close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 253. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Tilke-rrusulu faddalnâ ba’dahum ‘alâ ba’din minhum men kellema(A)llâh(u)(s) verafe’a ba’dahum deracât(in)(c) veâteynâ ‘îsâ-bne meryeme-lbeyyinâti veeyyednâhu birûhi-lkudus(i)(k) velev şâa(A)llâhu mâ-ktetele-lleżîne min ba’dihim min ba’di mâ câet-humu-lbeyyinâtu velâkini-ḣtelefû feminhum men âmene veminhum men kefer(a)(c) velev şâa(A)llâhu mâ-ktetelû velâkinna(A)llâhe yef’alu mâ yurîd(u)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
O peygamberlerden bazısını bazısına üstün ettik. Onlardan Allah'la konuşan var, bazılarının da derecelerini yüceltmiştir. Meryemoğlu İsa'ya apaçık deliller verdik, onu, RuhulKudüs'le kuvvetlendirdik. Allah dileseydi onlardan sonrakiler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra artık birbirlerini öldürmezlerdi. Ama gene de aykırılığa düştüler. İçlerinde inanan var, inanmayan var. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, fakat Allah dilediğini, dilediği gibi yapar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(İbret ve hikmet dersi olarak anlattığımız) İşte bu elçiler (peygamberler yok mu, onların); bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, (Hz. Musa gibi) Allah’ın kendileriyle kelâm ettiği ve derecelerle yükselttiği (nebiler) vardır. (Örneğin) Meryem oğlu İsa’ya da apaçık belgeler verdik ve Onu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, çarpışıp birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak (aralarındaki ihtiras ve iktidar yüzünden) ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr etti. Allah dileseydi (takdir etmeseydi) birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini İşleyendir. (Ve her işi hikmetli ve adaletlidir.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz elçilerin bazılarına diğerlerinden farklı meziyetler lutfettik. Allah onlardan kimiyle konuştu, kimini de daha üst derecelere yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik. O'nu Cebrail ile destekledik. Eğer Allah dileseydi bunların arkasından gelen toplumlar, kendilerine açık belgeler geldikten sonra, artık birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi de Allah'tan gelen gerçekleri örtbas ederek kâfir olmuş oldu. Ne var ki, Allah dilediğini yapandır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
O görevlendirdiğimiz rasullerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlar-dan bazılarıyla Allah konuştu. Bazılarının da mertebelerini, makamlarını yükseltti. Meryem'in oğlu Îsâ'ya ayan beyan âyetler, mûcizeler verdik. Onu, kâinattaki tabiî, dinî, sosyal, siyasî ve ekonomik düzeni içeren, ihyâ eden, insanları ve toplumları pislikten arındıran kitabı getiren elçi Cebrâil ile destekledik. Eğer Allah'ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun ol-saydı, bu peygamberlerden sonra gelen ümmetleri, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra öldüresiye birbirlerine girmezlerdi. Fakat ayrı baş çekerek kasıtlı ihtilâfa çıkardılar. İçlerinden kimi Allah'a ve peygamberlerine iman etti. Kimi de Allah'ı ve peygamberlerini inkâr etti. Allah'ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı öldüresiye birbirlerine girmezlerdi. Fakat Allah istediği kanunları koyuyor, her an iradesinin tecellisini icraya devam ediyor.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 17/55.  
Ahmet Varol
swap_vert close
İşte biz bu peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık. Onların içinde Allah'ın kendileriyle konuştukları vardır. Bazılarını ise derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kuds ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler kendilerine açık belgeler geldikten sonra birbirleriyle çarpışmazlardı. Ama onlar ayrılığa düştüler; kimisi iman etti, kimisi de inkar etti. Allah dileseydi onlar birbirleriyle çarpışmazlardı. Ama Allah istediğini yapar.
Ali Bulaç
swap_vert close
İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi. Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapandır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Bu (sûrede sözü geçen) peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen özelliklerle diğerlerinden üstün kıldık. O peygamberlerden, (arada vasıta olmadan) Allah'ın sözleştiği (Hz. Mûsâ gibi) peygamber var! ve bazılarını da derece bakımından Allah yükseklere çıkarmıştır. Meryem'in oğlu Îsa'ya o açık mûcizeleri verdik ve kendisini melek (Cebrâil aleyhisselâm) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, peygamberlerden sonra gelen ümmetler, kendilerine hidayete ulaştırıcı o apaçık mûcizeler ve deliller geldikten sonra birbirini öldürmezlerdi. Fakat ihtilâfa (ayrılığa) düştüler. Sonunda kimi iman etti, kimi de küfre saptı. Yine Allah dileseydi birbirinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediği şeyi yapar.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
İşte o peygamberlerin bazılarını, diğerlerinden üstün kıldık. Allah bazılarıyla (direkt) konuştu, bazılarının derecelerini yüceltti. Meryemoğlu İsa’ya da mucizeler verdik. Onu Ruh-ul Kudüs ile takviye ettik. Eğer Allah dileseydi, onların arkalarından gelen (o ehl-i kitap,) kendilerine mucizeler geldikten sonra, kavga etmezlerdi. Fakat ihtilafa düştüler. Bazıları inanmışken, bazıları münkirdir. Eğer Allah dileseydi, dövüşmezlerdi. Fakat Allah, istediğini yapar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmıyla konuşmuş, bazılarını derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik ve onu Rûhulkudüs/Cebrail ile güçlendirdik. Allah dileseydi, o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de bazıları iman etti, bazıları da inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşamazlardı; lâkin Allah dilediğini yapar.
Besim Atalay
swap_vert close
İşte, peygamberlerin kimini, kimine üstün eyledik, bunlardan bir nicesi Allah ile konuşmuştur, kiminin de derecelerin yücelttik, Meryem oğlu İsa'ya belgeler verip, kutsal ruhla onu pekittik, Allah dileseydi onlardan sonra, kendilerine belgeler geldiği halde, öldürüşmezlerdi, on-larsa ayrıştılar, içlerinde inananları vardır, kâfirleri de var; eğer Allah dileseydi öldürüşmezlerdi, Allah yapar dilediği bir işi
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
İşte resuller! Biz, onlara birbirinden farklı üstün özellikler verdik. İçlerinden, Allah'ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. (Örneğin) Meryemoğlu İsa'ya açık belgeler verdik ve onu Rûh-ul Kudüs (kutsal ilham/Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi bunların arkasından gelenler kendilerine açık belgeler indikten sonra artık birbirlerini öldürmezlerdi. Ama (her şeye rağmen ihtiras ve iktidar yüzünden) ihtilafa düştüler. Kimi iman etti, kimi inkârcı oldu. Eğer Allah dileseydi (onları iradeleriyle baş başa bırakmasaydı), onlar birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak Allah ne isterse onu yapar (Onları kendi iradeleriyle baş başa bırakır).
