close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Ankebût Sûresi 14. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velekad erselnâ nûhan ilâ kavmihi felebiśe fîhim elfe senetin illâ ḣamsîne ‘âmen feeḣażehumu-ttûfânu vehum zâlimûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve andolsun ki biz Nuh'u, kavmine gönderdik de aralarında tam bin yıldan elli yıl eksik bir müddet kaldı; derken onları tufan helak etti ve onlar zalimlerdi.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Andolsun, Biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik, o da içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene geçirmişti. Sonunda onlar (inkâr ve) zulümlerine devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıvermişti.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz çok zaman önce, Nuh'u kendi kavmine göndermiştik ve Nuh onlar arasında dokuzyüzelli yıl geçirmişti. Sonra onlar, yaratılış gayeleri dışında yaşamaya devam ederlerken, tufan onları yakalayıverdi.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Andolsun ki, biz Nûh'u kavmine özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. O, bin yıldan, elli yıl eksik bir süre onların arasında yaşadı. Sonunda, onlar inkâr, isyan, baskı ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyerek zulümlerini sürdürürken, şirk içinde yaşarken suikast planları hazırlarlarken, tûfan onların işini bitirdi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Andolsun biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik. Onların içinde bin yıldan elli yıl eksik yaşadı. Sonunda onlar zulümde devam ederlerken kendilerini tufan yakaladı.
Ali Bulaç
swap_vert close
Andolsun, biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Gerçekten biz Nuh'u kavmine peygamber gönderdik de, aralarında bin seneden elli yıl eksik (950 yıl) kaldı. Nihayet onları tufan (su felâketi) yakalayıverdi; onlar zalimlerdiler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Andolsun! Biz Nuh’u, kavmine (Peygamber olarak) gönderdik. Binden elli sene az bir müddet, içlerinde kaldı.(*) İşte onlar, zalim oldukları bir halde, tufan onları yakalayıverdi.
(*) Nuh (a.s.)’ın kavmi içinde 950 sene yaşamasından maksat, O’nun getirdiği din ve ilahî mesajın onlar içinde 950 sene devam etmesidir. Nitekim bu dönem, İbrahim (a.s.) ile bitmiştir. “İbrahim de, Nuh’un etabından idi.” (Saffat, 83. Bakınız: Al-i İmran, 33)  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Andolsun ki biz Nûh'u kendi kavmine gönderdik. O, bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
Besim Atalay
swap_vert close
Kendi ulusuna, Nuh'u gönderdik, binden elli yıl eksik içlerinde bulundu, imdi, tufan yakaladı onları, onlar zalim idiler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Andolsun ki, biz, Nuh'u kavmine (nebi olarak) gönderdik. Bin seneden elli yıl eksik (dokuz yüz elli yıl) onların içlerinde kaldı. Sonunda (onlar yola gelmeyip) zalimliklerini sürdürmeye devam ederken, tufan kendilerini yakalayıverdi.
Cemil Said
swap_vert close
Nûh’ı kavmine gönderdik. Ânların arasında (950) sene kaldı. Kavmin zulümlerinin ortasında tûfân başlarına geldi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Vaktiyle biz Nûh’u kendi kavmine resul olarak göndermiştik. Nûh, bin yıldan elli yıl daha az bir süreyle onların arasında kaldı. Sonunda zulümlerini sürdürürlerken onları tûfan yakaladı.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Edip Yüksel
swap_vert close
Nuh'u, halkına göndermiştik ve onların arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Ancak zulmettikleri için onları tufan yakaladı.
Neden "dokuzyüz elli yıl" değil de, "bin eksi elli yıl" ifadesinin kullanıldığı sorusuna, matematiksel mucizenin kodunu keşfedinceye kadar doyurucu bir cevap bulamıyorduk. Kuran'ın sureleri, ayetleri, kelimeleri ve harfleri matematiksel sistemde yer aldıkları gibi Kuran'daki sayıların da bu sistem içinde rolü vardır. Örneğin Kuran'da geçen tüm sayıların tekrarsız toplamları 162146'dır (19x8534). Buradaki ifade 950 olsaydı, yukarıdaki toplam 900 fazla olacak ve 19 sistemini bozacaktı. Ayrıca, Nuh'un toplam yaşının da 19'un katı oluşu bu ilişkiyi daha da güçlendirmektedir.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Andolsun ki Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve celâlim hakkı için Nuhu kavmine gönderdik de içlerinde elli yılı müstesna bin sene durdu derken onları tufan yakalayıverdi hep zulmediyorlardı
Emrah Demiryent
swap_vert close
Kasem olsun ki, biz Nûh’u kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. (Nûh) onların içinde, bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar zulümde devam ederlerken kendilerini tufan (azabı) yakaladı.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ant olsun ki Nûh'u halkına gönderdik. Onların içinde bin yıldan¹ elli yıl eksik kaldı. Sonunda haksızlık edenleri tufan aldı.
