close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 259. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ev kelleżî merra ‘alâ karyetin vehiye ḣâviyetun ‘alâ ‘urûşihâ kâle ennâ yuhyî hâżihi(A)llâhu ba’de mevtihâ(s) feemâtehu(A)llâhu mi-ete ‘âmin śumme be’aśeh(u)(s) kâle kem lebiśt(e)(s) kâle lebiśtu yevmen ev ba’da yevm(in)(s) kâle bel lebiśte mi-ete ‘âmin fenzur ilâ ta’âmike veşerâbike lem yetesenneh(s) venzur ilâ himârike velinec’aleke âyeten linnâs(i)(s) venzur ile-l’izâmi keyfe nunşizuhâ śumme neksûhâ lahmâ(en)(c) felemmâ tebeyyene lehu kâle a’lemu enna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Bir de hani yapıları çökmüş, çatıları döşemelerinin üstüne yıkılmış şehre uğrayan, Allah bu şehri, ölümünden sonra nasıl diriltecek ki demişti. Allah, onu tam yüz yıl ölü bir halde bırakmış, sonra diriltmişti de demişti ki: Ne kadar yattın? O da bir gün, yahut günün birkaç saati kadar bir müddet demişti. Allah, tam yüz yıl yata kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak, henüz bozulmamış bile. Eşeğine de bak; bu iş seni, insanlara bir delil göstermek maksadıyla oldu; eşeğin kemiklerini nasıl birleştiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz, hele dikkat et demişti. Bu, ona apaçık belli olunca dedi ki: Bilirim, şüphe yok ki Allah'ın her şeye gücü yeter.
Bu âyet, Ahd-i Atıyk'te, Hızkıyâl Peygamberin bir rüyasına işarettir. (Hızkıyâl, 37).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan kişiyi (Hz. Uzeyr’i görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra (acaba) nasıl diriltecektir?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu (tekrar) diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak (ki çürüyen iskeletini göreceksin); işte (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Şu kemiklere de bir bak; onları nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi iyice) Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Yoksa ey insanoğlu! Sen halkının terkettiği, çatıları yıkılıp harap olmuş bir memleketten geçen ve: “Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltecektir” diyen kimseye mi benziyorsun? Bunun üzerine Allah o kimseyi yüzyıl süre ile ölü halde bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek sormuştu: “Bu halde ne kadar kaldın?” O da: “Bu halde bir gün veya bir günün birazı kadar kaldım” diye cevap vermişti de Allah: “Hayır” dedi, “Bu halde bir yüzyıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak, geçen yıllar onları bozmamış ve eşeğine bak, biz bütün bunları insanlara bir ibret olması için yaptık. Bir de şu kemiklere bak, onları nasıl birleştirip yeniden etle bürüdüğümüzü düşün.” Yaratılışın bu sırları kendisine apaçık belli olunca o kimse demişti ki: “Allah'ın herşeye gücü yettiğini şimdi daha iyi biliyorum.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Yoksa sen, altı üstüne gelmiş, ıpıssız kalan bir şehre uğrayan kimsenin gördükleri karşısında: “Bu şehri, böyle bir ölümden sonra Allah nasıl diriltecek?" diyen kimse gibi mi düşünüyorsun? Suali soran kimseyi Allah yüz sene ölü halde bulundurdu. Sonra onu diriltti. Ona: “Burada ne kadar kaldın?" diye sordu. O: “Bir gün kaldım veya bir günden biraz daha eksik bir süre" dedi. Allah: “Hayır, yüz sene kaldın. Öyle iken yiyeceğine, içeceğine dikkatlice bir bak, henüz bozulmamış. Hele eşeğine bak. Seni insanlara bir ibret haline getirelim, bir uyarı yapalım diye böyle yaptık. Şimdi sen bütün dikkatini toplayarak kemiklere bak, incele, onları nasıl düzenliyor, sonra kemiklerde tomurcuklanma oluşturup uzatarak, yoğunlaştırarak, kaynaştırıp kemikten iskeleti etle kasla örtüyoruz." dedi. Ölüleri diriltme konusu, böylece kendisine açıklanınca: “Şimdi, Allah'ın her şeye gücünün, kudretinin yettiğini bilir hale geldim" dedi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Yahut binalarının çatıları çökmüş ve duvarları üstüne yıkılmış bir kasabadan geçen gibisinden haberin oldu mu? Bu kişi: "Allah bunu ölümünden sonra nasıl diriltecek?" demişti. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz yıl sonra diriltti. "Burada ne kadar kaldın?" dedi. O kişi: "Bir gün veya bir günden daha kısa bir süre kaldım" cevabını verdi. (Allah da): "Hayır sen burada yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, hiç bozulmamış. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir ibret kılalım diye (bunu yaptık). Şimdi kemiklere bak onları nasıl biraraya getiriyor, sonra da üzerlerine et geçiriyoruz" dedi. Bütün bunlar kendisine apaçık görününce "(Artık) Allah'ın her şeye güç yetirebildiğini biliyorum" dedi.
Ali Bulaç
swap_vert close
Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: 'Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?' Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: 'Ne kadar kaldın?' O: 'Bir gün veya bir günden az kaldım' dedi. (Allah ona:) 'Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?' dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: '(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Yahud o kimseden haber almadın mı ki, binaların çatıları çökmüş, duvarları üstüne yığılmış tenha bir kasabaya uğrayarak şöyle demişti; “Bunu, bu ölümden sonra Allah nerden diriltecek?” bunun üzerine Allah o kimseyi yüz sene öldürdü (ölü bıraktı) sonra diriltti. Allah (kendisine melek vasıtasıyla); “- Ne kadar eğlendin kaldın?” diye sordu. O da;”- Bir gün yahud bir günden az kaldım” dedi. Allah ona; “- Hayır, yüz yıl ölü kaldın. Öyle iken bak yiyeceğine içeceğine henüz bozulmamış; hele merkebine bak! (nasıl çürümüş ve kemikleri kalmıştır.) Bunu yapmamız, seni insanlara ibret nişanesi kılmamız için ve kendin de bilesin diyedir. Merkebinin kemiklerine bak ki, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz; sonra onlara nasıl et giydiriyoruz” buyurdu. O merkep dirilip eski haline geldiği ve her şey kendisine açıkça belli olduğu zaman, adam şöyle dedi: “- Artık biliyorum ki, Allah hakikaten her şey'e kadirdir.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Veya görmedin mi o kişiyi ki; damları çökmüş boş bir şehirden geçerken: “Ölümünden sonra Allah, bu şehri ne zaman diriltecektir?” dedi. Allah onu yüz sene ölü bıraktı. Sonra onu diriltti. Ona: “Ne kadar kaldın?” deyince: “Bir gün veya yarım gün” dedi. Allah: “Hayır, yüz sene kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak! Henüz bozulmamışlar. Eşeğine bak! (henüz diridir.) Böyle yaptık ki, ibret alasın ve seni insanlar için bir mucize kılalım. İşte, kemiklere bak! Nasıl onları iskelet yapar, sonra onlara et giydiririz… (Bu yaradılışın sırrı) ona açıklanınca; “Allah’ın her şeye gücü yettiğini şimdi biliyorum” dedi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Yoksa ey insanoğlu, halkının terk ettiği, çatıları yıkılıp harap olmuş bir kasabadan geçen ve “Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltebilir?” diyen o kişi ile aynı fikirde misin? Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl süre ile ölü bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek sormuştu: “Bu halde ne kadar kaldın?” O da, “Bir gün veya bir günden biraz daha az bir süre kaldım” diye cevap vermişti. Allah, “Hayır” dedi. “Bu halde bir asır kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak; geçen yıllar onları bozmamış ve eşeğine bak; biz bütün bunları insanlara bir ders olasın diye yaptık. Bir de şu insanların ve hayvanların kemiklerine bak. Onları nasıl birleştirip et ile örttüğümüzü düşün!” Bütün bunlar ona açıklanınca, “Şimdi öğrendim ki Allah her şeye kâdirdir” dedi.
Besim Atalay
swap_vert close
«Ya da görmedin mi sen, çatıları yıkılmış bir kente uğrayanı? Bu kent öldükten sonra, Allah nice diriltir?» demiş idi o, Allah onu öldürdü, yüz yıl öylece durdu, sonra onu diriltti, dedi ki: «Ne kadar kaldın?», «Bir gün, ya da yarım gün kaldım» dedi, Tanrı buyurdu ki: «Yok, yüz yıl kaldın sen, yeygine bak, içeceğe bak bozulmamıştır, bir de bak eşeğine, onunçün insanlara belge kıldık seni, bak kemiklere, bunları nice biz bir yere getirerek dereriz, sonra etle bezeriz!...», bunları görünce dedi ki : «Ben iyi biliyorum Allah herşeye kaadir»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi (Hz. Üzeyr'i duymadın mı? Kendi kendine): “Allah burayı ölümünden sonra (acaba) nasıl diriltecek?” demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü moduna sokmuş, sonra da hayata döndürmüştü. (Melek vasıtasıyla kendisine): “Bu halde ne kadar kaldın?” diye sormuştu. O da: “Bu halde bir gün veya bir günden biraz daha az kaldım.” diye cevap vermişti. (Allah): “Hayır, (bu halde) yüzyıl kaldın! İşte yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış. Bir de merkebine bak (kemikleri nasıl birbirinden ayrılmış). Senin bu durumunu da insanlara delil yaptık. Hele o kemiklere dikkat et, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara nasıl et giydiriyoruz!” demişti. Bütün bunları apaçık gördükten sonra: “Allah'ın her şeye kadir olduğunu artık çok iyi biliyorum.” demişti.
