Allah kimseyi taşıyacağından fazlasıyla mükellef kılmaz.[⁵⁴⁶] Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük de kendi aleyhinedir. Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak, bundan dolayı bizi cezalandırma![⁵⁴⁷] Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme![⁵⁴⁸] Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi sorumlu kılma! Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim Mevla’mızsın; Kâfirler güruhuna karşı Sen bize yardım et![⁵⁴⁹]
[546] Bu âyet üç şey söyler: 1) Allah herkese sorumluluk yüklemişir. Sorumlu olmayan insan yoktur, sorumsuz insan vardır. 2) Allah herkese mutlaka taşıyacağı bir sorumluluğu yükler, hiç kimseyi sınırsız ve sorumsuz bırakmaz. 3) Her insanın sorumluluğu gücüne denktir. Nitekim zekât zengine, hac ona bir yol bulabilene, oruç sıhhati olana farzdır. Sorumsuz davranan üç kez zulmetmiştir: 1) Kendisine, 2) Terk ettiği yüküne, 3) Onun terk ettiği yükü taşıyana.
[547] Ahtae, “kasıtsız yanılma”dır (7:161, not 124). Unutma ve yanılma iradenin ve kastın dahil olmadığı bir süreçtir. İlâhî ceza ise iradenin ve kastın dahil olduğu bir sürecin sonucudur (Krş: 2:225; 16:106; 33:5). Unutmak bilgiye, yanılmak iradeye ilişkindir. Nebi bu âyetin ardından Allah’ın vaadini müjdeledi (Müslim, İman, 54).
[548] İsrailoğulları hahamlarının ihdas ettiği sahte farz ve haramlarından söz eden Âl-i İmran 50. âyet, “Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme” (2:286) duasıyla neyin kastedildiğini ele vermektedir. “Bizden öncekiler” ile kastedilen Yahudileşen İsrailoğulları ve ruhbanlığı icat edip gereklerine uymayan Hıristiyanlardır. Yahudilere yüklenen yükten kasıt, indirilmiş dinin yerine ikame ettikleri uydurulmuş dinin içindeki emir ve yasaklardır. Hakikatte bu yükü ‘bizden öncekilere’ Allah yüklememiştir. Onlar, Allah’ın indirmediği uydurulmuş dini gönüllü yüklenmişler, Allah da yüklerini başlarına sarmıştır.
[549] Lâ tuhammilnâ fiil olarak gelmişken, lâ tâkate lenâ isim olarak gelmiştir. Üstelik ikincisinde kulun “lehine” iması taşıyan bir lenâ (lâm-ı leh) ile gelmiştir.
Birincisinin fiil gelmesi, yükün artıp azalabilir niteliğine delâlet eder. Allah hem kişiden kişiye, hem aynı kişinin ömür seyri içerisinde onun yüke, kendisine ve Rabbine karşı duruşuna bağlı olarak “yüklediği yükü” değiştirebilir. İkincisinin isim gelmesi, takatin cevherî ve zâtî niteliğine delâlet eder. Lenâdaki lâm bu niteliğin kulun lehine olarak kullanılacağını ifade eder. Tam bu noktada “O mahlukatın kapasitesinde tercih ettiği artışı gerçekleştirir.” (35:1) âyetini hatırlamak gerekir. İşbu âyet ışığında bu dua zımmen: Rabbimiz! Yüklediğin yük oranında gücümüzü arttır” vurgusu kazanır.
Maamafih, Allah yarattığını bilir. Yarattığını bilen, kulunun kapasitesini de bilir. Bu âyette öğretilen dua yalnızca “yükümü azalt” vurgusu taşımaz, belâgatı gereği dolaylı olarak “kapasitemi artır” vurgusunu da taşır. “Yük” Rabbin rububiyyetinin tecellisi ve ilâhî terbiyenin vesilesi ise -ki öyledir-, parçayı görene düşen bütünü gören Allah’a teslim olmaktır. Bunu bilen her kula ise bu bilinçle dua etmek yakışır.