1- Bin yıl ifadesi, sayısal olarak “bin yıl” anlamında değil, deyim olarak “çok uzun zaman” anlamındadır. Uzun ömrünün elli yılı hariç, onların arasında kaldı anlamını ifade etmektedir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Andolsun ki biz Nuuhu kavmine (peygamber olarak) göndermişizdir de o, aralarında, elli yılı müstesna olmak üzere, bin sene kalmışdır. Nihayet onlar zulümde devam edib dururlarken kendilerini tuufan yakalayıvermişdir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
And olsun ki, Nûh'u kavmine gönderdik de, onların arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda, onlar zâlim kimseler oldukları hâlde tûfan kendilerini yakalayıverdi.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Muhakkak ki biz, Nûh’u da kendi kavmine (Sümerlere elçi olarak) gönderdik. O da (onların tufandan önce uyguladıkları takvime göre) bin seneden elli âm (yıl) hariç bir süre aralarında kaldı. Sonunda onlar zulme (şirke ve azgınlığa) devam ettikleri için tufan kendilerini yakalayıverdi.*
(*) 1-Bu ayette aynı cümle içinde hem (سنة)’’sene’, hem de farklı bir kelime olan ( عام)‘’âm’’ifadesi kullanıldığına göre bunların arasında bir anlam farkı olduğunu gösterir, yoksa her ikisi için (سنة) veya (عام) ifadesi kullanılacaktı. Yani sene ile kullanılan ifadeyle bu sûrenin toplumdan topluma değişiklik gösterebileceğine dair vurgu olabilir. Bu nedenle buradaki sene ifadesi ile tufandan önceki kameri takvimine göre (bir ay = bir sene), âm ifadesiyle de tufandan sonraki güneş takvimine göre (12 ay = bir sene) Hz. Nuh’un yaşadığı süreye vurgu yapılmış olabilir. 2- Bir insanın bizim hesabımızla bin yıl yaşaması bilimsel olarak mümkün olmadığından böyle bir durum ancak mucize olur, ama diğer nebilere verilen mucizelerden söz edilirken, Hz. Nuh’a bir mucize olarak böyle bir ömür verildiğinden söz edilmiyor. Bu da gösteriyor ki, 950 sene tufandan önceki Sümer takvimine (yani bir ay = bir sene hesabına) göredir. 3) Mü’minün- 24.ayette ‘’…O da (Nuh) ancak sizin gibi yaşayan bir beşerdir…’’ şeklindeki ifadeleri de Hz. Nuh’un da onlar gibi yaşadığını gösteriyor. Yani bir beşer olarak onlardan bir meziyeti, onlardan çok uzun bir süre gibi yaşamış olması söz konusu değildir, yoksa Hz. Nuh’a sen de bizim gibi bir beşersin, bizden farkın yoktur diyemezlerdi. Eğer Hz. Nuh onlardan daha çok uzun bir süre yaşamış olsaydı, onlara bakınız! Rabbim bir mucize olarak on asırdır beni yaşatıyor, sizi niye o kadar yaşatmıyor? diye bir karşılık verebilirdi, ama onlara böyle bir şey söylememiştir. Ayrıca tufandan önce SİN’e yani ay tanrısına tapan Hz. Nuh’un kavmi Ay’ın Dünya etrafında 1 tam turunu bir sene olarak değerlendirdikleri için, Kur’an da onların bu kültürüne ve uyguladıkları takvime göre Nuh’un 950 sene/yani 950 ay aralarında kaldığını söyleyerek onların bu kültürüne vurgu yapmış olabilir. (الله اعلم Çünkü onlarn ‘’SİN’’ tanrısına, yani Aya taptıkları da bir gerçektir. SENE ifadesi de, o ‘’SİN’’kelimesinden Arapçaya geçmiş olabilir. Örneğin: (سين هو اسم لإله القمر في بلاد بابل وآشور (من ويكيبيديا، ) ‘’ SİN; Babil ve Asur’daki Ay tanrısının adıdır… Kaynak: (Vikipedi) Fakat onların bu takvim anlayışı da tufandan sonra değişmiş, yerine güneş takvimi geçmiştir. Yani Kur’an burada tufan öncesi onların takvim anlayışına uygun olarak 1 ay 1 yıl kabul ederek anlatmış olabilir. Bundan hareketle bugünkü takvime göre tufandan önce Hz. Nuh’un aralarında kaldığı süre 79 yıldır, Yani burada 950 sene olarak aksedilen zaman dilimi, sümer takvimi baz alınarak belirtilmiş olabilir. Çünkü yapılan araştırmalara göre eski Sümer/tufandan önce/ takviminde bir aya, bir sene denilirdi. ( الله اعلم) ‘’Yine en doğrusunu yüce Allah bilir. ’’Kaynak:" Yüce Kur’an ve Açıklamalı Yorumlu Meali" Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, Prof. Dr. M. Cemal Sofuoğlu ve Prof. Dr. Abdulkadir Şener) İşte bundan hareketle eğer Hz. Nuh tufandan önce 950 ay = 79 sene, tufandan sonra da 50 âm (yıl) yaşamışsa, onun toplam yaşı: 79 + 50 = 129 sene gibi oluyor. ((الله اعلم Zira yapılan araştırmalara göre Sümerler tufandan önce 12 ay = 1 sene