raf: 160, Tâ Hâ: 80)2 Âyetin son bölümü, “üzerinize de (katımızdan) kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik.” şeklinde de tercüme edilebilir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve bulutların sizi gölgeleri ile ferahlatmasını sağladık, ayrıca “Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yararlanın” [diyerek] kudret helvası ve bıldırcın gönderdik. O soydaşlarınız [işledikleri bu günahlarla] bize hiçbir zarar vermediler, fakat [sadece] kendilerine zulmettiler.
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Sizi bulutlarla gölgelendirmiş, Menn ve Selva (kudret helvası ve bıldırcın) indirmiştik. “Size rızık olarak verdiğimiz temiz ve güzel şeylerden yiyin.” Oysa onlar bize zulmetmiyor ancak kendi kendilerine zulmedip yazık ediyorlardı. 43/76, 7/160, 20/80-81
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Üzerinizdeki bulutla sizi gölgeledik, size menn ve selva ikram ettik:[¹¹⁰] Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin (diyerek)… Ve Bize zulmetmediler, fakat zulmettikleri yalnızca kendi benlikleriydi.
[110] Zımnen: Hem ekmeği hem katığı ikram etmiştik. Menn (İbranice man) Eski Ahid’de şöyle tarif edilir: “Seherde ordugâhın etrafına çiğ düşmüştü. Ve düşmüş olan çiğ kalkınca işte çöl toprağının yüzeyinde kırağı gibi küçük, yuvarlak bir şey vardı. ...ve o kişniş tohumu gibi beyaz ve lezzetli ballı yufka gibiydi” (Çıkış 16:13,14,31). “Görünüşü ak günnük görünüşü gibiydi. Kavim dolaşır ve onu toplardı. Değirmende öğütürler, yahut havanda döverlerdi. Ve tencerede haşlarlar ve ondan pide yaparlardı. Tadı taze yağ tadı gibiydi” (Sayılar 11:7-8). Menn’in zahmetsizce elde edilen her gıda için kullanılabileceğini Allah Rasûlü’nün “Mantar (kem’e) mendendir” sözünden çıkarıyoruz. (Tirmizî, Tıb 22). Selvâ, “insanı teselli eden şey” demektir. Rivayetlere göre çölde mahsur kalan İsrâiloğullarına Allah’ın lütuf olarak gönderdiği bıldırcına benzeyen bir kuş türüdür. Menn ekmeği, selvâ ise katığı temsil eder. İnzâl, “ikram” vurgusuna sahiptir (Bkz: 41:32).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Sizi-atalarınızı- başka nimetler ile de sınadık; çölün yakıcı güneşinde) Bulutu üstünüze gölgelik kıldık! (kıtlık çektiğinizde) üzerinize kudret helvası, bıldırcın eti indirdik; size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz (helal) olanlarından yeyin; (birbirinizin hakkına tecavüz ederek, harama yanaşmayın) diye emrettik, (bu nimetlere nankörlük etmekle) Zulmü bize değil kendilerine yapıyor, kendilerine yazık ediyorlardı!...
(Çünkü dinin, iman ve amelin faydası da zararı da Allah'a değil, kullaradır, nitekim yaptıklarının cezasını da çekmişlerdir)  
Osman Fırat
swap_vert close
Ve bulutu üstünüze gölgeledik ve size kudret helvası, bıldırcın indirdik: "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin, " (dedik). Ama onlar bize değil, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve üzerinize bulutları gölgelik kıldık. Ve üzerinize kudret helvası ile (Selva denilen) Yelve kuşunu indirdik. «Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin pâk helâl (olanlarını) yiyiniz!» dedik. Bize zulmetmiş olmadılar, ancak kendi nefislerine zulmeder oldular.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Üzerinize bulutları gölge yaptık. Size kısmet ettiğimiz helâl hoş rızıklardan yiyesiniz diye kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Fakat nankörlük etmekle onlar Biz'e değil, kendilerine yazık ediyorlardı. [7, 160; 20, 80] {KM, Çıkış 13, 21; 16, 13-15}
Süleyman Ateş
swap_vert close
bulutu üstünüze gölgelik çektik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik: "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin," (dedik). Ama onlar bize değil, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ve üstünüze (Tîh'de) bulutları gölge itdik ve size kudret helvası ve bıldırcın kuşı indirüb rızık iylediğimiz iyi ve helâl şeylerden yiyiniz didik. Onlar (eslâf bu ni'metlerimize küfür ile) bize zulüm itmediler lâkin kendi nefislerine zulüm iylediler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Bir de bulutları üzerinize gölgelik yapmış, kudret helvası ve bıldırcın indirmiş, “Verdiğimiz rızıkların temiz ve lezzetli olanlarından yiyin.” demiştik. Onlar bize yanlış yapmadılar; yanlışı kendilerine yapıyorlardı.
