close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Ankebût Sûresi 48. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vemâ kunte tetlû min kablihi min kitâbin velâ teḣuttuhu biyemînik(e)(s) iżen lertâbe-lmubtilûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve sen, bundan önce hiçbir kitap okumazdın ve sağ elinle de bir şey yazmamıştın, öyle olsaydı, batıl, şeylere kapılanlar mutlaka şüpheye düşerlerdi.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey Nebim!) Bundan (Kur’an’dan) önce Sen hiç kitap okuyan birisi değildin ve onu kendi elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, bâtılda olanlar (bunları kendisi uydurup yazdı diye) kuşkuya kapılırlardı. (Bu nedenle Allah CC Seni "Ümmiy" kıldı.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ey peygamber! Sen, bu Kur'an sana gelmezden önce hiç kitap okumazdın ve ellerinle de yazı yazar birisi değildin. Öyle olsaydı, batıl şeylere kapılanlar, mutlaka şüpheye düşerlerdi.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Sen Kur'ân indirilmeden önce, ne kitaptan okumayı bilirdin, ne de sağ elinle yazı yazabilirdin. Eğer öyle olsaydı, bâtıl yolda gidenler, bâtılın hâkimiyetini temin için hakkı baskı altında tutan güç ve iktidar sahipleri elbette kuşku duyarlardı.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 7/157; 25/5-6.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Sen daha önce ne bir kitap okuyor ne de onu elinle yazıyordun. Öyle olsaydı batıla uyanlar kuşkulanırlardı.
Ali Bulaç
swap_vert close
Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Sen bundan önce (Kur'an'ın nüzulünden evvel inen kitablardan) hiç bir kitab okur değildin ve elinle de onu yazmazdın. (Eğer okur yazar olmuş olsaydın), o vakit müşrikler, (Kur'an'ı başkasından okuyup yazdın ve öğrendin diye) elbette şübhelenirlerdi.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve sen, bu Kur’andan önce hiçbir kitap okuyan değildin. Ve sağ elinle kitap yazan da değildin. Böyle bir durumda, boş düşünen o insanlar şüpheye düşerlerdi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sen daha önce bir kitaptan okuyup sağ elinle de yazarak kopya çekmiş değilsin. Öyle olsaydı, saçmalayanlar şüpheye düşerlerdi.[415]
[415] Hz. Peygamber’in ümmiliği hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIV, 490-491; Ümmilik hk. I, 542-545; XIX, 271-276.  
Besim Atalay
swap_vert close
Bundan önce sen bir kitap okumadın, sağ elinle yazı dahi yazmadın, böyle olmasaydı, bâtılcılar şüpheye düşeceklerdi
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Ey Resul!) Sen Bundan önce herhangi bir ilahi kelamı okumuş ya da onu kendi elinle yazmış değildin. Şayet böyle olmasaydı (okumuş ya da yazmış olsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar (o Kur'an'ı başka yerden okudun ya da yazdın diye) şüpheye düşerlerdi.
Bkz.7/158 ve “Ümmi” ifadesi ile ilgili dipnotu.  
Cemil Said
swap_vert close
Bir zamânlar hiç bir kitâb okumamış idin, sağ elin ile bir satır yazı yazamaz idin.(*)
(*) âyetin son kısmı olan اِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ ’ibâresinin meali iki baskıda da bulunmuyor.  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sen şu Kur’an’dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği çürütmeye çalışanlar kuşkuya düşerlerdi.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı.  