şeklindeki güneş takvimini kullanmazlardı...Ayrıca buna itiraz edenler diyorlar ki, mademki Kur’an bize hitap ediyor, öyleyse kullandığı 950 sene ifadesi de, bizim bildiğimiz sene olmalıdır. Cevaben deriz ki: Biz, (يوم)’’ yani gün, 24 saatlik zaman birimi olarak biliyoruz, Hâlbuki yüce Rabbimiz Kıyamet ve Ahiret için (يوم القيامة – يوم الاخرة ) ‘’ yevmü-l kıyame ve yevmü-l ahire’’ yani Kıyamet ‘’GÜNÜ’’ veya Ahiret ‘’GÜNÜ’’ diyor. Peki burada kıyamet veya ahiret GÜNÜ bizim bildiğimiz 24 saatlik zaman dilimi midir? Yani o günün süresi 24 saat midir? Hayır! Ayrıca Yüce Allah Secde sûresi 4. ayette kâinatın yaratılışından söz ederken şöyle diyor. Secde - 4: ‘’O Allah ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunan her şeyi (bütün evreni), altı günde yaratmış…’’ Peki henüz güneş, dünya ve evren yaratılmadan önce 24 saatlik zaman dilimi olan gece gündüz var mıydı ki, Kur’an bundan söz ediyor? İşte biz (يوم) ’’yevm’’ yani Gün, 24 saatlik zaman dilimi olarak bildiğimiz hâlde birçok yerde yüce Rabbimiz bizi bilimsel araştırmaya, aklımızı kullanıp düşünmeye ve kâinatın sırrını okumaya teşvik etmek amacıyla altı devre ve aşama yerine altı GÜN ifadesini kullanmıştır. Bu nedenle yüce Rabbimiz Hz. Nuh’un kavmi olan Sümerlerden söz ederken de, onun kaldığı süreyi Sümerlerin tufandan önce kullandıkları takvime göre bize bildirmesi gayet doğaldır. Buna göre Hz. Nuh 79 sene tufandan önce, 50 yıl da tufandan sonra yaşamış olabilir. Yani tufandan önce aylar sene sayılırdı, tufandan sonra da Güneşe dayalı takvim olan 365 gün esas alınmış olup tufan öncesi ve sonrası Hz. Nuh’un toplam yaşı 950/12 = 79+50 = 129) yıl olur. ( الله اعلم) Ama en doğrusunu yüce Allah bilir. Ayrıca makul bir görüş de şöyledir. Ayette geçen 1000 sene rakamsal bir sayı ifade etmeyip, çokluktan kinayedir. Yani Hz. Nuh birçok insandan daha fazla, yani 120 veya 130 sene gibi yaşamıştır. Çünkü Arap dil ve kültüründe rakamlarla çokluğu ifade eden kinaye örnekler çoktur. Kur’an ayetlerinde de bunun örnekleri mevcuttur. Örneğin: Tevbe- 80: (Resulüm!) Onlar (o münafıklar) için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş (70) kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir…’’ Bkz (التفسير الميسر) : فلن يغفر الله لهم، مهما كثر استغفارك لهم وتكرر) İşte tefsirlerde de geçtiği gibi buradaki yetmiş kez’’ ifadesi, sayısal olarak ‘’yetmiş’’ anlamında değil, çokluk anlamındadır. Yani her ne kadar onlar için dua ve istiğfarda bulunursa da, yine Allah münafık ve inkârcı olmaları sebebeiyle onları bağışlamayacaktır. Konuyla ilgili (تفسير المراغي – تيسير التفسير) adlı tefsirlere de bakılabilir…İşte Hz. Nuh’un da kavmi arasında 1000 sene kalması bunun gibi uzun bir zamandan kinaye olabilir. (الله اعلم) (وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا ..": ويفهم من هنا أن مفهوم سنة يختلف عن مفهوم العام، لأنه لو قال سبحانه:"وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ " لكان المعنى تاماً، أي إلا خمسين سنة. فلما قال:"إلا خمسين عاماً" دل ذلك على اختلاف مفهوم عام عن مفهوم سنة.إذن فعمر نوح عندما كانوا يقدرون الزمن تقديرا بالقمر كان 950 /12 = 79عاما و بعدها إكتشف الانسان السنة الشمسية . فحسب باقي عمره الذي قضاه بالاعوام و كانت 50 عاما بعد إكتشاف السنة الشمسية و الجملة 79+50= 129 و ذلك أمر طبيعي لاعمار ذرية آدم في تلك الايام .... و لو كان نوح عاش (950 عام) بصورة إعجازية كل هذه المدة لما بقي في قومه كافر ولآمنوا كلهم !!! المصدر(لا للخرافة..عمر سيدنا نوح عليه السلام ) (الباحث الاسلامي صلاح فيصل) اذن إن الله يقول: (فلبث فيهم ألف سنة إلا خمسين عاما) فلماذا هذا التخالف في التعبير عن المدة؟. (ألف سنة إلا خمسين عاماً) لماذا لم يقل ألف سنة إلا خمسين.٬ إذن فكيف عاش نوحٌ ألف عام في قومه؟ وكيف نفهم آية سورة العنكبوت؟ سنة؟. أو ألف عامٍ إلا خمسين عاماً؟. إن في التخالف مدخلاً لفهمٍ آخر جديد للآية ٬ فكيف نفهم؟ وما هو المفهوم الأسلم .. ؟ (وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنَا آيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِّتَبْتَغُوا فَضْلًا مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَد السنين والحساب وكل شيء فصلناه تفصيلا َ) ومن المعروف أن اختلاف الليل والنهار يعرفنا بعدد أيام الشهور فإذا عرفنا الشهور أولاً عرفنا الحساب العام وهو حساب الأعوام ٬ وهكذا نصل إلى أن المراد بالسنين 950 شهر وهي تساوي حوالي ثمانين عاما حسب حسا بانا (4 مارس, 2013 إسماعيل الكبسي) والأغلب أن قوم نوح كانوا يستخدمون الحساب الستيني تماشيا مع الحساب السومري الموجود في تلك الحقبة) من المؤكد أن العام والسنة في الآية يختلفان عما هو في عصرنا الحالي, وعدا عن أن السنة والعام لم يقصد بهما نفس الوحدة الزمنية, والسنة الشمسية التي نعرفها الآن أطلق عليها التنزيل الحكيم “حول” لأنها تعادل دورة الأرض حول الشمس, لذا لا تتصور أن عمر نوح كان “950” عاما !!! المصدر (هل عمر نوح عليه السلام 950 سنة ؟)ً و اذا قرأنا الآية الكريمة بتمعن سنلاحظ أنه - تعالى - استثنى العام من السنة ، وهذا لا يجوز لأن من شروط الإستثناء أن يكون المستثنى و المستثنى منه من جنس واحد . أي لو أنه تعالى قال ( لبث فيهم ألف سنة إلا خمسين ) لكان المعنى أن سيدنا نوح لبث فيهم تسعمائة وخمسين سنة . ولكنه قال: ( إلا خمسين عاما ) وبالتالي فالمقصود هنا شيء آخر . وهذا هو المفتاح الذي سيوصلنا إلى الحل فينبغي علينا أن نعرف ماذا تعني كلا من كلمتي ( عام ) و ( سنة )) في عصر سيدنا نوح عليه السلام وفي عصر نزول القرآن. إذا عدنا بالتاريخ إلى عصر سيدنا نوح عليه السلام ، أي الى فجر البشرية ، وبحثنا عن أصل كلمة سنة في اللغات العربية القديمة - السامية - فسنجد أن " سين " هو إله القمر عند الديانات المحلية ديانة عشتار و من ثم أطلق على القمر نفسه اسم (( سين )) ومنها طور سينين أي جبل الأقمار وبمرور الوقت تحولت (( سين )) لتدل على الشهر القمري ومن هنا أتت كلمة سنة . فكلمة سنة في اللغة العربية القديمة كانت تعني الشهر.فعندما نسأل أحد هؤلاء القدامى ما سنك ؟ فسيقول لك عن عدد الأقمار التي مرت عليه في حياته -أي كم شهرا عاش حتى الآن أما التقويم الشمسي الذي يعتمد على الفصول فهو غير معروف في الجزيرة العربية في تلك الفترة ، وذلك لكون الفصول لا تظهر بشكل واضح في الجزيرة العربية ، وذلك بسبب القرب من خط الاستواء والذي يرافقه ميلان بسيط لأشعة الشمس الساقطة على الارض فالشمس طيلة العام تبقى بنفس القوة تقريبا ، وعليه فلا يوجد فرق بين الأشهر ، فلا يمكن معرفة متى يبدأ العام ومتى ينتهي. فالوسيلة الوحيدة المتاحة لقياس الأزمنة هي الشهر القمري " السنة -" أما السنة القمرية - اثنا عشر شهرا كما هي بمفهومنا الحالي فلم تكن معروفة وذلك لعدم امكانية معرفة بداية العام من نهايته كما أسلفنا....الخ !!! المصدر (هل ) سورة يونس - والنص يقول بوضوح أن الله تعالى قد قدر حركة القمر لنتعلم منها عدد السنين. إذن وحدة قياس الزمن التى ربطها النص القرءانى بدورة القمر سماها بوضوح السنين ومفردها سنة. ودورة القمر حول الأرض لا نتعلم منها دورة كاملة للقمر حول لأرض.وهذه الدورة هى وحدة الزمن التى تحدث عنها النص القرءانى، فدوران القمر مرتين حول الأرض هما وحدتين أى سنتين ودورانه ثلاث مرات تسمى ثلاث سنين وهكذا وأحب أن أضيف هنا أنه لو كان نوح وأيضًا قومه قد عاشوا 950 عامًا كما يعتقد الكثيرون،فإن هذه ءاية عظيمة تفوق ما جاء به الكثير من الأنبياء من سوى أنها تستمر 29 ونصف يوم. فهذه هى الوحدة الزمنية التى سماها القرءان سنة - السنة =29, 53 يومًا =ءايات.ولسوف تكون هذه هى حجة نوح عند دعوته لقومه أن الله تعالى قد غير في خلقتهم الجسمانية من عظام وأجهزة ومفاصل لتتحمل هذه العمر الهائل. ولكن القرءان لم يتحدث بالمرة أن نوح قد ذكر لقومه أن.يتقوا الله الذي أمد في أعمارهم بهذه الطريقة المعجزة وهم يرون غيرهم من أهل القرى المجاورة لهم يتساقطون موتى على مدى 9 قرون ونصف.كما أنه ليس هناك دليل فى القرءان الكريم يذكر أن هناك نوع من الناس قد منحهم الله هذه الأعمار الطويلة، كما أن دراسة حفريات عظام البشر التى عمرها ملايين السنين حتى الآن لم تثبت وجود بشر قد عاشوا هذه الأعمار الطويلة؟ (العام فى القرءان الكريم ) الخلاصة .. مفهوم تعبير السنة القرءانى ورد على أنه وحدة لقياس الزمن مرتبطة بدورة القمر حول الأرض.وهذه الوحدة الزمنية سماها القرءان الكريم السنة. وهذه الدورة يراها سكان الأرض كفترة زمنية بين ميلاد قمر وآخر ومقدارها 29 ونصف يوم.السنة = 29,53 يوم - أما مفهوم تعبير العام فى القرءان فهو مطابق لما هو معروف لدى الجميع بأن العام هو وحدة زمنية تنقسم إلى إثنا عشر شهرًا. والعام هو دورة الأرض حول الشمس وليس للقمر هنا علاقة بهذه الوحدة الزمنية العام = 365 وربع اليوم - والله أعلم !!! المصدر (الفرق بين العام والسنة في القرءان الكريم) الوقت وحدات بسيطة بدورات القمر فكان الشهر يعتبر (سنة)... اذا فعمر نوح عليه السلام عندما يقدرون الزمن تقديرا بالقمر كان يساوي 95012=79عاما. وبعدها اكتشف الانسان السنة الشمسية . فحسب باقي عمره الذي قضاه بالاعوام وكانت 50 عاما بعد اكتشاف سنة الشمسية والمجموع سيكون 79 +50 =129 (عالم نوح – عمر سيدنا نوح هل حقا عاش 950 سنة وما ذا يقول...) انطر في الانترنت : (لا للخرافة..