Bkz. 2/136, 285, 3/84 17/55 ve dipnotu.Âyette geçen, “Biz, onlara birbirinden farklı üstünlükler verdik.” ifadesindeki “üstün kılma” olgusu; peygamberlik misyonunun niteliği, Peygamber’e takdir edilen tebliğle ve bu tebliğe alan oluşturan çevrenin genişliği ve zorluğu, düşmanın ya da düşmanların büyüklüğü ve etkisi, zamanın şartları ve toplumların kültürü ile alakalıdır. Yoksa peygamberlere lütfedilen mucizelerle ya da Kur’an’da geçen kıssa veya isim sayısıyla alakalı değildir. Öyle olsaydı en büyük peygamber Hz. Musa, en küçük peygamber de Hz. İdris ya da Elyasa olacaktı. Mesela Hz. Musa, Hz. Şuayb’ın kızını almak için yanında 8 sene çalışmış hem de ondan çok şey öğrenmişken, Kur’an Hz. Musa’dan 136, Hz. Şuayip’ten 11 defa bahseder. Hz. Musa’ya yardımcı peygamber olarak görevlendirilen Hz. Harun’dan 20, Hz. Davut’tan 16 defa söz eder. Kur’an’da Hz. Âdem 25, Hz. İdris 2 defa geçer. Hz. Nuh 43, Hz. İlyas 3 yerde bulunur. Hz. İbrahim 69, Hz. Zülkifl 2 yerde vardır. Hz. Yakup’tan 16, Hz. Elyesa’dan 2 kez zikredilir. Hz. Yahya ismi 5, Hz. Muhammed ismi ise 4 yerde mevcuttur.Bütün bunlar gösteriyor ki; peygamberlere atfedilen özellikler kıssa ya da isim sayısıyla orantılı değildir. Bu örnekler mesajın niteliği ve ehemmiyeti bakımından önemlidir. Yoksa ismi çok geçti diye en büyük peygamber, az geçti diye en küçük peygamber yakıştırması yapılamaz. Doğru olan; Kur’an’da ismi geçen peygamberlere inanmak, onların dışında da peygamberlerin olduğunu kabul etmek ve Hz. Muhammed’in önderliğinde Kur’an’ın gösterdiği yoldan gitmektir. “Biz hiçbir peygamberi diğerinden ayırt etmeyiz.” (Bakara, 2/136, 285 ve Âl-i İmran, 3/84) öğretisi; Allah’ın peygamberlerini birbirinden ayırt etmeyi ve üstün tutmayı yasaklamıştır. Ayrıca ister peygamber olsun isterse ümmet, kimin kimden üstün olduğu Allah’ın takdirindedir ve bu insanları ilgilendirecek bir durum değildir.  
Cemil Said
swap_vert close
Rasûlleri biri birinden efdal kıldık, en efdali Allâh’ın hitâbına mazhar olanlarıdır. Meryem’in oğlı Îsâ’yı gönderdik, âna ’alâmât-ı mübeyyine virdik ve ânı rûhu’l kudüs ile takviye iyledik. Eğer Allâh istese idi ânlardan ve ’alâmât-ı mübeyyinenin zuhûrundan sonra gelenler beyninde kıtâl olmazdı. Lâkin ânlar ihtilâf itdiler. Ba’zıları inandı, ba’zıları inanmadı. Eğer Allâh arzu ide idi beynlerinde kıtâl olmazdı ve lâkin Allâh istediğini yapar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69]
Yani Allah, yapmayı irade ve takdir ettiğini mutlaka yapar. Ancak bu irade ve takdir, kulun kendi iradesini kullanacağı yönde gerçekleşir. Bu sebepten kulların hür iradesi üzerinde ilâhî bir baskı söz konusu değildir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
O peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. Allah içlerinden bir kısmıyla konuşmuş, bir kısmını da derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu Îsâ’ya açık deliller verdik ve onu Rûhulkudüs’le destekledik. Allah dileseydi elçilerin ardından gelen insanlar, kendilerine bunca açık delil geldikten sonra birbirine düşüp savaşmazlardı; lâkin farklı yollara yöneldiler. Bu sebeple kimileri iman etmiş, kimileri de inkâr etmişlerdir. Allah dileseydi aralarında savaşmazlardı fakat Allah dilediğini yapar.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs ile güçlendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı; lâkin Allah dilediğini yapar.
 Rûhu’l-Kudüs’ten maksat Cebrail’dir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
O elçilerin bazısına diğerlerinden daha fazla lütufta bulunduk. Örneğin, kimileriyle ALLAH konuştu, kimilerini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu İsa'ya apaçık deliller verdik ve onu Kutsal Ruh ile destekledik. ALLAH dileseydi, onların ardından gelenler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirleriyle kavga etmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler. Kimisi inandı, kimisi inkar etti. ALLAH dileseydi birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat, ALLAH dilediğini yapar.
Bak 2:285.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'lKudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerininkanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O işaret olunan Resuller, biz onların bazısını bazısından efdal kıldık, içlerinden kimi var Allah kelâmına Kelim etti, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı, Meryemin oğlu İsaya da o beyyineleri verdik ve kendisini Ruhul'kudüs ile te'yid eyledik, eğer Allah dilese idi bunların arkasında kümmetler, kendilerine o beyyineler geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi, ve lâkin ıhtilâfa düştüler kimi iyman etti kimi küfür, yine Allah dilese idi birbirlerinin kanına girmezlerdi ve lakin Allah ne isterse yapar
Emrah Demiryent
swap_vert close
Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah’ın kendileriyle vasıtasız tekellüm ettiği ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu Îsâ’ya açık deliller (mu‘cizeler) verdik ve O’nu Rûhu’l-Kudüs’le (Cebrâîl ile) destekledik. Şâyet Allah (insanların irâdesine müdahalede bulunup, hakkı zorla kabul ettirmeyi) dileseydi, onların ardından gelenler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ihtilaflara düşmez ve birbirleriyle savaşmazlardı. (Ancak, cüz’î irâdeleri ile yapmış oldukları tercihler neticesinde insanların) kimi îmân etti, kimi kâfir oldu. Allah dileseydi (onlar, ihtilafa düştüklerinde bile) birbirleriyle savaşmazlardı. Lâkin Allah dilediğini yapar (Allah, imtihân gereği insanların hak-bâtıl tercihlerinde, cüz’î irâdelerine müdahalede bulunmaz).
Erhan Aktaş
swap_vert close
İşte o elçiler ki her birine farklı lütuflarda bulunduk. Allah, onların kimisi ile konuşmuş, kimisinin de derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya beyyineler¹ verdik ve onu Kudus'un Ruhu² ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, bunca açık kanıttan sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Yalnız onlar ihtilafa düştüler; onlardan kimisi iman etti, yine onlardan kimisi de inkâr etti. Eğer Allah dileseydi birbirleriyle savaşmazlardı. Ancak, Allah neyi dilerse onu yapar.