 Hz. Peygamber’in «ümmî» yani okuma-yazma bilmeyen bir kişi olmasının başlıca hikmeti, bu âyette açıklanmış olmaktadır: Eğer Resûl-i Ekrem, okuma-yazma bilen bir kişi olsaydı, ümmî olan peygamber için bile «Bu Kur’an’ı o uydurmuştur» demeye kalkan ve en açık mucizeleri inkâr eden müşrikler, iftiralarına bir ölçüde mesnet bulmuş olacaklar ve daha çok kimseleri kandırabileceklerdi.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Sen daha önceki kitaplardan hiç birini okumuyordun ve onları elinle de yazmıyordun. Bu durumda, yanlışı savunanların kuşkulanması için bir bahane oluşacaktı.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Sen bundan evvel kitab okur değildin, hâlâ da elinde yazı yazmazsın öyle olsaydı mubtıller şübhelene bilirlerdi
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sen bundan (Kur’ân’ın sana vahyinden) önce ne bir kitap okuyor ne de onu sağ elinle yazıyordun. (Hâlâ da okuyup yazamazsın. İçlerinde yaşadığın Mekke halkı, senin okur-yazar olmadığını biliyorlardı.) Öyle olsaydı (okur-yazar olsaydın), bâtılda olanlar (o Kur’ân’ı başka yerden okudun ya da yazdın, diye) şüpheye düşerlerdi.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Sen, daha önce¹ herhangi bir kitaptan okuyor ve onu yazıyor değildin. Öyle olsaydı, mesajını geçersiz yapmak isteyenler kuşkulanırlardı.²
1- Kur'an sana vahyedilmeden önce. 2- Seni, bu mesajları başka kitaplardan almakla suçlarlardı.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Sen bundan evvel hiçbir kitâb okur değildin. Elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı baatıl söyleyenler elbet şübhelenir (ler) di.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hâlbuki (sen), bundan önce ne bir kitab okumuş, ne de sağ elinle onu yazmış değildin. Öyle olsaydı elbette bâtıla dalanlar şübheye düşerdi.(1)
(1)“Ümmî (okur-yazar olmayan) bir Zât’ta (asm) zuhûr eden (ortaya çıkan) o Şerîat; on dört asrı ve nev‘-i beşerin humsunu (insanlığın beşte birisini), âdilâne (adâletle) ve hakkāniyet (haklılık) üzere ve müdakkikāne (gāyet dikkatlice), hadsiz kānunlarıyla idâre etmesi emsâl (kıyas) kabûl etmez. Hem ümmî bir Zât(asm)’ın ef‘âl ve akvâl ve ahvâlinden (fiil, söz ve hâllerinden) çıkan İslâmiyet; her asırda üç yüz elli milyon insanın rehberi ve mercii (mürâcaat kaynağı) ve akıllarının muallimi ve mürşidi; ve kalblerinin münevviri(nûrlandırıcısı) ve musaffîsi (sâfîleştiricisi); ve nefislerinin mürebbîsi (terbiyecisi) ve müzekkîsi (arındırıcısı); ve ruhlarının medâr-ı inkişâfı (ma‘nevî yükselme sebebi) ve ma‘den-i terakkiyâtı (ilerleme kaynağı) olması cihetiyle, misli (benzeri) olamaz ve olamamış.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 119)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Resulüm!) Sen bundan (Kur’an’dan) önce ne bir (kutsal) kitap okuyordun ve ne de (alıntı yapmak suretiyle) elinle yazıyordun. Şayet öyle olsaydı (önceki kitapları okuyup onlardan alıntı yapsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar şüpheye düşerlerdi.*
