close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 255. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
(A)llâhu lâ ilâhe illâ huve-lhayyu-lkayyûm(u)(c) lâ te/ḣużuhu sinetun velâ nevm(un)(c) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i)(k) men że-lleżî yeşfe’u ‘indehu illâ bi-iżnih(i)(c) ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum(s) velâ yuhîtûne bişey-in min ‘ilmihi illâ bimâ şâ(e)(c) vesi’a kursiyyuhu-ssemâvâti vel-ard(a)(s) velâ yeûduhu hifzuhumâ vehuve-l’aliyyu-l’azîm(u)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Öyle bir Allah ki ondan başka yoktur tapacak. Diridir, her an yarattıklarını tedbir ve tasarruf edip durur. Ne uyuklamaya kapılır, ne uykuya dalar. Onundur ne varsa göklerde ve yeryüzünde. Kimdir izni olmadıkça onun yanında şefaate kalkışacak? Önlerindekini de bilir, artlarındakini de. Onun bilgisinden, dilediği miktardan başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. Kürsüsü gökleri de kaplayıp kucaklamıştır, yeryüzünü de. Göğü, yeri korumak, ona ağır da gelmez. O'dur çok yüce ve çok ulu.
Bu âyette "kürsi" kelimesi geçtiği için kürsü âyeti anlamına "Âyet-ül-Kürsi" denmiştir. Hattâ bu sûreye "Kürsi sûresi" diyenler de vardır. Kürsü, örfte, üstüne oturulan şey anlamına gelir. Bu söz, kirs aslından gelmiştir, toplu anlamınadır. Yapraklar forma haline getirilince, bir araya toplandığı cihetle "kürrase" ve bunun yanlış söylenişi olan "kerrase" adiyle anılır. Kirs, bir şeyin aslı manasını da ifade eder. İbn-i Abbas'ın rivayetine göre kürsi, Tanrı bilgisidir. Saltanat, tedbir ve tasarruftur da denmiştir. Batlamyus mesleğine uyanlarca yedi göğü kavrayıp kaplayan ve sabitelerin göğü olan sekizinci kat göktür (al-Müfredat, s. 441. Kürsi hakkındaki çeşitli rivayetleri anlamak için bakınız: Mecma'ül-Beyan, 1. s. 154. Hasan Basri Cantay: Kur’an-ı Hakim ve Meal-i Kerim, c.1. İst. 1372-1953, s. 71-72, not. 213).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Allah (O’dur ki), Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. (Ve bu asla mümkün değildir.) O sürekli diridir ve yarattıklarını koruyup yönetendir. O’nun bir (an bile) uyuklaması (gaflet basması) ve uykuya dalması yoktur. (Allah bu kusurlardan münezzehtir.) Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. (Her şey O’nun elinde ve emrindedir.) O’nun izni olmadan, (Allah’ın) katında kim (başkalarına aracılık için) şefaat edebilir? O, onların geçmişlerini ve geleceklerini (bütün mahlûkatın önceden ettiklerini ve sonradan işleyeceklerini) bilir. Onlar (kulları) ise, O’nun ilminden, O’nun dilediğinin dışında hiçbir şeyi kavrayamazlar. (Bildiklerini de Allah öğretir.) O’nun Kürsüsü (hükümranlığı), gökleri ve yeri (tamamen) kaplamış ve kuşatmış vaziyettedir. Onları (gökleri ve yeri) koruyup gözetmek (asla) O’na ağır da gelmemektedir. O, çok Yücedir, çok büyük Azamet sahibidir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah ki, O'ndan başka gerçek ilah yoktur; her zaman diridir. Bütün varlıkların tek yöneten ve gözeteni O'dur. Ne uyuklama tutar O'nu, ne de uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan kendisinin yanında kim kime şefaat edebilir? O yarattıklarının geçmişlerini ve geleceklerini bilir. Oysa O dilemedikçe, insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun sonsuz kudret ve egemenliği gökleri ve yeri kaplamıştır. Göklerde ve yerde olanların tümünün korunup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O'dur.
Ahmet Tekin
swap_vert close
O Allah'tır, Allah. Hak ilâh yalnızca O'dur. Ebedî hayat ile diri, ölümlü olmaktan uzaktır. Varlık âlemini ayakta tutan ve düzenini elinde bulunduran O'dur. Onu ne gaflet basar ne de uyku. Göklerdeki varlıkların ve imkânların hepsi ve yerdeki varlıkların ve imkânların tamamı O'nun mülkündedir, O'nun tasarrufundadır. O'nun yanında, benzer sıfatların tecellisiyle kudret ve tasarruf kullanan eş bir varlık olmak kimin haddine? Yalnızca O'nun izniyle ilâhî planlamayı yürütenlere görev dağılımı yapılır. O kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını, bildiklerini, bilgi ve idrakları dışında olanı, dünyalarını ve âhiretlerini bilir. Onlar ise, O'nun sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Onun hâkimiyeti, saltanatı, kudreti, otoritesi ve düzeni bütün gökleri ve yeri içine alır. Gökleri ve yeri bir bütünlük içinde tek elden tedbir ile idare etmek, gözetmek, korumak, taahhütlerini yerine getirmek Allah'ı yormaz, Allah'a ağır da gelmez. O şanı yüce Allah pek yüce, pek büyüktür.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 19/93-95; 20/110; 21/28; 53/26.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Allah, kendinden başka ilah olmayan (ilah)dır. O, sürekli diridir ve yaratıklarını sürekli koruyup gözetendir. Onu ne bir uyuklama ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun katında kendisinin izni olmadan kim şefaat edebilir! O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun ilminden dilediği kadarından fazla bir şeyi kuşatamazlar. O'nun Kürsi'si gökleri ve yeri kaplamıştır. [54] Bunları korumak O'na güç gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür.
54.Kürsi konusunda müfessirler değişik açıklamalarda bulunmuşlardır. Bazıları buradaki Kürsi ile Yüce Allah`ın varlıklar üzerindeki güç ve hakimiyetinin kastedildiğini söylemişlerdir. Bazıları ise Kürsi`nin Arş`ın altında bütün gökleri kuşatan bir varlık olduğunu söylemişlerdir.Resulullah (a.s.)`ın: "Yedi kat gök Kürsi`ye nisbetle bir kapı tokmağının üstündeki yedi dirhem gibidir" anlamındaki hadisi şerifi bu konuda delil olarak ileri sürülmüştür. Kürsi ile kastedilenin bizzat Arş olduğunu söyleyenler de vardır. Bir başka açıklamaya göre ise Kürsi ile Yüce Allah`ın bütün yaratılmışları kuşatan ilmi kastedilmektedir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Allah o Allah'dır ki, kendinden başka hiç bir ilâh (Tanrı) yoktur (Ondan başka ibadete müstahak mâbud yoktur). O ezelî ve ebedî hayat ile bizâtihi (kendiliğinden) diridir, (bâkidir). Zât ve kemâl sıfatlarıyla yaratıkların (mahlûkatın) bütün işlerinde hâkim ve kâimdir, her şey onunla kâimdir. Onu ne bir dalgınlık, ne de bir uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onun. Onun izni olmadıkça katında kim şefaat edebilir? O, bütün varlıkların (dünya ve âhirete ait) önlerinde ve arkalarındaki gizli ve aşikâr her şeyini bilir. Onlar (varlıklar-yaratıklar) ise, Allah'ın dilediği kadarından başka, ilâhî ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü (mülk ve saltanatı) gökleri ve yeri çevrelemiş, kaplamıştır. Gökleri ve yeri korumak, gözetmek, ona zorluk ve ağırlık vermez. O, çok yüce, çok büyüktür.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah, Ondan başka ilah olmayan Zat-ı Akdestir. Hayy ve Kayyum’dur (kendi kendine yeterlidir.) Hiçbir an esneme ve uyku O’nu tutmaz. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nundur.. O’nun izni olmadan, hiç kimse O’nun yanında şefaat edemez. O, onların geçmişlerini ve geleceklerini bilir. O’nun istediğinden başka, O’nun ilminden hiçbir şey öğrenemezler. Onun idare ve saltanatı, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Yer ve göklerin muhafazası, O’nu yormaz. O çok yüce ve çok büyüktür.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Allah'tan başka ilah yoktur; her zaman diridir; bütün varlıkların kendi kendine yeterli kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O'nu, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmaksızın katında şefaat edebilecek olan kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da arkalarında olanı da bilir; O dilemedikçe insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar. Onların korunup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O'dur.[42]
[42] Yüce Allah’ın bazı sıfatları hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, III, 277-289.  
