10,11. Gerçek şu ki onların malları da çocukları da Allah’ın azabından o kâfirleri asla kurtaramayacaktır. Çünkü onlar; tıpkı âyetlerimizi yalanlayan ve Allah’ın da bu günâhları sebebiyle kendilerini helâk¹ ettiği, Firavun’un ailesi ve ondan öncekiler gibi, cehennemin yakıtıdırlar. Şüphesiz Allah’ın cezâsı, çok şiddetlidir.
1 Firavun: Eski Mısır krallarına verilen unvandır. Türklerin hükümdarlarına Hakan, Bizanslıların Kayzer, İranlıların Kisra dedikleri gibi, eski Mısırlılar da Firavun derlerdi. Firavun kelimesi, kibir ve gurur anlamına gelen “fer’ane” ya da “tefar’ane” kelimesinden gelir. Çoğulu “ferâine”dir. Kelimenin anlamı, diğer bir görüşe göre, “güneş tanrısının oğlu” da demektir. Buna göre her zâlim, sapkın ve mütekebbir kişi firavundur. Kur’an da kelimeyi bu anlamı doğrulayacak biçimde kullanır. Kur’an, Hz. Musa ile ilişkisi nedeniyle sık sık andığı Firavun’un kimliğinden söz etmez. Kur’ân kimlikler üzerinde durmayarak ilâhî mesaj karşısında yer alan Firavun tipinin özelliklerini vurgular. Kur’an, tarihî olayları bir tarih kitabı gibi belli bir olayı aktarma amacıyla değil; insanları uyarma, düşündürme ve evrensel gerçekleri kavratma gibi amaçlarla konu edinir. Kur’an, bize Firavun kıssası ile Firavunî toplumların temel özelliklerini belirleme imkânı verir. Buna göre bu tür toplumların en temel özelliği; Allah’ın yeryüzündeki hâkimiyetini reddetmeleridir. Firavunun ilâhlık ve rablık iddiası, gerçekte Allah’ı ya da o toplumda varlığı kabul edilen ilahları yok saydığını değil; yeryüzünde kendisinden başka itaat edilecek, kanun koyacak, yönetecek güç tanımadığını ifade eder. Allah’ın hâkimiyetini ve ilahî kanunları reddeden toplum, bu yetkiyi ister Firavun gibi tek kişiye, isterse belli bir topluluğa, bir sınıfa, bir partiye tanısın, sonuç değişmez. Firavunî düzenler yapıları gereği varlıklarını ancak zulüm ve zorbalıkla sürdürebilirler. Firavun kıssası, Firavun ve işbirlikçilerinin kaçınılmaz akıbetlerini de gözler önüne serer. Onlar, galip ve güçlü olanın yakalayışı ile yakalanır (Kamer: 42) ve azabın en kötüsü ile kuşatılırlar. (Mü’min: 55) Sonunda bütün yaptıklarının intikamı alınır ve hepsi boğulur, yok olup giderler. (Zuhruf: 55) Ahiretteki durumları ise daha da kötüdür. Onlar azabın en şiddetlisine sokulurlar. (Mü’min: 46) Hz. Musa ve müminler ise imanlarının, sabır ve mücâdelelerinin bir ödülü olarak kurtuluşa erer, Firavun ve işbirlikçilerinin mülküne vâris ve hâkim olurlar.