Allah’ın mescidlerinde¹ Onun adının anılmasını engelleyen ve bunları yıkmaya çalışanlardan² daha zalim kim olabilir?³ Oysa onların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir.⁴ Bu, onlar için dünyada bir zillettir. Âhirette ise onlar için büyük bir azap, vardır.
1 Bazı mealciler, buradaki “mescidler” ifâdesini, ibadethane veya meclis diye tercüme ederek mevcut kiliseleri ve havraları da anlamaya çalışmışlarsa da bunlar; sadece bizim Peygamberimizin ve önceki Peygamberlerin dinlerindeki esas işlevini yerine getiren mescidlerdir. Yoksa sonradan puthane haline getirilen kilise, havra ve tapınaklar, değildir. Bk. (Hacc: 40)2 Yani, o mescidlerin içerisinde Allah’ın hükümlerinin îfâ ve ifâde edilmesine engel koyan, madden veya manen harap olmasına, yıkılmasına, onların hiçbir işe yaramaz hale getirilmesine veya mescidlikten çıkarılmasına çalışandan daha zâlim kim olabilir?3 Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre bu âyet, Beyt’ül-Makdis’in tahribi ve Hıristiyanların Mescid-i Aksa’da ibâdeti yasaklamalarına dikkat çekmektedir. (Beyt’ül-Makdis ilk defa, Bâbil imparatoru Buht’ün-Nasr tarafından tahrip edilmiş ve “İsrail Devleti” yıkılmıştı. İran hâkimiyetine geçen Kudüs ve civarı daha sonra da Romalıların idaresine geçmişti. Hz. Ömer zamanına kadar Hıristiyanlar, orayı çöplük yapmışlar ve Allah’a ibâdet ve duâ etmek isteyenleri menetmişlerdi.) Esasen bu âyet, Mekke müşriklerinin Efendimizin ve Müslümanların Kâbe’ye girmelerini yasaklamalarına işaret etmekle birlikte, tüm mescidler hakkında yapılmış ve yapılacak tahribatın tamamını kapsamaktadır.4 Onların, o mescidlere, emin bir şekilde girmeye hakları yoktur. Siz, cihad ederek onları öyle bir korkutun ki onlar, oraya emin olarak, giremesinler. (Celâleyn) Esasen yeryüzünün tamamı Müslümanlara mescid kılındığına göre, cihadın nihaî gayesinin; yeryüzünün tamamını mescid haline getirip, kâfirlerin orada elini kolunu sallayarak gezmelerine mani olunması, olması gerekir.