Ve Allah yolunda öldürülenlere¹ de sakın (bildiğiniz) “ölüler”² demeyin. Aksine onlar, sizin anlayamayacağınız bir şekilde diridirler.³
1 Şehid: Kelime olarak kesin bir haberi veren, bildiğini söyleyen, şahitlik eden demektir. Terim olarak, “Allah rızası için, O’nun yolunda canını fedâ eden Müslüman”a verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Allah’ın huzurunda yaşıyor olmasıdır. Şehid kelimesi Kur’an’da daha çok “Allah yolunda öldürülme” anlamında kullanılmaktadır. Şehidlik büyük bir derecedir. Şehidlerin günahlarının af olunacağı da Kur’an’da müjdelenmiştir. Şehid olan insanların kul hakkı dışındaki bütün günahları affedilir. Şehid olmada ölçü, Allah’ın rızasıdır. Allah rızası için mücadele eden, O’nun adını yüceltmek için çaba sarf eden ve bu yolda canını veren kimseler şehid olur. Bir bedevi Peygamber (s.a.v)’in huzuruna gelerek: “Ya Rasûlullah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşırsa. Hangisi Allah yolundadır?” diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.v): “Kim Allah’ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır” cevabını vermiştir. (Buhârî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed b. Hanbel) Hanefî âlimlerine göre şehîdler üç kısma ayırılır: 1-Dünya ve âhiretin şehîdi: Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen veya nefsini ve ailesini müdafaa ederken öldürülen kimse. Bunlar, yıkanmaz, cenâze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. 2-Âhiretin şehîdi: Bir kısım şehîdler de, yalnız âhiret hükmü bakımından şehîd sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen kimse, yanarak ölen, suda boğulan, göçük altında kalan, gibi… Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılınarak gömülürler. 3-Dünya şehîdi: Allah rızası taşımayan ve riyâkâr münafıklar, Müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehîd muamelesine tabi tutulurlar. Bunların durumunu en iyi Allah bilir. Bunlar da “hükmî şehîd” sınıfından sayılır.2 Yukarıdaki tercüme, (قُتِلَ) fiilinden sonra (أَمْوَاتاً) kelimesi kullanıldığı için bu şekilde yapılmıştır. Bundan dolayı “şehitler”, bizim anladığımız anlamda ölü olmakla birlikte, bizim bilmediğimiz bir şekilde diridirler. Bk. (Âlu İmrân: 169)3 Yani siz, onların hayatını hissedemezsiniz. O akıl ile idrak olunamayan hakikî bir hayattır. Bu âyete göre şehitler bizim anladığımız anlamda ölü olmakla birlikte, bizim anlayamayacağımız bir şekilde diridirler. Onların diriliği akıl ve dünya hisleri ile idrak olunamaz, ancak hiss-i yakîn ile idrak olunur ve bilinir. Bk. (Âlu İmrân: 169) “Allah yolunda öldürülenleri sakın (bildiğin) ölülerden sanma! Aksine onlar, bizzat Rab’leri tarafından rızıklandırılan diridirler.” Benzeri âyetlerden, rûhların baki olduğu ve bir kısım şeyleri idrak edebileceği de anlaşılmaktadır.