عمر نوح عليه السلام - صحيفة الراكوبة) وانطر أيضا (عمر سيدنا نوح هل حقاً عاش 950 سنة وماذا يقول العلم والمنطق ...) والمراد بالألف (في سورة السجدة الاية -5) الزمن المتطاول، وليس المقصد منه حقيقة العدد، إذ هو عند العرب منتهى المراتب العددية، وأقصى غاياتها، وليس هناك مرتبة فوقه إلا ما يتفرع منه من عداد مراتبها (تفسير المراغي –تيسير التفسير)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Nuh’u da kavmine göndermiştik. Sonra Nuh aralarında dokuz yüz elli sene kalmış dı. Kavminin inananlara zulüm etmelerinden dolayı, onları şiddetli bir tufan yakalamıştı.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Gerçekten Biz Nuh’u ulusuna göndermişizdir. O, onların arasında dokuyüz elli yıl eğleşmişti. Sonra da onları azgın sular alıp götürmüştü. Çünkü onlar kıyıcı kimselerdi.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
* Biz Nuh/u kavmine göndermişiz o, onların arasında bin seneden elli yıl eksik [⁶] ekleşti, onları tufan aldı, onlar zalim kimselerdi.
[6] Nazm-ı Celîlde bin sene zikr olunduktan sonra elli yılı istisna edilmesi onlardan sonra elli yıl istirahatte kaldığına işarettir. Nitekim nazm-ı Celilde bin adedi ile «Sene», elli adedi ile «Am» vârit olmuştur. Araplar ise bolluk senesini «Âm» kuraklık senesini «Sene» ile tabir ederler, kesret müddeti beyan için adedin en yüksek mertebesi olan «bin» zikr edilmiştir. Tul müddet zikri de peygamberimizin hatırını tesliye etmek içindir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Andolsun Biz Nûh’u kavmine gönderdik. O da onların arasında (onların takvimiyle) elli yıl hariç bin ay [sene]¹⁰ kalmıştı. Sonunda tufan, zulümlerini sürdürdükleri bir sırada kendilerini yakaladı.
10 Hz. Nûh’un kendi yaşı değil, Peygamber olarak kavmine gönderilme ile tufan arasındaki geçen süredir. Çünkü tufandan sonra Hz. Nûh yaşamaya devam etti. Burada söz konusu olan yaş, tebliğ yaşı ile ilgili olup, tartışması tarih boyu devam etmiştir. Bir insan ömrünün bu kadar olmayacağı sünnetullah gereği, âşikardır. Olayı günümüz takvimleriyle değerlendirsek, açıklamak çok zordur. Arkeolojik ve dinler tarihi araştırmaları göstermiştir ki, Sümer mitolojisindeki “Nanna”nın karşılığı Babil ve Asur’da “Ay tanrısı” olarak tapılan “Sin”dir. Nanna, aydınlatıcı anlamına gelir ve kutsal şehri “Ur” dur. Babilliler bu tanrılarına “Sin” diye çağırıyorlardı. “Sin”, Suriye ve Harran’da da Sami ırk tarafından tapılmıştır. Samilerde Ay, inanç sistemlerinin temelini teşkil eder ve takvimler ayın hareketlerine göre yapılmıştır. “Güneş tanrıları” da “Şamaş” (şems) idi. Hatta İslam öncesi Kâbe’de bile ay tanrısını ifade eden “sin” adında birtakım rumuzların var olduğu o dönemi araştıranlar tarafından söylenmektedir. Bilim tarihinden biliyoruz ki, tarihte ilk defa Sümerler “ay” takvimini kullanmış ve bu ayı 30, bir yılı ise 360 gün olarak hesaplamışlardır. Sümerlerin ay takvimine göre bir yılda 12 ay bulunur. Sümerlere göre ayın bir yıl boyunca gökyüzünde yapmış olduğu değişiklikler oldukça önem taşıyordu. Bu takvim olayı aynı zamanda “Ay tanrısı” anlayışıyla beraber Babillilere, Sabiilere ve Sami kavimlere de geçmiştir. Zamanla ayın bir aylık ve bir yıllık değişimleri ve hareketleri “sin” ve “sene” kelimeleriyle ifade edilmiştir. “Sin” Arapçada “senne/s-n-n” kökünden gelir. Cereyan eden, akıp giden anlamındadır. “Sünnet” kelimesi de bu köktendir (Mekâyıs). Buradan anlaşılan aynı şekilde devam eden hareketlerdir. Nitekim ay, her ay, aynı şekilde, aynı düzende ve aynı değişimlerle akar gider. Keza Arapçada aynı düzende ve sırada olduğu için “diş”e bu ad verilir. “Sene” kelimesi kök itibariyle “zaman” anlamına gelir (Mekâyıs). Eski Mısır, Babil ve Mezopotamya dilindeki aydınlık manasına gelen “Sin” ile Arapçada “düzenli” olarak tekrar eden “sin” ve “sene” kelimeleri arasında semantik karşılaştırmalar için yeni ve detaylı araştırmaların yapılması gerekmektedir. Konu arkaik dillere dayanıyor. Şunu da ifade etmek gerekir ki, Yunus, 10/5 ayetinde geçen “es-sinîn” kelimesinin kökü sinn’dir. Ayetin ifadesine göre hem