Kudüs, M.Ö. 586 yılında Buhtunnasır tarafından tahrip edilmişti. Rivayet olunur ki; Hz. Üzeyir yıllar sonra esaretten kurtulup geldiği Kudüs’te merkebi ile gezinirken evleri yıkılmış, harabe haline gelmiş bu şehirdeki ölen insanların bir daha nasıl dirileceğini düşünmüş. Böyle düşünürken Allah onu hayattan koparır. Yüz sene geçtikten sonra tekrar hayata döndürür. Yiyecekleri hiç bozulmamış ama merkebi tamamen çürümüş, sadece kemikleri kalmıştır. Tekrar hayata döndürüldüğünde, yemeklerine bakarak bir gün ya da daha az uyuduğunu zanneder. Ama eşeğini görünce durumun hiç de öyle olmadığını anlar. Allah Hz. Üzeyir’in gözü önünde eşeğini yeniden hayata döndürür. Böylece bir sonraki ayette, Hz. İbrahim kıssasında olduğu gibi hem ona hem de bütün insanlara, yeniden dirilişin nasıl gerçekleşeceğini göstermiş olur. Bu kıssada anlatılanların Hz. Üzeyir tarafından yaşandığı söylense de bizim üzerinde durmamız gereken hadiseyi kimin yaşadığı değil, hadisedeki mesajın ve içeriğin hepimizi ilgilendirdiğidir.  
Cemil Said
swap_vert close
Yâhud o seyyâhdan bahs idildiğini işitmedin mi ki külliyen harâb idilmiş bir karyenin yanından geçerken "Allâh bu ölmüş şehri nasıl diriltecek" diyü bağırmışdı. Allâh ânı öldürdi ve öylece yüz sene kaldı. Sonra diriltdi. Âna "Burada ne kadar zamân kaldın" diyü sordı. Seyyâh "Bir gün yâhud bir kaç sa’at" didi. Allâh "Hayır burada yüz sene kaldın" didi. Allâh "Yemeğine ve meşrû’batına bak bozulmamış, sonra bir de eşeğine bak. Biz seninle insânlara bir ’alâmet (mu’cize) göstermek istedik. Bak biz kemikleri nasıl diriltüb üstlerini etle kaplayorız" buyurdı. Seyyâh "Allâh’ın her şeye kâdir oldığını bildim" didi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”[74]
Bu âyette ölümden sonra dirilişi merak eden kimsenin mü’min biri olduğu anlaşılıyor. Bu konuda Üzeyr, Yeremya veya Hıdır isimleri zikredilir. Burada vurgulanan şey, Allah’ın diriltici kudretinin etkinliğini görmek, O’nun ölümden sonra dirilişi mutlaka gerçekleştireceğine inanmaktır.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yahut evlerinin çatıları çöküp üzerine duvarları yıkılarak harap olmuş, ıssız bir kasabaya uğrayan kimsenin durumu gibi. Bu kişinin, “Allah, bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltecek?” demesi üzerine Allah onu yüzyıl ölü olarak tuttu, sonra diriltti. “Ne kadar kaldın” diye sordu. “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldım” dedi. Allah “Hayır, yüzyıl kaldın. Anlamak için yiyeceğine içeceğine bak, henüz değişmemiş; eşeğine bak, -seni insanlara bir işaret kılmamız için- ve kemiklere bak, onları nasıl düzeltiyor ve üzerini etle kaplıyoruz” buyurdu. Artık o adam için durum açıkça ortaya çıkınca, “Biliyorum ki Allah kesinlikle her şeye kadirdir” dedi.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; «Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!» dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. «Bir gün yahut daha az» dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlaşılınca: Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi.
 258. âyette Hz. İbrahim ile tartışan kimse ile 259. âyette yıkık kasabaya uğrayan kimselerin her ikisinin de kâfir olduğunu söyleyen müfessirler vardır. Ancak daha yaygın olan rivayete göre, yıkık kasabaya uğrayan Uzeyr (a.s.)dır. Uzeyr azığını almış, eşeğine binmiş giderken evleri yıkılmış harabe haline gelmiş, orada oturanlardan kimse kalmamış bir kasaba veya köy yıkıntılarının yanına gelir, orada konaklar. Etrafına bakar, bu şekilde ölenlerin nasıl dirileceğini düşünür. O anda uykusu gelir yatar. Allah onu öldürür, yüz sene sonra diriltir. Yiyecekleri hiç bozulmamış, ancak eşeği çürümüş sadece kemikleri kalmıştır, yıkık kasaba da imar edilmiştir. Uyandığı ilk anda, bir gün kadar veya daha az bir zaman uyuduğunu zanneder. Yiyeceklerine bakınca gerçekten böyle olduğunu sanır. Eşeğine bakınca durumu anlar. Allah, Uzeyr’in gözü önünde eşeğini diriltir. Böylece Allah’ın kudret ve azametini çıplak gözle müşahede eder. Hz. İbrahim ile münakaşa edenin ise Nemrut olduğu söylenir. Bazı müfessirler bu kıssanın Hz. İbrahim Mısır’a gittiği zaman vuku bulduğunu, «hayat veren ve öldüren benim» diyenin Firavun olduğunu söylemişlerdir. Burada mühim olan Hz. İbrahim’e verilen mucizedir ki Kur’an’da ona sözle hasmı mağlup etmek manasına gelen «hüccet» denmiştir. Hz. İbrahim bu hüccet ile hasımlarını yenmeyi başarmıştır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Yahut şu kimse gibisi de (dikkatini çekmedi mi?)... Altı üstüne gelmiş yıkıntı bir kasabaya uğrar ve "ALLAH bunu ölümünden sonra nasıl diriltebilir," der. Bunun üzerine ALLAH onu yüz sene ölü bıraktıktan sonra diriltti. "Burada ne kadar kaldın," dedi. "Bir gün yahut günün bir parçası kadar kaldım," dedi. "Hayır, sen yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak hala bozulmamış. Eşeğine de bak. Seni halk için bir delil yaptık. Kemiklere dikkat et, onları nasıl üstüste koyuyor, sonra onlara nasıl da et giydiriyoruz." Durum kendisine aydınlanınca, "Artık ALLAH'ın her şeye gücü yettiğini biliyorum," dedi.
Bak: 18:19-25.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Yahud o kimse gibi ki bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş ıpıssız yatıyor, «Bunu bu ölümünden sonra Allah nerden diriltecek?» dedi, bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü sonra diriltti, ne kadar kaldın? diye sordu «bir gün yahud bir günden eksik kaldım» dedi, Allah buyurdu ki: Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele merkebine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin canlı bir âyeti kılayım diyedir, hele o kemiklere bak onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et geydiriyoruz? Bu suretle vaktaki ona hak tebeyyün etti, şimdi biliyorum, dedi: Hakikaten Allah her şey'e kadir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Yahut (binalarının) çatıları çökmüş ve duvarları üstüne yıkılmış (harabeye dönmüş, ıssız) bir kasabaya uğrayan kimseyi (görmedin mi? O kimse, harap olmuş kasabanın bu hazin hali karşısında, tefekkür ederek, kendi kendine:) “Allah, burayı ölümünden sonra (acaba) nasıl ihyâ edecek?” demişti. (Bunun üzerine) Allah, onu yüz yıl ölü olarak bıraktı, sonra onu dirilterek, “(Burada/bu hal üzere) ne kadar kaldın” buyurdu. O da, “Bir gün yahut bir günün bir kısmı (kadar)” dedi. (Allah buyurdu ki:) “Hayır, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak! (Kudretimizle, yüz yıl sonra bile hâlâ taptazeler ve) hiç bozulmamışlar. Ve bir de merkebine bak (çürümüş ve kemikleri dağılmış bir halde)! (Öldürdükten sonra tekrar diriltmeye kadir olduğumuza dair) seni, insanlara bir ibret (vesilesi) kılmak için (yüz yıl ölü olarak bırakıp, sonra tekrar dirilttik. Şimdi sen, diriltilme hadisesinin nasıl olduğunu apaçık bir şekilde görmek için, şu çürümüş olan merkebinin) kemikler (in) e bak, onları (kudretimizle) nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara nasıl et giydiriyoruz.” (Ve o anda merkep kudretimizle dirilip eski haline geldi.) Bütün bunlar kendisine apaçık belli olunca o şöyle dedi: “(Diriltilme hadisesini ayan beyan bir şekilde görmekle, şimdi daha da mutmain olmuş bir şekilde) biliyorum ki, şüphesiz Allah, her şeye kâdirdir!”