(*) Bu vb. bazı ayetlerin yanlış algılanması yüzünden Hz. peygamberin okuma- yazma bilmediği iddia ediliyor. Oysa ilgilii ayetler doğru ve dürüst algılanırsa, bunun böyle olmadığı, genel anlamda Hz. peygamberin okur yazarlığı olduğu ortaya çıkacaktır. Metinleri aşağıya alınan tefsirlerden de anlaşıldığı gibi Hz. peygamberin hem okur yazarlığı vardı hem de kendisi de Kur’an ayetlerini yazıyordu. Çünkü Furkan- 5 ayette bulunan (اكتتبها) ‘’iktetebeha’’nın anlamı, bizzat kendisi yazıyordu, eğer (استكتبها)‘’istektebeha’’ şeklinde, yani üzerinde bir işi talep etme harfı olan (س ) ’’sin’’ olsaydı, o zaman Hz. peygamber bunun başkası tarafından yazılmasını talep ediyordu şeklinde olurdu. İşte Furkan- 5. ayetin meali: ‘’ Ve (yine) dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Onu kendisi yazmış. Yazmak için sabah akşam ona birileri tarafından dikte ediliyor.’’ şeklindedir. Yani bu ayetten şöyle bir sonuç çıkıyor: Hz. peygamber Kur’an’ı hem yazıyor hem de yazdırıyordu. Ama o, eski kitapları yani Tevrat ve İncili hiç okumuyor ve bunlardan alıntı yapmıyordu. Zaten Tevrat İbranice olduğu için dili Arapça olan Hz. Peygamber onu ne okuyabiliyor ne de anlayabiliyordu. İşte kaynaklara göre; Tevrat’ı Arapçaya ilk kez tercüme eden 10. yüzyılda Bağdat’ta yaşayan Yahudi din adamı Saadiya Gaon’dur. Tevrat’ın Arapça’ya ilk çevirisinin Sura Akademisi’nin başkanı Saadiya Gaon tarafından X. yüzyılda yapıldığı kabul edilir. Yani Hz. peygamber döneminde Arapçaya tercüme edilmiş bir Tevrat yoktu. Onun tercümesi Hz. peygamberin vefatında iki buçuk asır sonra olmuştur. Bu nedenle Hz. Muhammed’in kitab-ı Mukaddes’i okuyup ondan alıntı yaptığının iddiası, tamamen asılsız ve mesnetsizdir. Ayrıca Kur’an’da Hz. peygamber hakkında kullanılan ümmi ifadesiyle, onun kitap ehli olmadığı ve önceki kitapları okuyup onlardan alıntı yapmadığı anlamındadır. Kur’an daki ümmi kelimesi bunu ifade ediyor. Ayrıca günümüzde özellikle ateist ve deistler tarafından, Kurân’ın eski Sümer yazıtlarından, ehli kitabın kaynaklarından derleme olduğu iddia edilir. Oysa tam aksine Kurân’ın kadim anlatımlarla ortak yanlarının bulunması hepsinin (Tevrat, İncil ve Kur’an) bir tek kaynaktan (Allah’tan) geldiğinin kanıtıdır. Kur’an da, bu anlatımları yeniden düzenleyerek yepyeni bir anlatımla dosdoğru bir şekilde sunmaktadır… اكتتبها ؛ هذه صيغة الافتعال من " الكتاب أي " كتبها وجود كتابتها وهذا كلام يحتمله معنى " اكتتبها (زهرة التفاسير) وقال الشهاب: وممن ذهب إلى أنه (ص ) كان يحسن الكتابة أبو ذر الهروي وأبو الفتح النيسابوري وأبو الوليد الباجي من المغاربة. وصنف فيه كتابا، سبقه إليه ابن منبه.... (تتفسير البيضاوي – تفسير القاسمي- تفسير النسفي ) "اكتتبها" كتبها لنفسه وأخذها - والإملاء : هو الإملال وهو إلقاء الكلام لمن يكتب ألفاظه أو يرويها أو يحفظها . وتفريع الإملاء على الاكتتاب كان بالنظر إلي أن إملاءها عليه ليقرأها أو ليحفظها التحرير والتنوير ) (وما كنت تتلو ) يا محمد ، ( من قبله من كتاب ) من قبل ما أنزلنا إليك الكتاب ( ولا تخطه بيمينك ) ولا تكتبه ، أي : لم تكن تقرأ ولا تكتب قبل الوحي ( إذا لارتاب المبطلون ) يعني لو كنت تكتب أو تقرأ الكتب قبل الوحي لشك المبطلون المشركون من أهل مكة ، وقالوا : إنه يقرؤه من كتب الأولين وينسخه منها ، قاله قتادة (تفسير البغوي) حيث لم يكن الرسول كاتب قصص وروايات فأذا قلت اني لست مؤلف او كاتب ليس معناها اني لا اعرف اقرأ او اكتب ولكني لست مؤلفا ولست كاتبا ولو كان الرسول معروف عنه انه يكتب كتب وروايات وما شابه ذلك اذ لارتاب المبطلون -- ومنذ القرن الثامن الميلادي، أصبحت اللغة الثقافية لليهود الذين يعيشون تحت الحكم الإسلامي هي اللغة العربية بدلًا من الآرامية. "في ذلك الوقت، بدأ كل من العلماء والعلمانيون في إنتاج ترجمات للكتاب المقدس إلى اليهودية والعربية باستخدام الأبجدية العبرية." في وقت لاحق، بحلول القرن العاشر، أصبح من الضروري وجود نسخة قياسية من الكتاب المقدس باللغة اليهودية العربية. أشهرها كانت تنتجها سعدية ولا تزال تستخدم حتى اليوم، " ولا سيما في أوساط يهود اليمنيين (ويكيبيديا، الموسوعة) --- لا يوجد في القرآن الكريم ما يدلُّ على أنَّ محمَّدا لم يكن يعلم القراءة والكتابة، لكن ورد أنّه لم يقرأ الكتب التي أنزلها الله تعالى على الأنبياء قبله -- وقد اتُّخذت هذه الآية كدليلٍ على أنَّ نبيَّنا لم يكن يعلم القراءة والكتابة، وذلك بتأثيرٍ من كتب التَّفسير التي أخرجت الآية عن مضمونها وفصلتها عن سابقتها.