ay, hem de yıl manasınadır. Oradaki dipnota da bakılabilir. Gelelim kıssadaki olaya: Biz Kur’an’daki, Hz. Nûh’un tebliğ yaşında geçen “âme” ve “sene” kelimelerinin her ikisini de yıl olarak alırsak; Tevrattaki gibi, (Bkz. Tekvin, IX/29) 950 yıldır. Ancak bunu izah zordur. Zaten Arapçada 950 yıl, ayette ifade edildiği gibi söylenmez. Kur’an, işitenlere düşündürecek ve araştıracak şekilde nefis bir belâgat üzerinden Yahudi ve Hıristiyanlara gönderme yapıyor ve onlara siyasi bir mesaj veriyor. Aynı zamanda Tevrat’ı değiştirenlere de matematiksel bir mesaj gönderiyor. İlk bakışta dokuz yüz elli yıl gözükse de aslında öyle olmadığını anlıyoruz. Üzerinde düşünüp bir inceleme yaparsak; o zaman “sene”yi ay, “âme”yi de yıl olarak alırsak, bin aydan elli yıl çıkarmamız gerekir. Elli yıl 600 ay eder. Bin aydan çıkarırsak geriye 400 ay kalır. Bunu 12’ye bölersek sonuç 33,3 yıl eder. Bu da otuz üç yıl dört ay demektir. Biz kısaca Kur’an’ın, bu konuda Nûh devrinde kullanılan takvimi kullandığını belirtelim. Şunu unutmamamız gerekir ki, Kur’an Peygamberlerin yaşadıkları dönemlerin zihniyet ve değer yargılarını ve kullandıkları malzemeleri de konu edinir. Şu hâlde burada Kur’an; “yılı” Arapça, “âme”, “ayı” da o devirde “ay” anlamında kullanılan ve “sin” ile aynı anlama sahip,“sene” kelimesiyle ifade ediyor. Eğer 950 nin hepsini ay olarak alırsak, Bu da 79,16 yıl eder. Ancak Kur’an bunu ifade etmiyor. Doğrusunu Allah bilir. Kur’an üslûbu gereği bu yorumlara müsait. Bizim tercihimiz Hz. Nûh’un kavmindeki tebliğ süresi 33,3 yıldır, yani otuz üç yıl dört aydır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Şüphesiz biz Nuh'u kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik, o da içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulmetmekte devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Gerçek şu ki, Biz bir zamanlar Nûh’u da kavmine elçi olarak göndermiştik. Nûh, onların arasında ellisi hariç tam bin yıl yani dokuz yüz elli yıl kalmış ve bıkıp usanmadan onları hak dine çağırmıştı. Fakat onlar, gözlerini ve gönüllerini hakîkate kapayarak inkârda direttiler. Bu yüzden, onlar zulüm ve haksızlık yapmaya devam ederlerken, o meşhur tufan onları bir gün ansızın yakalayıp yutuverdi! Nûh’a ve arkadaşlarına gelince:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
And olsun Nûh’u da kavmine rasûl gönderdik! Yaklaşık olarak "dokuz yüz elli" yıl onların içinde kaldı. Onlar zâlim iken onları Tûfân yakaladı.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Biz Nûh'u kendi halkına, Tanrı elçisi olarak görevlendirdik. Nûh onlar arasında tam dokuz yüz elli sene kaldı. Haksızlıkların tam ayyuka çıktığı bir sırada, Tûfan hepsini alıp götürdü.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Andolsun! Nuh’u kendi kavmine gönderdik. O zamanlar uyguladıkları takvime göre; halkının arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Nuh ile kavmi arasındaki mücadele sürerken, inkârlarından dolayı kavmini tufan yakalayıverdi.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Yemin olsun ki biz Nuh’u kendi halkına göndermiştik; bin seneden elli yıl eksik [*] bir süre onların arasında kalmıştı. Onlar haksızlık ederken (sonunda) tufan kendilerini yakalamıştı.
Buradaki “1000 sene” ifadesi ile Hz. Nuh’un kavminin içerisinde verimsiz ve çok uzun seneler geçirdiği, “50 yıl” ifadesi ile de peygamberlik yaptığı verimli süre kastedilmiş olabilir. “Bin seneden elli yıl eksik” ifadesini bir bütün olarak ele aldığımızda, ayette hem [seneh] (sene) hem de [‘âm] (yıl) kelimelerinin kullanılmış önemli bir ayrıma dikkat çekmektedir. Zira Râğıb el-Isfehânî’nin de belirttiği gibi, Yûsuf 12:47’de geçen [seneh] kelimesi daha çok verimsiz ve kurak seneler için kullanılırken, iki ayet sonra Yûsuf 12:49’da geçen [‘âm] sözcüğü ise bereketli ve yağışlı yıllar anlamında kullanılmıştır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yemin olsun Biz Nûh’u da kendi kavmine gönderdik. O onların içerisinde bin seneden elli sene eksik¹ yaşadı. Sonunda onlar, (şirklerine) zulümlerine devam ederlerken, tûfân da onları yakalayıverdi.
