(Ey Resulüm!) O inkâr etmiş olanların refah içerisinde diyar diyar dolaşmaları (ve dilediklerini yapabilir görünmeleri) sakın seni yanıltmasın! *
(*) Tarihte olduğu gibi bugün de bazı mü’minler, inkârcıların geniş maddi imkânlar içinde yaşadıklarını görünce: “Onlar varlık içinde yaşarken bizler yoklukla savaşıyoruz” şeklinde serzenişte bulunabilir. Eğer bunu İslama ve Müslümanlığa mal ediyorlarsa Allah korusun, bu son derece isyana müteallik ve inkârca bir yaklaşımdır. Hâlbuki Müslümanların yoksul ve geri kalmalarının yegâne sebebi Kur’an’daki gerçek islamdan uzak kalmaları, İslam dünyasına Kur’an’a ve İslama aykırı rejimlerin hâkim olması, Müslümanların mezhepler, meşrepler, tarikatler vb. nice hizip ve ideolojiler altında bölünüp parçalanmış ve birbirleriyle adeta çatışır hâle gelmiş bulunmalarıdır. Zira İslâm statik değil, dinamik bir dindir. Devamlı çalışmayı, ilerlemeyi emreder, durağanlığı, tembelliği kabul etmez. İki günün birbirine eşit olmasını bile reddeder. Yeni metotlar ve teknolojilerle daima dünden bugün daha çok üretmeyi ve gelişmeyi ister. Dünya ve ahireti ayırt etmeyerek hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi öbür dünya için çalışmayı emreder. İlerlemek, kalkınmak için de gerekli olan hususları Müslümanlara emretmiştir. Müslümanlar ne zaman bu emirlere uymuşlarsa ilerlemişler, parlak medeniyetler kurmuşlar, zengin olmuşlar ve refah içinde yaşamışlardır, gereğince uymadıkları ve ihmallik gösterdikleri zamanlarda da hep geri ve yoksul kalmışlardır. İşte bugün gerçek, yani Kur’an’i İslamdan uzak kalan İslam dünyasının hâli ortadadır. Bunun sorumlusu ise, daima çalışmayı, ilerlemeyi, maddi ve manevi yönden kalkınmayı emreden evrensel barış dini olan İslam ve Kur’an değil, tam aksine İslam ve Kur’an’a sırt çeviren ve İslam’ı sadece bir kimlik olarak kullanan Müslümanlardır.