-- وإذا قرأنا الآية 48 مع التي قبلها سنرى الخطأ الكبير الذي وقعت فيه تلك التَّفاسير، فكلمةُ كتاب قد جاءت نكرة غير معرَّفة، وبحسب قواعد اللغة العربية فإنَّ النَّكرة إذا جاءت بعد معرفةٍ من جنسها اقتضي أن تكون النَّكرة من جنس المعرفة السَّابقة[1]. فيكون معنى الآية “وما كنت تتلو من قبل القرآن أي كتاب من كتب الله تعالى”.-- ويؤيد هذا الفهم قوله تعالى:{وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِّنْ أَمْرِنَا، مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ، وَلَكِن جَعَلْنَاهُ نُورًا نَّهْدِي بِهِ مَنْ نَّشَاء مِنْ عِبَادِنَا، وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ} (الشورى 42/ 52) بناء على الآيات السابقة يتبيَّن أنَّ الذي لم يكن يعرفه نبيُّنا هو كتب الله السَّابقة. ولا يوجد في الآيات ما يشير إلى أنَّه لم يكن يعرف القراءة والكتابة، بل إنَّها تدلُّ على أنَّه كان يعرفهما، لأنَّه يتلو القرآن ويخطُّه بيمينه، ولا يتأتَّي ذلك إلا لمن عرف القراءة والكتابة جيدا. )  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sen daha önceden (Allah, ahiret, ceza, din vs. konularla ilgili) ne bir kitap okuyordun ve nede elinle bir kitab yazıyordun. Öyle olsaydı, batıl inançlar içine olan kimseler hemen şüphelenirlerdi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sen bundan önce kitap okur değildin. Sağ elinle yazmayı da bilmezdin. Böyle olmasaydı, eğri söyliyenler besbelli ki işkilleneceklerdi.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Sen bu Kur/an/dan evvel hiçbir Kitap okumamıştın, sağ elinle [²] de yazı yazmamıştın [³]. Öyle olmasaydı bâtıl söyleyenler şüpheye düşerlerdi [⁴].
[2] Âdet veçhile vârit olmuştur veya mecaz ihtimalini def içindir.[3] Veya âdetin okumak, yazmak değildi.[4] Kütüb-ü sâlifeden almıştır veya öğrenmiştir, derlerdi.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Sen, bundan önce hiçbir kitap okumuş ve sağ elinle de onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı/okuyup yazsaydın, batıla uyanlar kaygı dolu kuşkuya [ertâb] düşerlerdi.²⁹
29 Krş. A’râf, 7/157-158  
Kadri Çelik
swap_vert close
Bundan önce sen hiç bir kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bu Kur’an sana vahyedilmeden önce, sen herhangi bir kitap okuyor veya kendin böyle şeyler yazıyor değildin. Bu güne kadar içlerinde yaşadığın Mekke halkı, senin okuyup yazmadığını biliyorlardı. Eğer öyle olsaydı, Kur’an mesajını iptal etmeye, çürütmeye çalışan batıl peşinde koşan inkârcılar, “Sen bunları öncekilerin kitaplarından öğrendin!” diyerek, Peygamberliğin hakkında şüpheye düşebilirlerdi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Bundan önce ne bir kitaptan okuyordun; ne de onu elinle yazıyordun! Öyle olsaydı, o zaman Bâtıl İçin Çalışanlar / Bâtılcılar kuşkuya düşerdi.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! Sen daha önceleri herhangi bir kitap okumadığın gibi, Yazı da bilmiyordun. Yoksa bozguncular hemen yaygarayı basarlardı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Putperestler seni bilmiyorlar mı? Niçin lüzumsuz, gereksiz sözler söylüyorlar? Bunları biri öğretmiştir mi diyorlar? Onlar, bilmiyor mu? Kur’an’dan önce hiç kimseden ders almadın! Kitap da okumuyordun! Üstelik kitap yazmış da değildin! Kitaplar yazıyor olsaydın belki şüpheye düşerlerdi. Hâlbuki senin önceki yaşantında kitaplarla bir ilişkin yoktu. İnkâr eden putperestler bunu çok iyi biliyorlar. Bildikleri halde niçin sözü karıştırıyorlar?