Şaban Piriş
swap_vert close
Bulutlarla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın gönderdik.-Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yiyin, dedik. Onlar bize değil ancak kendilerine zulmediyorlardı.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Bir de sizi bulutlarla gölgeledik; size kudret helvası ile bıldırcın indirdik: size verdiğimiz güzel ve temiz rızıklardan yiyin diye. Aslında onlar Bize zulmetmiş olmadılar; kendi kendilerine kötülük edip duruyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Ve bulutu üstünüze gölgelik yaptık ve size kudret helvasıyla bıldırcın indirdik: "Rızık olarak size verdiklerimizin, en temizlerinden yiyin." dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, onlar kendi benliklerine zulmetmekteydiler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı gölgeliķ eyledük sizüñ üzere bulıdı. [5a] daħı indürdük sizüñ üzere terengübįni daħı bıldırcını. “yiñ arularından anuñ kim rūzį virdük size.” daħı žulm eylemediler bize; velākin oldılar nefslerine žulm eylerler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı gölge eyledük üstüñüze bulıtları. Daḫı indürdük üstüñüze men bileselvā[yı], siz yimeg‐içün. Yiñüz ḥalāllarından size virilen rızḳuñ. Anlar bizeẓulm eylemediler, līkin oldılar kendülerine ẓulm idiciler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Yadınıza salın ki, Tih səhrasında yaşadığınız zaman) üstünüzə buludla kölgə saldıq və: “Ruzi olaraq verdiyimiz halal şeylərdən yeyin!” (deyərək) sizə qüdrət halvası və bildirçin göndərdik. Onlar (əcdadınız) isə (itaətdən boyun qaçırmaqla) Bizə deyil, ancaq özlərinə zülm etmiş oldular.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And We caused the white cloud to overshadow you and sent down on you the manna and the quails, (saying): Eat of the good things wherewith We have provided you We wronged them not, but they did wrong themselves.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And We gave you the shade of clouds and sent down to you Manna(71) and quails, saying: "Eat of the good things We have provided for you:" (But they rebelled); to us they did no harm, but they harmed their own souls.
71 Manna= Hebrew, Man hu: Arabic Mahuwa? = What is it? In Exod. 16:14 it is described as "a small round thing, as small as the hoar frost on the ground". (Cf. 7:160). It usually rotted if left over till next day; it melted in the hot sun; the amount necessary for each man was about an Omer, a Hebrew measure of capacity equal to about 2 1/2 quarts. This is the Hebrew account, probably distorted by traditional exaggeration. The actual Manna found to this day in the Sinai region is a gummy saccharine secretion found on a species of Tamarisk. It is produced by the puncture of a species of insect like the cochineal, just as lac is produced by the puncture of the lac insect on certain trees in India . As to quails, large flights of them are driven by winds in the Eastern Mediterranean in certain seasons of the year, as was witnessed during the Great War of 1914-1918. (Cf. n. 2602). (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَظَلَّلْنَا
ve gölgeledik
عَلَيْكُمُ
üzerinizi
الْغَمَامَ
bulutlarla
وَاَنْزَلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكُمُ
size
الْمَنَّ
kudret helvası
وَالسَّلْوٰىۜ
ve bıldırcın
كُلُوا
yiyin
مِنْ طَيِّبَاتِ
temizlerinden
مَا
o şe- yin ki
رَزَقْنَاكُمْۜ
sizi rızıklandırdık
وَمَا ظَلَمُونَا
ve Bize zulmetmediler
وَلٰكِنْ
fakat
كَانُٓوا
idiler
اَنْفُسَهُمْ
kendi nefislerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlar
Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın (eti) indirdik. (Sonra size dedik ki) "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin." Onlar (nankörlük etmekle) Bize zulmetmediler; fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.
ظَلَّلَ
Fiil-II
ظ ل ل
Gölgeledi
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
غَمَام
İsim
غ م م
Bulutlar
اَنْزَلَ
Fiil-IV
ن ز ل
İndirdi
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
مَنٌّ
İsim
م ن ن
Kudret helvası, başa kakma, lütfetme
سَلْوٰى
İsim
س ل و
Bıldırcın
اَكَلَ
Fiil-I
ا ك ل
(Yemek) Yedi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
طَيِّبَات
İsim
ط ي ب
Temiz, temiz kadınlar
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
رَزَقَ
Fiil-I
ر ز ق
Rızıklandırdı, rızık verdi, yedirdi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
ظَلَمَ
Fiil-I
ظ ل م
Zulmetti, haksızlık etti
لٰكِن
Harf-i istidrak
لٰكِن
Fakat, oysa, ama
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
ظَلَمَ
Fiil-I
ظ ل م
Zulmetti, haksızlık etti