close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 146. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Elleżîne âteynâhumu-lkitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum(s) ve-inne ferîkan minhum leyektumûne-lhakka vehum ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kendilerine kitap indirdiğimiz kimseler, Peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Tanırlar ama gene de içlerinden bir kısmı bilebile gerçeği gizler.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hristiyan bilginleri), Onu (Kur’an’ı ve Resulüllah’ı) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirlerdi. (Hz. Peygamberin özelliklerini ve güzelliklerini kitaplarında okurlardı ve gelişini beklerlerdi.) Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile (kasten ve) kesinlikle gerçeği gizlerlerdi.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Hani şu kendilerine kitap verdiklerimiz varya, O son peygamberi kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama buna rağmen, onların bir kısmı gerçeği bile bile örtbas ederler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kendilerine kutsal kitapları, Tevrat'ı, İncil'i verdiklerimiz onu, Muhammed'i, öz oğullarını bildikleri gibi, kitaplarında zikredilen özellikleri sebebiyle tanırlar. Böyle iken içlerinden bir kısmı bile bile hakikati, onun Hak Peygamber olduğunu gizliyorlar.
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendilerine daha önce Kitab vermiş olduklarımız onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, Hazreti Peygamberi, öz oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir topluluk hak ve hakikatı bile bile gizlerler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kitap verilenler, çocuklarını tanıdıkları gibi onu (Peygamber’i veya Kâbeyi) tanırlar. (Onun hak olduğunu bilirler.) Onlardan bir grup bile bile hakkı gizlerler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, peygamberi, çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.
Besim Atalay
swap_vert close
Kendi oğullarını tanıdıkları gibi, kitaplı olanlar, onu dahi tanırlar, onlardan bir bölük, bile bile hakkı gizlemektedir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Daha önce kendilerine Kitap verdiğimiz (Yahudi ve Hıristiyan bilginleri), onu kendi öz evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken, onlardan bazıları (kıskançlık ve bencillikleri yüzünden) hakikati bilerek örtbas ederler. 
Bkz. 2/76, 6/20  
Cemil Said
swap_vert close
Ehl-i kitâb kendi çocuklarını nasıl tanırlar ise rasûli de, öylece tanırlar, lâkin ekserîsi bildikleri hakîkati ketm idiyorlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.[39]
Yahudiler ve Hıristiyanlar, Hz. Peygamber’e ait özellikleri kendi kutsal kitaplarında okuyageldiklerinden onu özellikleriyle çok iyi tanıyorlardı. Âyette, yahudilerin ve hıristiyanların Hz. Peygamber’i inkâr etmelerinin bilgisizlikten değil, inattan kaynaklandığına işaret edilmektedir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de içlerinden bir grup bile bile gerçeği saklıyorlar.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.
 Yahudiler Tevrat’ta, hıristiyanlar da İncil’de âhir zaman peygamberinin vasıflarını gördüler, onun gelmesini beklediler; her nesil bunu kendinden sonra geleceklere anlattı ve inanmalarını tavsiye etti. Bunun için her iki zümre de bu peygamberin gelmesini dört gözle bekliyorlardı. Ancak onun Araplar arasından ve bir yetim kimse olarak gönderildiğini görünce sırf ırkçılık gayret ve düşüncesiyle inkâr ettiler. Halbuki onun hak peygamber olduğunu, kendi oğullarını bilip tanıdıkları gibi biliyorlardı.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, bu gerçekleri çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı gerçeği bile bile gizlerler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O kendilerine kitab verdiğimiz ümmetlerin uleması onu -o Peygamberi- oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı hakkı bile bile ketmederler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz (Tevrât ve İncîl’de vasıflarını okuyup bildikleri için) onu (resûlümüz Muhammed’i) kendi (öz) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir grup bile bile hakkı gizlerler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu¹ öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.
1- Mescid-i Haram'ı. Kabe'yi ve dayandığı geçmişini.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (o peygamberi) öz oğulları gibi tanırlar, öyle iken içlerinden bir güruh, kendileri bilib durdukları halde, yine mutlakaa Hakkı gizlerler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu (o peygamberi) kendi oğullarını tanımakta oldukları gibi tanırlar.(1) Buna rağmen şübhesiz onlardan bir fırka, kendileri bile bile gerçekten hakkı gizlerler.