Âyet-i kerîmede bahse konu olan kişinin kim olduğu hususunda ihtilaf olmakla birlikte, bazı müfessirlerimiz bu kişinin Hz. Üzeyir [aleyhisselâm] olduğunu beyan etmişlerdir.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Veya temelleri üzerine yıkılıp, harap olmuş beldeye uğrayan kimse gibi: “Ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek? Demişti. Bunun üzerine Allah, onu öldürüp yüz yıl ölü bıraktıktan sonra diriltti. Ona: “Ne kadar süre ölü kaldın?” dendi. O da: “Bir gün veya bir günden daha az.” dedi. Allah, “Hayır yüz yıl kaldın.” dedi. Buna rağmen yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Ve eşeğine de bak. Bu, insanlara âyet¹ olman içindir. Şu kemiklere bir bak, onları nasıl düzenleyip sonra et giydiriyoruz.” Ona bu detaylı açıklama yapıldıktan sonra: “Artık anladım ki, kuşkusuz Allah, Her Şeye Güç Yetiren'dir.” dedi.
1- Kanıt, ibret, gösterge.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Yahud o kimse gibisini (görmedin mi) ki (binalarının) çatıları çökmüş, dıvarları üstüne yıkılmış (kimsecikleri de kalmamış bir kasabaya uğramış. (Kendi kendine) : «Allah burasını ölümden sonra acaba nasıl diriltecek?» demiş. Allah da onu yüz yıl ölü bırakmış, sonra diriltmiş (kendisine) : «Ne kadar eğlendin?» demiş o da: «Bir gün, yahud bir günden az» diye söylemişdi. Allah (ona) : «Hayır, yüz yıl (ölü) kaldın, işte yiyeceğine, içeceğine bak, henüz bozulmamışdır. Bir de merkebine bak. (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret nişanesi kılmamız içindir. (Merkebin) kemikler (ine) de bak, onları nasıl birleşdirib yerli yerine koyuyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz» dedi. O — (merkeb dirilib eski haaline geldiği ve her şey) kendisine apaçık belli olduğu zaman — (şöyle) söyledi: «(Artık şu müşahedemle de) biliyorum ki Allah şübhesiz her şey'e hakkıyle gücüyetendir».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Veya (görmedin mi) o kimse gibisini (Uzeyr'i) ki, o (duvarları), çatıları üzerine çökmüş (harâb olmuş) bir şehre uğradı. “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” dedi. Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra kendisini diriltti. (Ona) buyurdu ki: “Ne kadar kaldın?” (O da:) “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldım!” dedi. (Allah ona)şöyle buyurdu: “Hayır! Yüz yıl kaldın; şimdi yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulmamış! Bir de eşeğine bak (kemikleri dahi çürümüş)! İşte (bunlar) seni insanlara (öldükten sonra dirilmeye)bir delil kılmamız içindir; kemiklere de bak, onları nasıl birbiri üzerine kaldırıyoruz! Sonra da onlara bir et giydiriyoruz.” (Uzeyr, onun diriltilişini müşâhede ederek Allah'ın kudreti)böylece kendisine açıkça belli olunca şöyle dedi: “(Artık) biliyorum ki şübhesiz Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yahut binalarının çatıları çökmüş ve duvarları üstüne yıkılmış bir kasabadan geçen gibisinden (haberin olmadı mı)? Bu kişi: (kendi kendine,) «Allah burayı (tamamen harabeye dönmüş bu kasabayı) ölümünden (harap oluşundan) sonra acaba ne zaman (imar edip tekrar) canlandıracak?» demişti. Bunun üzerine Allah o kimseyi yüzyıl ölü (gibi uyutmuş bir hâlde) bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek (uyandırarak kendisine melek vasıtasıyla) sormuştu:’’ Bu hâlde ne kadar kaldın?” O da:“Bu hâlde bir gün veya bir günün birazı kadar kaldım”diye cevap vermişti de (yine melek vasıtasıyla) Allah:“tam tersi “Bu hâlde yüzyıl kaldın!’’ dedi. (Hem de bak, bu süre içinde kasabayı da nasıl imar edip canlandırmışız!) Ayrıca yiyeceğine ve içeceğine de bak (buna rağmen) henüz bozulmamış. Bir de merkebine bak. Seni de (senin dönemindeki) insanlara (İsrailoğullarına) canlı bir delil yapmak için böyle yaptık. Bir de (her an yaratmakta olduğumuz canlılara ait) kemiklere bak, onları nasıl yerli yerince birleştirip yeniden etle bürüdüğümüzü düşün.” Ona (bu gerçek) iyice aşikâr olunca, o kimse demişti ki:“ Allah’ın her şeye gücü yettiğini şimdi daha iyi biliyorum.*
(*) 1-Bu kıssanın, ölümden sonra dirilişe inanmayan muhatapları uyaran temsili bir kıssa olarak anlaşılması mümkündür (Krş: Fî-Zılâl, Seyyid Kutub). Bizce bu anlatımın bir kıssa olmaktan çok bir mesel olduğu yaklaşımı doğruya daha yakın görünmektedir. Allahu a’lem. (M. İslamoğlu Meali 259. Ayet Açıklaması) 2- Kaynaklarda verilen bilgilere göre örnekte geçen kasaba Beytülmakdis, buraya uğrayan şahıs ise bir rivayette Yeremya b. Hilkiyâ, bir başka rivayete göre ise Üzeyr b. Şerhiyâ’dır (Ezrâ). İbn Âşûr bu kişinin, İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden Hezekiel olduğu tespitini tercih etmiştir. Yani buna göre bu ayet (Hezekiel’in,) Zülkifl peygamberden bahsedilmiştir. Buhtunnasır’ın saldırısı sonucu Kudüs tamamıyla yakılmış ve yerle bir edilmişti. Günün birinde bu şehrin yıkıntılarının yanından Hz. Zülkifl geçmiş ve bu manzarayı görünce "Allah burasını ölümünden sonra aceba ne zaman canlandıracak?"demişti. Bunun üzerine Allah o kimseyi yüzyıl ölü (gibi uyutmuş bir hâlde) bıraktı, sonra tekrar canlandırdı. Burada bazı müfessirler, bunun zahirde aynen vuku bulduğuna inanırlar. Onların fikrine göre Yüce Allah (c.c.), maddi olarak onu öldürmüş ve yüz sene sonra diriltmiştir. Ancak bu fikir açık olarak Kur’an’a aykırıdır. Çünkü Kur’an’ın genel hükmüne göre maddi olarak ölmüş biri bir daha dünyaya gelmeyecektir, onun ikinci dirilişi ise sadece kıyamette olur, dünyada değil. Bu nedenle aşağıdaki Arapça tefsir metinlerinde de geçtiği gibi onun yüz yıl ölü kalması, maddi ölümle bir alakası yoktur. Belki bu tıpkı Ashabı Kehf gibi, bu kadar bir süre içinde ölü gibi uyutulmuş hâlde bırakılmıştır. Zaten (بعث) kelimesinin asıl anlamı uyandırmak ve göndermektir. Yine uykudan uyandığın zaman ne kadar uyuduğun hakkında fikrin olur. İşte o da aynı duygu ile karşı karşıyadır. Burada o temsili adama soruyor. Kim soruyor? Yüce Allah soruyor. Ama bu soru ve cevap melek vasıtasıyla olabileceği gibi, lisan-ı hâl ile sormuş ve lisan-ı hâl ile cevap vermiş de olabilir. Buna delalet eden atıf harfinin gelmemesidir. (الله اعلم) Ayrıca burada bahsedilen ölü, kentin ölümüdür, insanların ölümü ve canlanışı değil. Hani işe yaramayan arazilere ölü araziler dendiği gibi; bir yeri işe yarar hâle getirmek de orayı ihya ile olmaktadır. Burada kişinin sorduğu sual budur. Zaten (هذه)’’ ’hazihi’’ zamiri dişil olup karyeyi (kasabayı) işaret etmektedir, ölmüş insanları değil. Ayrıca bu kişi temsili olduğu için gerçekten mevt ettirilmiş olması gerekmez… Bununla beraber ölülerin diriltilmesi hususu Kur’an’da değişik yerlerde geçmektedir. Ashabı Kehf’in diriltilmesi, Hz. İsa’nın diriltmesi gibi hikâyeler anlatılmaktadır. Yine bugün çok önemli bir keşif yapılmıştır. Bir erkek hücreyi dondurup saklıyorlar ve yıllar sonra tekrar canlandırıp dölleme yapabiliyorlar. İnsanları donduramıyorlar. Çünkü çok süratli bir şekilde donması gerekiyor. Dolayısıyla henüz bunu başarmış değiller. Ama ileride başarılamayacak demek değildir. Dolayısıyla bu imkânsız değildir. Hattâ ileride insanları bile dondurabileceklerdir. (BAKARA SÛRESİ 259.-AYETLER TEFSİRİ- Akevler) Hatta bugün canlıları -196 derecede nitrojen gazıyla dondurarak yıllar sonra hayata döndürme hakkında çalışmalar yapılmaktadır. Ayetteki olay, böyle bir çalışmanın âdeta yolunu açmaktadır. Buradan, insanların ve hayvanların bedenlerinin ve gıdaların uzun yıllar, belki de asırlarca korunabileceğinin mümkün olduğunu anlıyoruz. Özetle, (الله اعلم)’’1- Merhum Seyid Kutubu’un da tercih ettiği gibi bu olay ya temsilidir. 