1 Yani dokuzyüz elli sene… Bazı akılcı (Rasyonalist / Mutezili) mantıklılar bu ayette geçen “bin” ifadesini “deyimsel ifadesiyle” gibi uyduruk bir yöntemle, “bir insanın yaşayacağı en uzun süre” diye yamultmaya kalksa da Allah, Hz. Nuh’un toplumunda dokuzyüz elli sene yaşadığını açıkça ifade etmektedir. “Bin” kelimesinin çokluktan kinaye olmadığının açık delili ise “elli sene eksik” ifadesidir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
BİZ [çok zaman önce] Nûh’u kendi kavmine göndermiştik, ¹¹ ve Nûh onlar arasında dokuzyüzelli yıl geçirmişti; ¹² sonra onlar hâlâ zulüm batağında yaşamaya devam ederlerken bir tufana yakalanmışlardı:
11 Bu pasaj yukarıdaki 2. ayetle bağlantılıdır: “Biz, kendilerinden öncekileri de sınadık”. Nûh’un ve kavmini doğru yola ulaştırmadaki başarısızlığının kıssası Kur’an’da defalarca dile getirilmiştir, özellikle de 11:25-48. ayetlerde. Bu örnekte, hiç kimsenin -Peygamber’in bile- başka bir kimseye iman bahşedemeyeceği gerçeği vurgulanmaktadır (karş. 28:56 -“Sen her sevdiğini doğru yola yöneltemezsin”). Aynı gerçek, daha sonra, 16-40. ayetlerde de öteki peygamberlerle ilgili olarak vurgulanmaktadır.12 Zımnen, “Ama, bu kadar uzun zamana rağmen onları tebliğ ettiği hakikate inandıramadı”. Aynı rakam -950 yıl- Kitâb-ı Mukaddes’de (Tekvîn ix, 29) Hz. Nûh’un ömrü olarak verilmiştir. Kur’an’ın bu bilgiyi aynen tekrarlaması, yalnızca, bir peygamberin vahyi tebliğ için harcadığı zamanın o’nun başarı veya başarısızlığıyla bir ilgisinin bulunmadığı gerçeğini vurgulamak içindir, çünkü “tek gerçek rehberlik, Allah’ın rehberliğidir” (3:73) -ve Kur’an’da sık sık hatırlatıldığı gibi, “Allah [yalnızca] [eriştirilmeyi] dileyeni doğru yola eriştirir”. Böylece, Hz. Nûh’un hatırlatılmasından maksat, kendileri için apaçık olan gerçekleri halkın büyük kısmının düşünmeden hemen reddettiklerini görerek ümitsizliğe kapılan müminleri teselli etmektir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Biz Nuh’u kavmine elçi olarak göndermiştik. Nuh onların arasında elli yıl eksiği ile bin sene kaldı. Sonunda, kendilerine zalimlik ederek yazık etmiş bir durumda iken tufan onları yakalayıverdi. 71/sure
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
DOĞRUSU Biz Nûh’u da kendi kavmine elçi göndermiştik:[³⁴⁸⁴] Nûh da onlar arasında -elli yıl eksiğiyle- bin sene[³⁴⁸⁵] kalmıştı;[³⁴⁸⁶] ve onlar iyice zulme gömülüp gitmiş bir haldeyken, tufan onları enseleyivermişti.[³⁴⁸⁷]
[3484] Bu sûrede anlatılan peygamber kıssaları, birinci âyetin ışığında zımnen şöyle okunmalıdır: Yalnız iman ettik demekle sınanmadan denenmeden bırakılacaklarını sananlar, iyi bilsinler ki Allah en büyük peygamberlerini bile ağır sınavlardan geçirmiştir. [3485] Aynı cümlede hem sene hem ‘âm kelimelerinin kullanılması, ikisi arasındaki nüansa delâlet eder. Sene çoğunlukla çetin ve kurak geçen yıl, ‘âm ise bereketli ve yağışlı geçen yıl için kullanılır (Râğıb). Bu dilsel tahlilden yola çıkarak, Hz. Nûh’un ömürlük davetinin çok kısa kısmı hariç tamamına yakınının “çetin ve zor” geçtiğini söyleyebiliriz. [3486] Bu âyetle ilgili şahsi yorumumuz şudur: “Dokuz yüz elli yıl” yerine “elli yıl eksiğiyle bin sene” şeklinde gelmesi, zamanın uzunluğuna dikkat çekmek içindir. “Bin yıl yaşamak” ifadesi, tam da bu deyimsel anlamıyla, Bakara 96’da kullanılır (Ayrıca Kur’an’da “bin yıl” ve “elli bin yıl” ifadelerinin rakamsal değerler dışında, zamanın izafî niteliğini belirtmek için kullanıldığı yerler için bkz: 22:47; 32:5 ve 70:4). Bu ifadenin deyimsel karşılığı “çok uzun yaşamak” olarak ortaya çıkıyor. Bunu esas alırsak “-elli yıl eksiğiyle- bin sene kalmıştı” ifadesi, peygamberlik öncesi hariç, bir insanın yaşayabileceği en uzun süre kavmini yılmadan usanmadan davet ettiğine delâlet eder. İşte böylece, “Yeryüzünde onlardan bir kişi dahi bırakma” (71:26-27) şeklindeki elçiler arasında yalnızca Hz. Nûh’a ait olan kahır duasının nedeni de anlaşılmış olur. Ayrıca bu âyet sûrenin 2. âyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Hz. Nûh’un bunca uzun süren çabası, onun ödediği ağır bedel olarak sunulmaktadır. [3487] Tûfân kelimesiyle ilgili bir açıklama için bkz: 7:133. Zımnen: Tuğyan olan yerde mutlaka tufan olur. Tufan tuğyan edenler için bir felaket, iman edenler için bir nimettir. Tufan, toprağa aldırılan gusül abdestidir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Andolsun ki biz, Nuh'u kavmine gönderdik, bin yıldan elli yıl eksik bir süre aralarında kaldı. Sonunda, onlar zulme devam ederlerken, kendilerini o tufan yakalayıverdi.