Besim Atalay
swap_vert close
Allah odur, ondan özge Tanrı yok, o diridir, o durur, ne uyuklar, ne uyur, göklerde, yerde de olan onundur, Allahın yanında, onun izni olmadan kimdir şefaat yapan, bilir Allah onların, hem yaptıkların, hem hem de yapacakların, Allah neyi diler kendinin bilgisinden, ancak onu bilirler, kaplamıştır bilgisi hem gökleri, hem yeri, onları saklamaktan olmaz ki o incine, o, uludur, o, yüce
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah, ondan başka ilah olmayan, kendisini gaflet ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını koruyup yönetendir. Göklerde ve yerde olan her şey onundur. Onun izni olmadıkça onun katında kim şefaat (başkaları için aracılık) edebilir? Kullarının önlerindeki ve arkalarındaki (geçmiş ve gelecekleri, yaptıkları ve yapacakları) ne varsa hepsini o bilir. Onlar ise onun dilediği kadarından başka onun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Onun hükümranlığı gökleri ve yeri (tamamıyla) kaplamıştır. O (gökleri ve yeri ve oralarda buluna)nları koruyup gözetmek ona ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür. 
Bkz. 2/123, 6/51, 70, 10/3, 20/109, 34/23 ve dipnotu 53/26  
Cemil Said
swap_vert close
Allâh yegâne Allâh’dır, dâimâ zîhayat ve lâ yetegayyerdir. Kendinden başka Allâh yokdur, gevşeklik ve uyku âna aslâ ’ârız olmaz. Semâvâtda ve ’arzda ne var ise ânındır. İzni olmaksızın ânın yanında kim şefa’at idebilür? Hafî ve zâhir ne var ise bilür ve insânlar ancak bildirdiği kadar ’ilim ihâta idebilürler. Kürsî-i tahtı semâvâta ve ’arza irişiyor ve ânın muhâfazası içün hiç bir zahmet ihtiyâr itmez, büyük ve ’azîmdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[70] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[71] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.[72]
70. Kayyûm, “varlığı kendinden, kendi kendine yeterli, yarattıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten” demektir.71. Şefaat ile ilgili olarak bakınız: Bakara sûresi, âyet, 48.72. Bu âyet, Âyetü’l-Kürsî (kürsü âyeti) diye adlandırılır. “Kürsü”, Allah’ın kudret ve azameti, O’nun her şeyi kapsayan ilmi demektir. Âyette, Allah Teâlâ kendi zatının çok veciz bir tanımını yapmaktadır. Kitab-ı Mukaddes’te yanlış ve tahrif edilmiş bir biçimde anlatılan Allah, burada nasıl ise öyle tarif edilmektedir. O, yerde, gökte ve ikisi arasında olan her şeyin sahibi ve mâlikidir. Hiç kimse hâkimiyetinde, otoritesinde, mülkünde ve yönetiminde O’na ortak değildir. Hiçbir şey O’na rakip ve eş olamaz. O, mutlak ilim ve irade sahibidir. O’na hiçbir varlık güç yetiremez. O, bütün evrenin sahibi, yöneticisi ve hâkimidir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; diridir, her şeyin varlığı O’na bağlı ve dayalıdır. Ne uykusu gelir ne de uyur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmadıkça katında hiçbir kimse şefaat edemez. Onların önlerinde ve arkalarında olanları O bilir. O’nun ilminden hiçbir şeyi -dilediği müstesna- kimse bilgisi içine sığdıramaz. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine almıştır. Onları korumak kendisine zor gelmez. O yücedir, mutlak büyüktür.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.
 İçinde «kürsî» kelimesi geçtiği için bu âyete «Âyetü’l-kürsî» denilmiştir. Burada kürsî bildiğimiz taht manasında olmayıp Allah’ın şanına lâyık, mahiyetini ancak kendisinin bildiği bir varlıktır. O’nun yüce sıfatlarını ve eşsiz kudretini anlatan bu âyetin azameti, onu okumanın büyük sevabı ve tesirleri hakkında hadisler vardır. Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: «Kur’an’da en büyük âyet, Âyetü’l-kürsî’dir. Onu okuyana Allah bir melek gönderir, onun hasenâtını yazar. İçinde okunduğu evi, şeytan otuz gün terkeder. O eve kırk gün sihir ve sihirbaz giremez. Yâ Ali! Bunu evlâdına, ailene ve komşularına öğret.» Başka bir hadiste de: «Günlerin önemlisi cuma, sözlerin üstünü Kur’an, Kur’an’ın en önemli suresi el-Bakara, Bakara’nın en büyük âyeti de Âyetü’l-kürsî’-dir» denilmiştir. Hayy, lügatte diri, canlı manasına gelir. Allah’ın sıfatlarından olup, devamlı var olan, kesintiye uğramayan, varlığı ezelî ve ebedî olan demektir. Kayyûm ise, bütün mahlûkatın idaresini bizzat yürüten, hepsini hesaba çeken demektir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
ALLAH: O'ndan başka tanrı yoktur, Yaşayandır, Sonsuzdur. Kendisini ne dalgınlık ne de uyuklama tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. İzni olmadan kim O'nun katında aracılık edebilir? Onların geçmişini ve geleceğini bilir. Dilediği miktar dışında O'nun bilgisinden hiç bir şeyi kavrayamazlar. Egemenliği gökleri ve yeri kapsamıştır. Onları düzen içinde korumak onu yormaz. O Yücedir, Büyüktür.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Allah, başka tanrı yok ancak o, daima yaşıyan, daima duran tutan hayy-ü kayyum o, ne gaflet basar onu ne uyku, Göklerdeki ve Yerdeki hep onun, kimin haddine ki onun izni olmaksızın huzurunda şafaat edecek? onların önlerinde ne var arkalarında ne var hepsini bilir, onlar ise onun dilediği kadarından başka ilmi ilahîsinden hiç bir şey kavrıyamazlar, onun kürsîsi bütün Gökleri ve Yeri kucaklamıştır her ikisini görüb gözetmek ona bir ağırlık da vermez o öyle ulu, öyle büyük azametlidir
Emrah Demiryent
swap_vert close
O Allah ki, kendisinden başka ilâh yoktur, ezelî ve ebedî hayat sahibidir, her şey varlığını devam ettirmekte O’na muhtaçtır. O’nu ne bir uyuklama (gaflet) ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmaksızın, O’nun nezdinde şefaatte bulunacak kimdir? O, kullarının önlerinde olanı (gizli-açık bütün yapacaklarını) ve arkalarındakileri (gizli-açık bütün yaptıklarını, ezelî ilmi ile) bilir. Onlar, O’nun ilminden kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. (Zaman ve mekândan münezzeh olan) Allah’ın (yaratmış olduğu) *kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (Gökleri ve yeri koruyup idare etmek,) *Allah’a zor gelmez. O, çok yücedir, azamet sahibidir.
* Kürsü: Zaman ve mekândan münezzeh olan Allah Teâlâ’nın, yaratmış olduğu en büyük cisim olan arşın, altında bulunan, bütün semâları ve arzı kuşatan, tüm cismanî âlemleri içine alan bir cisim. * “Allah’a zor gelmez”; Allah Teâlâ için zor, kolay, çok zor ya da daha kolay gibi mahlûkata ait hâller söz konusu değildir. Kolaylık ve zorluk gibi durumlar bize göredir. Yüce Allah bunlardan münezzehtir. Bu âyet-i kerîmeden anlaşılması gereken mana, Cenâb-ı Hakk’ın her şeyi yapmaya kâdir olduğudur.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Allah: O'ndan başka ilâh yoktur. O, sürekli diridir, koruyup gözetendir. O'nda ne bir dalgınlık olur ne de O'nu bir uyku tutar. Göklerde ve yerde olan her şey O'nundur. İzni olmaksızın¹ O'nun katında şefaatte bulunabilecek kimmiş? Onların² önlerinde ve arkalarında³ olan her şeyi bilir. Onlar, O'nun ilminden ancak dilediği kadarını kavrayabilirler. O'nun egemenliği yeri ve göğü kuşatmıştır. Bunları korumak O'na ağır gelmez. O, Çok Yüce ve Çok Güçlü'dür.