2- Ya da bu şahıs ve merkebi ölmemiş olup (Asahab-i Kehf misali) yüzyıl ölü gibi uyutulmuştur. Ki buna hibernasyon (askıya alınmış yaşam) denir. ويجوز أن تكون أَنَّى هنا بمعنى متى أى: متى يحيى الله هذه القرية بعد موتها.. ( تفسير الوسيط) (فَأَماتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ) أي فجعله الله فاقد الحسّ والحركة دون أن تفارق الروح البدن، ثم أعاده إلى ما كان عليه أوّلا ( تفسير المراغي) قال الأستاذ الإمام : وفاتهم أن من الموت ما يمتد زمنا طويلا ، وهو ما يكون من فقد الحس والحركة والإدراك من غير أن تفارق الروح البدن ، وهو ما كان لأهل الكهف ويحتمل أن تكون القصة من قبيل التمثيل والله أعلم (تفسير المنار) وقد ذكر بعض المفسرين: أن المراد بالموت هو الحال المسمى عند الأطباء بالسبات وهو أن يفقد الموجود الحي الحس والشعور مع بقاء أصل الحياة مدة من الزمان، أياما أو شهورا أو سنين، كما أنه الظاهر من قصة أصحاب الكهف ورقودهم.... (الميزان في تفسير القرآن) والثاني: أن يكون على ما حدثته نفسه بمدة لبثه) في حال نومه، فتأمل في ذلك أحوال نومه، وأخبر عما عاين من أحوال الوقت الذي كان فيه مما كان ابتداؤه وقت نومه،( تأويلات أهل السنة)الآية التالية عن ( نبى ) مرّ على قرية مات سكانها فتعجب كيف يحيى الله جل وعلا هذه القرية بعد موتها ، فأماته الله جل وعلا ( أى أنامه جعله ينام ) مائة عام ثم بعثه أى ( ايقظه )وهذا النبى عاش قبل هذه التجربة وعاش بعدها لأنه كان نائما ، وبالمناسبة فإن النوم يقال عنه وفاة واليقظة يقال عنها بعث.قال جل وعلا : ( وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ الخ ﴿٦٠﴾ الانعام أهل القران - البقرة 259) والإشارة بـ «هَذِهِ» إنما هي إلى القرية. وإحياؤها إنما هو بالعمارة ووجود البناء والسكّان. (الجامع لاحكام القران )  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Veya! Altı üstüne gelip harabeye dönmüş bir kasabaya yolu düşen birisi, oradan geçerken “Allah, bu kadar harap olmuş (ölü) bir yeri nasıl diriltecek” dedi. Allah onu yüz yıl ölü tuttu sonra onu diriltti ve “Ne kadar kaldın” dedi. O da “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” dedi. Allah “Hayır, yüzyıl kaldın, bak yiyeceğine ve içeceğine bozulmamış. Birde eşeğine bak, seni insanlar için ibret yapacağız. Bak kemiklere, onları nasıl bir araya getirip, sonra o kemiklere nasıl et giydireceğiz” dedi. O’na (tereddütleri) açıklanınca, şimdi “Allah’ın her şeye gücünün yettiğini öğrendim” dedi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Yine onun gibi bir kimse de çatıları çöküp duvarları üzerine yıkılmış bir kentten geçti de: « Allah bu kenti öldükten sonra nasıl diriltecek?» dedi. Bunun üzerine Allah o kimseyi yüz yıl ölü bıraktı. Sonra da diriltip ona sordu: « Ne kadar ölü kaldın?» O kimse dedi: « Bir gün, belki bir günden de az.» Allah dedi: « Yok, tam yüz yıl ölü kaldın. Yiyeceğine, içeceğine baksana, bozulmamışlar bile. Bir de şu eşeğine bak. Biz seni insanlara belge yapmak istedik de onun için böyle yaptık. Bir de şu kemiklere bak. Biz onları nasıl bir araya getiriyoruz, sonra onları etlerle donatıyoruz.» Bütün bunlar belirdikten sonra o kimse dedi: « Ben artık iyice anladım ki Allah’ın gücü her nesneye yeticidir.»
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Yahut o kimseyi [⁵] görmedin mi ki çatıları çökmüş, duvarları yıkılmış [⁶] bir kasabaya [⁷] uğrayarak «Allah bunu öldürdükten sonra nasıl diriltir [⁸]?» demişdi. Allah onu yüz sene öldürdükten sonra diriltti. Ona «ne kadar eğlendin? dedi. O da «bir gün veya birkaç saat eğlendim» dedi. «Hayır» yüz sene eğlendin» yiyeceğine, içeceğine bak ki bu uzun müddet esnasında hiç bozulmamıştır» bir de merkebine bak. Seni insanlara bir nişane-i ibret kılacağız. Hele kemiklere bak ki onları nasıl yerli yerine koyuyoruz «Onlara nasıl et giydiriyoruz!» dedi. Vaktaki bu hal ona belli oldu, «artık bilirim ki Allah her şeye kemaliyle kaadirdir» dedi.
[5] Bu kimsede ihtilâf olunmuştur: Üzeyir, Ermiya, Hazkil; yahut Haşir'de şek eden bir münkir.[6] Yahut ahaliden hiçbir kimse kalmamış.[7] Buhtünnasr'ın tahribinden sonra Kudüs; yahut kasaba ahalisi; yahut başka bir şehir. Ölüm korkusundan nâşi binlerce kimsenin çıktığı yer.[8] Yahut, harap ettikten sonra nasıl mâmur eder.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Yine sen, çatıları çökmüş ve duvarları yıkılmış (harap ve ıssız) bir beldeye uğrayan ve “Böylesine harap olmuş şu beldeye Allah nasıl hayat verir ki?” diyeni görmedin mi? Bunun üzerine Allah onu öldürdü ve yüz yıl sonra da hayata döndürdü. Ona, “Ölü olarak ne kadar kaldın?” diye sordu. O da, “Bir gün ya da daha az” dedi. Allah, “Bilakis! Yüz yıl kaldın. Yiyeceğin ve içeceğine bak (hâlâ) bozulmamışlar. Merkebine de bak… İşte biz seni insanlara ibret olsun diye böyle yaptık.¹⁷⁰ Kemiklere de bir bak! Biz onları yerli yerince diziyor [nunşizuhâ] sonra da et giydiriyoruz” deyince o (gerçeği anladı ve): “Muhakkak ki Allah’ın her şeye gücünün yettiğini biliyorum” dedi.
170 Bu temsili anlatımda, öldükten sonra diriltme olayına tanık olan bu kişinin ismi geçmez. Hızır, Üzeyir Peygamber veya Hilkiya oğlu Yeremya olduğunu söylerler. Bugün canlıları -196 derecede nitrojen gazıyla dondurarak yıllar sonra hayata döndürme hakkında çalışmalar yapılmaktadır. Ayetteki olay, böyle bir çalışmanın âdeta yolunu açmaktadır. Buradan, insanların ve hayvanların bedenlerinin ve gıdaların uzun yıllar, belki de asırlarca korunabileceğinin mümkün olduğunu anlıyoruz.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Yahut sakinlerinin boşalttığı evlerin bulunduğu kasabaya uğrayan kimseyi (görmedin mi?) “Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?” dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, “Ne kadar kaldın?” dedi. “Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım” dedi. “Hayır yüz yıl kaldın. Yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bir bak ve hem seni insanlar için bir örnek kılacağız. Kemiklere bir bak, onları nasıl birleştirip sonra onlara et giydiriyoruz” dedi. Bu ona apaçık belli olunca, “Artık Allah'ın her şeye kadir olduğunu biliyorum” dedi.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Yâhut hakîkate ulaşmak için çaba harcayan, doğruyu görünce de, inatçılık etmeden ona teslim olan şu kimsenin misaline ibretle bir bak, bir düşünsene: Hani o, altı üstüne gelmiş, ıssız mı ıssız bir şehrin yanından geçerken kendi kendine:“Bütün bunlar ölüp gitmişken, Allah hepsini yeniden ne zaman, nasıl diriltecek acaba?” deyince, Allah onu derhâl öldürdü ve yüz yıl sonra yeniden dirilterek:“Söyle bakalım, sence ölü vaziyette kaç yıl kaldın?” diye sordu. Adam:“Olsa olsa bir gün, ya da birkaç saat kalmışımdır!” deyince, Allah buyurdu ki:“Hayır, aslında yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine baksana, daha bozulmamışlar bile. Bir de şu etleri çürümüş, kemikleri dağılmış eşeğine bak! İşte bütün bunları, seni, insanlığa, sınırsız kudretimizi gösteren bir ibret belgesi kılmak için yaptık. Şimdi o çürümüş kemiklere bir bak; nasıl onları üst üste yerleştiriyor, sonra da üzerlerine et giydiriyoruz!” Nihâyet, ölüm ötesi hayat ile ilgili hakîkat ona iyice belli olunca:“Artık kesinlikle anladım ki, Allah’ın her şeye gücü yetermiş!” dedi.Demek ki Allah sizden körü körüne iman etmenizi değil, aksine vahyin ışığında aklınızı kullanarak ve tüm kalbinizle iknâ olarak inanmanızı istiyor. Bakınız, imanın sembolü olan atanız İbrahim, size nasıl yol gösteriyor:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yahut çatıları çökmüş, üstüne duvarları yıkılmakta olan viran bir şehire uğramış kimse gibidir. “Allah buranın ölümünden sonra bunu nereden diriltecek?” dedi. Allah onu yüz sene ölü halde bıraktı. Sonra onu yeniden diriltti: - “Ne kadar kaldın?” diye sordu. “Bir gün yahut günün bir kısmı kaldım” dedi. “Hayır, yüz sene kaldın! Bozulmamış yiyeceğine ve içeceğine bak! Eşeğine de bak! Bir de seni İnsanlar’a bir âyet kılmamız içindir. Kemikler’e de bak! Nasıl onları birbiri üzerine (ayağa) kaldırıyoruz; sonra et giydiriyoruz?”. Ona açıkça belli olduğunda: “Biliyorum ki Allah, her şeye kadîr / güç yetirendir” dedi.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! Bir savaş sonrasında yerle bir olmuş şehri teftiş eden Üzeyr'e kulak ver? Üzeyr: Allah bu ölü şehri nasıl hayata döndürebilir? demişti, bunun üzerine Allah, Üzeyr'i yüz yıl dondurup sonra diriltmiş ve sormuştu: Allah: Ne kadar kaldın? Üzeyr: Bir gün ya da daha az kaldım. Allah: Yoo yüz yıl kaldın. Ekmeğine suyuna bak, henüz bozulmamış. Şu eşeğine bak! Senin bu halin insanlığa bir ipucu olacak. Şimdi de kemikleri nasıl birleştirip etle kaplayışımızı seyret. Üzeyr kendine gelince hakkı teslim etti: " Artık anlıyorum ki Allah, her şeye kadirdir..."
