Ve [hatırlayın,] Musa’ya ilahî kelâmı -[böylece] doğruyu yanlıştan ayırd etmek için [kullanacağı] ölçüyü ³⁸- vermiştik ki doğruya yönelesiniz;
38 Muhammed Abduh, el-furkân’ın, aynı zamanda, “doğruyu yanlıştan ayırd etmemizi sağlayan insan aklı” için de kullanıldığını (Menâr III, 160) söyleyerek ve bu kapsamı geniş yorumunu Bedir Savaşı’nın yevmu’l-furkân (“doğrunun yanlıştan ayrıldığı gün”) olarak tanımlandığı 8:41. ayete dayandırarak el-furkân’ın yukarıdaki anlamını (Taberî, Zemahşerî ve diğer büyük müfessirlerce kabul edilen anlam) desteklemiştir. Furkân terimi, Kur’an’da, çoğunlukla vahyedilmiş metinlerden herhangi birini ve özellikle de Kur’an’ı tanımlamak için kullanıldığından, Abduh tarafından işaret edilen muhtevayı taşıdığı da kuşkusuzdur: mesela, 8:29’da bu terim, Allah’a karşı sorumluluklarının tam olarak bilincinde olan insanları (ötekilerden) ayıran ahlakî değerlendirme melekesine işaret etmektedir.