1- Kanıt içeren açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi. 2- Ruhu'l Kudus, “Ruh” ve “Kudus” sözcüklerinden bir araya gelmiş belirtili isim tamlamasıdır; “Kudusun Ruhu” demektir. Sıfat tamlaması olarak, “Kutsal Ruh” diye anlam verilmesi doğru değildir. Kur'an'da dört yerde geçmektedir. Ruhu'l Kudus” tamlaması, “Allah'ın ruhu, Allah'ın vahyi, Allah'tan gelen bilgi anlamına gelmektedir. Ruh sözcüğü; Kur'an'da, sözcük anlamı olan, “can”, “vücuda hayat veren cevher” anlamında değil, “insanı ve toplumları yaşamlarında diri, sağlıklı kılan vahiy” anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da geçen Ruhu'l-Kudus ifadeleri, “Vahiy, Allah'tan gelen temiz, sağlam bilgiler” demektir.” Ruhu'l Kudus ifadelerinin geçtiği ayetler: 2:87,253; 5:110; 16:102;  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Bu sûrede zikredilen) o peygamberler (yok mu?) biz onların kimine kiminden üstün meziyyetler verdik. Allah onlardan biri ile söyleşmiş, birini de birçok derecelerle yükseltmişdir. Meryem'in oğlu İsa'ya o beyyineleri (açık âyetleri, burhanları, mu'cizeleri) biz verdik ve onu Ruhul kuds (Cebrâîl) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi onların arkasındaki (ümmet) ler, kendilerine o apaçık bürhanlar geldikten sonra, birbirini öldürmez (ler) di. Fakat ihtilâfa düşdüler. Binnetîce onlardan kimi îman etdi, kimi küfre sapdı. Eğer Allah dileseydi birbirini öldürmezlerdi. Şu var ki Allah ne dilerse yapar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
İşte bu peygamberler ki, (biz) onların bazı sını bazısına üstün kıldık. İçle rinden kimi var ki, Allah (onunla bizzat) ko nuşmuş, bazıla rını da dereceler le yükseltmiştir. Mer yem oğlu Îsâ'ya ise apaçık delil ler (mu'cize ler) verdik ve onu Rûhü'l-Kudüs (Cebrâîl) ile takviye ettik. Hâlbuki Allah dileseydi, onlar dan son raki ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi; fa kat (kullarını hayra ve şerre kābil kılarak, irâ de lerinde serbest bı rak tığı için) ihtilâfa düştüler. Bunun ü zerine onlardan bir kısmı îmân etti, bir kısmı da inkâretti. Hâlbuki Allah dileseydi (onlar aslâ) bir bir lerini öldürmez lerdi; fakat Allah, dilediğini yapar.
İhsan Aktaş
swap_vert close
İşte o elçilerden bazısını bazısından (kendilerine verdiğimiz mucizelerle) daha üst özellikli kıldık. Onlardan kimiyle Allah (vahiy yoluyla) konuşmuş, kimini de derecelerle taltif etmiştir. Biz, Meryem oğlu İsa’ya da hakikatin bütün kanıtlarını bahşettik ve onu kutsal ilhamla destekledik. Ve eğer Allah dilemiş (ve insanlara özgür irade vermeyip, onları aynı şekilde iman etmeye mecbur bırakmış) olsaydı o (elçiler)den sonra gelenler, kendilerine hakikatin bütün kanıtları geldikten sonra birbirleriyle çatışmazlardı; ancak (vaki olduğu üzere) onlar (kendi özgür iradeleriyle) karşıt görüşlere kapıldılar ve bazıları iman ederken diğerleri de hakikati inkâra yöneldi. Ve eğer Allah yine dilemiş (ve onlara özgür irade vermeyip kendilerini belli bir davranış, bir inanış şekline mecbur bırakmış) olsaydı, birbirleriyle çatışmazlardı. Ve lakin Allah (imtihan gereği insana vermiş olduğu özgür iradesine müdahale etmeme hususunda) dilediğini yapar. *
(*) Yani Allah dileyseydi, onları iman etmeye zorlayabilirdi. Bk: (Maverdi Tefsiri) Allah bütün canlı türleri arasında insanı sorumlu kıldığı ve imtihana tabi tuttuğu için onu kendi özgür iradesiyle baş başa bırakır, iyi yönde olsun, kötü yünde olsun, sorumluluk ve imtihan gereği ona bahşetmiş olduğu hür iradesine müdahale etmez ve ondan geri almaz. Eğer Allah insanın hür iradesine müdahale etmek suretiyle ondan geri alsaydı, o zaman hür iradesiyle hareket edemeyen insanın sorumlu tutulmaması gerekirdi. Bu yüzden Allah insanın hür iradesine müdahale etmez ve onu istediği yönde zorlamaz. İnsan iyilik de yaparsa, kötülük de yaparsa kendi hür iradesiyle yapmaktadır. Burada asıl anlatılmak istenen, Allah dilediğini yapmaya muktedir olduğudur. فيه وجهان: أحدهما:: ولو شاء الله لاضطرهم إلى الإيمان ، ولما حصل فيهم خيار ( الماوردي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
İşte biz, elçilerin bazısını, bazısından üstün yaptık. Allah onlardan bazıları ile konuştuğu gibi, bazılarını da derecelerle yükseltti. Meryem’in oğlu İsa ya açıklayıcı ayetler verdik ve onu vahiy meleği (Cebrail) ile destekledik. Allah dileseydi, elçilerden sonra gelenler, kendilerine doğru ile yanlışı ayıran açıklayıcı ayetler geldikten sonra çatışmazlardı. Fakat onlar ayrılıklara düştüler. Onlardan iman edenler olduğu gibi, gerçekleri inkâr edenler de oldu. Allah dileseydi birbirleri ile savaşmazlardı. Fakat Allah dilediğini yapar.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz bu peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. Onlar arasında Allah’ın Kendileriyle konuştukları da vardır. Kiminin de basamaklarını yükselttik. Meryemoğlu İsa’ya açıklayıcı bilgiler verdik İsa’yı Cebrail ile pekittik. Eğer Allah dileseydi bu peygamberlerden sonra gelenler ellerinde bunca açıklayıcı belgeler varken artık birbirleriyle vuruşamazlardı. Ancak onlar yine de birbirleriyle tutuştular. Çünkü içlerinde Allah’a inananlar olduğu gibi Allah’ı tanımayanlar da vardı. Eğer Allah dileseydi, onlar birbirleriyle vuruşmazlardı. Ancak Allah ne dilerse onu yapar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Bu Peygamberler ki bâzılarını bâzılarından üstün eyledik [¹], Allah bunlardan bâzısı ile söyleşmiş [²] bâzısının da derecesini yükseltmiştir [³]. Meryem oğlu İsa/ya açık mucizeler verdik, kendisini ruhülkudüs ile te/yit ettik. Allah dileseydi [⁴] kendilerine açık mucizeler geldikten sonra, Peygamberlerden [⁵] sonra gelenler mukateleye düşecek ihtilâfa sapmazlardı. Fakat ihtilâfa düştüler. Bâzısı iman etti, bâzısı kâfir oldu. Allah dileseydi onlar mukateleye düşecek ihtilâfa sapmazlardı; Lâkin Allah ne irade ederse onu işler.
