Ve dedik ki: “Âdem! Sen ve eşin şu bahçeye[⁶⁸] yerleşin, orada canınızın istediği her şeyden serbestçe yiyin, şu ağaca[⁶⁹] da yaklaşayım demeyin, sonra zalimlerden olursunuz.”[⁷⁰]
[68] Arap dilinde c-n-n kökünden türetilen tüm kelimeler “örtme, gizleme” anlamına gelir. Cennet’in “zemini görünmeyecek kadar örtülü, kapalı” kök anlamının nedeni bizce “insan bilincine ve tecrübesine kapalı” olduğu, “aklın kavrama kapasitesi dışında” olduğu içindir. “Ağaçlarının sıklığından tabanı görülmediği için böyle denmiştir” açıklaması hiçbir aklın almayacağı sonsuz güzellik diyarı olan cenneti değil, dünyanın has bahçelerini ifade eder.
[69] Burada geçen “ağaç” şu âyetler ışığında anlaşılmalıdır: “Sana sonsuzluk ağacını ve sonu gelmez bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?” (20:120) Aynı hakikat A’râf sûresinde başka bir üslûpla ele alınıyor: “Rabbinizin sizi bu ağaçtan uzak tutması, başka değil, sadece siz (ondan yiyince) iki melek (gibi) olursunuz yada ölümsüzleşirsiniz de ondandır” (7:20).
[70] Âdem’in konulduğu cennet âhirette vaad edilen cennet mi, yoksa dünyada bir bahçe midir? Âlimlerden bir kısmı, üçüncü bir görüşü dile getirerek bu cennetin gökte olduğunu savunurlar. Buna delil olarak da bazı haberleri ve ilgili âyetlerdeki “ininiz” (ihbitû) ifadesini gösterir ve eklerler: eğer bu cennet yüksek bir yerde olmasaydı “ininiz” denilmezdi. Bu görüşe karşı çıkanlar ise ihbitû kelimesinin 61. âyette olduğu gibi “çıkmak, dönmek” anlamında kullanıldığını söylemişlerdir. Ubey b. Ka’b, İbn Abbas, Süfyan b. Uyeyne, Ebu Hanife ve Mâtürîdî bu bahçenin yeryüzünde olduğunu söylemişlerdir (İbn Kayyım, Dımaşk, 1419, Hâdi’l-Ervah ilâ Bilâdi’l-Efrâh s. 25). Âdem’in konulduğu cennet şu sebeplerden dolayı âhiret cenneti olamaz: 1) Şeytan âhiret cennetine giremez. 2) Giremediği için de başkalarını aldatamaz. 3) Âhiret cennetine giren bir daha çıkamaz. 4) Cennette günah olmaz. 5) Cennette sorumluluk, emir ve yasak olmaz. Sembolik bir okumayla, “ana rahmi”, Âdemoğlunun cenneti olarak yorumlanabilir. Âdem kıssasında cennette iskân, yasak ağaçtan yeme ve tevbeden oluşan üç aşama, Abduh’a göre insanın yaratılışındaki üç evreye tekabül eder. Âdem kıssası Âdemoğlu’nun kıssasıdır. Âdem’in adının anılması, kavmi büyüğünün adıyla anmak kabilindendir. Cennette iskân, üzüntü ve kederin olmadığı, “kederden kaç hazza koş” sözünde ifadesini bulan çocukluk evresine delâlet eder. Ağacın meyvesinin yasaklanması ve bu yasağı çiğneme, iradenin ortaya çıkma evresine, pişman olarak Allah’a yönelme ise olgunluk evresine tekabül eder. Allah’tan kelimelerin verilmesi, insan aklının hakikati bulmaya yetmediği, mutlaka nübüvvete ihtiyaç duyduğuna delâlet eder (Menâr I, 282-284). İnsanlığın sembol (‘sembolik’ değil) atası Âdem’in yaşadığı bu süreçle, her bir insanın anne karnında yaşadığı embriyolojik gelişim süreci arasında, ‘tedebbür’ için bazı paralellikler kurulabilir mi? Anne rahmi, Âdemoğlunun zahmetsizce yaşadığı bir tür “cenneti”; Âdem’in kovuluşu, insanın dünyaya gelişini; Âdem’in yasak ağaçtan yedikten sonra cinselliği keşfetmesi, insanın âkıl-bâliğ olarak cinselliği keşfetmesini çağrıştırır. İnsanın dünya hayatının âhirete nisbeti, ana rahmindeki sürenin dünya hayatındaki süreye nisbeti gibidir. Allahu a’lem.