close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Ahkâf Sûresi 26. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve lekad mekkennâhum fîmâ in mekkennâkum fîhi ve ce’alnâ lehum sem’an ve ebsâran ve ef-ideten femâ aġnâ ‘anhum sem’uhum velâ ebsâruhum velâ ef-idetuhum min şey-in iż kânû yechadûne bi-âyâti(A)llâhi ve hâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve andolsun ki biz onlara, size vermediğimiz gücükuvveti vermiştik ve onlara kulak, göz ve gönül vermiştik; derken Allah'ın delillerini, bilebile inkar ettikleri zaman onlara gelen azabı, ne kulakları menedebilmişti ve ne gözleri ve ne gönülleri ve alay ettikleri, başlarına gelmişti.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Andolsun Biz onları, sizlere sağlamadığımız (hususi ve görkemli) mekânlarda (size vermediğimiz güç ve iktidar imkânlarıyla) yerleşik kılmıştık. (Ayrıca) Onlara (dönemlerinin standartları üstünde özel yöntem ve sistemlerle uzaklardan) işitme, görme (araçları) ve gönüller (zihni kapasiteler yardımcı) kılmıştık (bir çeşit uydu, radar ve istihbarat imkânları bağışlamıştık). Ancak ne işitme, ne görme (araçları) ve ne gönülleri (zihni yeteneklerinin) kendilerine (itiraz ve isyanları yüzünden gelen musibetleri önlemekte) herhangi bir yararı olmamıştı. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini (emirlerini ve hükümlerini) inkâr ediyorlardı. (Sonunda) Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatmıştı (ve Allah’ın kahrından kurtulamamışlardı).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onlara size vermediğimiz servet ve kuvveti vermiştik ve onlara da kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat Allah'ın ayetlerini bile bile inkâr ettikleri için kulakları, gözleri ve kalpleri hiçbir işe yaramadı ve alaya aldıkları azap onları kuşatıverdi.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Andolsun, onlara, size vermediğimiz imkân, kudret, iktidar, servet ve itibar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler, akıllar ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri, kalpleri ve akılları onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şeyin gücü kendilerini sarıverdi, işlerini bitirdi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Andolsun ki, onlara size vermediğimiz imkanları vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve gönüller verdik. Ancak kulakları, gözleri ve gönülleri kendilerine bir şey sağlamadı. Çünkü onlar bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey kendilerini kuşatıverdi.
Ali Bulaç
swap_vert close
Andolsun, onları sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duygularını) ve gönüller verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşattı.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
And olsun ki, biz onlara (mal ve kuvvetten ibaret) öyle şeyler vermiştik ki, size o kuvvet ve iktidarı vermemişizdir. Hem (bu nimeti anlasınlar diye) kendilerine kulak, gözler ve kalbler vermiştik. Fakat ne onların kulağı, ne gözleri, ne de kalbleri kendilerine bir fayda vermedi; çünkü Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. O istihza ettikleri azab da kendilerini kuşatıverdi.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Andolsun! Onlara, size vermediğimiz imkânlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve duyular yarattık. Fakat Allah’ın ayetlerini yalanladıkları için kulakları, gözleri ve duyuları onlara bir fayda vermedi. Ve alaya aldıkları azap onları kuşatmış oldu.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Andolsun ki, onlara, size vermediğimiz imkanları sağlamıştık. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.
Besim Atalay
swap_vert close
Evet, sizi yerleştirmemiş olduğumuz bir yerde, onları yerleştirdik; kulak verdik, göz verdik, gönül verdik onlara; kulakları, gözleri, gönülleri de bir işe yaramadı, çünkü Allahın âyetlerin tanımadılar, alay ettikleri şey kendilerin sarmıştır
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Yemin olsun ki, biz onlara, size vermediğimiz imkân ve kuvveti vermiştik; kulaklar, gözler ve gönüller lütfetmiştik. Fakat ne kulakları ne gözleri ne de gönülleri kendilerine hiçbir fayda sağlamamıştı. Çünkü onlar bile bile Allah'ın ayetlerini inkâr etmişlerdi. Neticede alaya aldıkları o azap kendilerini her taraftan kuşatıvermişti.