[1] Peygamberimize malûm olan Peygamberlerdir.[2] Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm gibi.[3] Hazret-i Peygamber Aleyhisselâtü vesselâm veya Hazret-i İbrahim veya Hazret-i İdris veya ulül'azm Peygamberler Aleyhimüssalâtü Vesselâm gibi.[4] İhtilâfa düşmemelerini veya bütün nâs-ı hidayete eriştirmeyi.[5] Hepsinden yahut Musa, İsa, Muhammed Aleyhimüssalâtü Vesselâmdan sonra gelenler.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Bu elçilerin bazılarına, bazılarından daha fazla lütufta bulunduk [faddalna]. Onların içinde Allah’ın kendisiyle konuştuğu ve bazısının da derecesini yükselttiği elçiler de vardır. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık deliller verdik ve onu Kutsal Ruh’la destekledik. Şayet Allah dileseydi, bu elçilerden sonra gelenler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler. Onlardan kimi inandı, kimi de inkâr etti. Eğer Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar.
Kadri Çelik
swap_vert close
İşte bu peygamberler; bir kısmını, diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitab ettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Ve Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik, onu Ruh'ul Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Allah dileseydi, apaçık belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi iman etti, kimi küfre saptı. Allah dileseydi (ihtilafa düştüklerinde bile) birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O elçiler ki, Biz onlardan bazılarına, diğerlerinden farklı üstün özellikler bahşettik: Onlardan kimileriyle Allah bizzat konuşmuş, kimilerini de daha başka derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık mûcizeler verdik ve onu Kutsal Ruh Cebrail’in vahiy ve ilham gücü ile destekledik.Gerçi Allah insanların irâdelerini ellerinden alıp onları zorla Hak Dine boyun eğdirmeyi dileseydi, o elçilerden sonrakiler, kendilerine apaçık mûcizeler gelmesine rağmen ayrılığa düşüp birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat Allah, onları seçimlerinde serbest bıraktı. İçlerinden bir kısmı, kendilerine bahşedilen bu özgürlük ve irâdeyi kötüye kullanınca ayrılığa düştüler; böylece kimileri inandı, kimileri de inkâr etti.Evet, Allah dileseydi birbirleriyle çatışmazlardı, fakat Allah, sizin sınırlı bilginiz ve arzularınız doğrultusunda değil, kendi sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, dilediğini yapar.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İşte Rasûller; onların bazısını bazısına üstün kıldık. Onlardan bir kısmı, Allah’ın konuştuğu kimsedir. Onların bazısını da derece derece terfi’ ettirdik / yükselttik / kaldırdık. Meryem’in oğlu İsa’ya da Beyyineler / Açık Belgeler verdik. Onu rûh-ül Kudüs ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, kendilerine Açık Belgeler geldikten sonra birbiriyle savaşmazlardı; ama ihtilafa düştüler. Onlardan iman etmiş kimse vardır; onlardan inkâr etmiş kimse de vardır. Allah dileseydi, savaşmazlardı; ama Allah, ne dilerse yapıyor.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Biz, resuller arasında basamaklar oluşturduk. Allah bunlardan kimileri ile bizzat konuşmuş, kimilerinin de derecesini yükseltmiştir: Meselâ Meryemoğlu İsa'ya mucizeler verip Kutsal Ruh / Cibril ile desteklemişizdir. Şayet Allah isteseydi, peygamberlere gelen bunca mucizelere rağmen, kendilerinden sonra gelenler birbirlerini kırıp geçirmezlerdi: Ama ayrılığa düştüler. Kimileri inandı. Kimileri inkar etti. Evet Allah dileseydi, birbirilerini kırıp geçirmezlerdi. Ama Allah isterse kırdırır...
Mehmet Çoban
swap_vert close
İşte Elçilerimiz! Kimi öldürüldü, kimi ülkesinden sürüldü, kimi çöllere düştü, kimi devlet oldu, kimine büyük imparatorluklar verdik. Kimi zengindi varlıklarını Allah yolunda harcayarak fakirleşti! Kimi yokluktan, kölelikten, zindandan iktidar sahibi oldu. Onların dünyadaki yaşamlarına baktığınız zaman hiçbiri aynı değil. Onlar elçiliklerini çok değişik ortamlarda yaşayarak, hayatın bütün kesimlerinde “Bir Müslüman nasıl olmalıdır?” sorusuna örnek oldular. Siz onların hayatlarını öğrendiğinizde kimini kiminden üstün görürsünüz. Ancak şunu bilin ki Rabbiniz onlardan razı olmuştur. Onların Rabbinizin katında yeri vardır. Onlarla ilişkilerimizi çok değişik şekillerle kurduk. Kimiyle direk, kimiyle perdeler arkasından, kimiyle elçilerimiz aracılığıyla konuştuk. Rabbiniz yarattıklarıyla dilediği şekilde iletişim kurmaya güç yetirendir. Hiç kimse Rabbimiz bizimle şöyle iletişim kursun deme hakkına sahip değildir. Kimse Rabbinizi hiçbir şeye zorlayamaz. Ama Rabbiniz dilerse yarattıklarını istediğine zorlar. Biz Meryem oğlu İsa’ya açık deliller verdik, O’nu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik. Eğer Allah dileseydi bunların arkasından gelen toplumlar, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak imtihan gereği insanları serbest bıraktık ki “Bakalım ne yapacaklar?” İnsanlar kendilerine verilen özgürlüğü doğru bir şekilde değerlendireceklerine şeytana uyup ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de! Yine Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Lakin Allah insanlar ne düşünürse düşünsün, ne yaparsa yapsın dilediğini yapandır. O sizin bilmediğiniz bir nedenle size dünya hayatını vererek sınamaktadır. Unutmayın ki; Rabbiniz size bir soru sormuşsa, sizin ne cevabını vereceğinizi, ne yapacağınızı bilendir. Ama sizler bunu bilemezsiniz.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
İşte şu elçilerin bir kısmını bir kısmına (farklı oldukları noktalarda) üstün kılmıştık. [*] Allah onlardan bir kısmına konuşmuş, bazılarını da derecelerini yükseltmiştir. (Nitekim) Meryem oğlu İsa’ya da apaçık deliller vermiş ve onu Kutsal Ruh (Cebrail) ile desteklemiştik. Allah dileseydi (Allah’ın dileğine uysalardı) onlardan sonra gelen milletler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ayrılığa düştüler; içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allah dileseydi (Allah’ın dileğine uysalardı) onlar savaşmazlardı fakat (her şekilde) Allah dilediğini yapar. [*]
Bu ayet Bakara 2:285, Nisâ 4:152 ve Ra‘d 13:4. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Ayetteki “üstünlük”, aslında farklılık demektir. Çünkü elçiler belirli noktalarda birbirlerinden farklıdır ve farklı oldukları bu noktalarda birbirlerinden üstündür Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:40, 47; Mâide 5:1; Hûd 11:107; İbrâhîm 14:27; Hacc 22:14, 18; Burûc 85:16.  
