Bakmadın mı o kimselere (durumlarını gözden geçirip düşünmedin mi) ki, binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla (saldırgan düşmana karşı durmayıp) öz yurtlarını terk etmişlerdi. İşte (bu ölüm korkusu nedeniyle düşmana karşı kendilerini savunmadıkları için) Allah’da onlara (manen) ’Ölün, (toplumsal çökmeye mahkûm olun, maddi ve manevi yönden çökün) ’dedi, sonra da onları (toplumsal maddi ve manevi yönden) diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir; ama insanların çoğu (nankör olup) şükretmez.*
(*) Rüyet, «bakmak, bilmek ve düşünmek» gibi anlamlara da gelir. Ayrıca muhatap görmediği halde hem bu olayı duyduğu, onun haberi ona ulaştığı, hem de onun nazar-ı dikkatini celp için böyle hitap olunmuştur. Sûrenin ana konularından biri de indiği dönemin şartlarına uygun olarak müslümanları, varlıklarını ve değerlerini korumak için saldırganlara karşı savunma savaşına hazırlamak ve teşvik etmektir. Bu âyette değinilen bir kıssa veya temsilden sonra müteakip âyette yine “Allah yolunda (saldırganlara karşı meşru müdafaa hakkınızı kullanarak) savaşın” emrinin gelmesi, daha sonra İsrâiloğulları’nın savunma savaşı karşısındaki tutumlarının anlatılması da bunu göstermektedir. Hangi zamanda hangi peygamberin devrinde ve nerede olduğunu bildirmeden yüce Allah “sayıca binleri buldukları halde hem kendilerini hem de yurtlarını savunmak yerine ölüm korkusuyla yurtlarını terkeden, fakat yine de kendilerini ölümle burun buruna getiren felâketlerle ve toplumsal çöküşlerle karşılaşmaktan kurtulamadılar. Ama daha sonra Allah’ın lutfuyla yeniden eski hayatına dönen, o kötü durumdan kurtulan ve yaptıklarının yanlış olduğu kendilerine, onların şahsında da bütün insanlığa ve özellikle müslümanlara bildirilen bir topluluğun başından geçenleri” özetliyor. Bunun bir temsil olduğunu söyleyen tefsirciler yanında tarihî bir vâkıa olduğunu, hatta –Eski Ahid’in Hezekiel bölümünde (37) anlatılan bu peygambere ait bir rüyaya atıf yaparak– onun kastedildiğini ileri sürenler de olmuştur. Müfessir İbn Aşür, Muhammed Ebu Zehre, Muhammed Abduh, Tefsiru-l Meraği, Teysiru’t – tefsir, Eyseru’t- Tefasir ve Tefsir’u-l Menar sahibi gibi âlimler burada geçen‘’ölümü’’mecazen’’ölüme yaklaşmak, ölümle burun buruna getiren toplumsal felaket ve toplumsal çöküşlerle karşılaşmak ve düşmana karşı yenilgi, diriltmeği de bu tür kötü durumlardan tekrar kurtulmak manasına anlamışlardır. Bizce de doğru olan budur.
ألم تنظر"، ومثل هذا إنما يقال عن أعجوبة.( تأويلات أهل السنة). والأظهر أنهم قوم فروا من عدوهم ، مع كثرتهم ، وأخلوا له الديار ، فوقعت لهم في طريقهم مصائب أشرفوا بها على الهلاك ، ثم نجوا ، أو أوبئة وأمراض ، كانت أعراضها تشبه أعراض الموت ، مثل داء السكت ثم برئوا منها : فهم في حالهم تلك مثل قول الراجز(التحرير والتنوير) ولقد جاء من بعد أولئك المفسرين السابقين الأستاذ الشيخ محمد عبده ، فرأى أن الموت معنوي ، والحياة حسية ، فرأى رضي الله عنه أن الموت هو موت الأمم ، والحياة هي حياتها ، وموت الأمم بتفرق كلمتها وذهاب وحدتها ، وضرب الذلة عليها ; وأن حياتها هي اجتماع كلمتها ، ونيل عزتها ، وتولي أمرها بنفسها ، وخروجها من ديارها أن يتحكم فيها عدوها ، فإنها تكون غريبة في أرضها ما دام لا أمر لها فيها ، وقد ضربت عليهم الذلة والمسكنة ، ولنترك الكلمة له كما رواها تلميذه السيد رشيد رضا رحمه الله تعالىص: 862 ] وبعد هذا العرض الذي سقناه بيانا لآراء العلماء أجد في نفسي ميلا لأن أعتبر الحياة التي منحهم الله سبحانه وتعالى ليست تلك الحياة المادية في الدنيا بإعادة الروح إلى العظام واللحم ; وإن كان ذلك في قدرة الله سبحانه وتعالى ; ولو كانت الآية في مقام إثبات البعث والنشور لقررنا ذلك وقلنا إن الآية لا تحتمل سواه (( زهرة التفاسير)