Onlar, seninle tartışmaya kalkışırlarsa: “Ben bana uyan kimselerle birlikte tüm varlığımı Allah’a teslim ettim.” de. Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere¹ de: “Siz de Müslüman olmaya var mısınız?” de. Eğer onlar, Müslüman olurlarsa doğru yolu bulurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen, sadece duyurmaktır. Şüphesiz Allah kulları(nın yaptıklarını) çok iyi görür.
1 Ümmî: Kelime olarak üç anlama gelir: a- Anadan doğduğu hal üzere bulunan yani, okuması yazması, tahsili olmayan Araplar, b- Ümmete mensup, c- Ümm’ül-Kurâ’ya mensup, yani “Mekkeli” demektir. Müfessirlerin hemen hemen tamamı, birinci anlamı tercih etmişlerdir. Yani, kitapsız Arap müşriklerine ve onlar gibi kitabı olmayan tüm insanlara “ümmî” denilmiştir. Elmalılı bu konuyu özetle: “Ümmî okuyup yazmaya uğraşmamış manasına bir vasıftır. Ümmîlik alelade kimseler hakkında genelde ilim eksikliğini ifade eden bir noksan sıfat iken bir ümmînin okuyup yazanlardan daha âlim olması, âdet dışı olarak çalışmayla elde edilmeyen, Allah tarafından verilen bir hediye olduğuna delalet eder. Ve binaenaleyh ilmî ve amelî üstünlüğü okuyup yazanları âciz bırakan bir Peygamber hakkında her türlü şüpheyi yok eden ve o Peygamberin doğrudan doğruya Allah tarafından gönderilmiş bulunduğunu ispat eden harikulade bir mucizedir” şeklinde değerlendirmiştir. Peygamber (s.a.v)’in okuma-yazmayı bilip-bilmediği tarih boyunca münakaşa konusu olmuştur. Ancak onun peygamberlikten önce okuma-yazma bilmediği ayet (Ankebut: 48) ile sabit olup bu konuda herhangi bir ihtilaf da yoktur. Aynı konu için Bk. (Bakara: 110, Âlu İmran: 20, A’raf: 157-158, Cuma: 2)