Mehmet Türk
swap_vert close
İşte Biz, bu Peygamberlerin her birine, birbirinden üstün özellikler verdik.¹ Allah, onlardan bir kısmıyla konuştu, bir kısmının da derecelerini yükseltti.² Meryem’in oğlu İsa’ya da apaçık hükümler verdik ve kendisini, Rûh’ül Kudüs³ (Cebrâîl) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi bu Peygamberlerin arkasından gelen ümmetler kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar, aralarında anlaşmazlığa düştüler ve onlardan kimileri îman etti, kimileri de kâfir oldu. Allah dileseydi kimse birbiriyle savaşmazdı.⁴ Ama Allah neyi dilerse onu yapar.
1 Âyetin bu bölümü: ” İşte Biz, bu Peygamberlerin, kimini kiminden üstün kıldık.” şeklinde de tercüme edilebilir. Aynı ifâdeler için Bk. (İsra: 55)2 Hz. Mûsa (a.s) ile Sina Dağında konuştuğu, Hz. Muhammed (a.s)’ı miraca yükselttiği gibi.3 Bk. (Bakara: 87, Mâide: 110, Nahl: 102)4 Eğer Allah savaşmayı yasaklasaydı; bu işi yapacak insanlara irade ve kudreti vermezdi. Böylece Allah’ın imtihan etme hikmeti yok olur ve kulların iradelerine müdahale etmiş ve hâşâ sözünde durmamış olurdu.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bu elçilerin bazılarına diğerlerinden daha fazla meziyetler bahşettik: İçlerinden kimi ile Allah [bizzat] konuşmuş, kimini de daha üst derecelere yükseltmiştir. ²⁴³ Biz, Meryem oğlu İsa’ya hakikatin tüm kanıtlarını bahşettik ve o’nu kutsal ilham ile ²⁴⁴ destekledik. Ve eğer Allah dileseydi, o [elçiler]den sonra gelenler, kendilerine hakikatin bütün kanıtları geldikten sonra birbirleriyle çatışmazlardı; ancak [vaki olduğu üzere] onlar karşıt görüşlere kapıldılar ve bazıları imana ererken diğerleri hakikati inkara yöneldi. Buna rağmen Allah dileseydi, birbirleriyle çatışmazlardı. ²⁴⁵ Ama Allah dilediğini yapar.
243 Bu, Peygamber Muhammed (s)’e bir îma gibi görünmektedir, çünkü o Son Peygamber idi ve bütün insanlar ve zamanlar için geçerli olan evrensel bir mesajın tebliğcisiydi. “Kimi ile Allah konuşmuş” ifadesi ile kasdedilen de Hz. Musa’dır (bkz. 4:164’ün son cümlesi).244 Hz. İsa’nın bu bağlamda ismi ile anılması, o’nun bir peygamber olduğu gerçeğinin vurgulanması ve o’nu reddedenlerin iddialarının çürütülmesi içindir. Rûhu’l-Kudüs (tarafımızdan “kutsal ilham” olarak çevrilmiştir) teriminin bir açıklaması için bkz. bu surenin 87. ayeti ile ilgili not 71.245 Kur’an, bir kez daha -213. ayette olduğu gibi- insanlar arasındaki görüş farklılığının kaçınılmazlığına atıfta bulunur: Başka bir deyişle, onların hakikate ulaşma yolunun çatışmalardan ve sınama-yanılmalardan geçmesi, Allah’ın iradesi gereğidir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
İşte bu elçiler, bazı özelliklerle birbirlerinden farklı kıldık. Zira Allah, onlardan bir kısmıyla konuşmuş bir kısmını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya da açık belgeler verdik ve onu Ruhu’l- Kudüs/(Cebrail) ile destekledik. Allah dilemiş olsaydı, onların ardından gelenler kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat onlar ihtilafa düştüler; onlardan bir kısmı iman etti, bir kısmı da kâfirliği tercih etti. 10/99, 17/55
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Söz konusu elçilerden her birine diğerinden farklı meziyetler bahşettik.[⁴⁶⁵] Onlardan kimisiyle Allah konuşmuş, kimisini de yüce mertebelere çıkarmıştır.[⁴⁶⁶] Meryem oğlu İsa’ya da hakikatin apaçık belgelerini verdik ve onu mukaddes ruh ile destekledik. Eğer Allah isteseydi,[⁴⁶⁷] onların ardından gelenler, kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra birbirleriyle çatışmazlardı. Ne ki onlar ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi de inkâr etti.[⁴⁶⁸] Evet, Allah isteseydi çatışmazlardı, fakat (Allah dileğini onların tercihine bina etmeyi istedi) Nitekim Allah dilediğini yapıyor.[⁴⁶⁹]
[465] Lafzen: “Onlardan bazılarını bazılarına üstün kıldık”. Buradaki tafdil değil tefâdul’dur. Esas itibarıyla çeşitlilik ve farklılığa delâlet eder (Bkz: 17:55; krş. 4:34). Merhum Elmalılı şöyle der: “Dikkat olunursa tefadul-i enbiya esasta müttehid olmak üzere bir tenevvu ifade eder ki bu tenevvu bizzat murad-ı İlâhi’dir.” Âyette geçen “bazısını bazısı üzerine” (ba‘dahum ‘alâ ba‘d) formu, niteliğe ilişkin bir ayrımı değil niceliğe ilişkin bir ayrımı ifade eder (Krş: 2:136; 285). Yani: “bazı hususlarda bazısını bazı hususlarda ise bazısını üstün kıldık” demektir. [466] Allah’ın kendisine konuştuğu Hz. Musa’dır. “Yüce mertebelere çıkarılmış” olan Allah Rasûlü’dür. Çünkü o bütün insanlığa gönderilmiş zamanlar ve mekânlar üstü bir elçiydi. Nebiler arasındaki bu farklılığın “zâtî” ve “kazanılmış” bir farklılık olmadığını, zenginlik cinsinden “verilen” bir farklılık olduğunu, cümledeki fiillerin