Boşanmış hanımlar, üç temizlenme süresince[⁴²⁹] kendilerini gözetlerler.[⁴³⁰] Zira, eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl değildir. Bu süre zarfında barışmak isterlerse, bu durumda kocaları onları almak hakkında önceliğe sahiptirler. Meşru olmak kaydıyla erkeklerin kadınlar üzerinde nasıl hakları varsa, kadınların da erkekler üzerinde benzer hakları vardır,[⁴³¹] ne ki erkeklerin o kadınlar üzerinde öncelik hakkı vardır.[⁴³²] Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet edendir.[⁴³³]
[429] Veya: “üç âdet görme süresince..” el-Kurû’, zıt anlamlı bir kelimedir. Hem âdet görmeyi hem de temizlenmeyi ifade eder.
[430] Yeterabbesne bi-enfusihinnenin doğru karşılığı budur ve bu bir kadının kendi rahminde olup bitene dair ilk ve gerçek gözlemi ancak kendisinin yapabileceği gerçeğine dayanır.
[431] Veya: “Kadınların sorumluluklarına denk hakları vardır”. Ya da: “Kadınların hakları, örfe uygun olarak sorumluluklarına denktir.” Buradaki denklikten kasıt ‘oran eşitliği’ değil, adâlettir. Formül şudur: Ne kadar sorumluluk o kadar hak, ne kadar hak o kadar sorumluluk. Kadın-erkek arasındaki adâletin oran eşitliğine indirgenmesi, her iki cinsin hak ve sorumluklarının birbirine denk olduğu gerçeğinin, cinslerin fıtratlarından gelen farklılığı inkâr anlamına gelen ‘aynılık ve tıpkılığa’ indirgeme yanlışına dayanır. Oysa iki cins birbirinin yerini tutmayan ‘eş’lerdir. Tıpkı bir çift ayakkabının eşi gibi. İkisi de birbirinin eşidir ama, biri diğerinin yerini tutmaz.
[432] “O kadınlar”, sadece ‘aleyhinne ibaresinin tam karşılığı değil, aynı zamanda âyetin başında belirtilen türden kadınlara da bir göndermedir. Bu hak, gebeyken boşanan kadının yeniden evliliği düşünmesi durumunda, çocuğunun babasına tanınan öncelik hakkıdır.
[433] ‘Azîz ve Hakîm’deki belirsizlik, mânalarının bu pasajla bire bir alâkasına delâlet eder (Bkz: 9:102, not 129).