1- “İzni olmaksızın şefaate bulunabilecek kimmiş” ile kast edilen şey; şefaat etmek için birilerine izin verileceği anlamı değildir. Bir önceki ayette ve daha birçok ayette de denildiği gibi Kur'an'a göre “şefaat inancı” kesinlikle şirktir. Burada, müşriklere cevap verilmekte, onların kendilerine şefaat edeceklerini öne sürdükleri ilahları için, onlara böyle bir yetkinin verilmediği ifade edilmektedir. Birilerinin şefaat edebilmesi için Allah'ın yetki vermesi gerekir, Allah da yetki vermediğine göre, kimse şefaat edemeyecektir, denmektedir. 2- Yarattıklarının, kullarının. 3- Geçmiş ve geleceklerini, bildiklerini bilmediklerini.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Allah (o Allahdır ki) kendinden başka hiç bir Tanrı yokdur. (O, zatî, ezelî ve ebedî hayaat ile) diridir (baakıydir). Zâtiyle ve kemâliyle kaaimdir. (Yaratdıklarının heran tedbîr-ü hıfzında yegâne haakimdir, her şey onunla kaaimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi onun. Onun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek kim miş. O (yaratdıklarının) önlerindekini, arkalarındakini, (yapdıklarını, yapacaklarını, bildiklerini, bilmediklerini, açıkladıklarını, gizlediklerini, dünyalarını, âhiretlerini, hülâsa her şey'ini, her şey'ini) bilir. (Mahlûkatı) onun ilminden yalnız kendisinin dilediğinden başka hiç bir şey'i (kaabil değil) kavrayamazlar. Onun kürsüsü gökleri ve yeri (kucaklamışdır, o kadar) vâsi'dir. Bunların nigehbanlığı Ona ağır da gelmez. O, çok yüce, çok büyükdür.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur. (O,) Hayy (hayâtı ezelî ve ebedî olan)dır, Kayyûm (bütün mevcûdât kendisiyle kaim olan)dır. O'nu ne bir uyuklama, ne de bir uyku tutar. Göklerde ne var, yerde ne varsa O'nundur. İzni olmadan O'nun huzûrunda şu şefâat edecek olan kimdir? (Onların) önlerindekini ve arkalarındakini (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Hâlbuki (onlar ise) O'nun ilminden, dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. Kürsî'si,(1) gökleri ve yeri kaplamıştır; her ikisinin muhâfazası O'na ağır gelmez. Ve O, Aliyy(pek yüce olan)dır, Azîm (pek büyük olan)dır.(2)
(1)Bu âyet-i kerîmede zikredilen*كُرْسِيٌ lâfzı, Allah’ın ilmi, mülkü veya kudreti ma‘nâlarında tefsîr edilmiştir. (Nesefî, c. 1, 198)(2)“Âyetü’l-Kürsî’de on cümle ile on tabaka-i tevhîdi (tevhid mertebelerini) ayrı ayrı renklerde isbât etmekle berâber: مَنْ ذاَالَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِهِ [İzni olmadan O’nun huzûrunda şu şefâat edecek olan kimdir?] cümlesiyle, gāyet keskin bir şiddetle şirki (Allah’a ortak koşulmasını) ve gayrın (başkasının)müdâhalesini keser, atar. Hem şu âyet İsm-i A‘zam’ın mazharı olduğundan, hakāik-ı İlâhiyeye (İlâhî hakīkatlere) âid ma‘nâları a‘zamî derecededir ki, a‘zamiyet derecesinde bir tasarruf-ı rubûbiyeti (terbiye edicilik tasarrufunu) gösteriyor. Hem umum semâvât ve arza (bütün göklere ve yere) birden müteveccih(yönelen) tedbîr-i ulûhiyeti (İlâhî tedbîri), en a‘zamî bir derecede umûma şâmil (herşeyi içine alan) bir hafîzıyeti (muhâfaza ediciliği) zikrettikten sonra; bir râbıta-i vahdet ve birlik ciheti, o a‘zamî (büyük)tecelliyâtlarının menba‘larını (kaynaklarını) وَهُوَالْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ [O, Aliyy (pek yüce olan)dır, Azîm (pek büyük olan)dır] (cümlesi) ile hulâsa eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 48)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Allah: Ondan başka ilâh yoktur. O, hay (daima var ve diri) olandır, kayyûm’dur (Kendi zâtı ile var olup zeval bulmayan, evrenin nizamını elinde bulunduran, bütün varlıkları, kâinatı koruyup gözeten, yöneten ve yönlendiren O’dur. Her şey, O’nun iradesiyle ve evrene koymuş olduğu yasalarla varlık ve intizâmını sürdürmektedir. Onun kudret ve iradesi kesintisizdir;) Onda ne bir dalgınlık olur ne de onu bir uyuklama tutar. Göklerde ve yerkürede (tüm evrende) olan her şey onundur. İzni olmadıktan sonra onun katında şefaat edebilecek kimmiş? O, onların önlerinde ve arkalarında olan her şeyi bilir. Oysa onlar, onun ilminden ancak dilediği kadarını kavrayabilirler. O’nun egemenliği gökleri ve yerküreyi (bütün evreni) kuşatmıştır. Ve bunları (bütün evreni ve onun denge ve düzenini) korumak O’na ağır gelmez. O, (çok) yücedir, azamet (büyüklük ve mutlak otorite) sahibidir. *
(*) Ayette geçen “Kürsü”, Allah’ın kudret ve azameti (egemenliği), O’nun her şeyi kapsayan ilmi demektir. Âyette, Allah Teâlâ kendi zatının çok veciz bir tanımını yapmaktadır. Kitab-ı Mukaddes’te yanlış ve tahrif edilmiş bir biçimde anlatılan Allah, burada nasıl ise öyle tarif edilmektedir. O, yerde, gökte ve ikisi arasında olan her şeyin sahibi ve mâlikidir. Hiç kimse hâkimiyetinde, otoritesinde, mülkünde ve yönetiminde O’na ortak değildir. Hiçbir şey O’na raıkip ve eş olamaz. O, mutlak ilim ve irade sahibidir. O’na hiçbir varlık güç yetiremez. O, bütün evrenin sahibi, yöneticisi ve hâkimidir. (Diy. İşleri Meali (Yeni) 255. Ayet Açıklaması) “İzni olmadıktan sonra katında şefaat edebilecek kimmiş” ile kast edilen şey; şefaat etmek için kıyamette birilerine izin verileceği anlamında değildir. Bilakis şefaatin olmayacağına vurgu yapılıyor. Çünkü kimmiş? İfadesi müspet değil, menfidir. Zaten şefaat dua, rica ve istiğfar anlamında olduğu için, bunların yeri dünya sahasıdır, ahiret değildir. Çünkü ahirette iman etmeyen hiçbir kimse kalmaz, herkes inanır ve kurtuluşunu ister, ama o gün iman, ameli salih, dua, rica, kulluk ve istiğfarda/şefaate bulunma günü değildir. Yani yapılacak, dua, rica ve istiğfarın/Şefaatin yeri ve izini dünya sahasıdır. Örneğin; Dünyada iken gerek peygamberlerin kendi ümmetlerine yaptıkları dua ve istiğfarları ve gerekse müminlerin birbirleri için yaptıkları dua ve istiğfarları birer şefaattir. Yüce Allah’ın şefaat izni ise, dünyadadır. Yani yüce Allah’ın bu izni, يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا ﴿١٠٩﴾) ‘’Ta ha-109: ‘’ O gün (hesap günü hiçbir kimseye), şefaat (dünyada kendisi için yapılan dua ve istiğfar) fayda vermez. Ancak Rahman, bir kimse için (dünya hayatında meleklere, peygamberlere ve mü’minlere dua ve istiğfarda bulunma hususunda) izin vermiş ve sözünden (inanç, tutum ve davranışlarından) hoşnut olmuşsa, o başka.’’ Yine Zuhruf-86: (( إِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ‘’ Ve onun (Allah’ın) yanı sıra başkasına yalvaranlar (kendisi ile Allah arasına aracı olarak koydukları nesnelere, kimselere yalvaranlar ve Allah’ın dışında başkasına tapanlar) artık şefaati (Allah’ın yardımını) elde edemezler. Ancak bilerek Hakka tanıklık etmiş olanlar (dünyadayken gerçekten iman edip tevhid inancına sahip olmuş olanlar) müstesna’’ deniliyor. Yani hem Ta ha-109. ayette geçen) (أذن له‘’ezine lehu’’ ve (رضي له) ’’radıye lehu’’ hem de Zuhruf -86. ayetteki (مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ ) ‘’men şehide bil hakkı’’cümlesindeki (شهد)’’ gibi fiillerin tümü mazi olup kıyameti değil, dünya hayatını gösteriyor. İşte şefaatte/dua, rica ve istiğfarda/ bulunmanın yeri ve buna izin verilişi tamamen dünya hayatındadır. Örneğin: Dünyada iken Hz. İbrahim babası için istiğfarda/şefaatte bulunmak istiyor, ama babası müşrik olduğundan dolayı yüce Allah ona izin vermiyor. Yine Hz. Nuh kendi oğlunun kurtuluşu için yüce Allah’a yalvarıp dua ediyor/ şefaatte bulunuyor, ama oğlu inkârcı olduğundan yüce Allah Hz. Nuh’un talebini reddediyor. Yine yüce Allah Tevbe sûresi- 