Allah’a isnat edilişinden anlıyoruz. [467] Cümlenin şartlı yapısından ve sözgeliminden şu anlaşılır: “..ama istemedi”. İlâhî meşieti ifade eden şâe/yeşâu gibi fiilleri “istedi/ister” ile, İlâhî iradeyi ifade eden erâde/yurîdu gibi fiilleri de “diledi/diliyor” ile karşıladık. Zira istemek kararlılığı, dilemek temenni ve arzuyu ifade eder. İlâhî murad gerçekleşince İlâhî meşiet olur. İkincisinde tercih hakkı yoktur. [468] Nebiler arasındaki farklılığın Allah’ın yasalarından biri olduğunu, tevhid emrinin ihtilafa (farklılığa) mani olmadığını ve muhalefet imkânını ortadan kaldırmadığını, bütün bunların da Allah’ın muradı olduğunu âyetin sonu ayan beyan ifade ediyor. [469] Bizce bu cümlenin ikinci kez tekrarı, bu ümmetin Allah Rasûlü’nden sonra yaşadığı acılı ve sancılı parçalanmalara bir işarettir. Bu da hayatın doğasında bulunan bir yasadır ve bu yasayı kimse ortadan kaldırıp, ilelebet ihtilaf ve çatışmanın olmadığı bir dünya meydana getiremez. En doğrusu hayatın yasalarını bilerek hareket etmektir. Allah’ın bu yasayı neden koyduğunun hikmeti üzerinde düşünüp onu bulmaya çalışmak yerine, O’nu sorgulamaya kalkmak yararsızdır. Çünkü “Allah dilediğini yapıyor”. Bu âyetin son cümlesidir. Sözün özü: İnsanların hakikati bulmalarının yolu çatışmalardan, ihtilaflardan, deneme-yanılmalardan ve farklı olanı algılama gücünden geçer. Bu Allah’ın bir meşietidir. Allah murad ederdi ki herkes iman etsin, insanlık imanda buluşsun. Fakat bu iradesini meşiete dönüştürerek insana dayatmadı. Doğru yolu gösterdi ve insanı tercihiyle başbaşa bıraktı. Allah kulları adına irade kullanmadı. O’nun meşieti, kullarına verdiği iradenin yine kulları tarafından kullanılmasıydı. Allah’ın iradesini savunmak adına meşietini reddetmeye kalkışmak, ilâhî iradeyi savunma kisvesi altında, Allah’a karşı gelmektir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Bu surede zikredilen, senin de içinde bulunduğun) O peygamberler (kafilesi yok mu?) Biz onların kimini kiminden üstün kıldık. (Peygamber olmak bakımından hepsi eşit, fakat bazısına özel bir fazilet ayrı bir rütbe verdik) İçlerinden kimi var ki, Allah, kendisiyle konuştu. (Musa a.s. Tur’da belirlenmiş gecelerde, -arada bir aracı olmadan- Allah'ın sözünü dinledi) Kimini de derecelerle daha yükseğe çıkardı. Meryemoğlu İsa'ya da o delilleri (beşikte iken konuşma, ölüleri diriltme ve anadan doğma gözü kör olanı iyileştirme gibi mucizeleri) verdik ve onu Ruhul-Kudüs (Cebrail a.s.) ile destekledik! [¹] Allah dilemiş olsaydı; o peygamberler ümmetleri -kendilerine bu kadar açık deliller geldikten sonra- (peygamberlerinin izinden gider) birbirlerinin kanına girmezlerdi. (Musa a.s. dan sonra ne İsrailoğulları birbiri ile boğuşur ne de, İsa a.s. dan sonra Hıristiyanlar ile döğüşürdü.) Fakat (öyle olmadı) onlar aralarında ayrılığa düştüler, kimi iman etti, kimi de inkar etti. (Evet) Allah dilemiş olsaydı onlar birbirini öldürmezlerdi. Allah dilediğini yapar.[²]
[1] (Kısacası peygamberler topluluğu, peygamber olmakta bir ve aynı olmakla beraber bazılarına Cenâb-ı Hak üstün meziyetler ihsan buyurmuştur; bu arada üçü özellikle dikkat çekicidir. Bir yanda Kelimullah (Hz. Musa) bir yanda da Ruhullah (Hz. İsa) vardır. Ortada ise, kendisi tam olarak belli olduğundan dolayı, ismini açıklamaya gerek duyulmayan birisi konulmuştur ki, diğerlerinin üstünde yüksek bir Makâm-ı Mahmûd'u elde etmiştir. Bu noktada Cenâb-ı Allah, habibini, övünmekten korumak için, İsa'dan ve Musa'dan daha üstün birine - Hz. İbrahim’e işaret eder gibi "kimini de, derecelerle daha yükseğe çıkardı" diye şereflendirmiştir de, ’"O da sensin ey Muhammed" diye açıkça belirtmemiştir fakat açıkça söylemekten daha beliğ olmak üzere, belirleme takısı ile (ahd) iltifat göstermiştir. Edebi sanatlarda bu çeşit açıklamanın birçok örneği vardır. Nitekim, Arap şairlerinden Hutuye'ye "En büyük şair kimdir?" diye sorulduğu zaman: Züheyr ile Nabiga’yı saydıktan sonra, "isteseydim üçüncüyü söylerdim" demiş ve bununla kendisini kastetmiştir) [2] (Allah dileseydi insanlara irade ve kudret vermez veya irade ve kudretlerini hükümsüz bırakır da hepsini zorla barışa ve anlaşmaya sevk ederdi. Fakat o zaman insanlar üzerinde Cebriye mezhebi (zorlayıcı görüş) cereyan eder ve fiillerinde hür değil, zorlanmış olurlardı ve yaptıklarından da sorumlu tutulmazlardı; ne imandan ne de küfürden söz edilebilirdi, işte Allah, insanlarda mutlak zorlama dilememiş, dolayısıyla çarpışma imkanını ortadan kaldırmamıştır.. Bu çarpışma durumunun hayır yönü de vardır, kötülük yönü de, ikisi de Hakk'ın iradesi dışında olmamakla beraber, emir ve Allah’ın rızası hayır yönündedir ve bu suretle mümin kafirden ayırt edilmiş olmaktadır.)  
