Allah faizi tüketir (faiz ve tefecilikle elde edilen mal ve servetin bereketini giderir), sadakaları (Allah rızası için tolumun fakir, yoksul ve işsizlerine yapılan yardım, bağış ve harcamaları) ise (Allah) bereketlendirir. Ve Allah inkâr ve günahta ısrar eden (faiz ve tefeciliği mubah sayıp meşrulaştıran) hiç kimseyi sevmez. *
(*) Faiz ve tefecilik yasağı İslâm’ın kesin hükümleri arasındadır ve her çeşidi ile faiz haramdır. Ferdî ve içtimaî zaruret halleri müstesna olmakla beraber bunlar devamlı değildir. İslâm’ın iktisadî, içtimaî, ahlâkî, nizamı bir bütün halinde işletildiği zaman faize zaruret hasıl olmaz. İslâm ekonomisi sermaye birikimini teşvik için faizi değil, ortaklık usulünü ileri sürmüştür. Bu usulde sermaye faizsiz olacağı için maliyet ve enflasyon problemi ortadan kalkacak, mülkiyete iştirak tabana doğru yaygınlaşacak, ekonomik ve sosyal farklılaşma asgari seviyeye inecek; sermayeye, yatırımlara ve ticarete kötü gözle bakılmayacaktır. Para bir değişim vasıtasıdır. Onu, alınıp satılan mal haline getirmek ve riske girmeden gelir sağlamak tatlı fakat zehirli yiyeceklerle beslenmeye benzer, tesirini gösterince çok defa iş işten geçmiş olur. (Diyanet Vakfı Meali Bakara- 276. Ayet Açıklaması) Uzmanların yorumlarına göre; üretim ekonomisi açısından bakıldığında, tefecilikle elde edilen kazanç kısa vadede kârlı gibi gözükse de uzun vadede gerçek değerini kaybeder, topluma ve ekonomiye büyük zarar verir. Sermayeyi bile eritir. Hâlbuki sadakalar birer toplumsal yardımlaşma vasıtası olduğu için, üretime ve sosyal adalete katkı sağlar ve böylece ferdi ve sosyal refaha bir katkı olurlar. (İ. Yakıt Meal Açıklaması) Burada “sadakalar”dan maksat hem farz olan zekât hem de bütün yardım ve bağışlardır.