80. ayette Hz. Peygambere hitaben (ٱسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ إِن تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَهُمْ)’ (Ey Resul!) Onlar için ister af dile ister af dileme /onlar için ister şefaatte bulun ister bulunma! /Onlar için yetmiş defa da af dilesen/şefaatte bulunsan/Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah’ı ve resulünü inkâr etmelerindendir…’’ şeklindeki bu vb. ayetlerde yüce Allah kendi elçisine muvahhid olmayan (münafık veya inkârcı) kimselere istiğfarda/şefaatte bulunması geçersiz kılmakta ve izin vermemektedir. Demek ki, dua, rica istiğfar/şefaat yeri ve izni dünyadadır ve bu izin ancak muvahhid kimsler için geçerlidir. Özetle, şefaat, yüce Allah’ın dünyada iken izin verdiği kimseler (muvahhidler) içindir, yararı ise ahirettedir. İşte şefaatle ilgili bütün ayetleri birlikte ve bu şekilde değerlendirmek gerekir. Çünkü ahirette kimsenin kimseye hiçbir faydası olmaz. Bkz. (İnfitar suresi-19) O gün şefaat yapılmaz. Ama dünyada iken yüce Allah’ın izin verdiği muvahhid kimseler için yapılan dua ve istiğfarların = şefaatin faydası ahirette olabilir. Ayrıca kürsü ile ilgili Arapça açıklamasına da bkz: { وسع كرسيه السماوات والأرض } تصوير لعظمته وتمثيل مجرد كقوله تعالى { وما قدروا الله حق قدره } { والأرض جميعا قبضته يوم القيامة والسماوات مطويات بيمينه } ولا كرسي في الحقيقة ، ولا قاعد وقيل كرسيه مجاز عن علمه أو ملكه (أنوار التنيل وأسرار التأويل)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah, kendisinden başka ilah olmayan, sonsuz hayat sahibi (hep diri olan) ve Varlık dünyasında var olanları düzenleyip idare edendir. O’nda ne dalgınlık vardır, nede O’nu uyku tutar. Göklerde ve yerde olanların tümünün sahibi de O dur. O halde O’ndan izin almadan, O’nun katında (hesaba çektiği kulları hakkında bilmediği bir şeyler varda, Allah’a hatırlatmak için) aracı olup, arka çıkacak (şefaat edecek) kimdir? O kullarının önünde olanları (yaptıklarını) da, arkalarında olanları (yapmaları gerekenleri yapmadıklarını) da bilir. O’nun kendisi hakkında ki bilgiye, ancak O’nun bildirdiğinden başkaca bilgiye ulaşamazlar, ama O’nun ilmi (kürsüsü) her şeyi kuşatır, göklerin ve yerlerin bilgisini muhafaza etmek, asla O’na ağır gelmez. Zira O, en yüce ve en büyük olandır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O Allah ki kendinden başka tanrı yoktur, diri olan, kendi kendine var olan da Odur. Onu ne uyuklama tutar, ne de uyku. Yerlerde, göklerde ne varsa Onundur. Onun dileği olmadıkça kim Onun katında bir başkasını kayırabilir. Önceden olanları bilen de Odur, sonradan olacakları bilen de O. Onun bilgisinden yalnız Onun dilediği kadarını kavrıyabiliriz. Onun egelik alanı yerleri de kaplar, gökleri de. Her ikisini de korumak Onu yormaz. Allah yücedir, uludur.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Allah ki, O/ndan başka tapacak yoktur, Hay olan, Kayyum [⁹] olan O/dur. O/nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde, yerde ne varsa hep O/nundur. İzni olmaksızın O/nun yanında kim şefaat edebilir? Allah herkesin olmuş, olacak, geçmiş, geçecek hallerini bilir. Bütün mahlûkat O/nun bildiklerinden ancak O/nun dilediği bir şeyi kavrayabilir. O/nun kürsüsü [¹⁰] gökleri, yeri içine alır. Bunların negâhbanlığı kendisine ağır gelmez. Her şeyden yüce ve ulu olan ancak O/dur.
[9] Hay ve Kayyum alâ rivayetin Esmâ-i İlâhiyenin en büyüğüdür. Hay, «kendisine aslâ ölüm târi olmaz» demektir. Kayyum da, «bütün mahlûkatı tedbir ve hıfz hususunda her an kaimdir; yahut bizatihi kaim, masivayi mukavvim, masiva ancak onunla kaim» demektir.[10] Veya azamet-i şanı, ihata-i ilm-i, vüs'at-i mülkü, daîre-i saltanatı, sahay-i kudreti.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kendisinden başka hiçbir tanrı olmayan Allah, Hayy’dır¹⁶³, Kayyûm’dur¹⁶⁴. O’nu ne bir uyuklama ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde olanlar O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, onların önünde olanları da arkalarında olanları da bilir. O’nun ilminden ancak O’nun dilediğini kavrarlar. O’nun kudret ve egemenliği [kursiyyuhu] gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onların (düzenlerinin) korunması da O’na hiç ağır gelmez. Çünkü O, Aliy’dir¹⁶⁵, Azîm’dir¹⁶⁶.
163 El-Hayy: Diri, hayatın kendisi, hayat bahşeden anlamındadır. 164 El-Kayyûm: Varlığı kendinden olan, kâinatı varlığıyla ayakta tutan ve yöneten, bütün varlıkların kaynağı olandır. 165 El-Alîy: İzzet ve şerefli, çok yüksek, çok yüce olandır. 166 El-Azîm: Çok büyük, çok azametli, yüceler yücesidir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, her an yaratıklarını gözetip durandır. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini de bilir. Dilediğinden başka ilminden hiç bir şeyi kavrayamazlar. Egemenliği gökleri ve yeri kaplamıştır ve onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyük azamet sahibidir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Allah, kendisinden başka ilâh olmayan bir tek ilâh, kulluk ve itaate lâyık yegâne otoritedir. Hayy’dır, dâimâ diridir, hayatın biricik kaynağıdır; Kayyum’dur, kâinâtın nizamını elinde bulunduran, bütün varlıkları koruyup gözeten, yöneten ve yönlendiren O’dur. Her şey, O’nun kudret ve irâdesiyle varlık ve intizâmını sürdürmektedir. O’nun kudret ve iradesi kesintisizdir; ne bir uyuklama tutar O’nu, ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmaksızın, huzurunda kim şefaat edebilir? Cezayı hak eden zalimleri azaptan kim kurtarabilir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında olan her şeyi bilir.Onların yaptıkları ve yapacakları, bildikleri ve bilmedikleri, açıkladıkları ve gizledikleri, yapıp gönderdikleri ve geride bıraktıkları her şeyi bilir. Oysa onlar, Allah dilemedikçe, O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve hükümrânlığı, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Bunların korunup gözetilmesi, O’na asla zor gelmez. Gerçek yücelik, gerçek büyüklük, sadece O’na aittir.İşte insanlık, bu yüce hakîkate iman etmediği sürece asla kurtuluşa ulaşamayacaktır. Bunun için, apaçık ve ikna edici delillerle insanları hak dine davet etmeli, ancak onları inanç konusunda zorlamamalısınız:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Allah ki O’ndan başka ilah yoktur; (O) Kayyûm Hayy’dir. O’nu ne uyku alır, ne uyuklama! Yer’dekiler ve Gökler’dekiler O’nundur. O’nun izniyle olan dışında, O’nun katında şefaat edecek olan kim vardır? Onların ellerindeki şeyleri ve arkalarındaki şeyleri biliyor. Dilediği şey dışında, O’nun ilminden bir şeyi ihata edemezler. O’nun kürsüsü Yer’i ve Gökler’i kaplamıştır; bu ikisini tutup korumak O’na ağır gelmez. Azîm Aliyy de O’dur.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Allah'tan başka tanrı yoktur, her daim hayat dolu ve etkindir, uykusu gelmez, uyuklamaz ve uyumaz. Göklerde ve yerde olan her şeyin tek sahibidir. Onun huzurunda, onun izni olmadan kimse şefaat edemez. Her şeyin içini dışını önünü arkasını bilir. Yaratıklar, onun bilgisinden sadece onun müsaade ettiği kadarına sahip olabilirler. Yer gök her şey, onun kapsam alanındadır. onları korumak ise ona vız gelir. Yüceler yücesidir…
