İnsanlardan bir kısmı da Allah’ın berisinde¹ Allah’ı sever gibi sevdikleri çeşitli ilâhlar edinirler.² Oysa îman edenler her şeyden çok Allahı severler. O zalimler bütün güç ve kuvvetin, Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının, çok şiddetli olduğunu cehennem azabını gördükleri zaman; anlayacaklarına, şimdiden anlasalardı ya!
1 Yani Allah’ı inkâr etmeden, Onun berisinde, Ondan daha fazla önem verdikleri, Onun sıfatlarından bir kısmını taşıdıklarına inandıkları veya Onun sıfatlarından bir kısmını kendilerine vererek ilâhlaştırdıkları, putlar veya putlaştırılmış kimseler edinirler. Onların emirlerine, yasaklarına ve arzularına, itaat ederek Allah’a isyan ederler. Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allah’ı inkâr ederek olsun, gerek olmasın ilahlık manasında onları Allah’a ortak yapmaktır. Bunların bir kısmı bu şirki açıkça söylerler. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi onlara açıktan rabbimiz, tanrımız derler ve onlara aynı cinsten, oğullar, kızlar isnat ederler. Diğer bir kısmı da açıkça söylemeseler de aynı muameleyi yaparlar, onları Allah sever gibi severler, veli-i nimet tanırlar, Allah’a yapılacak şeyleri onlara yaparlar, Allah’ın rızasını düşünmeden onların rızalarını kazanmaya çalışırlar, Allah’a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler. 2 Bu âyet, bize gösteriyor ki, ilâhlıkta sevgi, son derece önemli bir esastır. Mabud, en çok sevilendir. Böyle son derece sevilen şeyler ise mabud edinilmiş olur. Sevginin hükmü ise itaattir. Bunun için de son derece itaat, ancak mabuda edilir. Müfessirlerin büyük çoğunluğu, bu “edinilen ilâhları”; insanların Allah’a karşı günâh işleme hususunda itaat ettikleri “efendileri, reisleri ve büyükleri” diye açıklamışlardır. İşte bu insanlar, onları Allah gibi severler, onlara mabud muamelesi yaparlar ve onlara itaat etmek için Allah’a isyan ederler. İşte bunlara, Allah’ın sevdiği kullarını ve Peygamberleri mabud derecesine çıkaranlar da dâhildir. Bunun için Allah’ın velîlerini, Peygamberlerini, melekleri severken iyi düşünmeli ve bunları, Allah’ı sever gibi sevmekten kaçınmalıdır. Zîrâ “Allah için” sevmekle “Allah sever gibi” sevmek arasındaki farkı bilmek gerekir. Allah’ı sevenler, Allah’ın sevgili kullarını da severler, lâkin Allah gibi değil, Allah için severler. Üzülerek söylemek gerekirse, “vahdet-i vücud” adı altında gizlenen bir “ateist felsefe” vardır ki, din ve ahlâk namına en büyük zarar, hep bundan çıkagelmiştir. Ve nerede bir şirk varsa, bu felsefeyle az çok bir alâkası vardır. İslâm’da emrolunan tevhit ifadesi (لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ) “Allah’tan başka ilâh yoktur” yani tevhid-i ülûhiyettir. Bu, ateist vahdet-i vücut felsefesinde, (لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ) şeklini alır ve “her mevcut Odur” manasıyla tefsir edilir hattâ (هَمَه اُوسْتْ) “her şey Odur” diyerek her şeyin dışında Allah’ı görecek yerde her şeyde ve hattâ her şeyi, Allah görmek isterler. Bunun neticesinde de Allah’ı sevmekle, birilerini Allah gibi sevmeyi birbirine karıştırırlar. Sonuç olarak, reislerini ve büyüklerini Allah sever gibi sevenler ve onların emirlerine itaat ederek Allah’a isyan edenler, bunları Allah’a eş kabul etmiş olurlar ki putperestliğin esası, işte bu tarz sevgidedir. (Özetle-Elmalılı)