(1)Hz. Ömer (ra), yahudi âlimlerinden iken İslâm’la şereflenen Abdullah bin Selâm Hazretlerine bu âyet-i kerîme hakkında suâl ettiğinde o, cevâben şöyle dedi: “Yâ Ömer! Ben Hz. Peygamber (asm)’ı gördüğüm zaman, oğlumu tanıdığımdan ziyâde tanımıştım. Zîrâ oğlum hakkında, belki anası hıyânet etmiştir diye şübhelenebilirim. Ama Resûlullah (asm) için zerre kadar bile şübhem olamaz. Çünki onun vasıfları Tevrât’ta yazılı olanların aynısı ve tamâmıdır.” (İbn-i Kesîr, c. 1, 140)Ayrıca bakınız; (sahîfe 13, hâşiye 2)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
O kendilerine kitap vermiş olduğumuz kimseler (Yahudi ve Hıristiyan alimleri) kendi çocuklarını bildikleri gibi onu (bizim tarafımızdan peygamberin getirmiş olduğu o mesajın doğruluğunu ve Mescid-i Haram’daki Kâbe’nin hem kendilerinin hem de İbrahim ve önceki bütün peygamberlerin kıblesi olduğunu) da bilirler. Fakat onlardan bir fırka, hiç şüphe yok ki, bilir oldukları hâlde gerçeği gizlerler. *
(*) Ayette geçen (يعرفونه)’’ya’rifunehu’’daki zamir (الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ) ‘’ Mescid-i Haram’e, Kabe’ye, kıbleye gider. Bu nedenle ‘’ Onu bilirler’’ şeklindedir. Çünkü (يعرف) aynı zamanda (يعلم)’’ya’lemü’’ anlamına da gelir. Ama maalesef mevcut mealler bundan önceki ayetlerde peygamberin ismi geçmediği hâlde (يعرفونه) daki (hu) zamiri peygambere raci yapmışlardır, oysa o zamiri, ismi geçmeyene raci yapılamaz. Ama bu ayetten önceki ayetler, Mescidi Haram- kıbleden söz ettiği için (يعرفونه) daki (hü) zamiri buna gider. Yani burada, kitap ehlinin kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanıyıp bildikleri şey, bağlam gereği “kıble” olmalıdır. bkz: قال أبو جعفر : يعني جل ثناؤه بقوله : "الذين آتيناهم الكتاب يعرفونه " ، أحبار اليهود وعلماء النصارى : يقول : يعرف هؤلاء الأحبار من اليهود ، والعلماء من النصارى : أن البيت الحرام قبلتهم وقبلة إبراهيم وقبلة الأنبياء قبلك ، كما يعرفون أبناءهم (تفسير الطبري ) عرف الحقيقة:علمها وأدركها (تعريف و معنى عرف في معجم المعاني الجامع – معجم يحتمل قوله: {أَنَّهُ ٱلْحَقُّ} على وجهين أحدهما: أي علموا أن تحويل القبلة من بيت المقدس إلى الكعبة حق، لكنهم يعاندون ويتبعون هواهم (تأويلات أهل السنة) والضمير في {يعرفونه} عائد على الحق في القبلة والتحول بأمر الله إلى الكعبة، قاله ابن عباس وقتادة وابن جريج والربيع،( المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) {وإن الذين أوتوا الكتاب}: أي رؤساء اليهود والنصارى وأحبارهم. وقال السدّي: هم اليهود. {ليعلمون أنه}: أي التوجه إلى المسجد الحرام، {الحق}: الذي فرضه الله على إبراهيم وذريته. وقال قتادة والضحاك: إن القبلة هي الكعبة. وقال الكسائي: الضمير يعود على الشطر، وهو قريب من القول الثاني، لأن الشطر هو الجهة.( البحر المحيط) أى: أن أحبار اليهود وعلماء النصارى يعرفون صدق رسالة النبي صلّى الله عليه وسلّم ويعرفون أن توجهه إلى البيت الحرام حق، كما يعرفون أبناءهم فهو تشبيه للمعرفة العقلية الحاصلة من مطالعة الكتب السماوية، بالمعرفة الحسية في أن كلا متهما يقين لا اشتباه فيه قال الإمام ابن كثير: «يخبر الله أن علماء أهل الكتاب يعرفون صحة ما جاء به الرسول صلّى الله عليه وسلّم كما يعرف أحدهم ولده،(الوسيط لطنطاوي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz. Onu (Elçiyi) kendi öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir gurup, bildikleri halde hakkı gizlerler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz onu kendi çocuklarını tanırcasına tanırlar. Bu böyle iken içlerinden bir takımı doğruyu bile bile gizlerler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Kitap verdiğimiz kimseler kendi oğullarını tanıdıkları gibi O/nu da [¹] tanırlar. Onlardan bir gürûh hakkı, bile bile ketmederler.
[1] Nebî'yi veya tahvil i kıbleyi,  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu/Kâbe’nin kıble olduğunu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.⁹⁶ Ama onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler.