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Allah ilah olarak bütün yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma yetkisine sahiptir. Bizim de yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma yetkimiz var diyenleri ilahlık iddia etmekle suçlar. Kendilerine göre düzen kurup insanları yönetenleri zalim olarak ilan eder. Allah her zaman diridir. Onu kimse öldüremez. Allah bütün yarattıklarını yönetendir. Allah’ın yönetimini elinden aldığını sanıp, insanlara kendi yasalarıyla zulüm yapanlar, Allah’a karşı en büyük suçu işlemiştir. Elbette onların cezası çok çetindir. Allah’ı ne bir uyuklama tutar, ne de bir uyku! Göklerdeki yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında suçluların cezalarının affedilmesine yönelik şahitlik edecek kimdir? Hiçbir Resul, hiçbir veli, eren, evliya, imam, müçtehit; kendi hesaplarından başını kaldırıp cezaya çarptırılanları kurtarmaya şahitlik edemeyecektir. Suçlular ile Allah arasına girebilecek hiçbir şefaatçi ve aracının olması mümkün değildir. İddia ettiğiniz gibi Rabbiniz bunlara; şahitlik, şefaatçilik, aracılık izni vermişse başka! Onların şefaatçi olduklarına dair ellerinde bir delil mi var? Kaldı ki onlar şefaatçi olsalar bile asla suçluların affını istemeye hakları yoktur. Ancak suçluların kendileri af edilmeyi isteyebilir, af edilmeyi umabilirler. Şunu bilin ki; hesap günü gelince af kapısı kapanmıştır. Af kapısının sadece dünyada açık olduğunu bilmiyor musunuz? Öldüğünüzde kitabınız kapanır, hüküm verilir. Size verilen ömür içinde af diledinizse mesele yok. Öldükten sonra af dilemeniz bir şey ifade etmez. Hesap günü af edilmeyi bekleyenlere; “Size dünyadayken defalarca uyarı yapılmadı mı deriz?” Allah insanların geçmişte ne yaptıklarını, gelecekte ne yapacaklarını bilendir. Ama siz bilmezsiniz. İnsanlar Allah’ın ilminden, Allah’ın dilediği kadarından başka bir şey bilemezler. Allah’ın yarattığı varlıkları yönettiği arş; bütün gökyüzünü, bütün yeryüzünü kuşatmıştır. Kimse Allah’ın yönetiminden dışarıya çıkamaz. İnsan Allah’ın verdiği iradi özgürlüğe dayanarak yönetim hakkı olduğunu iddia ederse; insan bundan dolayı hesaba çekilecek, Allah’ın yasalarına uymadığı için cezalandırılacaktır. Gökyüzünü, yeryüzünü koruyup gözetmek Allah’a güç değildir. Allah her şeyden yücedir, her şeyden büyüktür.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Allah (ki) O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, hayatı elinde tutandır. Kendisini ne uyuklama tutar ne de uyku. Göklerde ve yerdekilerin hepsi yalnızca O’na aittir. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir ki! Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. [*] (Bildirmeyi) dilediklerinin dışında (kimse) O’nun bilgisinden hiçbir şeyi kuşatamaz. O’nun egemenliği [*] gökleri ve yeri kapsamıştır. Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O yücedir, büyüktür. [*]
Benzer mesajlar: Tâhâ 20:110; Enbiyâ 21:28; Hacc 22:76.,Yüce Allah’ın [kürsî]si, O’nun mutlak egemenliği ve otoritesini göstermektedir.,[Ayet’el kürsî] olarak da bilinen bu ayet Yüce Allah’ın sıfatları hakkında toplu ve genel bilgiler içermektedir. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:2, 26-27; En‘âm 6:101-103; Nûr 24:35; Şûrâ 42:11; Haşr 59:22-24; İhlâs 112:1-4.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Allah, kendisinden başka bir ilâh bulunmayan, hep diri ve bütün yarattıklarını sürekli gözetip durandır.¹ Onu gaflet de basmaz, uyku da tutmaz. Göklerde ve yerde her ne varsa hepsi, kesinlikle Onundur. Onun huzurunda, izni olmaksızın kimse (kimseye) şefâatte² bulunamaz.³ O (Allah kullarının) yaptıklarını da yapacaklarını da bilir. Fakat onlar, kendisi dilemedikçe Onun ilminden hiç bir şeyi kavrayamazlar.⁴ Onun hükümranlığı⁵ bütün gökleri ve yeri kuşatmıştır ve o ikisinin korunması Ona asla güç gelmez. Çünkü O çok yücedir pek büyüktür.
1 Kayyûm: Her şeyi tutan, koruyan anlamında Allah’ın isimlerinden biridir. Kur’ân’da üç yerde geçer. Kayyûm ismi; Allah zâtı ve yüceliği ile vardır; her şeyin var olması, varlığını sürdürmesi, ayakta durması O’nun varlığına bağlıdır anlamlarına da gelir. 2 Şefâat: Yüce birinin huzurunda bir başkası için yalvarma ile yardımını istemek demektir. Şefâat, herkesten önce Allah’ın kendi elindedir ve O’nun izniyle olur. Yani şefâat edecekleri Allah kendisi belirler. Şefâat izni olanlar da kendi dilediklerine değil, Allah’ın dilediklerine şefâat edebilirler. 3 Bu ifâdeyi, Allah’tan şefâat umulamaz şeklinde anlamak doğru olmaz. Şefâatin tamamı Allah’ın elinde olup şefâat edecekleri de şefâat edilecekleri de Allah belirleyecektir. Bunun bilgisi Allah’ın katında olduğuna ve kimsenin de Allah’ın ilmini kuşatamayacağına göre; bu dünyada hiç kimse, kimsenin şefâat hakkına sahip olacağını iddiâ edemez. Kimse de birilerine, “Allah şefâatinden mahrum etmesin” gibi laflar söyleyemez. Konu ile ilgili olarak Bk. (Bakara: 48, 254, A’raf: 46, Meryem: 87, Zümer: 44) 4 Allah’ın izni ve emri olmadıkça ahirette herkes başından korkmadan nasıl şefaate kalkabilir? Her hangi bir şeyde en ufak bir tasarrufa kimin yetkisi olabilir. Meğerki Onun iznini ve emrini almış sevgililerinden olsun. Ma’lûm ki şefaat hürmetli birinin başka biri hakkında rica ve niyaz ile yardım ederek ona yardımcı olması demektir. Bunu da ancak kendini ve haysiyetini bilen ve yaptığı yardımın mazarrat celp etmeyeceğinden emin olan kimseler yapabilir. Hâlbuki Allah’ın kulu olan şu mahlûkattan her hangi birine Allah’tan ziyade başka birine yardımcı olmaya ve Ona bilgiçlik satmaya ve ilerisini gerisini idrak etmeden ve önünü ardını saymadan Huzur-ı İlâhî’de kendine bir paye verip de şefâate kalkışmak; gerek şefâat eden ve gerek şefâat edilen için ne kadar tehlikelidir. Eğer Allah bildirmemiş ise şefâat edecek olanın hali şefâat edilecek olandan daha ziyade endişeye şayan olmadığı nereden malum olur. Bu hal içinde velev Melekler ve Enbiyadan olsun, Allah’ın izni olmadan Allah’ın kullarına Allah’tan ziyade merhamet etmek salâhiyetini kendinde görüp de şefâate cür’et edebilecek kim olabilir ki? Demek ki, Allahu Teâlâ’dan şefâat umulamaz değildir. Şefâat herkesten evvel Onun kendi elindedir. Ve Onun izni ve emri ile cereyan edebilir. O zaman şefâat kapısı açılır ve şefâate izin verilenler kendi dilediklerine değil yine Allah’ın dilediklerine şefâat imkânını bulabilir. Bundan anlaşılır ki evvelâ hak tanımayana, Allah düşmanlarının kendilerine şefâat etmesi için bir Allah dostu bulabilmelerine, müşriklerin putları gibi ilim şanından olmayanların şefâatçi olabilmelerine asla ihtimal yoktur. (Elmalılı)5 Kürsi: Kök anlamıyla üst üste katlanma, bir araya toplanma demektir. Belli parçaların bir araya toplanmasından, üst üste eklenmesinden oluğu için sandalye, koltuk, taht gibi üzerine oturulacak eşyaya “kürsi” denilmiştir. Üzerine tek kişinin oturduğu sandalye ve meliklerin üzerinde oturdukları taht demektir. Bundan kinâye olarak da mülk, egemenlik ve saltanat anlamlarına gelir. Buradaki anlamı ise, “Allah’ın hükümranlığı, ilmi, otoritesi azameti ve hâkimiyeti” demektir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
ALLAH -O’ndan başka ilah yoktur; Her Zaman Diridir, Bütün Varlıkların Kendi Kendine Yeterli Yegane Kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O’nu, ne de uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa O’nundur. O’nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edebilecek olan kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı da ²⁴⁷ bilir; oysa O dilemedikçe insanlar O’nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudreti ve egemenliği ²⁴⁸ gökleri ve yeri kaplar ve onların korunup desteklenmesi O’na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O’dur.