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sen bundan önce ne (kutsal) bir kitap okur ne de onu sağ elinle yazardın. Öyle olsaydı (gerçeği) iptal edenler elbette kuşku duyarlardı. [*]
Bu ayet Hz. Muhammed’in Kur’an’dan önce herhangi bir ilahî metin okumadığını göstermektedir. Kasas 28:86 ve Şûrâ 42:52’de verilen bilgiler de bunun delilidir. Demek ki buradaki mesaj Hz. Muhammed’in okuma-yazma bilmediğiyle ilgili değil, dini metinlerle içli dışlı olmak anlamında entelektüel bir din meşguliyetine sahip olmamasıyla ilişkilidir. Hz. Muhammed’in ümmiliği de onun kitap ehlinden olmaması, Tevrat’ı bilmemesi ve Mekkeli oluşu demektir; konunun okuma-yazma bilmemeyle herhangi bir ilişkisi olamaz.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Hâlbuki bu (Kur’an)dan önce sen, hiç bir kitap okumaz ve sağ elinle yazı da yazmazdın. (Eğer bir de) böyle olsaydı, bâtıl peşinde koşanlar şüphe ederlerdi.¹
1 Şüphelerine bahane bulurlardı. Gerçi hakkı arayanlar hiç şüphe etmezler. Çünkü Kur’an’-ın i’cazı için Peygamberin ümmî olması şart değildir. Nice okur-yazarlar vardır ki iki lafı bir araya getiremezler. Nitekim diğer Peygamberler ümmî değillerdi.  
Muhammed Esed
swap_vert close
çünkü, [ey Muhammed,] sen bu [vahyin gelmesi]nden önce herhangi bir ilahî kelâmı okumuş ya da onu kendi ellerinle ⁴⁶ yazmış değildin; öyle olsaydı, [sana vahyetmiş olduğumuz] hakikati çürütmeye çalışanlar, ⁴⁷ insanları [onun hakkında] kuşkuya sevk edebilirlerdi.
46 Lafzen, “sağ elinle” -yemîn (sağ -T.ç.n.) burada mecaz yoluyla kişinin “kendi eli” anlamına gelir. “Ümmî Peygamber”in (karş. 7:157 ve 158) okuma yazmasının olmadığı, bu sebeple, geçmiş vahiylerin muhtevası hakkındaki derin bilgisini Kitâb-ı Mukaddes’den veya öteki kitaplardan almış olamayacağı gerçeği, peşin hükümlü olmayan insanları, -Kur’an’ın da işaret ettiği gibi- Hz. Peygamber’in bu bilgiyi tamamen ilahî vahiy aracılığıyla edinmiş olduğuna ikna eden tarihî bir hakikattir.47 Mubtil isim-fiili, ebtale fiilinden türetilmiştir. Bu fiil, “haksız [veya “geçersiz”] bir iddiada bulundu” veya “bir hakikati çürütmeye çalıştı” veya “bir şeyi yok saydı”, o şeyin “önemsiz olduğunu” veya “hiçbir anlam ifade etmediğini” yahut “temelsiz”, “yanlış” ve “sahte” olduğunu göstermeye çalıştı anlamlarına gelir (Lisânu’l-‘Arab ve Tâcu’l-‘Arûs).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Oysa sen daha önce herhangi bir kitap okumuş değildin ve bunu kendin yazabilecek durumda da değildin. Eğer öyle olsaydı batılı hâkim kılmak isteyenler insanları şüpheye düşürürlerdi. 42/52, 13/17
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Hem sen bu (Kur’an)dan önce herhangi bir (kutsal) kitabı okumuş değildin; dahası onu kendi elinle[³⁵³¹] yazıyor da değilsin. Eğer böyle olsaydı insanları kuşkuya düşürürlerdi,[³⁵³²] gerçeği geçersiz kılmaya yeltenenler.[³⁵³³]