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yahut altı üstüne gelmiş ıpıssız duran bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?" demişti. Bunun üzerine, Allah O’nu bilincinde öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti. Bilinci yerine geldiğinde sanki yüz yıl ölü kalmış sonra dirilmiş gibiydi. Allah O’na sordu: "Ne kadar ölü kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım!" diye cevap verdi. Allah şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın! Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! Böyle yapmamız seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. Eşeğin kemiklerine bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece; tefekkür ve bilinç ile ona olacakları gösterdik. O beyninde bütün bunları düşünerek, gerçekleştiğini hayal etti. O’na gösterdiğimiz tefekkür yoluyla yüz yıl sonrasına gitti. Yüz yıl sonrasında kendini hayal ederek; nasıl diriltilebileceğini, eşeğinin etinin nasıl kemiğiyle tekrar birleştirilerek diriltilebileceğini tefekkür ederek aklını ikna etti. Bütün olanlara bilgisiyle bilinciyle açıkça ikna olunca, şöyle dedi: "Şimdi biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter." Ey insanlar! Siz de gözlerinizi kaparak; bildirdiğimiz gerçeklerle ölümünüzü, dirilişinizi, hesaba çekileceğinizi, hesap günü başınıza gelecekleri hayal edebilir. Üzerinde düşünebilirsiniz. Bu size zor değildir. Çünkü Rabbiniz olarak sizi bunu yapabilecek güçte yarattım. Size hayal etme, fikir üretme, olaylar üzerine düşünce üretme, muhakeme kurma yetileri verdim. Size verdiğim akıl, muhakeme yoluyla bunları yapabilirsiniz. Ön yargılı davranıp inkâr edeceğinize etrafınızdaki doğal olayları seyrederek, bir tohumdan her yer nasıl yemyeşil oluyorsa, hatta sizin bile gözlerinizle göremediğiniz topraklar, oralara suyu gönderdiğimiz zaman yemyeşil oluyorsa; biz, ölümünüzle birlikte tohumlarınızı toprakta bırakır, Sur’a üfürülünce de anında dirilirsiniz. Bunu anlayacak kadar aklınız. Bunu düşünecek kadar kabiliyetiniz var. Bunları size veren Rabbinizdir. Yeter ki ön yargılardan kurtularak olayları doğru değerlendirin!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Veya (görmediniz mi) o kişiyi [*] ki evlerinin duvarları çatıları üzerine yığılmış (alt üst olmuş) bir şehre uğramıştı. (Bu kişi), “(Şehrin) ölümünden sonra Allah burayı nasıl diriltir acaba?” demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl öldürmüş (ölü gibi bırakmış), sonra tekrar diriltmişti. (Allah) “Ne kadar kaldın?” diye sorunca “Bir gün veya günün bir kısmı kadar.” demişti. (Allah) ona şöyle demişti: “Hayır! Yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. [*] Eşeğine de bak! Seni insanlara bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Şimdi kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra nasıl onlara et giydiriyoruz!” (Durum) kendisi için apaçık bir hâl alınca, “Biliyorum ki Allah her şeye gücü yetendir.” demişti. [*]
Burada Yüce Allah’ın diriltme ve dönüştürmeye dayalı erişilmez kudretini gösteren sembolik bir anlatım yer almaktadır. Taberî, Semerkandî ve Zemahşerî gibi âlimlerin de belirttiği üzere, ayette adı verilmeyen şahsın Hz. Üzeyir, Hz. Ermiya, Hızır veya başlangıçta kâfir olup sonrasında iman eden biri olma ihtimallerinden söz edilmektedir.imâmMücâhid’e göre önceki ayette Nemrut’tan bahsedilmesi nedeniyle bu kişinin de öldükten sonra diriltilmeyi inkâr eden bir şahıs olduğu, ancak olay sonrasında iman ettiği görüşü [elem tera] ifadesine de konunun işlendiği bağlama da daha uygun görünmektedir. Önceki ayette “inkârda ısrar eden bir nankör”, bu ayette ise “gerçeği görünce iman eden bir sembol” üzerinden mesaj veriliyor demektir. Bir sonraki ayette de konu Hz. İbrahim olduğuna göre iki ayet arasındaki örneğin de Hz. İbrahim dönemiyle ilişkili olma ihtimali akla gelmektedir. Ancak kesin bir delil olmaması nedeniyle böyle net ifadelerden kaçınmak gerekir. Ayette isim verilmediği için biz de şahsın ismiyle değil, yaşanan olayla ilgili açıklamalar yapmakla yetineceğiz Ayette geçen [lem yetesenneh] ifadesindeki [cezim]li (harekesiz) [he,] “hâ-i sekte” olarak bilinir. Bu bir zamir değildir. Bu nedenle de harekesiz yazılmakta ve cezimli olarak okunmaktadır. Benzer kullanımlar: En‘âm 6:90; Hâkka 69:19, 20, 25, 26, 28, 29; Kâri‘a 101:10 Mevcut bilgilerimiz, bu ayette tam olarak kastedilen şeyin ne olduğunu anlamamız için yetersiz kalmaktadır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yahut binalarının duvarları, tavanlarının üzerine çökmüş (alt üst olmuş) şehre¹ uğrayan (kimsenin² olayına) benzer bir şey, (gördün mü?) O kimse: “Acaba Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” deyince Allah, onu yüz yıl ölü bırakmış ve sonra tekrar dirilterek ona: “(ölü olarak) ne kadar kaldın?” demişti. O da: “Bir gün ya da bir günden daha az bir süre” demişti. Allah, (ona): “Hayır sen (ölü olarak) yüz yıl kaldın dön de hâlâ bozulmamış olan şu yiyecek ve içeceklerine bir bak. (Aynı durumdaki) eşeğine de bir bak. Seni de böylece (öldürüp tekrar dirilterek) insanlara bir ibret yaptık. Şu (eşeğiyin) kemiklerini, nasıl birleştirip arkasından üzerlerine et giydirdiğimize de bir bak.” demişti. (Sonunda) bu kimse, işin içyüzünü iyice anlayınca: “Biliyorum ki gerçekten Allah’ın gücü, her şeye yeter.” dedi.
1 Bu şehirle ilgili rivâyetler, Yahûdî kaynaklı olduğu için üzerinde durmaya değer nitelikte değildir. Zâten (قَرْيَةٌ) kelimesi de belirsiz (nekra) olarak zikredilmiştir.2 Bu kimsenin kimliği hakkında Üzery’den Hızır’a kadar çok çeşitli ve çelişkili rivâyetler genelde Yahûdî kaynaklı olduğu için üzerinde durmaya değer nitelikte değildir. Ancak kendisine vahiy geldiği, âyetin devamından anlaşıldığı için Peygamber olma ihtimâli kuvvetlidir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Yoksa [ey insanoğlu, sen,] halkının terk ettiği, çatıları yıkılıp harap olmuş (virane) bir kasabadan geçen [ve]: “Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltebilirmiş?” ²⁵² diyen o kişi [ile aynı fikirde] misin? ²⁵³ Bunun üzerine Allah, onu yüzyıl süre ile ölü bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek sormuştu: “Bu halde ne kadar kaldın?” O da: “Bu halde bir gün veya bir günden biraz daha az bir süre kaldım” diye cevap vermişti. [Allah]: “Hayır” dedi, “bu halde bir yüzyıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak -geçen yıllar onları bozmamış- ve eşeğine bak! ²⁵⁴ [Biz bütün bunları] insanlara bir ibret olman için [yaptık]. Birde şu [insanların ve hayvanların] kemiklerine bak -onları nasıl birleştirip et ile örttüğümüzü düşün!” ²⁵⁵ [Bütün bunlar] ona açıklanınca, “[Şimdi] öğrendim ki” dedi, “Allah her şeye kâdirdir!”
