Ve bir zaman İbrahim, Ey Rabbim; ölüleri nasıl dirilteceğini (ahiretteki diriliş ve haşri nasıl gerçekleştireceğini) bana haber verir misin?’’demişti. Rabbi (İbrahim’in inandığını bildiği halde böyle bir istekte bulunma amacını insanlara öğretmek için) ona, yoksa inanmadın mı? demişti. İbrahim, ’’Evet elbette inandım, fakat gönlüm tamamen doyuma ulaşsın”deyince Allah, “kuşlardan dört tür al, onları kendine alıştır, daha sonra onlardan her birini ayrı tepelere bırak, sonra onları (kendine alıştırdığın o kuşları) çağır. (Hâlbuki kuşlar insanlardan korktukları halde onları kendine alıştırdığın için) Sana hemen gelmeye çalışırlar. (İşte ahiret gününde diriliş ve haşir için yapacağımız tek bir çağrıyla insanların tümünün dirilip huzurumuza gelmesi de böyle kolay olacaktır) Ve bil ki Allah, azizdir (mutlak galiptir), hakimdir (her konuda doğru hüküm verendir)” dedi. *
(*) a). Bu ayette göre ruhları yaratan Allah (c.c.) ahirette çağırdığında, O’nun sesine hepsi hızla gelecekler, demek istenmiştir. Burada bazı çevirilerde olduğu gibi, “Dört kuş al, onları kıyma yap ve o kıymayı dört ayrı dağın tepesine koy. Sonra onları çağır. Onlar canlanıp koşarak sana gelecekler,” manası söz konusu değildir…Yani Hz. İbrahim kendine alıştırdığı kuşları kesip öldürmemiştir. Fakat Allah’ın emriyle her birini bir dağa bırakmış ve onları çağırınca ondan kaçacaklarına hemen yanına gelmişlerdir. İşte ruhları yaratan yüce Allah da kıyamet günü ölmüşlerin ruhlarını çağırınca böylece hepsi hızlı bir şekilde onun huzuruna geleceklerdir. (الله اعلم) Yine en doğrusunu yüce Allah bilir… Ayrıca aşağıya metinleri alınan en-Nüket ve’l-Uyun - el-Maverdi), Hakaikü’t-Te’vil fi’l vahyi ve’t Tenzil ile Tefsirü’l-Vasit ve Tefsirü’l-Beydavi’’gibi eserlerdeki ilk müfessirlerden olan Ebu Müslim ve İbn Bahr’a ait tefsirlere de bakılabilir. b) Ayette geçen (أرني)’’ bana bildirir misin, haber verir misin?’’ anlamındadır, bana göster anlamında değil. c) Bu yakarışla Hz. İbrahim yüce Allah’tan ölmüş birinin dünyada diriltmesini değil de kıyamet günündeki diriliş ve haşri nasıl gerçekleştireceğine dair kendisine bilgi vermesini istemiştir. d) Zaten Kur’an’ın bir çok yerinde geçen (أرأيت - ألم تر - ألم تروا)’ ereeyte, elem tere veya elem terav’’ gibi ifadeler görmek değil, hep haber ve bilgi anlamındadır. Mesela: 1- Maun süresi birinci ayetinin başında (أرأيت) ’’ereeyte’’ O dini yalanlayanın kim olduğunu bildin mi? veya tanıdın mı? şeklindedir. 2- Fil- 1. ayetin başında da geçen (ألم تر)’’ elem tere’’ Rabbin fil sahiplerine nasıl yaptığını bilmedin mi? O olayadan haberin olmadı mı? şeklindedir. Çünkü Hz. peygamber o zaman yok idi, ama fil hadisesi o kadar biliniyordu ki, herkes ondan söz ediyor ve hatta kendi aralarında ona Fil Senesi diyorlardı. İşte bu kelimeyle ilgili detaylı bilgi için aşağıdaki lügat ve tefsir metinlerine bakılabilir. Ayrıca: 1) Arapçada (صرهن) emrinin meşhur anlamı, “onları kendine alıştır/meylettir” şeklinde olup âyette “kesmek/boğazlamak” anlamına geldiğini gösteren herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Bu nedenle âyette “kesmek ve boğazlamak” anlamını vermek, bir delilin delalet etmediği bir manayı âyete ilave etmek olur ki bu doğru değildir. 