[3531] Lafzen: “sağınla”. Ayrıca bkz: 28:45. [3532] Şekk’ten farklı olarak raybın “ya doğruysa kaygısı içeren şüphe” oluşuyla ilgili bkz: 9:110 not 5 ve 14:9, not 5. [3533] Hicretin hemen arefesinde inen bu âyetler, Medine Yahudilerine karşı Nebi’nin üslubunu inşâ etmektedir. Burada olumsuzlanan Allah Rasûlü’nün Kur’an vahyinden önce herhangi bir vahyi okuyup yazmamış olduğudur. Bu âyet Furkân 4-5’te kastedilen türden (Krş: 16:103), vahyi Allah Rasûlü’nün yazdığı iftiralarını reddetmektedir. Kur‘an’ın içeriği, vahyin kaynağının rasul olmadığının en çarpıcı delilidir. Zira Kur’an’da Rasulullah’ın özel hayatında yaşadığı büyük acıların (amcasının, eşinin, oğlunun, kızlarının ölümleri) ve sevinçlerinin izine bile rastlanmaz. Hz. İsa’nın annesiyle ilgili 98 âyetlik bir sûre ve ayrıca onlarca âyet yer alırken, Allah Rasûlü’nün annesiyle ilgili tek bir îmâda dahi bulunulmaz.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) Sen bundan önce (vahiy inmeden evvel) ne bir kitap okur ne de yazı yazardın, öyle olsaydı, batıl söze uyanlar, kuşkuya düşerlerdi. (İlim sahipleri ise, Kur'an'ın Rabbinden sana vahyolunduğu hususunda asla şüphe etmezler.)
Osman Fırat
swap_vert close
Sen şu Kur’an’dan önce hiçbir kitabı okuyup anlamıyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve sen ondan evvel hiçbir kitap okur olmadın ve sağ elin ile onu yazmadın. Öyle olsa idi elbette iptale çalışanlar, şüpheye düşmüş olurlardı.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi. [7, 157; 25; 5, 6]
Hz. Peygamber (a.s.)’ın ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okur yazar olmayan bir zat olduğu, tarihî bir gerçektir. Halbuki Kur’ân-ı Kerimde çok çeşitli bilim dallarına ait bilgiler, ilmî prensipler, neticeler, atıflar veya işaretler vardır. Sadece Yahudi ve Hıristiyan dinlerine ve kutsal kitaplarına dair bilgileri göz önünde bulunduracak olursak büyük bir yekün teşkil eder. Bu konulara girmek, hele hele o alanın ilim adamları arasındaki ihtilaflı konularda görüş bildirmek, eleştiri yapmak, karar verip hükme bağlamak, bilgi sahiplerinin bile yanaşamayacağı bir iştir. Şu halde Kur’ândaki bu bilgilere bir merci lâzımdır. Kur’ânı tebliğ eden ve kırk yıllık ömrünü kendi hemşehrilerinin arasında geçiren Hz. Muhammed’in; okul, öğretmen görmediği, hatta yazma bile bilmediği kesindir. Zira Kur’ân, sayısız muhaliflere karşı bu âyeti bildirmiş, hiçbir düşman çıkıp da onun yazı bildiğini ileri sürememiştir. Öyleyse Kur’ân’ın her şeyi bilen Allah Teâlâ tarafından gönderildiği kesinlik kazanmaktadır.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Ey Muhammed) Sen bundan önce bir Kitap okumuyordun, elinle de onu yazmıyorsun. Öyle olsaydı o zaman (Allah'ın sözlerini boşa çıkarmaya çalışan) iptalciler, kuşkulanırlardı.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sen, sana Kur'ân nâzil olmazdan evvel bir kitâb okumuş ve sağ elinle yazı yazmış değildin. (Eğer okumuş ve yazmış olsa idin) bâtıl tarafdârları senin risâletinde şek idebilirlerdi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Bundan önce bir yazıyı[*] ne okumuş ne de elinle yazmıştın; öyle olsaydı batıla dalanlar şüphelenirlerdi.