252 Bu ayette anlatılan kıssa, Allah’ın ölüyü yeniden diriltme kudretini tasvir etmeyi amaçlayan bir kıssadır: Böylece, 258. ayetteki Hz. İbrahim’in sözleri (“Rabbim, hayat bahşeden ve ölüme hükmedendir”) ile daha sonra 260. ayetteki, Allah’ın ölüyü nasıl dirilttiğini göstermesi talebi arasına anlamlı şekilde yerleştirilmiştir. Kıssada anlatılan bu kişinin “kimliği” ile kasabanın neresi olduğu konusunda bazı ilk dönem müfessirlerinin spekülasyonları ise tamamen temelsiz olup Talmud efsanelerinin etkisinin bir sonucudur.253 Lafzen, “yoksa onun gibi misin?” Tarafımdan parantez içine alınan ifadeler ise, Zemahşerî’nin, önceki ayetin başlangıcı ile bağlantılı olan bu pasaj üzerindeki yorumuna dayanmaktadır.254 Zımnen, “ve onun canlı olduğunu gör”: Böylece Allah’ın, bilinmeyen şekilde hayat bahşetme ve canlıyı yeniden diriltme kudretine işaret etmektedir.255 Kur’an, embriyonun ana rahminde tedricî olarak gelişiminden sonra meydana gelen doğum mucizesine Allah’ın canlıyı yaratma -ve dolayısıyla, yeniden diriltme- kudretinin bariz bir işareti olarak değinmektedir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Veya altı üstüne gelmiş, ıssız bir beldeye uğrayan kimse gibi, “Allah burasını, ölümden sonra nasıl diriltir?” demişti. Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. Ona: “Ne kadar kaldın?” demişti. O da: “Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım.” demişti. “Hayır, yüz yıl kaldın. Öyleyse yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Eşeğine de bak, seni insanlara ibret kılmak için; bir de o kemiklere bak, nasıl bir araya getiriyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz?” demişti. O kendisine bunlar apaçık belli olduktan sonra, “Artık biliyorum ki Allah’ın her şeye gücü yeter.” demişti. 18/19, 22/5-6
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ya da mesela (şöyle birini gözünde canlandır): O, alt üst olmuş, her tarafı yıkılıp harabe hâline gelmiş bir şehre uğrayıp, “Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltecek?” diyen biri. Allah onu yüz yıl ölü olarak bıraktı, ardından dirilterek sordu: “Ne kadar kaldın?” O da cevap verdi: “Bir gün ya da daha az kaldım.” Buyurdu: “Hayır, aksine yüz yıl kaldın, istersen yiyeceğine ve içeceğine bak, daha kokuşmamış bile; ve bir de eşeğine bak. Biz seni, insanlara (ölümden sonra dirilişe dair) bir kudret delili kılalım diye böyle yaptık. Ve bak (canlılara ait) kemiklere, onları nasıl yerli yerince dizip, ardından üzerlerini etle kaplayıp eski haline döndürdüğümüzü düşün!” Bütün bunlar kendisine açıklanınca şu itirafta bulundu: “Artık bildim ki Allah her şeye kadirdir.”[⁴⁸¹]
[481] Bu kıssanın, ölümden sonra dirilişe inanmayan muhatapları uyaran temsili bir kıssa olarak anlaşılması mümkündür (Krş: Fî-Zılâl, Seyyid Kutub). Bizce bu anlatımın bir kıssa olmaktan çok bir mesel olduğu yaklaşımı doğruya daha yakın görünmektedir. Allahu a’lem.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed bir de) Binalarının çatıları çökmüş, onların üzerine duvarları yıkılmış bir kasabaya uğrayan o (mümin) adama bak (Kasabanın o harap halini görünce, kendi kendine) "Allah bu kasabayı nasıl (ne zaman) ihya edecek? (ihya etse bile bu çok uzun zaman alır, ben de onu göremem)" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene ölü bıraktı, sonra diriltti. Ona "Ne kadar kaldın?" diye nida olundu. O da: "Bir gün veya bir günden daha az kaldım!" dedi. Bunun üzerine ona: "Hayır, yüz sene (ölü olarak) kaldın; şu yiyeceğine ve içeceğine bak ki, hiçbiri bozulmamış! (Sen onların bozulmadığına bakarak bir gün o vaziyette kaldığını sanabilirsin, fakat) Bir de merkebine bak. (ki o ne hale gelmiş, kemikleri parça parça olmuş öteye beriye dağılmış) Seni insanlara ibret kılalım diye böyle yaptık (Seni yüz yıl ölü vaziyette bırakıp dirilttik ki, insanlara Hak tanığı olasın) O kemiklere (tekrar) bak; onları nasıl birbirine ekleyerek yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara nasıl et giydiriyoruz'' buyuruldu. Böylece ona (gözü önünde merkebinin dirilmesi, ölümden sonra dirilme gerçeği) açıkça belli olunca: "Şimdi (yakinen) biliyorum ki, Allah herşeye kadirdir" dedi.
(Bu şahsın Üzeyr a.s. ve Kasabanın da Buhtunnasr savaşında tamamen yıkılmış olan Kudüs şehri olduğu rivayet olunmuştur.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Yahut şu kimse gibisi ki, çatıları duvarları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramış ve demişti ki; "Allâh, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek?" Allâh da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. "Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım" dedi. (Allâh) "Hayır, yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış, eşeğine de bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!" dedi Bu işler ona açıkça belli olunca: "Allâh’ın herşeye kâdir olduğunu biliyorum. " dedi.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Yahut o kimse gibisini görmedin mi ki, bir karyeye uğramıştı. O karyenin tavanları çökmüş, onların üzerine duvarları yıkılmıştı. «Allah Teâlâ bu karyeyi bu ölümünden sonra nasıl ihya edecek?» diyordu. Bunun üzerine Allah Teâlâ o kimseyi yüz sene ölü bıraktı. Sonra da onu ihya buyurdu. Dedi ki: «Ne kadar kaldın?» Dedi ki: «Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım.» Dedi ki: «Hayır, yüz sene kaldın. İmdi yiyeceğine ve içeceğine bak ki, hiç biri bozulmamış, merkebine de bak. Ve seni nâsa bir âyet kılmak için (bu yapacağımızı yaptık). Ve kemiklere bak, onları nasıl biribirine birleştiriyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz.» Vaktâ ki (bu hakikat) kendisine tebeyyün etti. Dedi ki: «Ben bilirim, Allah Teâlâ şüphe yok her şeye kâdirdir.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Yahut şu kimsenin hali gibi ki o bir şehre uğramıştı. Şehrin altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. “Allah burayı bu ölümünden sonra nasıl diriltecek? ” dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl boyunca öldürüp sonra diriltti. “Ölü vaziyette ne kadar kaldın? ” diye sorunca o: “Bir gün veya daha az” diye cevap verdi. Allah ona: “Hayır! yüz sene kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış. Bir de merkebine bak! (Kemikleri nasıl birbirinden ayrılmış). Seni de insanlara canlı bir delil yapmak için öldürüp dirilttik. Hele o kemiklere dikkat et, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz! ” Böylece işin gerçeği kendisine tam mânasıyla belli olunca: “Artık pek iyi biliyorum ki Allah her şeye kadirdir. ” dedi. {KM, Hezekiel 37, 6}
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarları, çatıları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı; "Allah, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek?" demişti. Allah da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. "Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım" dedi. (Allah) "Hayır, dedi, yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!" Bu işler ona açıkça belli olunca: "Allah'ın herşeye kadir olduğunu biliyorum." dedi.