2) Eğer bu ifadenin maksadı, “onları kes” anlamında olsaydı Allah (صرهن) ifadesinden sonra “(اليك) إ= sana” kelimesini kullanmazdı. Çünkü bu kelime “kesmek” anlamında kullanıldığında (الي) harf-i cerrini almaz, “meylettirme, alıştırma” anlamına geldiğinde (الي) harf-i cerri ile kullanılır. 3) Âyetteki “sonra onları çağır” emrindeki “(هن) ”zamiri, o kuşların parçalarını değil, o kuşların kendisini gösterir. Bunlar aynı zamanda müfessir Ebu Müslim ve İbni Bahr’ın görüşüdür. Bkz: ((مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير - الرازي Râzî, VII/45.) (Ölülerin Nasıl Diriltildiğinin Kuşlar Üzerinden Hz. İbrahim’e Gösterilmesi (Bakara 260. Âyetin Anlamı İle İlgili Bir Değerlendirme (İ. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi. Bahar 2016/7(1) 9-34). Özetle, birçok mealde görülen “Onları parçalara ayır” şeklindeki anlamın Kur’an metnine uygun olmadığı açıktır. Çünkü Kur’an burada semantik anlam olarak, bir metafor kullanıyor. Senin eğittiğin, kendine alıştırdığın kuşlar, nerede olurlarsa olsunlar, senin çağrına uyup sana uçarak nasıl geliyorlarsa, tıpkı bunun gibi, bütün ruhlar da onları yaratan, eğiten, terbiye eden ve onları kendine alıştıran, O’ndan gelip O’na dönecekleri Rablerine de O’nun bir çağrısıyla uçarak giderler. Eğer Hz. İbrahim’in kullandığı (أرني) ‘’erini’’ ifadesinden kasıt, yüce Allah’ın fiziken ölmüş olanları nasıl dirilteceğini kendisine göstermek olsaydı, o zaman yüce Allah ona bir kuş al, onu kes, parçlara ayır ve gözünün önünde bulundur; bak bakalım, onun parçalarını nasıl bir araya getirip canlandıracağımı gözünle gör diyecekti. Peki böyle mi yaptı, hayır. Ayrıca bunun için bir kuş bile yeterliydi. Peki neden dört kuş? Neden gözleri önünde değil? Neden dört ayrı dağlara, yani göremeyeceği yerlere bırakması isteniyor? Oysa Hz. İbrahim bunu gözleriyle görmesi gerekirdi. Ama ayeten anlaşıldığına göre Hz. İbrahim bu kuşların nasıl diriltildiğini gözleri ile görmemiş, sadece çağırdığında ona alışan kuşların kendisine doğru koştuklarını görmüştür. Demek ki, Hz. İbrahim o kuşları kesip öldürmemiş ve gözleriyle o kuşların nasıl canlandıklarını da görmemiştir. 2. Mana: Burada Hz. İbrahim’in kalpleri manen ölmüş olanları yüce Allah nasıl ihya ettiğini öğrenmek istemiştir şeklinde de olur. Çünkü ayette geçen (الموتي)’’ elmevta’’ manen ve ruhen ölmüş olanlar için de kullanılır. Hatta Kur’an’ı Kerim’de bu ifade en çok bu anlamda kullanılır. وفي «شرح التوضيح» يجوز كونها أي الرؤية علمية (روح المعاني)،قال ابن خطيب ... أو أَنَّ المعنى أَرِني كيف يكونُ الحشرُ يوم القيامة؟ أَي: ليطمئِنَّ قلبي بهذا اللباب في علوم الكتاب – ابن عادل)]. والرُّؤيةُ في اللغة على ثلاثة أَوجُه أَحدهما : العِلم، بالتفكّر: (إني أرى ما لا ترون) : بالعقل: (ما كذب الفؤاد ما رأى (ما الفرق بين هذه الكلمات في القرآن الكريم (أبصر ، رأى ، نظر {أَرَءيْتَ ٱلَّذِى يُكَذّبُ بِٱلدّينِ} والمَعْنى هَلْ عرفتَ الذي يكذبُ بالجزاءِ أو بالإسلامِ (إرشاد العقل السليم إلى مزايا الكتاب الكريم - حاشية الصاوي– تفسير الجلالين)) الظاهر أن {أرأيت} هي التي بمعنى أخبرني، فتتعدى لاثنين، أحدهما الذي، والآخر محذوف (سورة الماعون) قوله تعالى: {ألمْ تَرَ كيفَ فَعَلَ ربُّكَ بأصْحابِ الفِيل} فيه وجهان: أحدهما: ألم تخبر فتعلم كيف فعل ربك بأصحاب الفيل.