Osman Fırat
swap_vert close
Ve biz, Nûh’u kendi kavmine Resul olarak gönderdik. O da (bin yıllık ömrünün) elli senesi hariç dokuz yüz elli senesini onların arsında geçirdi. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Celâlim hakkı için, Biz Nûh'u kavmine gönderdik, artık aralarında elli yılı müstesna, bin sene durdu. Nihâyet onlar, zalimler oldukları halde kendilerini tufan yakaladı.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Çok önce Biz Nûh'u halkına resul olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Netice de onlar zulümlerine devam ederken tufan onları boğdu. {KM, Tekvin 9, 29}
Süleyman Ateş
swap_vert close
Andolsun biz, Nuh'u kavmine gönderdik, onların arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı (öğüt verdi, dinlemediler), sonunda haksızlık etmekte olan insanları Tufan yakaladı.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Biz, Nûh'ı kavmine gönderdik. Onlar arasında dokuzyüzelli sene ikāmet itdi. O kavmi tûfân helâk iyledi, çünki zâlimlerden idiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Nuh’u kendi halkına elçi gönderdik. Aralarında dokuyüz elli yıl kaldı. Nihayet yanlışlar içinde oldukları bir sırada o tufan, onları alıp götürdü.
Şaban Piriş
swap_vert close
Nuh'u kavmine göndermiştik. Onların arasında bin seneden elli sene eksik yaşadı. Sonunda, zalimlik ederlerken onları yakaladık.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz Nuh'u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan elli sene az kaldı. Sonra, zulümlerinde devam ederken, onları tufan yakalayıverdi.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yemin olsun, biz Nûh'u toplumuna gönderdik de o onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Sonunda onları tufan yakaladı. Çünkü zalimlerdi onlar.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı bayıķ viribidük nūḥ’ı ķavmındın yaña pes dölendi anlaruñ içinde bin yıl illā elli yıl. pes duttı anları çoķ śu anlar müşriķlerken.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Taḥḳīḳ biz viribidük Nūḥı ḳavmine. Pes ṭurdı anlar içinde īmāna da‘vetidüp biñ yıldan elli yıl eksük. Pes anları ṭūfān helāk itdi ẓālimler‐iken.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz Nuhu öz tayfasına (peyğəmbər) göndərdik. Nuh onların arasında min ildən əlli əskik (doqquz yüz əlli il) qaldı. Onlar zülm edərkən tufan onları yaxaladı.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And verify We sent Noah (as Our messenger) unto his folk, and he continued with them for a thousand years save fifty years; and the flood engulfed them, for they were wrongdoers.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
We (once) sent Noah to his people, and he tarried among them a thousand years(3437) less fifty: but the Deluge overwhelmed them while they (persisted in) sin.
3437 The story of Noah and his Flood is not told here. It is told in other places: e.g., see 11:25 -48 or 26:105-122- His only referred to here to point out that Noah's period lasted a long time, 950 years. (Cf. Gen. 9:28-29, where his whole age is declared to have been 950 years, of which 350 years were after the Flood). In spite of this long period, his contemporaries failed to listen, and they were destroyed but the story of the Ark remains an everlasting Sign and Warning to mankind-a Sign of deliverance to the righteous and of destruction to the wicked.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَقَدْ
andol- sun ki
اَرْسَلْنَا
gönderdik
نُوحاً
Nûh'u
اِلٰى قَوْمِه۪
kavmine
فَلَبِثَ
kaldı
ف۪يهِمْ
içlerinde
اَلْفَ
bin
سَنَةٍ
sene
اِلَّا
hariç
خَمْس۪ينَ
elli
عَاماًۜ
yıl
فَاَخَذَهُمُ
sonunda onları yakaladı
الطُّوفَانُ
tufan
وَهُمْ
onlar iken
ظَالِمُونَ
zalim kimseler
Andolsun ki Biz, Nûh'u kendi kavmine gönderdik de o, bin yıldan elli yıl eksik bir süre (950 sene boyunca) onların arasında kaldı (ve onları imana davet etti). Sonunda onlar (hem kendi nefislerine hem de başkalarına) zulmederlerken tufan onları yakalayıverdi.
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
اَرْسَلَ
Fiil-IV
ر س ل
Gönderdi
نُوح
Özel isim
نُوح
Hz. Nuh (a.s.)
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
قَوْم
İsim
ق و م
Kavim, topluluk, toplum
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَلْف
İsim
ا ل ف
Bin (sayı, rakam olarak)
سَنَة
İsim
س ن و
Sene, yıl
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
خَمْسِين
İsim
خ م س
Elli
عَام
İsim
ع و م
Sene, yıl
اَخَذَ
Fiil-I
ا خ ذ
Aldı, yakaladı, tuttu, alıkoydu
طُوفَان
İsim
ط و ف
Tufan
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
ظَالِم
Etken fiil
ظ ل م
Zalim, zulmeden