Bu âyette öldükten sonra dirilme olayına tanık olan kişinin adı belirtilmemiştir. Âyetin içeriğinden, bu zâtın mü'min bir kişi olduğunu anlıyoruz. Müfessirlerden çoğuna göre bu zat, İsrâîl peygamberlerinden biridir. Uzeyr, Hilkiya oğlu Yeremya veya Hızır olduğu hakkında görüşler vardır. Abdullah ibn Abbâs, 243. âyetin tefsîrinde, bu âyette anlatılana benzer bir olay anlatır: "İsrâîl peygamberlerinden Hezekiel, ölmüş olan bir kent halkının yanından geçti, bunları diriltmesini Allah'tan diledi. Kemikler bir araya toplandı, toplanan kemiklere et giydirildi" der. Kitabı Mukaddes'in Hezekiel: 37/1-14. âyetlerinde bu olay anlatılır. Orada bu zât, Hezekiel'dir. Önemli olan, bu zâtın, ya da gördüğü yıkık kentin adı değildir. Kur'ân, 258 ve 259. âyetlerinde iki şahsı karakterize etmektedir. Birincisi Allah'a inanmayıp, kendisini tanrılaştıran, gördüğü delîller karşısında şaşırıp kaldığı halde kibir ve inâdı yüzünden inkârında direnen kâfir; ikincisi de virâne bir ülkeyi görüp bunun dirileceği hakkında umutsuzluğa düşen, fakat Allah'ın diriltici gücünü görünce bütün içtenliğiyle O'na yönelen mü'min bir insan karakteridir. Ayrıntıya dalmak, Kur'ân'ın amacına aykırıdır.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Yâhud şu kimse gibi ki [¹] bir karyeden [²] geçdi. Onun damları çökmüş ve divarları yıkılmışdı. (Bu hâle teessüf göstererek) bunı (bu harâbeyi) şu ölü hâlinden sonra 'acabâ Allâh yeniden dirildir mi? (Ma'mûr ve âbâdân kılar mı) didi. Cenâb-ı Hak onı yüz yıl emâte (öldürüb) idüb sonra yeniden diriltdi ve ona ne kadar yatdın didi. O da: Bir gün ve yâhud günün bir kısmı yatdım didikde Allâh: Sen yüz yıl yatdın. Bak, yanındaki yiyeceğin ve içeceğin bozulmamışdır. Merkebine de bak. Seni insânlar içün âyet, Allâh'ın kudretine burhân kılacağız. Bak ki kemikleri birbirine nasıl birleşdiriyoruz. Ve sonra üstüne et giydiriyoruz didi. Ona bundaki hakîkat tebeyyün iyledikde: Bildim ki Allâh her şeye kâdirdir didi.
[1] Enbiyâ-yı Benî İsrâîl'den 'Uzeyr 'aleyhisselâm. Müşârunileyhin bu vecihle yüz sene sonra i'âde-i hayât iylemesi Yehûd'un ona Allâh'ın oğlı dimelerini bâdî olmuşdur. [2] Kudüs-ü Şerîf'e bir buçuk iki sâ'atlik mesâfede bulunan bir kasaba idi ki, ma'mûr veâbâdân iken Buhtunnasr tarafından tahrîb idilmişdi. Ba'zılar bunun Kudüs-i Şerîf oldığını söylediler ise de evvelki kavil daha doğrıdır.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Şu kişiyi de düşündün mü? Binaları tamamen çökmüş bir kente uğramıştı da “Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Allah onu yüz yıl süreyle öldürdü, sonra diriltti. “Ne kadar kaldın?” dedi. “Bir gün kaldım, belki bir günden de az!” dedi. Allah dedi ki: “Yok, tam yüz yıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamış! Bir de eşeğine bak! Bu, seni insanlara bir belge yapmak içindir. Şimdi de (eşekten kalma) kemiklere bak, onları nasıl birleştireceğimizi, sonra nasıl ete büründüreceğimizi gör!” Bunları açık açık görünce dedi ki: “Şimdi biliyorum, Allah her şeye bir ölçü koyar.”[*]
[*] Kudüs'teki Mescidi'nin (Beyt-i Makdis'in) ilk yıkılışından sonra (İsrâ 17/5) Buhtunnasr (Nabukadnessar) Yahudileri Babil'e sürgün etti. M.Ö. 539'da Bâbil'i fetheden Pers kralı Koreş (Ahmet Güç, YAHUDİLİK- DİA) Üzeyir (Ezra), Nehemya ve diğerlerini, Mescid'i yeniden inşa etmeleri için geri gönderdi (Ezra 1/1-3). Üzeyir Kudüs'ü görünce: "Allah bu kenti ölümünden sonra nasıl canlandıracak?" dedi. "Allah da onu öldürdü ve yüz yıl sonra tekrar diriltti." Bu arada Mescid, Darius'un krallığının ikinci yılında inşa edilmişti. (Ezra 4/11-24) Üzeyir, II. Artahşasta'nın krallığının yedinci yılının beşinci ayında yani M.Ö. 437'de (Salime Leyla Gürkan, YAHUDİLİK-DİA) Kudüs'e vardı (Ezra 7/8). Bu, onun Kudüs'e ikinci varışıydı. İlk varışı ile ikincisi arasındaki 100 yıllık sürede Allah "Onu insanlara bir mucize yapmak için" öldürmüş ve tekrar diriltmişti.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Veya altı üstüne gelmiş, ıssız bir beldeye uğrayan kimse gibi: -Allah, burasını ölümden sonra nasıl diriltir? demişti de, bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. Ona:-Ne kadar kaldın? demiştik. O da:-Bir gün veya bir günün bir kısmı kaldım, demişti.-Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış, eşeğine de bak, seni insanlara bir ibret kılmak için, bir de o kemiklere bak, nasıl bir araya getiriyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz? demişti. O kendisine bunlar apaçık belli olduktan sonra:-Artık biliyorum ki Allah'ın her şeye gücü yeter, demişti.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Yahut şu kimsenin haline bak ki, altı üstüne gelmiş harap bir beldeden geçerken “Allah bu beldeyi nasıl diriltecek?” demişti. Allah da onu öldürüp yüz sene öylece bıraktı, sonra diriltip “Ne kadar ölü kaldın?” diye sordu. O, “Ya bir gün, yahut daha da az” dedi. Allah ise “Sen yüz sene ölü kaldın,” buyurdu. “Yiyeceğine, içeceğine bir bak, hiç dokunulmamış. Bir de merkebine bak! Seni böylece insanlara bir delil yapmak için öldürüp dirilttik. Şimdi de kemiklere bak; onları nasıl yerli yerince diziyor, sonra üzerine et giydiriyoruz.” Bütün bunları apaçık gördükten sonra, o kimse, “Allah'ın herşeye kadir olduğunu artık çok iyi biliyorum” dedi.(135)
(135) Âyetin gelişinden, bu kişinin inanan bir kimse olduğu, ancak tatmin olmak ve imanını güçlendirmek için delil arayışında olduğu anlaşılmaktadır ki, arkadan gelecek olan âyet de bu yönde bir ders içermektedir.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Ya şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiş bir kente uğramıştı da şöyle demişti: "Allah şurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturacak?" Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. "Ne kadar bekledin?" demişti. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim." dedi. "Hayır, dedi, aksine sen, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak! Henüz bozulmamış. Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara." İş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: "Allah'ın her şeye kadir olduğunu biliyorum."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
anuñ gibi kim geçdi bir köy ol düşmiş iken ev örtüleri üzerine anuñ ya'nį ilk örtüsi yıķıldı; andan, dinarları [22a] örtüsi üzere yıķıldı. eyitti: “ķaçan yā nite dirüre uşbunı Tañrı, öldüginden śoñra?” pes öldürdi anı Tañrı yüz yıl; andan, dirilti anı; eyitti: “niçe dölendüñ?” eyitdi: “dölendüm bir gün, yā günüñ bir nicesi.” eyitti: “belki dölendüñ yüz yıl. pes baķ ta'āmuna ya'nį incir yā üzüm, daħı içilür nesenene ya'nį şıra yā süd; azmadı ol. daħı baķ gölüġüñe; daħı anuñ-içün kim ķılavuz seni nişān ādemįlere. daħı baķ süñüklere ya'nį gölük sürtüklerine, nite götürürüz anları; andan, geydürürüz anlara eti.” pes ol vaķt kim bellü oldı aña; eyitti: “bilürin, bayıķ Tañrı her nesene üzere güci yiterdür.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yā ol kimse gibi ki geçdi bir şehr üstine ol ḫarāb‐iken, dīvārları saḳflarüstine düşmiş‐idi. Eyitdi: Neçük dirildür Tañrı Ta‘ālā bu şehr ḳavmini öl‐genden ṣoñra? Pes öldürdi anı Tañrı Ta‘ālā, yüz yıl ölü yatdı, andan ṣoñra di‐riltdi anı. Tañrı Ta‘ālā eyitdi: Nice yıl ölmiş yatduñ? dir. Eyitdi Bir gün öl‐miş yatdum didi, yā buçuḳ gün didi. Tañrı Ta‘ālā eyitdi: Bel ki yüz yıl ölmişyatduñ sen didi. Pes baḳ gör sen ḳoyġan yimegi içmegi yüz yıla taġyīr ol‐mamışdur, daḫı baḳ gör senüñ işegüñ neçük diriltdük? Daḫı ḳılmaġ‐ıçun seni ‘alāmet‐i ḳıyāmet ḥaḳ olmaġa. Daḫı baḳ gör süñükleri neçük dirildür‐biz, andan ṣoñra et geydürür‐biz anlara. Pes ol vaḳt kim bilindi özine.Eyitdi: Bilür‐men ki Tañrı Ta‘ālā her nesneye ḳādirdür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Yaxud (Ya Rəsulum! Damları çökmüş, divarları) uçulmuş bir kəndin yanından keçən kimsənin əhvalatını bilirsən? O kimsə: “Əcaba, Allah bu kəndi ölümündən sonra necə dirildəcək?” – demişdi. Belə olduqda, Allah onu yüz il ölü halında saxladı, sonra dirildərək ondan: “Nə qədər yatmısan?” – deyə soruşdu. O da: “Bir gün, bəlkə, bir gündən daha az” – deyə cavab verdi. Allah ona: “Bəlkə, yüz il yatmısan, yediyin yeməyə, içdiyin suya bax, hələ də xarab olmayıb. Bir də uzunqulağına bax! Səni insanlar üçün bir ibrət dərsi olmaqdan ötrü belə etdik. İndi (uzunqulağının) sümüklərinə bax, gör necə onları bir-biri ilə birləşdirir, sonra da onların üzərini ətlə örtürük?” – deyə buyurdu. O kimsəyə bunlar aydın olduqda: “Artıq bildim ki, Allah hər şeyə qadirdir!” – dedi.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Or (bethink thee of) the like of him who, passing by a township which had fallen into utter ruin, exclaimed: How shall Allah give this township life after its death? And Allah made him die a hundred years, then brought him back to life. He said: How long hast thou tarried? (The man) said: I have tarried a day or part of a day. (He) said: Nay, but thou hast tarried for a hundred years. Just look at thy food and drink which have rotted! Look at thine ass! And, that We may make thee a token unto mankind, look at the bones, how We adjust them and then cover them with flesh! And when (the matter) became clear unto him, he said: I know now that Allah is Able to do all things.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Or (take) the similitude of one who passed by a hamlet, all in ruins(304) to its roofs. He said: "Oh! how shall Allah bring it (ever) to life, after (this) its death?" but Allah caused him to die for a hundred years, then raised him up (again). He said: "How long didst thou tarry (thus)?" He said: (Perhaps) a day or part of a day." He said: "Nay, thou hast tarried thus a hundred years; but look at thy food and thy drink; they show no signs of age; and look at thy donkey: And that We may make of thee a sign unto the people, Look further at the bones, how We bring them together and clothe them with flesh(305)." When this was shown clearly to him, he said: "I know that Allah hath power over all things."