[*] "Yazı" diye tercüme ettiğimiz kelime "kitap"tır. Arapçada bir kaç kelimelik yazıya da kitap denir. Nitekim Neml 27/28 ve Neml 27/29. ayetlerde Süleyman aleyhisselamın Belkıs'a gönderdiği mektuba kitap denmiştir. Zaten mektup Arapçada "kitaplaştırılmış şey" anlamındadır. Yukarıdaki ayette "kitap" özel isim değil, cins isimdir. Allah'ın önceki toplumlara gönderdiği kitaplardan söz edilen her yerde kelime marife yani özel isim şeklinde olur. Arapçada bir kural vardır; "nefyin siyakında vaki olan nekre umum ifade eder" yani olumsuz bir cümlenin içinde geçen cins isim, o cinsin bütün türlerini kapsar. Türkçede de bu vardır; "Bugün bize kimse gelmedi" dediğiniz zaman hiç kimsenin gelmediği anlaşılır. Onun için ayet, Nebimizin okuma yazma bilmediği konusunda şüpheye yer vermeyecek kadara açıktır. Furkan 25/5. ayet de bu anlamı pekiştirmektedir. "Şunu dediler: "Bunlar eskilerin masallarıdır; yazdırtmış, sabah akşam ona belletiliyor." Batılılar Kur'an'ı Allah'ın kitabı saymadıkları için Nebimizin okuma yazma bilmemesi, onları sıkıntıya sokuyor. Bundan dolayı ne yapıp yapıp onun okuma yazma bildiğini ispata çalışıyorlar.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Daha önce sen, hiç bir kitap okumuş değildin. Onu sağ elinle de yazmadın, öyle olsaydı, batılcılar şüphe ederlerdi.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Bundan önce sen ne bir kitap okumuş, ne de eline kalem almıştın. Öyle olsaydı, âyetlerimizi çürütmek isteyenler elbette şüpheye düşerdi.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyorsun. Eğer öyle olsaydı bâtıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı degüldüñ oķır añdan ilerü hįç kitāb daħı yazmazıduķ anı śaġ elüñ-ile. andan gümānlenedi bāŧıl getüriciler ya'nį cuḥūdlar.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı yā Muḥammed sen oḳumazdı‐sen Ḳur’āndan öñdin hīç özge kitāb,yazmazdı‐sen daḫı ṣaġ elüñle. Ol vaḳt şek iderdi bāṭıl üstine anlar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Rəsulum!) Sən bundan (bu Qur’andan) əvvəl nə bir kitab oxumusan, nə də onu əlinlə yazmısan. Əgər belə olsaydı, onda batilə uyanlar (onun barəsində) şəkk-şübhəyə düşərdilər (Onu hardansa oxuyub öyrənmişdir, deyərdilər).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And thou (O Muhammad) wast not a reader of any scripture before it, nor didst thou write it with thy right hand, for then might those have doubted, who follow falsehood.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And thou wast not (able) to recite a Book before this (Book came), nor art thou (able) to transcribe it with thy right hand:(3478) In that case, indeed, would the talkers of vanities have doubted.
3478 The Holy Prophet was not a learned man. Before the Qur'an was revealed to him, he never claimed to proclaim a Message from Allah. He was not in the habit of preaching eloquent truths as from a Book, before he received his Revelations, nor was he able to write or transcribe with his own hand. If he had had these worldly gifts, there would have been some plausibility in the charge of the talkers of vanities that he spoke not from inspiration but from other people's books, or that he composed the beautiful verses of the Qur'an himself and committed them to memory in order to recite them to people. The circumstance in which the Qur'an came bear their own testimony to its truth as from Allah.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمَا كُنْتَ
ve değildin
تَتْلُوا
okuyorsun
مِنْ قَبْلِه۪
bundan önce
مِنْ كِتَابٍ
bir kitaptan
وَلَا تَخُطُّهُ
ve onu yazmı- yordun
بِيَم۪ينِكَ
sağ elinle
اِذاً
o tak- tirde
لَارْتَابَ
elbette şüp- heye düşerdi
الْمُبْطِلُونَ
batıla dalanlar
(Resulüm!) Sen bu (Kur'ân)dan önce ne bir yazı okur ne de elinle onu yazardın. (Eğer) Öyle olsaydı bâtıla dalanlar (bu Kur'ân'ı senin uydurduğun hakkında) şüpheye düşerlerdi.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
تَلَى
Fiil-I
ت ل و
Okudu, tilavet etti, takip etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
خَطَّ
Fiil-I
خ ط ط
Yazdı
يَمِين
İsim
ي م ن
Yemin, sağ el, sağ taraf, ahit
اِذًا
Edat
اِذًا
Bundan dolayı, bundan ötürü, bunun için, o hâlde, o taktirde
اِرْتَابَ
Fiil-VIII
ر ي ب
Şüpheye düştü, şüphe etti
مُبْطِلُون
Etken fiil-IV
ب ط ل
Bâtılı işleyenler, bâtıla sapanlar