Cemil Said
swap_vert close
Ânları da sizin bulundığınız şerâit tahtına vaz’ itmişdik. Ânlara da kuvve-i sâmi’a, kuvve-i bâsıra ve kalb virmişdik. Lâkin ne kuvve-i sâmi’aları, ne kuvve-i bâsıraları, ne de kalbleri işlerine yaramadı. Çünki Allâh’ın âyâtını inkâr itdiler ve nihâyet istihzâ itdikleri ’azâb ânları ihâta iyledi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Andolsun, size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlara, size vermediğimiz imkânlar verdik; kendilerini kulak, göz ve kalplerle donattık. Onlara kulakları da gözleri de kalpleri de hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şeyler kendilerini kuşatıverdi!
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.  
 Âyetin belirttiğine göre, Hûd kavmi, Mekke kâfirlerinden daha büyük kudret ve imkânlara sahip olmuştu. Üstelik kendilerine verilen göz, kulak ve kalple ilâhî nimetin kadrini bilecek ve Allah’a inananacaklardı. Fakat hüccetlere rağmen inkârda direnince, azap, onları helâk etti.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiştik onları. Onlara işitme ve görme duyuları ile beyinler vermiştik. ALLAH'ın ayet ve mucizelerini bile bile inkar ettikleri için ne işitme, ne görme duyuları ve ne de beyinleri onlara hiç bir yarar sağlamadı. Alaya aldıkları şeyler kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Yemîn ile söylerim: doğrusu biz onlara öyle şeyler vermiş idik ki size o kuvvet ve mükneti vermemişizdir, hem kendileri için kulak ve gözler, gönüller yapmış idik ki ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri kendilerine bir faide vermedi, zira Allahın âyetlerini inkâr ediyorlardı, o istihza ettikleri şey de kendilerini kuşatıverdi
Emrah Demiryent
swap_vert close
Kasem olsun ki, (ey müşrikler!) Size vermediğimiz (kuvvet, zenginlik ve uzun ömür gibi) imkânları onlara (Âd kavmine) vermiş, ayrıca onlara (hakikati duyacak, görecek ve anlayacak) kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ettikleri için kulakları, gözleri ve kalpleri (hakikati anlama hususunda) onlara fayda vermedi ve alaya aldıkları azap onları kuşattı.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ant olsun ki Biz, onlara, size vermediğimiz nice imkânlar vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve kalpler¹ verdik. Ne var ki işitme ve görmeleri onlara bir yarar sağlamadı. Kalpleri de onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini bile bile reddediyorlardı. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşattı.
1- Düşünme, kavrama, gerçeği görme yetisi.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Andolsun ki size bile vermediğimiz imkânlardan (cihetlerden) biz onlara (nice) kudret vermişdik. Onlara kulak (lar), gözler, gönüller de vermişdik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri onlara hiçbir şeyle fâide vermedi. Çünkü onlar Allahın âyetlerini bilerek inkâr ediyorlardı. (Nihayet) istihza edegeldikleri şey çepçevre kendilerini kuşatıverdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
And olsun ki, size kendisi hakkında imkânlar vermediğimiz hususlarda, onlara imkân vermiştik; onlara da kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de kalbleri onlara hiçbir şeyden fayda vermedi. Çünki Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı da (sonunda) kendisiyle alay etmekte oldukları (azab) onları kuşatıverdi.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Muhakkak ki, biz onları, sizlere sağlamadığımız (hususi ve görkemli) mekânlarda (size vermediğimiz güç ve iktidar imkânlarıyla) yerleşik kılmıştık. Ayrıca (her insana bahşettiğimiz gibi) onlara da (hakkı dinlemek için) işitme, (hakkı görmek için) görme ve (gerçeği kavrayıp doğru düşünmek ve karar vermek için) akletme organları da (beyinler) bahşetmiştik. Fakat (hakkı dinlemeye çalışmadıkları için) ne kulakları, (hakkı görmek istemedikleri için) ne gözleri ve (hakkı anlamaya çalışmadıkları için) ne de akletme organları (beyinleri) kendilerine hiçbir fayda sağlayamamıştı. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini bile bile, (inatla) inkâr ediyorlardı. Ve neticede alaya aldıkları o azap kendilerini her taraftan kuşatıvermişti.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sizi yerleştirdiğimiz mekânlara daha önceden onları yerleştirmiştik ve onlara kulak göz ve kalp vermiştik. Ancak Allah’ın ayetlerini yalanladıkları zaman, kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir yarar sağlamadı. Alay ettikleri şeyler başlarına geliverdi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Ant olsun ki Biz size vermediğimiz varlıkları onlara vermiştik. Onlara kulak, göz, yürek vermiştik. Ancak onların ne kulakları, ne gözleri, ne de yürekleri hiç bir işe yaramadı. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini tanımıyorlardı. Eğlence yerine koydukları azap onları kuşattı.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
* Biz onlara verdiğimiz kuvvet, servet ve uzun ömrü size vermedik, işitsinler, görsünler, düşünsünler diye onlara kulak, göz, kalp vermiştik. Onların ne kulakları, ne gözleri, ne kalpleri hiçbir şeye yaramadı. Çünkü onlar Allah/ın âyetlerini, inatlarından inkâr ediyorlardı. Eğlenceye aldıkları azap onları sardı, hepsini helâk etti.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Andolsun Biz, size vermediğimiz imkânı onlara vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler/gönüller [ef’ide] vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri/gönülleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Zira Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları o şey kendilerini kuşattı.¹⁵
15 İlahi azabın, onu yalanlayıp alay edenleri nasıl kuşattığını anlatan ayetler için krş. En’âm, 6/1; Hûd, 11/8; Ra’d, 13/32; Nahl, 16/34; Enbiyâ, 21/41; Hac, 22/44; Zümer, 39/48; Mü’min, 40/45, 83; Câsiye, 45/33.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Şüphesiz biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde yerleşik kıldık ve onlara kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ama kulakları, gözleri ve kalpleri onlara herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşattı.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Oysa onlara, size vermediğimiz güç, servet ve imkânı vermiştik. Ayrıca onları, her insana armağan ettiğimizişitme, görme ve akletme yeteneği de bahşetmiştik. Ne var ki, Allah’ın ayetlerini göz göre göre inkâr ettikleri için, ne işitme ve görme duyuları, ne de akletme yetenekleri onlara bir fayda sağlamadı; böylece, alay edip durduklarıo azap, kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
And olsun onları, size vermediğimiz şeylerle güçlendirdik! Onlara bir işitme, görmeler ve gönüller verdik. Onların ne işitmesi, ne görmeleri, ne gönülleri onlara yarar sağladı. Hani, Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay ediyor oldukları şey onları kuşatarak içine aldı.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Halbuki onları, size vermediğimiz imkânlarla donatmıştık. Hepsine göz kulak ve sezgiler verdik ama, ne göz, ne kulak ve ne de sezme yetenekleri işlevini yapamadı: Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ettiler. Sonunda alay ettikleri şeyin kurbanı oldular.
Mehmet Çoban
swap_vert close
İnkâr edenlere söyle; “Biz size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları ceza onları kuşatıverdi.”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Yemin olsun ki onlara, size vermediğimiz güç ve servet vermiştik. Kendilerine işitme (duyusu), gözler ve kalpler vermiştik. Fakat işitme (duyusu), gözleri ve kalpleri kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştı. Çünkü Allah’ın ayetlerini (bilerek) inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri şey, kendilerini kuşatmış (olacak)tır.
Mehmet Türk
swap_vert close
Yemin olsun Biz, onlara size vermediğimiz imkânları vermiş ve onlara kulaklar, gözler ve gönüller, lutfetmiştik. Ancak onlara kulakları, gözleri ve gönülleri, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri konusunda herhangi bir fayda vermedi. Sonunda da alay ettikleri o şey onları çepeçevre kuşatıverdi.