304 This incident is referred variously (1) to Ezekiel's vision of dry bones (Ezekiel, 37:1-10); (2) to Nehemiah's visit to Jerusalem in ruins after the Captivity, and to its rebuilding (Nehemiah, 2:11-20): and (3) to 'Uzayr, or Ezra, or Esdras, the scribe, priest, and reformer, who was sent by the Persian King after the Captivity to Jerusalem, and about whom there are many Jewish legends. As to (1), there are only four words in this verse about bones. As to (2) and (3), there is nothing specific to connect this verse with either. The wording is perfectly general, and we must understand it as general. I think it does refer not only to individual, but to national death and resurrection. 305 A man is in despair when he sees the destruction of a whole people, city, or civilisation. But Allah can cause resurrection as He has done many times in history, and as He will do at the final Resurrection. Time is nothing before Allah. The doubter thinks that he has been dead or "tarried thus" a day or less when the period has been a century. On the other hand, the food and drink which he left behind is intact, and as fresh as it was when he left it. But the donkey is not only dead, but nothing but bones is left of it. And before the man's eyes, the bones are reunited, clothed with flesh and blood, and restored to life. Moral: (1) Time is nothing to Allah; (2) It affects different things in different ways; (3) The keys of life and death are in Allah's hands; (4) Man's power is nothing; his faith should be in Allah.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَوْ
yahut
كَالَّذ۪ي
o kimse gibisini ki
مَرَّ
uğradı
عَلٰى قَرْيَةٍ
bir kasabaya
وَهِيَ
o iken
خَاوِيَةٌ
çökmüş
عَلٰى
üzerine
عُرُوشِهَاۚ
çatıları
قَالَ
dedi
اَنّٰى
nasıl
يُحْـي۪
diriltecek
هٰذِهِ
burayı
اللّٰهُ
Allah
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَاۚ
ölümün- den
فَاَمَاتَهُ
bunun üzerine onu öldürdü
اللّٰهُ
Allah
مِائَةَ
yüz
عَامٍ
sene
ثُمَّ
sonra
بَعَثَهُۜ
onu diriltti
قَالَ
buyur-du
كَمْ
ne kadar
لَبِثْتَۜ
kaldın
قَالَ
dedi
لَبِثْتُ
kaldım
يَوْماً
bir gün
اَوْ
ve- ya
بَعْضَ
bir kısmı
يَوْمٍۜ
günün
قَالَ
bu- yurdu
بَلْ
hayır
لَبِثْتَ
kaldın
مِائَةَ
yüz
عَامٍ
sene
فَانْظُرْ
hâl böyley- ken bak
اِلٰى طَعَامِكَ
yiyeceğine
وَشَرَابِكَ
ve içeceğine
لَمْ يَتَسَنَّهْۚ
bozulmamış
وَانْظُرْ
ve bak
اِلٰى حِمَارِكَ
eşeğine
وَلِنَجْعَلَكَ
ve seni kılmamız için
اٰيَةً
bir âyet
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَانْظُرْ
şimdi bak
اِلَى الْعِظَامِ
kemiklere
كَيْفَ
nasıl
نُنْشِزُهَا
onları birbiri üze- rine kaldırıyoruz
ثُمَّ
son- ra
نَكْسُوهَا
onlara giydi- riyoruz
لَحْماًۜ
bir et
فَلَمَّا
ne za- man ki
تَبَيَّنَ
apaçık belli oldu
لَهُۙ
kendi- sine
قَالَ
dedi
اَعْلَمُ
iyice bi- liyorum
اَنَّ
şüp- hesiz
اللّٰهَ
Allah
عَلٰى
üzerine
كُلِّ شَيْءٍ
her şey
قَد۪يرٌ
Kadîr'dir
Yahut çatıları üstüne çök(erek altüst ol)muş bir kasabaya uğrayan şu kimse gibisini (görmedin mi)? (Hani o) Demişti, "(acaba) Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?" Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene (o hâlde bıraktı). Sonra onu (tekrar) diriltti. (Allah ona) "Ne kadar kaldın?" buyurdu. O, "bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldım" dedi. (Allah) "Hayır! Yüz sene kaldın. Hâl böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak (kemikleri dahi çürümüş)! İşte Biz seni insanlar için (öldükten sonra dirilmeye) bir âyet (ibret ve delil) kılalım (diye yüz sene ölü bıraktık sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen (eşeğinin) kemikler(in)e bak, onları nasıl bir araya getiriyor sonra da ona nasıl et giydiriyoruz" buyurdu. Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca şöyle dedi: "(Artık) İyice biliyorum ki Allah, şüphesiz her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır)."
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
مَرَّ
Fiil-I
م ر ر
Uğradı, dolaştı, devam etti, geçti, karşılaştı, geçip gitti
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
قَرْيَة
İsim
ق ر ي
Her türlü yerleşim yeri (memleket, kasaba, şehir, ülke, köy, belde)
هِيَ
Zamir
هِيَ
O (bayanlar için kullanılır)
خَاوِيَة
Etken fiil
خ و ي
Çökmüş, çöken, içi boş
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
عَرْش
İsim
ع ر ش
Çatı, Arş, taht, çardak
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اَنَّى
İsim
ا ن ي
Nasıl, nereden, nerede, ne (fayda)
اَحْيَا
Fiil-IV
ح ي ي
Hayat verdi, diriltti, yaşattı
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
بَعْد
İsim
ب ع د
Sonra, ard, öte
مَوْت
İsim
م و ت
Ölüm
اَمَاتَ
Fiil-IV
م و ت
Öldürdü
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مِائَة
İsim
م ا ي
Yüz (sayı)
عَام
İsim
ع و م
Sene, yıl
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
بَعَثَ
Fiil-I
ب ع ث
Diriltti, gönderdi, ulaştırdı, kaldırdı
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
كَم
Soru eki
كَم
Nice, ne kadar, kaç?
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
بَل
Edat
بَل
Bilakis, hayır ancak, doğrusu, aksine
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
مِائَة
İsim
م ا ي
Yüz (sayı)
عَام
İsim
ع و م
Sene, yıl
نَظَرَ
Fiil-I
ن ظ ر
Baktı, gözledi, gördü, bakınıp durdu, nazar etti, seyretti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
طَعَام
İsim
ط ع م
Yemek, yiyecek, doyurma
شَرَاب
İsim
ش ر ب
İçecek, şarap
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
تَسَنَّهَ
Fiil-V
س ن ه
Bozulmuş
نَظَرَ
Fiil-I
ن ظ ر
Baktı, gözledi, gördü, bakınıp durdu, nazar etti, seyretti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
حِمَار
İsim
ح م ر
Eşek, (حُمُرٌ : Yaban eşekleri)
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
نَاس
İsim
ن و س
İnsanlar
نَظَرَ
Fiil-I
ن ظ ر
Baktı, gözledi, gördü, bakınıp durdu, nazar etti, seyretti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
عَظِيم
İsim
ع ظ م
Azîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar azamete ve büyüklüğe sahip olan demektir), çok büyük, azametli, kocaman, muazzam
كَيْف
İsim
ك ي ف
Nasıl
اَنْشَزَ
Fiil-IV
ن ش ز
Kaldırdı
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
كَسَا
Fiil-I
ك س و
Giydirdi
لَحْم
İsim
ل ح م
Et
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
تَبَيَّنَ
Fiil-V
ب ي ن
Apaçık belli oldu, açıklandı, ortaya çıktı, anlaşıldı
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
قَدِير
İsim
ق د ر
Kadîr (Allah'ın ismi, esmasıdır. Kudretiyle her şeyi hükmü altında tutan demektir)