247 Lafzen, “elleri arasındakini ve arkalarındakini”. Müfessirler, bu ibareye çok çelişkili yorumlar getirmişlerdir. Böylece, mesela Mücâhid ve ‘Atâ’, “elleri arasındaki”nin “bu dünyada onların başına gelenler”i gösterirken “arkalarındaki”nin “öteki dünyada uğrayacakları akibetler” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Diğer taraftan Dehhâk ve Kelbî, tam aksini iddia etmişler ve “elleri arasındaki”nin öteki dünyaya işaret ettiğini, “çünkü ona doğru gittiklerini”; “arkalarındaki”nin ise bu dünya anlamına geldiğini, “çünkü onu arkalarında bıraktıkları”nı söylemişlerdir (Râzî). Başka bir açıklama ise şöyledir: “onların önünde cereyan edeni ve onlardan sonra meydana gelecek olanı” (Zemahşerî). Ama bütün bu yorumlarda mâ beyne yedeyhi (“kişinin elleri arasında duran”) deyimsel ibaresinin gözden kaçırıldığı anlaşılmaktadır: yani aşikar olan, bilinen yahut kavranabilen. Aynı şekilde mâ halfehû da, kişinin bilgisi veya idraki dışında olan anlamına gelir. Yukarıdaki Kur’an ayetinin genel muhtevası Allah’ın sonsuz kudreti ve ilmi ile bağlantılı olduğundan benim tercih ettiğim çeviri en uygunu görünmektedir.248 Lafzen, “O’nun [kudret] tahtı”. Bazı müfessirler (mesela Zemahşerî) bunu, “O’nun hakimiyeti” veya “otoritesi” şeklinde yorumlarken diğerleri “O’nun bilgisi” anlamına geldiğini söylemişlerdir (bkz. Muhammed Abduh, Menâr III, 33). Râzî, bu kelimenin Allah’ın ihtişamını ve tarifsiz, sonsuz kudretini gösterdiği görüşünü tercih etmiştir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Allah, Ondan başka ilah yoktur. O hayatın kaynağı ve dayanağıdır. Yarattıklarının üzerinde yönetici ve gözeticidir. Onu ne unutma tutar ne de uyku. Göklerde ve yerde olanların hepsi Onundur. Onun izni olmadan Onun katında şefaat edecek de kimmiş? O, onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. Onlar, onun ilminden ancak dilediği kadarının dışında hiçbir şey kavrayamazlar. Onun otoritesi, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek Ona asla ağır gelmez. Allah çok yücedir çok büyüktür. 3/2, 20/110, 59/22-23-24, 22/76
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
ALLAH -ki O’ndan başka ilâh yoktur-,[⁴⁷²] mutlak diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağıdır; ne gaflet basar O’nu, ne de uyku.[⁴⁷³] Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur: O’nun izni olmaksızın katında şefaat edecek olan kimmiş bakayım?[⁴⁷⁴] O, kullarının önünde-açıkta olan şeyleri de, ardında-gizli olan şeyleri de bilir; oysa onlar, O dilemedikçe O’nun ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve otoritesi[⁴⁷⁵] gökleri ve yeri kaplamıştır; üstelik onları görüp gözetmek O’na güç gelmez: zira yüce ve azametli olan yalnızca O’dur.
[472] Elmalılı merhum, besmelenin meali sadedinde farklı ihtimaller üzerinde dururken şöyle diyor: “Lâkin evvel emirde bu dört sûretten her birindeki “olan” rabıta-yı vasfiyyesi bir sû-i îhâmı mutazammın oluyor. Çünkü “olmak” fiili lisanımızda hem keynûnet hem de sayrûret mânalarında müşterek bulunduğundan, evvel değil imiş de sonradan rahmânı rahîm olmuş gibi bir mâna-yı hudûsî îhâmdan hâlî değildir. Olan yerine bulunan rabıtası da iyi olmuyor...” Aynı değerlendirmeye kısmen katıldığımız için besmelede biz de “olan” kullanmadık. Fakat burada Allah’ı değil “Allah’tan başka”sını nitelediği için sakınca görmedik. [473] Krş: 3:2. Bu ibareyi, el-kayyûm isminin bir açıklaması olarak görmek de mümkündür. Yani: “O hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağı olduğundan dolayı, O’nu ne gaflet basar ne de uyku”. Bu durumda el-kayyûm “sürekli kendinde ve âgâh olan” anlamına gelir. Zımnen: Uyumayan ve unutmayan bir Allah’ın gözetiminde olduğunuzu unutmayın! Namazlardan sonra okunan âyetelkürsîlerin gayesi bu gerçeği her gün tekrar tekrar hatırlatmaktır. [474] Tüm şefaat âyetleri Sebe 23 ve Zümer 44 ışığında anlaşılmalıdır. Bu konuda kelimenin ilk geçtiği Müddessir 48’in notuna bkz. [475] Kursî, “bir şeyi bir şeyin üzerine koymak ve yığmak” kök mânasından türetilmiştir (İbn Fâris). Arapların “hükümdar tahtı” dedikleri şeydir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Hayy'dır ve Kayyum 'dur O.. (ezelden sonsuza kadar bütün hayat Onun zatı ile kaimdir, varlığı zatının gereğidir. Herşeyi yoktan var eden, varlık alemini ayakta tutan, idare eden, yönetendir O) O'nu ne gaflet basar ne de uyku.. (her şeyi hakkıyle bilen ve herşeyden haberdar olandır O) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur... (her- şeyin mülk ve hükümranlığı O’nundur, -cismani, melekut, ceberrut ve lahut- Bütün alemlerin Rabbidir O) İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir?.. (Kim O'nun izni olmadan, O'nun kullarına daha çok sahip çıkma, koruma yetkisini kendinde görüp de, şefaate cesaret edebilir? Şefaat ancak O'nundur, fakat izin verirse, o zaman şefaat kapısı açılır ve şefaat etmesine izin verilenler de, kendi dilediklerine değil, yine O'nun dilediklerine şefaat imkanı bulabilir? çünkü) O, Kullarının önlerindekini, arkalarındakini (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. (Onun ilminden hiçbir şey gizli kalamaz) Kulları ise O'nun ilminden, dilediği kadarından başka bir şeyi (asla) kavrayamazlar. O'nun (hükmünün tecelli ettiği yer olan) kürsüsü (ilmi kudreti ve hükümranlığı) gökleri ve yeri içine almıştır. (Varlıkların tümü içinden ve dışından bu kürsü ile kuşatılmıştır, hiçbir nokta bulunmaz ki, orada Onun kürsüsünün hükmü geçerli olmasın) Onları (gökleri ve yeri, vahdet kürsüsünün tasarruf avucunda tutup) korumak ve gözetmek ise; O'na asla zor gelmez. Çünkü, Yücelerin Yücesidir O!