(- تفسير بحر المحيط ) - المعنى: الم تخبر.- : ألم تعلم (اللباب في علوم الكتاب) القول الثاني: أنه فَرَّقَهُن أحياء، ثم دعاهن فأجبنه وعدن إليه، يستدل بعودهن إليه بالدعاء... ولا يصح من إبراهيم أن يدعو أمواتاً .قاله ابن بحر.( النكت والعيون) -- ولكن أبا مسلّم قال: إن إبراهيم لما طلب إحياء الميت من الله أراه الله مثالا قرب به الأمر عليه، والمراد بصرهن إليك: الإمالة والتمرين على الإجابة. أى: فعود الطيور الأربعة أن تصير بحيث إذا دعوتها أجابتك وأتتك، فإذا صارت كذلك فاجعل على كل جبل واحدا حال حياته، ثم ادعهن يأتينك سعيا، والغرض منه ذكر مثال محسوس في عود الأرواح إلى الأجساد على سبيل السهولة (الوسيط لطنطاوي - مفاتيح الغيب ) والجَزْءُ : البَعْضُ ، والجمع أَجْزاء (تعريف و معنى جزء في معجم المعاني الجامع) ...قال بعض أهل التفسير إنّ معنى كلمة فَصُرهُنّ أي قطّعهنّ، وهذا عجيب، لأنّ الصّر فيه معنى الضّم، والتقطيع فيه تفريق. ويبدو أنّ الذي حملهم على هذا قوله تعالى:" ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءاً "، ومعلوم أنّ الواحد هو جزء من الأربعة، والأربعة الطيور يمكن أن تكون أربعة أنواع يكون مجموعها أكثر من أربعة، وقد ورد في سورة الحِجر:"وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ، لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ "، فهل المقصود بالجزء هنا بعض إنسان أم عدد من النّاس؟! وعليه فلا داعي لأن تُصرف لفظة فصرهنّ عن ظاهر معناها الذي هو الضّم والتقريب ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءاً"، لو كان المقصود تفريق قطع الطيور الميتة على الجبال، كما يقول البعض من أهل التفسير، لكان هذا من أعجب العجب، لأنّ المطلوب هو رؤية كيفيّة الإحياء وتجميع الأشلاء، ويكفي، لتحقيق المطلوب، طير واحد، ولا بد أن يكون قريباً وتحت النّظر. أمّا تفريق الأبعاض على الجبال فلا يجعلنا نبصر كيفيّة الإحياء. وما يُدرينا عندها أنّها الطيور نفسها التي قُطّعت؟! وحتى لا نقع في مثل هذه التناقضات لا بُدّ أن نأخذ المعاني وفق الدلالات الظاهرة. لقد طُلب من إبراهيم، أن يأخذ أربعة من الطير، أو من أنواعها، ثم يضمّها إليه حتى تألفه، وبعد
ان تتحقق الألفة المطلوبة يفرقها في رؤوس الجبال، التي لا ندري عددها ولا ندري مدى بعدها وقربها... وقال عطاء بن أبي رباح: اضممهنّ إليك. وقال ابن زيد: إجمعهنّ: فعوّدهنّ الرجوع إليك إذا ناديتهنّ . والطيور الأربعة هي مِن الّتي تُجنَى في البيت كالدجاج والبط ودجاج الهند والطاووسالألفة المطلوبة يفرقها في رؤوس الجبال، التي لا ندري عددها ولا ندري مدى بعدها وقربها... وقال عطاء بن أبي رباح: اضممهنّ إليك. وقال ابن زيد: إجمعهنّ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ) أي واحداً من تلك الأربعة (ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا ) أرجُلِهنّ مُسرعات في سيرهنّ ، وذلك لِما تعوّدنَ عليه من الطعام والشراب . وهذا مثَل ضربهُ الله تعالى لإبراهيم ، والمعنى : يقول الله تعالى يا إبراهيم لا فناءَ للنفوس ولا معادَ للأجسام بل النفوس باقية لا يعتريها نقص ولا خلَل فإذا صار يوم القيامة يناديهم إسرافيل فيُلبّون دعوته ويجتمعون إلى المنادي مُسرعين كما تدعو الطيور فتأتيك مسرعة . وذلك قوله تعالى في سورة الروم {وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاء وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ } ، وقال تعالى في سورة الإسراء {يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِ وكتاب المرجع (حقائق التأويل في الوحي والتنزيل)