Mallarını Allah yolunda sarf etmekte olanlar, sonra sarf ettikleri şey(in arkasın)a başa kakma ve (gönül) incitme katmayanlar var ya, onların, Rableri katında mükâfâtları vardır. Hem onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.(2)
(2)Bu âyet-i kerîme, Tebük Seferi dolayısıyla hazırlanan ve “Ceyşü’l-Usra” (Zorluk Ordusu) denilen ordunun donatılması için bin deve veren Hz. Osman (ra) ile dört bin deve vererek yardım eden Abdurrahman bin Avf (ra) hakkında nâzil olmuştur. (Celâleyn Şerhi, c. 1, 330)“Ey ehl-i kerem ve vicdan (ikrâm edici ve vicdan sâhibi) ve ey ehl-i sehâvet ve ihsan (cömert ve ihsân edici olanlar)! İhsanlar zekât nâmına olmazsa, üç zararı var. Bazen de fâidesiz gider. Çünki Allah nâmına vermediğin için, ma‘nen minnet ediyorsun, bîçâre fakiri minnet esâreti altında bırakıyorsun. Hem makbûl olan duâsından mahrum kalıyorsun. Hem hakīkaten Cenâb-ı Hakk’ın malını ibâdına (kullarına) vermek için bir tevzîât(dağıtma) me’mûru olduğun hâlde, kendini sâhib-i mal zannedip bir küfrân-ı ni‘met (nankörlük) ediyorsun. Eğer zekât nâmına versen, Cenâb-ı Hakk nâmına verdiğin için bir sevab kazanıyorsun, bir şükrân-ı ni‘met gösteriyorsun (ni‘mete şükrediyorsun). O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeğe (sun‘î hareketlere)mecbûr olmadığı için, izzet-i nefsi kırılmaz ve duâsı senin hakkında makbûl olur.” (Mektûbât, 22. Mektûb, 101)