(Bu ayete "Ayetü'l-Kürsî" denilir, görüldüğü gibi bu ayet; Allah Teala’nın zâtını ve sıfatını tarif ettiği gibi, ilahi saltanatının ve hükümranlığının eşsiz olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu kadar sınırsız kudret sahibi olan Allah Teala'ya nasıl olur da, ortak koşulabilir? Nasıl olur da Onun, -bizlerin yararına- takdir ettiği emirlerine karşı çıkılabilir ve yasakları çiğnenebilir.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur( her şey onunla ayaktadır). O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. O’nun İzni olmaksızın katında şefaatte edecek kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Allah Teâlâ ki, O'ndan başka bir mabut yoktur. Hayy-ü Kayyûm olan O'dur. O'nu ne uyuklama ne de uyku tutmaz. Göklerde ne varsa yerde ne varsa, hep O'nundur. O'nun izni olmaksızın O'nun yanında şefaat edecek olan kimdir? O, mahlukatının geçmişleri ve gelecekleri ne varsa hepsini bilir. Ve O'nun mahlukatı, O'nun dilediğinden başka O'nun malumatından bir şeyi ihata edemezler. O'nun kürsüsü göklerden ve yerden daha geniştir. Göklerin ve yerin hıfzı O'na ağır gelmez. Ve en yüce ve en ulu olan da ancak O'dur.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Allah o İlâhtır ki Kendisinden başka ilâh yoktur. Haydır, kayyûmdur kendisini ne bir uyuklama, ne uyku tutamaz. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O'nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O'na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür. [19, 93-95; 53, 26; 21, 28; 20, 110] [KM, Tesniye 5, 26; Tekvin 21, 33; Çıkış 3, 15]
Hay: Her zaman var olan, diri olan, ezelî ve ebedî hayat sahibi. Kayyûm: Kendi zâtı ile var olup, zeval bulmayan ve bütün kâinatı varlıkta tutup onları yöneten, demektir. Bu âyete Âyetü’l-kürsî denilir. Bu ayet, Allah’ın hükümranlığının son derece açık ve özet bir anlatımını ihtiva eder. Fazilet ve sevabına dair hadisler vardır. Ezcümle: “Kur’ân’da en büyük âyet, Âyetü’l-kürsî’dir. Bunu kim okursa Allah o saat bir melek gönderir, ertesi güne kadar iyiliklerini yazar ve günahlarını siler. İçinde okunduğu evi şeytan otuz gün terk eder. O eve kırk gün sihir ve sihirbaz giremez. Ey Alî! Bunu evladına, ailene ve komşularına öğret”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Allah, ki O'ndan başka tanrı yoktur, daima diri ve yaratıklarını koruyup yöneticidir. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O'nun ilminden, ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O'nun Kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır (O yüce padişah, göklere, yere, bütün kainata hükmetmektedir). Onları koru(yup gözet)mek, kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ondan gayrı ilâh olmayan Allâh bizâtihî hayy ve bizâtihî mevcûd ve gayrı îcâd idicidir. Onı gaflet ve uyku tutmaz (uyumak ve uyuklamak gibi şeylerden münezzehdir) Göklerin ve yerin mülki onundur (Her ne var ise kâffesi onun mülki ve tasarrufundadır) İzin ve müsâ'adesi olmaksızın 'indinde kimse şefâ'at idemez. Her şeyin önünde ve arkasında olanı (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Onun bildiklerinden ancak bildirmek istediği bilinebilir. Onun kürsîsi gökleri ve yeri tamamıyla ihtivâ ider. Bütün bunların (göklerin, yerlerin, kâffe-i mevcûdâtın) hıfz ve sıyâneti, idâresi ona güç gelmez. O bizâtihî her şeyden yüksek ve her şeyden büyükdür. [¹]
[1] Cenâb-ı Hakk'ın zât ve sıfât-ı ilâhîsine müte'allik esâsâtı muhtevî olan bu âyet-i kerîme Kur'ân-ı Kerîm'deki âyetlerin en büyüği ve en efdali olub kırâetine devâmde bir çok havâss-ı celîle ve menfa'atli te'sîrler vardır. Mine'l cümle hadîs-i şerîfde (Âyete'l Kürsî kırâet olunan hâne hıfz ve emân-ı Hüdâ'da olur) buyurulmuşdur.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O, Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, sürekli işinin başındadır. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku! Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda şefaati (birinin yanında olmayı) kim göze alabilir?[1] Onların önlerinde olanı da arkalarında kalanı da O bilir. Onlar, O’nun bilgisinden izin verdiği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar. Hâkimiyeti, gökleri de kapsar yeri de. Bu ikisini korumak O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.[2]
[*] Şefaat, birinin eşlik etmesini istemek, eşlik etmek veya arka çıkmaktır (el-Ayn, Müfredât). [*] Bu ayet, Allah dışındaki varlıkların gerçek olduğunu bildirmekte ve vahdet-i vücudu reddetmektedir. Çünkü vahdet-i vücuda göre Allah'tan başka varlık yoktur, varlık diye bilinenler onun gölgesidir. Onlara göre gölge de yoktur.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Diri (hayat sahibi) ve yaratıklarının üzerinde gözeticidir. O'nu bir uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan yanında kim şefaat edebilir? Önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O'nun ilminden -dilediği kadarı hariç- hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun otoritesi, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O'na asla ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O Allah ki, Ondan başka tanrı yoktur. O Hayydır,(128) Kayyûmdur.(129) Onu ne uyku tutar, ne uyuklama. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Onundur. Onun katında, Onun izni olmadan şefaat edecek kim var?(130)O, kullarının geleceğini de bilir, geçmişini de. Kulları ise, Onun ilminden, ancak Onun dilediği kadarını kavrayabilirler. Onun kürsüsü(131) gökleri ve yeri kaplamıştır; her ikisini de görüp gözetmek Ona ağır gelmez. O pek yüce, pek büyüktür.(132)
(128) Ezelî hayat sahibidir. Bütün hayat Onun elindedir; her canlıya hayatı O verir. (129) Varlığı kendisindendir; var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı yoktur. Var olan herşey ancak Onun yaratmasıyla vücuda gelir ve Onun kudretiyle var olmaya devam eder. (130) Bir önceki âyette şefaat ile ilgili olarak geçen genel ifadenin istisnası bu âyette yapılmakta ve ancak Allah’ın izniyle şefaatin gerçekleşebileceği bildirilmektedir. Bu sûrenin 48’inci âyetinde şefaatle ilgili açıklamaya bakınız. Peygamberimizin şefaatiyle ilgili özel açıklama ise 17:79’da gelecektir.(131) Bu âyete adını veren “kürsü” sözcüğü, “taht” anlamında kullanılmakta ve herşeyi kuşatan bir egemenliği ifade etmektedir. (132) Allah’a imanı, en üst düzeyde ve insanın bütün varlığına nüfuz edecek bir bilinç halinde ders veren bu âyet, “Âyetü’l-Kürsî” olarak adlandırılmıştır. Peygamberimiz birgün Übeyy ibni Kâ’b’a “Allah’ın kitabından ezberinde bulunan âyetlerin en büyüğü hangisi, biliyor musun?” diye sormuş, o da “Âyetü’l-Kürsî” cevabını verince, Peygamberimiz onun göğsünü sıvazlayarak “İlim sana mübarek olsun” buyurmuştu. (Müslim, Müsafirîn: 258.) Bu âyetin faziletine ve onu okuyana kazandıracağı sevap ve İlâhî himayeye dair başka sahih hadisler de mevcuttur.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
Tañrı, yoķdur Tañrı illā ol; diri, hemįşe olıcı. dutmaz anı ımızganmaķ ne daħı uyķu. anuñdur ol kim göklerdedür, daħı ol kim yirde dür. kimdür ol kim şafa'at eyleye anuñ ķatında, illā anuñ dilegi-y-ile [21b] bilür anı kim ileylerindedür, daħı anı kim ardlarındadur. daħı ķaplamazlar neseneyi 'ilminden, illā anı kim diledi. irdi ķaplayu kürsisi ya'nį padişāhlıġı yā 'ilmi, göklere daħı yire; daħı incitmez anı śaķlamaķlıġı ol ikinün. daħı ol yücedür, uludur.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol Tañrı birdür, andan özge tañrı yoḳdur, ḥayāt‐ı sermedīdür, dutmaz anıuyḳu, uyuḳlamaz, daḫı anuñ ḫalḳı mülkidür her ne göklerde ise herne kim yirlerde ise. Kimdür ol kim şefā‘at idebile anuñ ḥażretine, buyruġınsuzbilür ol nesneyi kim ellerindedür, daḫı ol nesne kim ardlarındadur. Daḫıiḥāṭa eylemezler hīç nesneye anuñ ‘ilminden illā bir nesne bildürmek dilesebildürür. Ḳaplayupdur Tañrı Ta‘ālā kürsīsi gökleri ve yirleri daḫı, daḫıta‘ab olmaz Tañrı Ta‘ālā gökleri ve yirleri ṣaḳlamaḳda, daḫı ol Tañrı yücedür,uludur.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Allah başqa heç bir tanrı yoxdur. (Zatı və kamal sifətləri ilə hər şeyə qadir olub bütün kainatı yaradan və idarə edən, bəndələrini dolandıran və onların işlərini yoluna qoyan) əbədi, əzəli varlıq Odur. O nə mürgü, nə də yuxu bilər. Göylərdə və yerdə nə varsa (hamısı) Onundur. Allahın izni olmadan (qiyamətdə) Onun yanında (hüzurunda) kim şəfaət (bu və ya digər şəxsin günahlarının bağışlanmasını xahiş) edə bilər? O, bütün yaranmışların keçmişini və gələcəyini (bütün olmuş və olacaq şeyləri) bilir. Onlar (yaranmışlar) Allahın elmindən Onun Özünün istədiyindən başqa heç bir şey qavraya bilməzlər. Onun kürsünü (elmi, qüdrət və səltənəti) göyləri və yeri əhatə etmişdir. Bunları mühafizə etmək Onun üçün heç də çətin deyildir. Ən uca, ən böyük varlıq da Odur!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Allah! There is no God save Him, the Alive, the Eternal. Neither slumber nor sleep overtaketh Him. Unto Him belongeth whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth. Who is he that intercedeth with Him save by His leave? He knoweth that which is in front of them and that which is behind them, while they encompass nothing of His knowledge save what He will. His throne includeth the heavens and the earth, and He is never weary of preserving them. He is the Sublime, the Tremendous.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Allah. There is no god but He,-the Living, the Selfsubsisting, Eternal(296). No slumber can seize Him nor sleep. His are all things in the heavens and on earth. Who is there can intercede in His presence except as He permitteth? He knoweth what (appeareth to His creatures as) before or after or behind them(297). Nor shall they compass aught of His knowledge except as He willeth. His Throne doth extend(298) over the heavens and the earth, and He feeleth no fatigue in guarding and preserving them(299) for He is the Most High, the Supreme (in glory).
