Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.
Allah'ın Elçisi, Mekke'de ibâdetini, Arapların yaptığı üzere Ka'be'ye yönelerek yapıyordu. Medîne'ye geldiği zaman, Kitap ehliyle dîn birliğini ve kardeşliğini göstermek üzere onaltı, on yedi ay kadar onların kıblesi olan Kudüs'e doğru yönelerek namaz kıldılar. Bu durum, Kitap ehlini müslümanlara yaklaştıracığı yerde şımarttı, bazı yahûdîler: "Muhammed ve adamları, nereye yöneleceklerini bilmiyorlardı, biz onlara yönelecekleri kıbleyi gösterdik" gibi laflar etmeğe başladılar. Bu durumdan sıkılan Allah'ın Elçisi, başını göğe kaldırdı, hangi tarafa yönelmeleri gerektiği konusunda gökten bir haber bekliyordu. İşte bu sırada inen bu âyetler, Allah'ın Elçisi'ne, bundan böyle Ka'be'ye yönelerek ibâdet etmesini emretti ve bazı beyinsizlerin, bu durumu bahane ederek kalblere kuşku sokmağa çalışacaklarını; onların tutumuna aldırış etmemesini bildirdi.