(Ey îman edenler!) Oruç (tutulan günlerin) gecelerinde eşlerinize yaklaşmanız¹ size helâl kılındı. Çünkü onlar, sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise (gibi)siniz.² Allah, gerçekten (uygulamalarınızla) kendinize zulmettiğinizi bildiği için, sizin isteğinizi kabul etti ve sizi bu sıkıntıdan kurtardı.³ Şimdi artık Allah’ın size (onlardan) vereceği nasibi aramak için eşlerinize (serbestçe) yaklaşın. Siyah iplik gibi olan tanyeri size beyaz iplik gibi görününceye kadar⁴ yiyin, için.⁵ Sonra da ertesi geceye⁶ kadar orucu tamamlayın.⁷ Yok, eğer Mescitlerde itikâfa⁸ girmişseniz, eşlerinize yaklaşmayın. İşte bütün bu (hükümler) Allah’ın koyduğu kurallardır. Sakın bunlara yaklaşmayın. Allah kendisinden hakkıyla sakınsınlar diye insanlara âyetlerini, işte böyle açıklamaktadır.
1 Refes: Fuhş-i kelâm yani açıkça söylenmesi uygun olmayan şeyi açık söylemektir ki kinaye olarak “eşler arası ilişki” için de kullanılır. Burada bu manaya olduğunda ihtilaf yoktur. Yani burada kastedilen sözlü refes değil, fiilî refes’tir. Cenab-ı Allah Muhammed Ümmetine kolaylık murat ettiğinden orucun vaktini kısaltmış ve geceleri de oruç tutmayı neshetmiştir.2 Âyetin bu bölümü bir teşbih-i beliğ’dir. Yani siz, elbise gibi birbirinizle sarmalaşırsınız veya elbisenin ayıpları örtmesi ve sizi tehlikelerden koruması gibi her biriniz diğerinizin iffetini, korursunuz demektir. Bk. (A’raf: 189)3 Orucu farz kılan ve şeklini belirleyen âyetler gelmeden önce Müslümanlar, ehl-i kitap olduğunu söyleyenlerden etkilenerek, farklı uygulamalar yapıyorlardı. Bir kısmı, iftardan sonra yatsı namazını kılıncaya veya yatıp uyuyuncaya kadar yiyip içiyor, eşleriyle beraber oluyordu. Bir kısmı da oruçlu olduğu günlerin gecelerinde, eşleriyle beraber olmuyordu. (Tirmîzî) Bu âyet, böyle farklı uygulamaları ve bu uygulamalarla meydana gelebilecek hataları açıklığa kavuşturmuş ve Müslümanların hataları varsa bunların affedildiğini müjdelemiştir.4 Buradaki “siyah ve beyaz iplik” mecâz olup, tan yerinin siyah çizgi halinden, ağarıp beyaz çizgi haline gelmesi demektir.5 Yani sabahleyin şafak sökünceye, tan yeri iplik gibi ağarıncaya kadar yiyin için.6 Buradaki “gece”, güneşin batması yani akşam namazı vaktinin girmesi zamanıdır.7 Bu âyete göre orucun farzları; “vakit, niyet ve imsaktır.” 8 i’tikâf: Kelime anlamı olarak, “bir yerde nefsini hapsederek durup beklemek” demektir. Dini terim olarak ise: âkil ve bâliğ bir Müslümanın beş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet niyetiyle bir süre durması demektir. İ’tikâf, Kur’an ve sünnetle sabittir. Hz. Peygamber (a.s.)’ın özellikle Ramazan ayının son on gününde i’tikâf yaptığını bildiren çeşitlihadis-i şerîfler vardır. Hz. Âîşe (r.a): “Rasûlullah (s.a.v) Ramazan’ın son on gününde i’tikâf yaparlardı. Bu durum vefat zamanına kadar bu şekilde devam etmiştir. Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.v)’in zevceleri i’tikâfı sürdürmüşlerdir.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud). Ebu Hanife’ye göre içinde beş vakit namaz kılınan her mescitte i’tikâfta bulunmak caizdir. İtikâfın nâfile olarak en azı bir gündür. Ebû Yusuf en az süreyi, bir günün yarıdan çoğu olarak belirlerken İmam Muhammed i’tikâf için bir saati de yeterli bulur. Mescitteki i’tikâf erkeklere mahsustur. Kadınlar evde mescit edindikleri bir yerde i’tikâfta bulunabilir. İtikâfın Şartları: Niyet, Mescit, Oruç ve Temizliktir. İtikâfı bozan şeyler ise: Cinsi ilişkide bulunmak, herhangi bir ihtiyaç yokken mescitten dışarı çıkmak ve bayılmaktır. İtikâfta olan kimsenin yemesi, içmesi, uyuması ve ihtiyacı olan şeyleri satın alması ancak mescitte olur.