Ramazan¹ ayı, insanlara dosdoğru yolu gösteren ve (âyetleri) en doğru yolun ve (hakkı bâtıldan) ayırma ferasetinin açık delillerinden oluşan Kur’an’ın² indirildiği³ aydır.⁴ Sizden bu ayı görenler,⁵ onda oruç tutsun. Her kim, (bu günlerde) hasta yahut yolcu olursa, (tutamadığı günler sayısınca) diğer günlerde (tutsun).⁶ Zîrâ Allah, sayıyı tamamlamanız ve size dosdoğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı yüceltmeniz ve Ona (gerektiği gibi) şükredebilmeniz için size kolaylık ister, zorluk istemez.
1 Ramazan: Güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan kurtaran yağmur veya kızgın yerde yalınayak yürüyerek yanmak, demektir. Bazıları Ramazan’ın Allah’ın isimlerinden olduğunu ve tek olarak değil de “Şehr-i Ramazan” olarak söylenmesi gerektiğini söylemişlerse de bu rivâyetler, zayıftır. (Kurtubî) Efendimiz, “Ramazan” kelimesini tek olarak kullanmıştır. (Müslim)2 Kur’ân-ı Kerîm: Peygamberimiz (s.a.v)’e özel bir şekilde indirilip bize tevatüren nakledilen Kelâmullah’ın ismidir. Bu isimde iki kıraat vardır. İbnu Kesir kıraatinde vakıf ve vasılda ve Hamza kıraatinde yalnız vasılda hemzesiz olarak diğer kıraatlerde hemze ile okunur. Hemzelisi “kıraatten” hemzesizi “karn” kökündendir. Hemze ile “tilâvetle okunan”, hemzesizi de “cüzleri ve muhtevası yekdiğerine uygun ve biri birini doğrulayan” demektir. İmam Şafiî bunun hemzesiz olarak, Tevrat, İncil gibi Allah’ın Kitabının ismi olduğunu söylemiştir. İslâm’ın kutsal kitabının özel adı olan Kur’an kelimesi, Cenab-ı Hak tarafından altmış sekiz kadar âyette zikredilir. İslâm hukukunda Kur’ân için daha çok “Kitap” ismi kullanılır. Birçok âyette “el-Kitâb” kelimesi Kur’ân anlamında kullanılmıştır. Yüz on dört sûre, altı bin iki yüz otuz dört âyetten meydana gelir. Bazı sûreleri Mekke’de inmesi dolayısıyla “Mekkî”, bazıları Medine’de indirildiklerinden “Medenî” diye nitelendirilmiş ve yirmi üç yılda tamamlanmıştır. Hz. Ebu Bekr (r.a) döneminde, Zeyd b. Sâbit (r.a) başkanlığında toplanan büyük bir komisyon tarafından Kur’an sahifeleri Mekke lehçesi esas alınarak kitap haline getirilmiştir. Hz. Osman zamanında bu ana nüshadan çoğaltılan Mushafların yedi nüsha olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Ali (r.a)’in Hz. Osman (r.a) için: “Eğer Osman (r.a) Kur’an’ın tek kitap halinde toplatılarak çoğaltılması işini yapmasaydı ben yapardım” dediği bilinmektedir. Kur’an-ı Kerim, Fatiha sûresi ile başlayıp Nâs sûresi ile son bulmuştur. Kur’an-ı Kerim’in iniş amacı, yalnız okunup sevap kazanılması ve saygı ile duvara asılmasından ibaret değildir. Asıl amaç, anlamına eğilmek ve günlük hayatımızda gücümüz yettiği ölçüde onu uygulamaya ve toplum hayatına hâkim kılmaya çalışmaktır.3 İnzal bir defada, tenzil de tedricen indirmek demektir. Kur’an yirmi üç senede tedricen indirilmiştir.4 Yani, Kur’an bu ayda indirilmeğe başlandı. Burada mecâz vardır. Bu âyette Kur’an, Ramazan ayında, (Duhân:1-3) mübârek bir gecede (Kadir: 1) “Kadir Gecesinde” indirildiği ifâde edilmektedir. Bu üç âyetten; “Kur’an Ramazan ayının mübârek gecesi olan kadir gecesinde indirilmeye başlanmıştır.” anlamı çıkar.5 Ru’yet-i Hilâl: Ayı görmek demek, ayın bir parçasını (hilâl gibi) görmek demektir. Bu konuda başka bir delil olmasaydı ilim adamlarının hesabına uymak gerekirdi. Cumhûr-i Selef’e göre başka deliller mevcut olduğundan konu ictihat alanına girmez. Bakara: 189. âyetteki “Sana, hilâller hakkında soru soruyorlar. Sen, onlara: Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür.” İfadesine göre şer’an vakti tayin eden delil hilâl’dir. Hilâlin nasıl bilineceği ise hadis-i şeriflerde beyan edilmiştir. Peygamber (a.s)’ın: “Ay yirmi dokuzdur, görmedikçe tutmayın ve görmedikçe iftar etmeyin, eğer hava bulutlanırsa miktarını hesap edin.”, “Hilâli görünceye kadar oruç tutmayın, hava bulutlanırsa otuzu miktar yapın.” İfadeleri gösteriyor ki şer’an bir hilâlden itibaren bir ayın esas miktarı otuz gündür. Otuzun tamam olduğu anlaşılınca başkaca hiç bir delile ihtiyaç yoktur. Fakat ay bazen yirmi dokuz da olur. O zaman delile ihtiyaç vardır. Bu delil ise “ru’yet-i hilâl”dir. Yani hesap ilmi değil, gözetleme ilmidir. Herhangi bir mü’min üzerine hilâli görmekle orucun vacib olduğu sabit olunca, buna binaen diğerlerine de vacib olur. Bu şehadet, ferdî surette ise vücub yalnız işitenler için, yok eğer toplumsal surette ve bir mahkeme huzurunda sabit ise o zaman da umum için geçerli olur. Sonuç olarak, oruç, Ramazan hilâlinin yirmi dokuzuncu günü bir parçasının görülmesi ile bu olmadığı takdirde ise otuza tamamlanması ile Ramazan’a girmiş olan her mükellef üzerine bu ayda oruç tutmak farzdır. (Geniş bilgi için Elmalılı ve fıkıh kitaplarına bakılabilir.)6 (فَمَنْ شَهِدَ) ifadesi: “Ramazan ayına erişenler, ramazan ayında mukim olanlar, Ramazan hilâlini görenler” şekillerinde anlaşılabilir. Ancak Ramazan hilalini gözetleme hususunda çok fazla hadis olduğu için bu âyet sebebiyle “ru’yet-i hilal” konusunda ictihada gerek yoktur.