Muhammed Esed
swap_vert close
Ama [ey sonraki dönemin insanları;] ²⁹ Biz size sağlamadığımız bir emniyet içinde onları yerleştirmiş ve kendilerine kulaklar, gözler ve [kavrayan] kalpler ³⁰ bahşetmiştik; ama Allah’ın mesajlarını reddetmeye devam ettikleri için ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara bir fayda sağlamadı; ve [sonunda] alay ettikleri şey tarafından kuşatılıp alt edildiler. ³¹
29 Bu hitap, ilk bakışta Hz. Peygamber’in çağdaşları ile ilgili görünüyorsa da aslında sonraki kuşakları da kapsamaktadır. ‘Âd kavmi, yaşadıkları geniş bölgede baş edilemeyen bir güç idi (karş. 89:8 -“bütün o topraklarda bir benzeri inşa edilmemişti”). Ayrıca, onların dönemindeki sosyal şartlar o kadar basit ve daha yüksek uygarlıkların mensuplarını kuşatmış olan belirsizlik ve tehlikelerden o kadar uzaktı ki, yeryüzünde sonraki daha karmaşık zamanların topluluklarından daha “güvenli şartlar” içinde bulundukları söylenebilir.30 Yani, akıl ve duyular, ki bu iki karşılık fuâd isminde kapsanmıştır.31 Lafzen, “kuşatıldılar”.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Andolsun ki biz onlara da size verdiğimiz nice imkânlar vermiş, işitme görme ve akletme organları ile donatmıştık ama Allah’ın ayetlerine bile bile inanmak istemedikleri için ne duyma ne görme ve ne de akletme organları hiçbir işe yaramadı sonunda da alaya aldıkları azap kendilerini çepeçevre kuşatıverdi. 7/179, 23/78
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Doğrusu onlara orada, size burada vermediğimiz kadar güç ve kudret vermiştik. Onları da işitme, görme ve akletme yetileriyle donatmıştık. Ne var ki işitme, görme ve akletme yetileri başlarından belâyı savmaya yetmedi; çünkü onlar Allah’ın mesajlarını bile bile inkâr etmiştiler: nihayet alay ettikleri şey onları çepeçevre kuşatıp yok etti.[⁴⁵³²]
[4532] Hâka bihim için bkz: 11:8, not 18.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey müşrikler) Andolsun ki onlara, size vermediğimiz kudret ve servet vermiştik. (O nimetlerin kadrini bilsinler, kendilerine bu bağışları ihsan buyuran Rablerinin tek ilah olduğunun şuuruna vararak O'na şükretsinler diye) kendilerine kulaklar (manevi işitme yeteneği) gözler (kalp gözü) ve gönüller vermiştik. (Fakat bu yetenekleri hak ile batılı ayırma yönünde kullanmadıkları için) Onlara, ne kulakları, ne gözleri ne de gönülleri hiçbir yarar sağlamadı, çünkü onlar Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. (Peygamberlerinin bildirdiği azabı alaya alıyorlardı) sonunda alay edip durdukları şey (azap) onları kuşatıverdi.
Osman Fırat
swap_vert close
Ve sizi nasıl yerleştirdiysek onları da öyle yerleştirdik, onlar için kulaklar, gözler ve gönüller varettik. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de gönülleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Allâh’ın âyetlerine karşı mücadele ettikleri zaman alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Andolsun ki, onları öyle bir şeyde temkin etmiş idik ki, sizi onda temkin etmiş olmadık ve onlar için kulak ve gözler ve kalbler vermiştik. Fakat onlara ne işitmeleri ve ne gözleri ve ne de kalbleri bir şeyden fâidebahş olmadı. Çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı ve onları kendisiyle istihzâ eder oldukları şey kuşatıverdi.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Gerçekten, Biz onlara, size vermediğimiz imkânlar vermiştik. Kulaklar, gözler ve gönüller lütfetmiştik kendilerine. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri kendilerine hiçbir fayda vermedi. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile, inatla inkâr ediyorlardı. Neticede alaya aldıkları o azap kendilerini her taraftan sarıverdi.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlara size vermediğimiz servet ve kuvveti vermiştik, onlara kulaklar, gözler ve gönüller yaratmıştık. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de gönülleri kendilerine bir yarar sağladı. Zira (düşünüp ibret almıyorlar, tersine) bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ey Kureyş! Bizim kavm-i 'Âd'a virdiğimiz kuvvet ve mikneti size virmedik. Onlarda, hakkı istemeleri içün kulak, görmeleri içün göz, fehm itmeleri içün de kalb yaratdık. Allâh'ın âyetlerini 'inâden inkâr iyledikleri cihetle kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fâide virmedi ve istihzâ iyledikleri 'azâb onları ihâta itdi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Aslında onları, size vermediğimiz imkanlarla donatmıştık. Dinleyecek kulakları, basiretli gözleri ve karar verecek yürekleri[*] de vardı. Ayetlerimiz karşısında bile bile yalana sarıldıkları için ne kulakları, ne gözleri ne de yürekleri işe yaradı. Hafife aldıkları (o azap) başlarına geldi.
