(Ey Nebi!) İnsanların hidayeti senin elinde değildir; lâkin Allah tercih edeni/tercih ettiğini doğru yola yöneltir.[⁵¹⁵] Hayır için harcadığınız herhangi bir şey kendi yararınızadır;[⁵¹⁶] yeter ki yalnızca Allah’ı kazanmak[⁵¹⁷] için harcayın; ve hayır için yapacağınız bir harcama, size tastamam geri dönecek ve siz kesinlikle haksızlığa uğramayacaksınız.[⁵¹⁸]
[515] Zımnen: “Allah hak edip tercih edeni doğru yola yöneltmeyi ister.” Çevirimiz men ile birlikte gelen yeşâ’ fiillerinin çift özneli konumuna dayanır (Bkz: 13:27 ve 14:4, notlar).
Yoksula yardım, o kadar hasbi ve o denli karşılık beklentisi olmadan yapılmalıdır ki, değil kişisel menfaat ve minnet altına alma, onun yanlış bulduğunuz inanç ve düşünce dünyasına müdâhale için bir araç olarak dahi kullanılmamalıdır. Çünkü hidayet, kulun talebiyle bağlantılı olarak Allah’tandır. Hidayet kişinin kendisine iyilik yapanın hatırı için onun istediği yola girmek değil; hakkın hatırına, kişinin özgür iradesiyle Allah’a teslim olmayı tercih etmesidir.
[516] Hayır için yapılan herhangi bir harcamanın getirisini belirleyen şey, harcamanın kendisine yapıldığı kimseden daha çok harcamayı yapan kimsenin niyet, tavır ve davranışlarıdır. Çünkü, bu hayır ve iyilikten en kazançlı çıkan taraf, alan değil veren taraftır. Başkalarına iyilik yapan biri, aslında bilerek ya da bilmeyerek en çok kendine, kendi öz benliğine iyilik yapmaktadır.
[517] Lafzî mânası “Allah’ın yüzü” olan bu ifade, Allah’ın zâtını ifade eden bir mecazdır. Evet, tamı tamına “Allah’ı kazanmaktan” söz ediliyor: Allah’ı kazanan neyi kaybeder, Allah’ı kaybeden neyi kazanır?
[518] Bu âyet indikten sonra Rasulullah ve mü’minler bu tavrı terk ettiler ve yardıma muhtaç olanlara, hangi inanca mensup olduklarına bakmaksızın yardım ettiler (Taberî, İbn Kesir vd). Bu, bir mü’minin, yanlış yolda olan insanların gönlünü İslâm’a ısındırmak için onlara yardım yapmasına mâni demek değildi. Ne ki, muhtaç insanlara yapılacak iyiliğin böyle bir şarta bağlanması, “iyilik” ve “hayır” kavramlarının yaslandığı insani ölçülerle de çelişiyordu. Çünkü, başkalarına karşılıksız yardımda bulunmanın ilk ve en temel şartı, “liyakat” ve “ihtiyaç”tı.