Bunun üzerine Rableri, onlara: “Ben, ister erkek olsun, ister kadın olsun, sizden çalışan hiç kimsenin emeğini boşa çıkarmam. Çünkü sizin birbirinizden farkınız yoktur.¹ Hicret² edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, Benim yolumda eziyet çekenlerin, savaşanların ve öldürülenlerin günâhlarını kesinlikle örtecek ve onları, kendilerine Allah tarafından verilmiş bir mükâfat olarak zemîninden ırmaklar akan Cennetlere koyacağım. Zîrâ mükâfatın en güzeli, yalnız Allah katındadır.” diye cevap verdi.
1 Yani, “kulluk yönüyle hepiniz insansınız ve Ben, herkesi birbirine eşit tutarım. Erkekler, unutmasınlar ki kadınlar da kendileri gibi insandır. Ben kadın-erkek arasında hiçbir ayırım yapmam.” Bu âyet, Ümmü Seleme (r.a)’nın Peygamberimize: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben, Allah’ın kadınların hicreti hakkında söylediği bir şey, duymadım.” demesi üzerine indirilmiştir. (Tirmîzî)2 Hicret: Bir yerden başka bir yere göç etmek demektir. İslam Tarihinde Peygamber (s.a.v) ve ashabının İslâm Devletini kurmak üzere Mekke’den Medine’ye göç etmeleridir. Efendimiz (s.a.v) Mekke’de tebliğini sürdürürken Kureyşliler de inkârlarında diretiyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v) tebliğini Mekke’nin dışına taşırmak istiyordu. Bu nedenle Taif’e gitti. Tâifliler de Kureyşliler gibi inkârcılıkta direndiler ve Peygamberimizi taşa tuttular. Peygamberimiz (s.a.v) daha sonra özellikle hacc mevsiminde Mekke dışından gelenlerle görüşüyor ve onlara İslâm’ı anlatıyordu. Peygamberimiz (s.a.v) bir gün Akâbe mevkiinde Medineli altı kişi ile karşılaştı. Onlara Kur’ân okudu ve İslâm’a davet etti. Medineliler, Yahûdilerin geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın dediler. Yahûdilerden önce Müslüman olmanın gereğine inanıp Müslüman oldular. Akabe’de Müslüman olan Medineliler memleketlerine gittiklerinde bu durumu yakınlarına aktardıktan bir yıl sonra, on iki kişilik bir topluluk Hacc için Mekke’ye geldi. Bunlar Peygamberimiz (s.a.v)’le görüştüler ve “hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, iftira etmemek, Allah ve Rasûlüne muhalefette bulunmamak” hususunda Peygamberimiz (s.a.v)’e bey’at ettiler. Peygamberliğin on üçüncü yılında Medineli Müslümanlardan yetmiş iki kişilik bir grup hacc için Mekke’ye geldiler. Peygamber (s.a.v) amcası Abbas’la birlikte Akabe’ye geldi. Medineli Müslümanlar: “Allah’tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey’at ediyoruz. Biz, Rabbimize bey’at ediyoruz. Allah’ın kudret eli ellerimizin üzerindedir. Kendimizi, oğullarımızı, kadınlarımızı koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız. Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allah’ın ahdini bozan, bedbaht insanlar olalım. Ey Allah’ın Rasûlü! Biz ahdimizde sadığız” dediler. Bir müddet sonra Peygamberimiz (s.a.v) Müslümanların Medine’ye hicret etmelerine izin verdi. Hz. Ömer, sonra Hz. Hamza ve diğer Müslümanlar Medine’ye hicret etmeye başladılar. Kureyşliler, Müslümanların Medine’de tutunduklarını görünce telaşa düştüler. Peygamberimizin hicretine engel olabilmek için Dar’ün-Nedve adı verilen meclis binasında toplandılar. Ebu Cehil’in teklifi üzere Peygamberimiz (s.a.v)’i öldürmeye karar verdiler. Onlar bu tip hileler düşünürlerken Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Ebû Bekir’in evine vardı. Allah’ın kendilerine hicret iznini verdiğini bildirdi. Rasûlullah (s.a.v) Hz. Ebu Bekir’le birlikte Sevr Dağına doğru yol alıp Hıra Mağarasına gizlendiler. Peygamber (s.a.v) ile Hz. Ebu Bekir bu mağarada üç gün kaldılar. Yol Kılavuzu Uraykıt Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir’in bineceği develeri getirdi. Peygamberimiz devenin ücretini Ebu Bekir’e ödeyerek yola koyuldular. Yolculukta geceleri yol alıyor, gündüzleri gizleniyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v)’in Mekke’den çıktığını duyan Medine’deki Müslümanlar yolları gözlüyorlardı. Medineliler yollara dökülüp Peygamberimizi karşıladılar. Peygamberimiz (s.a.v) Kuba’da bir müddet kaldı ve Kuba Mescidi’ni inşa ettirdi. Hz. Ali de Kuba’da Rasûlulah (s.a.v)’e yetişti. Peygamberimiz (s.a.v) bir kaç gün sonra Medine’ye hareket etti. Hz. Peygamber (s.a.v)’in Medine’ye gelişi Medineli mü’minleri büyük bir sevince boğdu. Rasûlullah (s.a.v) Medine’ye varınca mü’minlerin her biri onu kendi evinde ağırlamak istediler. Peygamberimiz (s.a.v) bir süre Ebu Eyyub el-Ensari’nin evinde misafir olarak kaldı. Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v)’e bir ev ve mescid inşa edildi. Hicret, Müslümanların tarihlerinin başlangıcı kabul edildi. İslâm’da hiç bir şey putlaştırılamaz, isterse, bu içinde doğup büyüdüğümüz, yakınlarımızın, malımızın, ticaretimizin, acı tatlı her türlü hatıralarımızın bulunduğu yer olsun. Müslüman nerede inancını yaşayabiliyorsa, vatanı orasıdır. Kişinin bulunduğu memlekette, Allah’a ibadet etmek kolay olmaz; dinini açığa vurmakta zorluklarla karşılaşır, daralırsa, orada bağlanıp kalmamalı, ibadetlerini serbest yapabileceği yere gitmelidir. Hicret edip o darlıktan genişliğe çıkmak için ne gerekiyorsa yapmak ve Allah’a kulluk etmek mü’minin prensibi olmalıdır. (Elmalılı)