96 Onlar kendi oğullarını nasıl şüphesiz tanıyorlarsa Kâbe’nin de Müslümanların kıblesi olduğunu öyle tanırlar demektir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Kendilerine kitab verdiklerimiz, onu (Peygamber'i) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğruyu bile bile gizlerler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Kendilerine daha önce Kitap verdiklerimiz, yani Yahudi ve Hıristiyan bilginleri, kıblenin değiştirilmesine yönelik emrin Allah’tan geldiğini ve bu emre muhatap olan Muhammed (s)’in hak Peygamber olduğunu pekâlâ bilir, onu kendi öz evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar fakat yine de içlerinden bir kısmı, kıskançlık ve bencillikleri yüzünden gerçeği bile bile gizlerler.Oysa inkârcılar ne derlerse desinler:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Kitap verdiğimiz kimseler, kendi oğullarını tanır gibi onu tanıyorlar. Onlardan bir takımı, bildikleri halde Hakk’ı (Gerçeği) saklıyorlar.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Aslında ehlikitap, Muhammed'i, kendi çocuklarını tanıdıkları kadar yakından tanırlar, ama yine de onlardan bir kısmı bile bile gerçeği söylemezler.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Daha önce kendilerine kitap verilenler Resulümüz Muhammed’i kendi oğulları gibi tanırlar. Çünkü onlara verdiğimiz kitaplarda Resullerin özelliği, kimliği, kişiliği, karakteri, söylemi, eylemi vardır. Böyle iken içlerinden bir takımı bilerek gerçeği gizler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (kıbleyi) kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. [*] Şüphesiz ki onlardan bir grup, bilerek hakikati gizlemektedir.
Burada, kitap ehlinin kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanıyıp bildikleri şey, bağlam gereği “kıble” olmalıdır. Serbest bir okuma yani bağlam dışı bir yoruma göre ise kastedileni “Hz. Muhammed” olarak kabul etmek de mümkündür. Çünkü benzer mesaj En‘âm 6:20’de de yer almaktadır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, o (Peygamberi) kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler.¹ Fakat onlardan bir bölümü, bu gerçeği bile bile gizlerler.
1 Tevrat’ta Hz. Musa’ya benzer bir Peygamberin gönderileceği anlatıldığı için, öteden beri kitap ehli gelecek olan son peygamberi (اَلنَّبِي) “En’nebi” yani “o Peygamber” diye yâd ederdi. Ancak onun Hz. Muhammed (s.a.v) olduğunu gösterecek bir delile ihtiyaç vardı. Hz. Muhammed (s.a.v)’in getirdiği mucizeler ile bu da bihakkın te’min edilmiş oldu. Bilhassa o zamanki kitap ehli âlimlerinin hiç bir şüphesi kalmamıştı ve bunu evlatlarını bildikleri gibi kat’î bir surette biliyorlardı. Nitekim Hz. Ömer (r.a.), Abdullah b. Selâm’a bunu sorduğu zaman; “ben onu oğlumu bildiğimden daha ziyade bilirim, çünkü onda hiç şüpheye mahal yoktur. Fakat evlâdıma gelince ne bileyim belki validesi hıyanet etmiş olabilir” demişti. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) de onun başını öpmüştü. Kitap ehlinin âlimleri o Peygamberi kalben pekiyi tanıdıkları halde mü’min olamamışlar bilâkis bile bile hakkı örterek avamdan daha ziyade kâfir olmuşlardır. (Elmalılı) Bk. (En’am: 20)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar: Ancak bilin ki, onların bazısı hakikati bile bile örtbas eder;
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz bu gerçeği öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı hakkı bile bile gizlerler. 6/20, 2/42
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Kendilerine vahiy emanet ettiklerimiz, bunu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların çoğu, bildikleri hâlde ısrarla gerçeği gizlerler.[²⁹¹]
[291] Zımnen: Yahudiler Kâbe’nin İbrahim tarafından inşâ edildiğini ve yine onun kıblesi olduğunu çok iyi bilirler. İbn Abbas’a göre “hû” zamiri Beytullah’ı (Kâbe) gösterir. Bu görüşe ikinci nesilden Süddi ve İbn Zeyd de katılır (Taberi). Sözün gelişi ve âyetin bağlamı da bu yorumu teyit etmektedir. Genel yargı, âyetteki zamirin Allah Rasûlü’nü gösterdiği yönünde oluşmuştur. Bağlamdan kopuk olan bu yorumun hissi nedenlere dayandığı söylenebilir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin alimleri; onu (Muhammed s.a.s.’i) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar (Onun hak peygamber olduğunu bilirler, çünkü onlar Resulullah s.a.s.'ın özelliklerini kitaplarında okumuşlardır) buna rağmen içlerinden bir gurup bile bile gerçeği gizlerler. (Dünya saltanatları elden gitmesin diye onun hak davetini kabul etmezler.)
