Yemin olsun ki siz O’nun izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah size olan sözünü yerine getirmiştir. Sonunda gevşeklik göstermiştiniz; (Allah) size sevdiğiniz (istediğiniz) şeyi gösterdikten sonra durum hakkında birbirinizle tartışmış ve isyan etmiştiniz. [*] Dünyayı isteyeniniz de ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra (Allah) denemek için sizi onlardan geri çevirmişti. Yemin olsun ki sizi bağışlamıştı. [*] Allah müminlere çok lütufkârdır.
Yüce Allah Uhud’da müslümanların kendi aralarında yaşadığı tartışmaları hatırlatmakta, Âl-i İmrân 3:125. ayette de belirtildiği gibi sabretmediklerini, sorumlu ve duyarlı davranmadıklarını ifade ederek durum hakkında birbirleriyle tartıştıklarını, dolayısıyla öncelikle istediklerine nail olduktan hemen sonra ganimet hırsına kapılarak Âl-i İmrân 3:121. ayette de belirtildiği üzere, Hz. Muhammed’in ayrılmamalarını tembihlediği yeri terk ettiklerini, emre isyanda bulunduklarını, sonuçta savaşın gerektirdiği ciddiyeti kaybedip gevşediklerini dile getirmektedir
Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, insanlar çok büyük günah da işlemiş olsalar herhangi bir inkâra kalkışmadıkları sürece onlar mümindirler; böylelerini imansızlıkla itham etmek hiçbir şekilde doğru değildir. Çünkü inkâr edilmediği sürece hiçbir günah Yüce Allah’ın [af] ve [mağfiret] sıfatlarından daha büyük değildir. Bu itibarla, müslümanlara düşen görev, hata işlediklerinde hemen [istiğfar] etmeleri, yani özür dilemeleri ve peşinden de özre neden olan şeyin tersini uygulayarak tevbeyi gerçekleştirmeleri, samimiyetlerini göstermeleridir. [Muttakî] [muhsin]ler hiç hata yapmayan kişiler değildir; Âl-i İmrân 3:135’te belirtildiği gibi onlar bilerek hatada ısrar etmeyenlerdir.