Osman Fırat
swap_vert close
İşte bu resullerin bazılarına diğerlerinden fazlalıklar verdik, Allâh onlardan kimiyle konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu Îsâ’ya da açık deliller verdik ve onu Ruh’ülKudüs ile destekledik. Allâh dileseydi onların arkasından gelenler, kendilerine açık deliller gelmiş olduktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler, onlardan kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allâh dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allâh dilediğini yapar.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O resûller yok mu, Biz onların bazılarını bazıları üzerine tafdil ettik. Onlardan kimi vardır ki, Allah Teâlâ onunla mükâlemede bulunmuştur. Bazılarına da yüksek dereceler vermiştir. Meryem'in oğlu İsa'ya da beyyineler verdik ve onu Rûhu'lKudüs ile teyid eyledik. Eğer Allah Teâlâ dileseydi onlardan sonrakiler, kendilerine o beyyineler geldikten sonra birbirini öldürüp durmazlardı. Fakat ihtilâfa düştüler, artık onlardan kimi imân etti ve onlardan kimi de kâfir oldu ve eğer Allah Teâlâ dilemiş olsaydı mukatelede bulunmazlardı ve lâkin Hak Teâlâ neyi irâde ederse onu yapar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz, o peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Allah onlardan bazısına hitap buyurdu, bazısını birçok derecelerle yükseltti. Meryem'in oğlu Îsâ'ya da o açık belgeleri, mûcizeleri verdik ve onu Rûhulkudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, onların peşlerinden gelenler kendilerine açık delillerin gelmesine rağmen, birbirleriyle savaşmazlardı. Lâkin ihtilâfa düştüler de onlardan bir kısmı iman, bir kısmı ise inkâr etti. Şayet Allah dileseydi onlar birbirleri ile savaşmazlardı, lâkin şu var ki Allah dilediği her şeyi yapar. [17, 55]
Süleyman Ateş
swap_vert close
İşte o elçilerden kimini kiminden üstün kıldık. Allah onlardan kimine konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu Îsa'ya da açık deliller verdik ve onu Ruh'ül-Kudüs ile destekledik. Allah dileseydi onların arkasından gelen milletler, kendilerine açık deliller gelmiş olduktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler, onlardan kimi inandı, kimi de inkar etti. Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapar.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
(Senin onlardan bulundığın) bu rasûlleri birbiri üzerine tafdîl ve mümtâz kıldık. Onlardan Allâh Te'âlâ ile tekellüm idenler (Mûsâ 'aleyhisselâm gibi) vardır. Ba'zını ba'zı üzerine derecelerle yükseltdik. 'Îsâ ibni Meryem'e âyât ve mu'cizât-ı bâhire virdik, onı Rûhu'l Kudüs ile te'yîd itdik. Eğer Cenâb-ı Hak dilese idi o rasûllerden sonra gelen akvâm, bu kadar mu'cizâtı gördükden sonra birbiriyle (ihtilâf idüb) mukâtele itmezlerdi. Lâkin ihtilâf itdiler. Onlardan îmân idenler oldığı gibi küfür ve inkâr iyleyenler de vardır. Eğer Allâh murâd itse idi ihtilâf ile mukâtele itmezlerdi. (Cümlesi hidâyet yolunda ve birbirleriyle müttehid olurlardı) Lâkin Cenâb-ı Hak dilediğini işler (Onun işlerine kimsede hakk-ı i'tirâz yokdur).
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Allah, bu elçilerden kimini kimine üstün kıldı. Kimiyle konuştu, kimini birkaç basamak yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya da açık belgeler verdi ve onu Kutsal Ruh ile destekledi.[1] Allah, tercihi (insanlara bırakmayıp) kendi yapsaydı, sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşamazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inanıp güvendi, kimi âyetleri görmezlikten geldi (kâfir oldu). Tercihi Allah yapsaydı, birbirleriyle savaşamazlardı. Ama Allah dilediğini yapar.[2]
[*] Arap edebiyatındaki iltifat sanatı bizde olmadığından meâlde bu sanat yok sayılmıştır. (Bkz. Bakara 2/49'un dipnotu) [2] Onun istediği, kullarını imtihandan geçirmektir.  
Şaban Piriş
swap_vert close
İşte, bu peygamberlerdir ki biz, onların bir kısmını bir kısmından üstün kıldık. Allah, onlardan bir kısmıyla konuşmuş ve bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l- Kudüs ile destekledik. Allah dilemiş olsaydı, kendilerine açık belgeler geldikten sonra o peygamberlerin ardından gelenler birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat, onlar ihtilafa düşüp bir kısmı iman etti, bir kısmı da kafir oldu. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat, Allah, dilediğini yapar.
Ümit Şimşek
swap_vert close
İşte bu peygamberlere Biz birbirinden farklı üstünlükler verdik. Onlardan kimiyle Allah bizzat konuştu; bazılarını da derece derece yükseltti. Meryem oğlu İsa'ya ise apaçık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs ile güçlendirdik.(126) Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, kendilerine bu kadar açık deliller ulaşmışken birbirleriyle çatışmazlardı. Lâkin anlaşmazlığa düştüler ve onlardan iman eden de oldu, inkâr eden de. Allah dileseydi onlar birbirleriyle çatışmazlardı; fakat Allah murad ettiği şeyi yapar.(127)
(126) Bu sûrenin 87. âyetiyle ilgili açıklamaya bakınız.(127) Allah, 67:2 ve daha başka birçok yerde de belirtildiği gibi, insanların kendi iradeleriyle doğru yolu seçmelerine ve yapacakları güzel işlere meydan açmak için dünya hayatını bir sınama yapmış; bu yüzden, iradelerini inkâr ve isyan yönünde kullananların bu tercihlerini önlememiştir. Eğer Allah dileseydi, hiç şüphesiz, herkesi imana zorlar ve bütün dünya halkını peygamberlerin izinde birleştirirdi.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık ayetler verdik ve onu Ruhul-kudüs'le güçlendirdik. Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var ki, Allah dilediğini yapıyor.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
şol, yalavaçlar, arturduķ bir nicelerini bir nice üzere. anlardan bir nice, oldur kim söyledi Tañrı. daħı götürdi bir nicelerini yuķaru ayaķlara. daħı virdük 'įsā’ya meryem oġlına ḥüccetler; daħı ķuvvetleri durduķ anı cebreyil-ile. daħı eger dilesedi Tañrı, çalışmayalardı anlar kim anlardan śoñradı andan śoñra kim geldi anlara ḥüccetler; velįkin ŧartışdılar. pes bir nice anlardan, oldur kim įmān getįrdi; daħı bir nice anlardan, oldur kim kāfir oldı. daħı eger dilese-di Tañrı çalışmayalardı; velįkin Tañrı işler anı kim diler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol peyġamberleri efḍal ḳılduḳ niçesi niçesi üstine. Anlaruñ ba‘żısına TañrıTa‘ālā söyledi Mūsā gibi, daḫı yüceltdi niçesinüñ derecelerini, daḫıvirdük Meryem oġlı ‘Īsāya mu‘cizātları, daḫı ḳuvvetlendürdük Cebrā’īl bi‐le. Eger Tañrı Ta‘ālā dilese‐y‐di biri birin öldürmezdi anlar kim nebīlerdenṣoñra geldiler, kendülere geldükden ṣoñra delīller ve mu‘cizātlar. Līkin çekiş‐diler, pes niçeleri īmān getürdiler ve niçeleri kāfir oldı. Daḫı eger TañrıTa‘ālā dilese‐y‐di biri birin öldürmezlerdi, līkin Tañrı Ta‘ālā diledügin iş‐ler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Rəsulum!) Bu peyğəmbərlərin bə’zisini digərindəm üstün etdik. Allah bunlardan bə’zisi ilə danışmış, bə’zisinin isə dərəcələrini yüksəltmişdir. Məryəm oğlu İsaya açıq mö’cüzələr verdik və onu müqəddəs ruhla (Cəbraillə) qüvvətləndirdik. Əgər Allah istəsəydi, bu peyğəmbərlərin ardınca gələn insanlar onlara göndərilən aşkar dəlillərdən sonra bir-biriləri ilə vuruşmazdılar. Fəqət (bununla belə yenə də) ixtilafa düşdülər. Onlarda bə’ziləri (Allaha) iman gətirdilər, bə’ziləri isə kafir oldular. Əgər Allah istəsə idi, onlar bir-biriləri ilə vuruşmazdılar. Lakin Allah Öz istədiyini edər!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Of those messengers, some of whom We have caused to excel others, and of whom there are some unto whom Allah spake, while some of them He exalted (above others) in degree; and We gave Jesus, son of Mary, clear proofs (of Allah's sovereignty) and We supported him with the holy Spirit. And if Allah had so willed it, those who followed after them would not have fought one with another after the clear proofs had come unto them. But they differed, some of them believing and some disbelieving. And if Allah had so willed it, they would not have fought one with another; but Allah doeth what He will.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Those messengers We endowed with gifts, some above others(289): To one of them Allah spoke(290); others He raised to degrees (of honour)(291); to Jesus the son of Mary We gave clear (Signs)(292), and strengthened him with the holy spirit(292-A). If Allah had so willed, succeeding generations would not have fought among each other, after clear (Signs) had come to them, but they (chose) to wrangle, some believing and others rejecting. If Allah had so willed, they would not have fought each other; but Allah Fulfilleth His plan(293).