296 This is Ayat al Kursi, the "Verse of the Throne". Who can translate its glorious meaning, or reproduce the rhythm of its well-chosen and comprehensive words? Even in the original Arabic the meaning seems to be greater than can be expressed in words. The attributes of Allah are different from anything we know in our present world: He lives, but His life is self-subsisting and eternal: it does not depend upon other beings and is not limited to time and space. Perhaps the attribute of Qayyum includes not only the idea of "Self-subsisting" but also the idea of "Keeping up and maintaining all life." His life being the source and constant support of all derived forms of life. Perfect life is perfect activity, in contrast to the imperfect life which we see around us, which is not only subject to death but to the need for rest or slowed-down activity, (something which is between activity and sleep, for which I, in common with other translators, have used the word "slumber") and the need for full sleep itself. But Allah has no need for rest or sleep. His activity, like His life, is perfect and self-subsisting. Contrast with this the expression used in Psalms 78:65: "Then the Lord awaked as one out of sleep, and like a mighty man that shouteth by reason of wine." (Cf. 20:109-110). (R). 297 After we realise that His Life is absolute Life, His Being is absolute Being, while others are contingent and evanescent, our ideas of heaven and earth vanish like shadows. What is behind that shadow is He. Such reality as our heavens and our earth possess is a reflection of His absolute Reality. The pantheist places the wrong accent when he says that everything is He. The truth is better expressed when we say that everything is His. How then can any creatures stand before Him as of right, and claim to intercede for a fellow-creature? In the first place both are His, and He cares as much for one as for the other. In the second place, they are both dependent on His will and command. But He in His Wisdom and Plan may grade His creatures and give one superiority over another. Then by His will and permission such a one may intercede or help according to the laws and duties laid on him. Allah's knowledge is absolute, and is not conditioned by Time or Space. To us, His creatures, these conditions always apply. His knowledge and our knowledge are therefore in different categories, and our knowledge only gets some reflection of Reality when it accords with His Will and Plan. (Cf. 20:110). 298 Throne: seat, power, knowledge, symbol of authority. In our thoughts we exhaust everything when we say "the heavens and the earth". Well, then, in everything is the working of Allah's power, and will, and authority. Everything of course includes spiritual things as well as things of sense. (R). 299 A life of activity that is imperfect or relative would not only need rest for carrying on its own activities, but would be in need of double rest when it has to look after and guard, or cherish, or help other activities. In contrast with this is the Absolute Life, which is free from any such need or contingency. For it is supreme above anything that we can conceive.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَللّٰهُ
Allah ki
لَٓا اِلٰهَ
İlâh yoktur
اِلَّا
ancak
هُوَۚ
O
اَلْحَيُّ
Hayy'dır
الْقَيُّومُۚ
Kayyûm'dur
لَا تَاْخُذُهُ
O'nu almaz
سِنَةٌ
bir uyuk- lama
وَلَا نَوْمٌۜ
ve ne bir uyku
لَهُ
O'nun- dur
مَا
o şey- ler ki
فِي السَّمٰوَاتِ
göklerdedir
وَمَا
ve o şeyler ki
فِي الْاَرْضِۜ
yerdedir
مَنْ
kimdir
ذَا
şu
الَّذ۪ي
o kim- se ki
يَشْفَعُ
şefâat edecek
عِنْدَهُٓ
O'nun katında
اِلَّا
ancak
بِاِذْنِه۪ۜ
izni ile
يَعْلَمُ
bilir
مَا
o şey- leri ki
بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ
önlerindedir
وَمَا
ve o şeyleri ki
خَلْفَهُمْۚ
arkaların- dadır
وَلَا يُح۪يطُونَ
ve kavrayamazlar
بِشَيْءٍ
bir şeyi
مِنْ عِلْمِه۪ٓ
ilminden
اِلَّا
an- cak
بِمَا
o şe- yi ki
شَٓاءَۚ
diledi
وَسِعَ
kapla- mıştır
كُرْسِيُّهُ
kürsüsü
السَّمٰوَاتِ
gökleri
وَالْاَرْضَۚ
ve yeri
وَلَا يَؤُ۫دُهُ
ve O'na ağır gelmez
حِفْظُهُمَاۚ
ikisini korumak
وَهُوَ
ve O
الْعَلِيُّ
Âliyy'dir
الْعَظ۪يمُ
Azîm'dir
Allah, kendisinden başka İlâh olmayandır (mabûd, sevilen ve âbd olunmaya layık tek zattır). (O) Hayy'dır, Kayyûm'dur (diri, her şeyin kendisiyle diri olduğu ve varlığı varlıkta tutandır). O'nu ne bir uyuklama (hâli) ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefâat edebilir? (O, kullarının) Önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir. (İnsanlar ise) O'nun ilminden (kendisinin) dilediğinden başka hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü (bütün) gökleri ve yeri (içine alıp) kaplamıştır ve onları koru(yup gözet)mek O'na ağır gelmez. O, Âliyy'dir, Azîm'dir (anlaşılamayacak kadar yüceliğe, azamete ve büyüklüğe sahip olandır).
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اِلٰه
İsim
ا ل ه
İlâh, Mabud edinilen
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
حَيّ
İsim
ح ي ي
Hayy (Allah'ın esması, ismidir. Diri, her şeyin kendisiyle diri olduğu zat demektir), diri, hayatta, canlı
قَيُّوم
Sıfat
ق و م
Kayyûm (Allah'ın ismi, esmasıdır. Kıyamda olan, kıyamda tutan ve varlığı varlıkta tutan demektir)
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَخَذَ
Fiil-I
ا خ ذ
Aldı, yakaladı, tuttu, alıkoydu
سِنَة
İsim
و س ن
Bir uyuklama
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
نَوْم
İsim
ن و م
Uyku
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
ذَا
İşaret zamiri
ذَا
Şu
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
شَفَعَ
Fiil-I
ش ف ع
Şefâat etti
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
اِذْن
İsim
ا ذ ن
İzin
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
بَيْن
İsim
ب ي ن
Arasında
يَد
İsim
ي د ي
El
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
خَلْف
İsim
خ ل ف
Arka, halife, nesil, ard
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَحَاطَ
Fiil-IV
ح و ط
Kuşattı, kavradı
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عِلْم
İsim
ع ل م
İlim, bilgi
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
وَسِعَ
Fiil-I
و س ع
Kapladı, kuşattı
كُرْسِيّ
İsim
ك ر س
Kürsü, taht
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَوِدَ
Fiil-I
ا و د
Ağır geldi, zorluk verdi
حِفْظ
İsim
ح ف ظ
Korumak
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
عَلِيّ
İsim
ع ل و
Âliyy (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar yüceliğe sahip olan demektir), çok yüce
عَظِيم
İsim
ع ظ م
Azîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar azamete ve büyüklüğe sahip olan demektir), çok büyük, azametli, kocaman, muazzam