(Allah yolundaki harcamalarınızı) kendilerini Allah’ın yoluna adayan,¹ bu yüzden de yeryüzünde (kazanç için) koşmaya fırsat bulamayan² ve iffetlerinden dolayı tanımayanlarca zengin sanılan, fakirlere verin. Sen, onları yüzsüzlük edip kimseden bir şey istemediklerinden dolayı ancak yüz ifâdelerinden tanırsın.³ Allah, kendi yolunda yaptığınız her harcamayı mutlaka bilir.⁴
1 Yani, Allah yolunda cihad yapmaya kendisini vakfetmiş olan fakirlere. 2 Allah yolundaki meşguliyetleri, hastalık veya âcizlikleri sebebiyle nafakalarını kazanma imkânları olmayanlara…3 Rasûlullah (s.a.v): “Allah iffetli olanları sever, çok verilince övgüler düzen, az verilince de kötüleyen, yüzsüz, dilencileri sevmez” ve “Her hangi bir kimse bir dilencilik kapısı açınca, Allah da ona bir fakirlik kapısı açar. Ve her kim kanaatkâr olursa, Allah da onu zengin eder. Kim de iffetli olmağa çalışır ve istemekten sakınırsa Allah ona iffet verir. Sizden birinizin bir ip alıp odun getirerek bir miktar hurmaya satması, insanlara dilencilik etmesinden çok daha hayırlıdır.” buyurdular. (Buhari)4 Ashâb’us-Suffe: Peygamber (s.a.v)’in mescidine bitişik sofada barınan ve İslâmî tedrisatla meşgul olan sahabeler demektir. Suffe, eski evlerdeki seki gibi yüksekçe eyvan demektir. Dilimizde buna “sofa” da denir. İslâm tarihinde “suffe” denilince, Hz. Peygamber (s.a.v)’in Medine’deki mescidinin bitişiğindeki bu isimle anılan yer anlaşılır. Ashâb’us-Suffe, dört yüz kişi kadardı. Bunların Medine’de meskenleri de, aşiret ve akrabaları da yoktu. Peygamber (s.a.v)’in mescidinde eğleşir, Kur’an tahsil eder, Peygamberimizi dinleyip ondan ilim öğrenirlerdi. Çoğunlukla oruçlu bulunurlar ve ne zaman bir gaza olursa giderlerdi. İslâmiyet’te ilk yatılı medrese burası olmuştur. Bundan sonra buranın durumu örnek alınarak İslâm âleminde medreseler hep camilerin etrafına yapılmıştır. Medineli Müslümanlar evini-barkını, bütün mal varlığını geride bırakarak şehirlerine hicret eden bu Müslümanlara maddî ve manevi yönlerden çok yardımcı olurlardı. Suffe ehlinin ihtiyaçlarıyla Hz. Peygamber (s.a.v) bizzat ilgilenir, Beytü’l-mâl’e ve kendisine gelen malların büyük bir kısmını onlara ayırırdı. Gücü kuvveti yerinde olan Suffeliler, dağdan sırtlarında odun taşımak dâhil olmak üzere ellerinden gelen işleri yapıyor, mümkün mertebe ihtiyaçlarını sağlamaya çalışıyorlardı. Suffe, bir tembeller yuvası değildi. En çok hadis rivayet eden yedi sahabînin üçü; (Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî ) Suffe ehlinden idi. İşte bu âyet, Ashâb’us-Suffe denilen bu fakir muhacirler hakkında nâzil olmuştur.