289 Different gifts and different modes of procedure are prescribed to Allah's Messengers in different ages, and perhaps their degrees are different though it is not for mortals, with our imperfect knowledge, to make any difference between one and another of Allah's Messengers (2:136). As this winds up the argument about fighting, three illustrations are given from the past, how it affected Allah's Messengers. To Moses Allah spoke directly: he led his men for forty years through the wilderness, mainly fighting against the unbelief of his own people; he organised them to fight with the sword for Palestine, but was raised to Allah's mercy before his enterprise ripened, and it fell to Joshua to carry out his plan. David, though a mere shepherd boy, was chosen by Allah. He overthrew the greatest warrior of his time, became a king, and waged successful wars, being also a prophet, a poet, and musician. Jesus was "strengthened with the Holy Spirit": he was given no weapons to fight, and his mission was of a more limited character. In Muhammad's mission these and other characters were combined. Gentler than Jesus, he organised on a vaster scale than Moses, and from Mad i nah he ruled and gave laws, and the Qur'an has a vaster scope than the Psalms of David. (Cf. 2:285). 290 Moses: see note above 291 There is a two-fold sense: they were raised to high posts of honour, and they rose by degrees. I take the reference to be to David. 292 Cf. 2:87. See n. 401 to 3:62 292-A “Holy Spirit,” according to commentators signifiers Gabriel. [Eds.] 293 If some power of choice was to be given to man, his selfishness inevitably caused divisions. It must not be supposed that it frustrates Allah's Plan. He carries it out as He will.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
تِلْكَ
işte bu
الرُّسُلُ
resuller ki
فَضَّلْنَا
üstün kıldık
بَعْضَهُمْ
bazılarını
عَلٰى بَعْضٍۢ
bazısına
مِنْهُمْ
onlar- dan var
مَنْ
o kim- se ki
كَلَّمَ
konuştu
اللّٰهُ
Allah
وَرَفَعَ
ve yük- seltti
بَعْضَهُمْ
bazılarını
دَرَجَاتٍۜ
derecelerle
وَاٰتَيْنَا
ve verdik
ع۪يسَى
Îsâ'ya
ابْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
الْبَيِّنَاتِ
apaçık deliller
وَاَيَّدْنَاهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ الْقُدُسِۜ
Rûhu'lKudüs ile
وَلَوْ
ve eğer
شَٓاءَ
dile- seydi
اللّٰهُ
Allah
مَا اقْتَتَلَ
birbirlerini öldürmezdi
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
مِنْ بَعْدِهِمْ
onlardan sonradır
مِنْ بَعْدِ
ardından
مَا
o şe- yin ki
جَٓاءَتْهُمُ
kendilerine geldi
الْبَيِّنَاتُ
apaçık deliller
وَلٰكِنِ
fakat
اخْتَلَفُوا
ihtilafa düştüler
فَمِنْهُمْ
ve içlerinden
مَنْ
kimi
اٰمَنَ
iman etti
وَمِنْهُمْ
ve onlar- dan
مَنْ
kimi
كَفَرَۜ
inkâr etti
وَلَوْ
ve eğer
شَٓاءَ
dile- seydi
اللّٰهُ
Allah
مَا اقْتَتَلُوا
birbirlerini öldürmezdi
وَلٰكِنَّ
fakat
اللّٰهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
o şe- yi ki
يُر۪يدُ۟
diler
İşte Biz, o resullerden bazısını bazısına üstün kıldık. Allah onlardan kimiyle konuştu, kimini de derecelerle üstün kıldı. Biz, Meryem oğlu Îsâ'ya da apaçık deliller (mucizeler) verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat (Allah onlara cüz'i irade bahşetti, onlar ise) ihtilafa düştüler. İçlerinden kimi iman etti, kimi de kâfir oldu. Yine Allah dileseydi onlar birbirlerini öldürmezlerdi; fakat Allah, dilediğini yapar.
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
فَضَّلَ
Fiil-II
ف ض ل
Üstün kıldı, faziletli kıldı
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
كَلَّمَ
Fiil-II
ك ل م
Konuştu, söyledi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَفَعَ
Fiil-I
ر ف ع
Kaldırdı, yükseltti, yüceltti
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
دَرَجَة
İsim
د ر ج
Derece, basamak, mertebe
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
ع۪يسَى
Özel isim
ع۪يسَى
Hz. Îsa (a.s.)
اِبْن
İsim
ب ن ي
Oğlu, (Çoğulu اَبْنَٓاءَ: oğulları, çocukları)
مَرْيَم
Özel isim
مَرْيَم
Hz. Meryem (r.a.)
بَيِّنَة
İsim
ب ي ن
Apaçık delil, apaçık mucize
اَيَّدَ
Fiil-II
ا ي د
Destekledi, kuvvetlendirdi
رُوح
İsim
ر و ح
Rûh
قُدُس
İsim
ق د س
Kudüs
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اِقْتَتَلَ
Fiil-VIII
ق ت ل
Birbirlerini öldürdü, öldüresiye dövüştüler, savaştılar
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
بَعْد
İsim
ب ع د
Sonra, ard, öte
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
بَعْد
İsim
ب ع د
Sonra, ard, öte
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
بَيِّنَة
İsim
ب ي ن
Apaçık delil, apaçık mucize
لٰكِن
Harf-i istidrak
لٰكِن
Fakat, oysa, ama
اِخْتَلَفَ
Fiil-VIII
خ ل ف
İhtilafa düştü, ayrılığa düştü
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اِقْتَتَلَ
Fiil-VIII
ق ت ل
Birbirlerini öldürdü, öldüresiye dövüştüler, savaştılar
لٰكِنّ
Harf-i istidrak
لٰكِنّ
Ancak, fakat, lakin, başka, hariç
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
فَعَلَ
Fiil-I
ف ع ل
Yaptı, muamele etti
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَرَادَ
Fiil-IV
ر و د
Murâd etti, istedi, diledi