Onlar ki, bollukta ve darlıkta (mallarını Allah yolunda) sarf ederler, (kızdıkları zaman) öfkelerini yenerler ve insanları affederler.(1) Allah ise, iyilik yapanları sever.
(1)“Cenâb-ı Hakk haşirde adâlet-i mutlaka ile mîzân-ı ekberinde (en büyük terâzisinde) a‘mâl-i mükellefîni (imtihâna tâbi‘ olanların amellerini) tarttığı zaman, hasenâtı (iyiliği) seyyiâta (kötülüğe) gālibiyeti ve mağlûbiyeti noktasında hüküm eyler. Hem seyyiâtın esbâbı (sebebleri) çok ve vücudları (meydana gelişleri) kolay olduğundan, bazen bir tek hasene ile çok seyyiâtı örter. Demek bu dünyada, o adâlet-i İlâhiye noktasında muâmele etmek gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenâlıklarına kemmiyeten (mikdar cihetiyle) veya keyfiyeten (kıymet i‘tibâriyle) ziyâde gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Belki kıymetdar bir tek hasenesi ile, çok seyyiâtına nazar-ı afv ile bakmak lâzımdır. Halbûki insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkīniyle, bir zâtın yüz hasenâtını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü’min kardeşine adâvet (düşmanlık) eder, günahlara girer. Nasıl ki bir sinek kanadı gözün üstüne bırakılsa, bir dağı setreder (örter), göstermez. Öyle de, insan garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenâtını örter, unutur, mü’min kardeşine adâvet eder, insanların hayât-ı ictimâiyesinde bir fesad âleti olur.” (Lem‘alar, 13. Lem‘a, 90)Ayrıca İslâm kardeşliği hakkında bakınız; (Mektûbât, 22. Mektûb, 90-104)