Osman Fırat
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (Kur’an’ı), oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O kendilerine kitap verdiğimiz kimseler kendi oğullarını bildikleri gibi O'nu da bilirler. Fakat onlardan bir fırka, hiç şüphe yok ki, bilir oldukları halde hakkı ketmederler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kendilerine kitap vermiş olduğumuz kimseler, onu (Muhammed'i) tıpkı evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken, onlardan bir kısmı, bile bile gerçeği gizler.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Kendilerine kitâb virdiklerimiz (Ehl-i Kitâb) Rasûl'i kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler. Ve onlardan bir fırka, hakkı, hak oldığını bildikleri halde ketm iderler [²]
[2] Bir gün 'Ömeru'l Fârûk 'Abdullah ibni Selâm'dan (Yâ ibn-i Selâm, bu âyet-i kerîmede beyân buyurulan bilgiyi bana ta'rîf it) diye sordukda 'Abdullah (Yâ 'Ömer ben Hazret-i Rasûl'i gördiğim zamân oğlumı bildiğim gibi derhâl bildim. Belki onı bilmekliğim oğlumı bilmekliğimden ziyâdedir. Çünki Tevrat'da vasfı mezkûrdur. Fakat oğlum hakkında bu derece emîn olamam, belki vâlidesi hıyânet itmiş ola) cevâbını virdi.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiklerimiz bunu (Kâbe’nin tekrar kıble olacağını), kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler. Ama onların birtakımı bu gerçeği bile bile gizlerler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar) onu (Muhammed'i) öz oğulları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı bildikleri halde hakkı gizlerler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.(62) Yine de onlardan bir zümre var ki, bile bile gerçeği gizler.
(62) Peygamberi, kitaplarında onun hakkında verilen haberler sebebiyle tanırlar; geleceği haber verilen Âhirzaman Peygamberinin o olduğunu çok iyi bilirler.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla birlikte, içlerinden bir zümre, bilip durdukları halde gerçeği gizliyorlar.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
anlar kim virdük anlara kitāb, bilürler anı nite kim bilürler oġlanlaruñ. daħı bayıķ bir bölük anlardan, gizlerler ḥaķķı ya'nį muḥammed śıfatın anlar bilürlerken.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol kişiler kim kitāb virdük anlara, bilürler Muḥammed ḥaḳ peyġamberolġanı, yā ḳıble ḥaḳ olġanı, oġlanları bildükleri gibi. Daḫı bir ṭāyife anlar‐dan ḥaḳḳı gizlerler, anlar ḥaḳ olġanı bilürlerken.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Kitab (Tövrat və İncil) verdiyimiz şəxslər onu (Muhəmmədi) öz oğullarını tanıdıqları kimi tanıyırlar. (Buna baxmayaraq) onların bir qismi, şübhəsiz ki, həqiqəti bilə-bilə gizlədir.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Those unto whom We gave the Scripture recognize (this revelation) as they recognize their sons. But lo! a party of them knowingly conceal the truth.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
The people of the Book know this as they know their own sons(151); but some of them conceal the truth which they themselves know.
151 The People of the Book should have known all this as well as "they knew their own sons," as their past traditions and teaching should have made them receptive of the new Message. Some commentators construe the demonstrative pronoun "this" to refer to the Prophet. In that case the interpretation would be: The People of the Book know Muhammad as well as they know their own sons; they know him to be true and upright, they know him to be in the line of Abraham: they know him to correspond to the description of the prophet foretold among themselves; but selfishness induces some of them to act against their own knowledge and conceal the truth.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَلَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
اٰتَيْنَاهُمُ
kendileri- ne verdik
الْكِتَابَ
kitap
يَعْرِفُونَهُ
onu tanırlar
كَمَا
o şey gibi ki
يَعْرِفُونَ
tanıyorlar
اَبْنَٓاءَهُمْۜ
kendi
oğullarını
وَاِنَّ
ve şüp- hesiz
فَر۪يقاً
bir grup
مِنْهُمْ
onlardan
لَيَكْتُمُونَ
gerçekten gizlerler
الْحَقَّ
hakkı
وَهُمْ
kendi- leri iken
يَعْلَمُونَ
biliyorlar
Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hristiyanlar), o (ellerindeki kitapta yazılı olan resul)ü kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup (apaçık) bildikleri hâlde hakkı gizlerler.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
عَرَفَ
Fiil-I
ع ر ف
Tanıyıp bildi, tanıdı, farkına vardı, arif oldu
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
عَرَفَ
Fiil-I
ع ر ف
Tanıyıp bildi, tanıdı, farkına vardı, arif oldu
اِبْن
İsim
ب ن ي
Oğlu, (Çoğulu اَبْنَٓاءَ: oğulları, çocukları)
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
فَرِيق
İsim
ف ر ق
Zümre, kısım, grup, taraf, topluluk
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
كَتَمَ
Fiil-I
ك ت م
Gizledi, ketmetti
حَقّ
İsim
ح ق ق
Hakk (Allah'ın esması, ismidir. Hakk olan, gerçek olan demektir), hak, hakkını verdi, hakiki, gerçek, hakikat
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi