Ey inananlar!) Kendilerine açık deliller geldikten sonra (mezhepler hâlinde) parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar (parçalanıp ayrılığa düşenler) için büyük bir azap vardır. *
(*) Yani, Dinin bir kısım emirlerini tanıyıp bir kısmını tanımayarak (dinin ibadet kısmını tanıyıp, hukuk sistemini ve sosyal hayatla ilgi hükümlerini tanımayarak) parçalayan, dinlerini çeşitli mabutlar ve önderlerle çatallandıran veya din başka, devlet başkadır diyerek, dinlerini birçok işlerinden, sosyal hayattan uzaklaştıranlar gibi olmayın. (M. Türk Meali 105. Ayet Açıklaması) Geçmişte peygamberlerin getirdikleri kitaplara ve apaçık delillere rağmen insanlar, anlamsız ve faydasız tartışmalar yüzünden asıl görevlerini unutmuşlar ve kendilerine tevdi edilen emaneti koruyamamışlardır. İçine düştükleri ayrılık, toplumların bölünmesine ve parçalanmasına sebep olmuştur. Sonuçta insanlar hakkı ve adaleti ayakta tutamaz, zulme karşılık veremez, iyilikleri tavsiye edemez, kötülükleri engelleyemez duruma gelmişlerdir. Fakirler, mazlumlar ve âcizler ezilmiş, güçlülerin, zenginlerin ve zalimlerin haksızlıkları karşısında bir şey yapılamamıştır. Neticede insanlar mutsuz olmuşlar, dünya onlar için bir zindan, hayat katlanılamaz bir işkence haline gelmiştir. Bu yüzden Allah müslümanları uyarmakta, geçmiş milletlerin düştükleri hataya düşmemelerini emretmektedir. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 649) Ama maalesef bugün Müslümanlar bu korkunç duruma düşmüşlerdir. Kur’an’ı Kerim’in anlatımıyla yüce Allah öteden beri, insanlığa gönderdiği ilk vahiy mesajlarıyla (هو سماكم المسلمين من قبل)’’hüve semmakümül müslimiyne min kablu’’(Hac-78) yani, ‘’O Allah öteden beri adınızı Müslüman koymuştur’’denildiği hâlde bu isim yerine Hz. peygamber döneminde olmayan ve daha sonra uydurma rivayetlere dayanılan ve Kur’an da olmadığı hâlde din adına oluşturulan ekoller, ehli sünnet, ehli şiâ, fıkhı mezhepler, meşrepler, tarikatlar, hizipler vs. daha nice adlar altında Müslümanlar bölünüp parçalanmışlardır. Yani Müslümanlar öyle bir duruma düşmüşlerdir ki İslam dininin yegâne kaynağı olan Kur’an’ı Kerim’i bırakıp mensup oldukları siyasi ekolün, fıkhı mezhebin, tarikatın, meşrebin ve hizbin Kur’an dışı görüş ve içtihatlarını din hâline getirmişlerdir. Oysaki İslam dini ve onun yegâne kaynağı Kur’an’ı Kerim bu uydurulan dinden beridir. Bu yüzden Allah resulü kıyamet gününde yüce Rabbimize bu durumu şöyle arz edecektir. Furkan- 30. ayette ‘’ Ve (kıyamet günü) elçi der ki: "Rabbim! Gerçekten benim kavmim, (ümmetim benden sonra) bu Kur’an’ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." denilmektedir. İşte bu ilahi mesaj, bizim için gerçekten büyük bir uyarıdır. Zira bugün Kur’an terk edilmiş, onun yerine uydurma hadis ve rivayetlerden oluşan Kur’an dışı uydurulmuş bir dinle karşı karşıyayız..Müslümanlar Kur’ân’ı Allah kelâmı olduğunu kabul ederek onun her çağda geçerli ve yeterli olduğuna inandıklarını söyledikleri hâlde, gerçekte Kur’an’ı hayatlarının rehberi yapamayan ve ona aktif bir âmelle uyum sağlayamayan, dinin tek temel kaynağı olan Kur’an’i Kerim yerine uydurma hadisleri, mezhep, meşrep ve tarikatlarıın içtihat ve görüşlerini koyan ve adeta Kur’an dışı uydurulmuş bir din yaşayan bugünkü Müslümanlar (اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا)‘’Bu Kur’an’ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bırakmışlardır. İşte ahiret günü Allah resulü de bu konuda kendi ümmetinden böylece şikâyetçi olacaktır. Hz. Peygamber, bizi Allah’a böyle şikâyet ettiğinde hâlimiz nice olur?