[*] Dinleme, basiret ve gönül, kişiye ruh üflenmesi ile kazanılan özelliklerdir (Bkz:Secde 32/9). Diğer canlılar işitebilir fakat dinleyemezler; görebilir ancak basiretli (arka planını görme, ileri görüş, vizyon sahibi) olamazlar. Tüm kararlarını sahip oldukları bir tek nefsin, yani bedeninin ihtiyaçları doğrultusunda verirler. İnsan çift nefisli yaratılmıştır (Bkz:Tekvir 81/7) ve bunlar beden ile ruhtur. Hayvanlarda duygusal yapı (gönül gözü) özelliği yoktur. Kararlarını sadece menfaatleri doğrultusunda verirler. İnsanlar ise kararlarını çift nefislerinin çatışması neticesinde verirler. İnsan ömrünün çelişkiler ve mücadeleler ile geçmesi bundandır. Fıtrattan gelen bu çift kişilikli özellik insanı vereceği kararlarda doğru ve yanlış, güzel ve çirkin, iyi ve kötü ayrımlarını yapmak zorunda bırakır. Bu mücadelenin rehberi Kur'an ve ondan çıkarılan doğru hükümlerdir. Bunları rehber edinenler, bu çelişkilerin üstesinden kolayca gelip kendilerini koruma imkanı bulurken (Bakara 2/2), bunları rehber edinmeyenler (kafirler) aynı yolu çok daha çetin şartlar altında yürümek zorunda kalırlar. Onların Allah'tan alabileceği tek yardım, yaptığının iyi veya kötü olmasının gönüllerine ilham edilmesi (Bkz:Şems 91/8) ve fıtratlarındaki bilgidir. Bu gerçekleri (ayetleri) görmezlikten gelenler (kafirler) ise dünyada ve ahirette dışlandıklarından (lanetlendiklerinden) artık mücadelelerinde yapayalnızdırlar.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Onları, size vermediğimiz şeylerle güçlendirmiştik. Onlara, kulak, göz ve kalbler vermiştik. Fakat, kulakları, gözleri ve kalpleri onlara fayda vermedi. Zira Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı ve kendisiyle alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.
Ümit Şimşek
swap_vert close
And olsun, size vermediğimiz imkânları Biz onlara vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de kalpleri bir işe yaramadı; çünkü Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda, alay edip durdukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yemin olsun, onlara, size vermediğimiz imkân ve kudreti vermiştik. Onlar için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturmuştuk. Fakat, işitme güçleri de gözleri de gönülleri de kendilerine hiçbir yarar sağlamadı/kendilerinden hiçbir şeyi uzaklaştıramadı; çünkü ayetlerimize karşı direniyorlardı. Ve alaya aldıkları şey, onları kuşatıp sardı.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı bayıķ yir virdük anlara anuñ içinde kim yir virmedük size anuñ içinde. daħı eyledük anlaruñ içün ķulaķ daħı gözler daħı göñüller pes aśśı eylemedi anlara ķulaķları ne daħı gözleri ne daħı göñülleri “neseneden ol vaķt kim oldılar inkār eylerler Tañrı āyetlerine. daħı indi anlara ol kim oldılar anı yañśularlar.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı anları yirlendürdük, ya‘nī virdük size virmedügümüz nesneleri. Daḫıanlara ḳulaḳlar yaratduḳ ve gözler daḫı ve yürekler daḫı. Pes aṣṣı itmedi anlaraḳulaḳları, ne daḫı gözleri, ne daḫı yürekleri, hīç nesne. Ol vaḳt ki inkār ider‐lerdi Tañrı Ta‘ālā āyetlerine, daḫı indi üstlerine cezāsı masḫaralıġa alduḳla‐rınuñ.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ey Məkkə əhli!) And olsun ki, Biz onlara verdiyimiz imkanı (var-dövləti, qüdrəti) sizə verməmişdik. Biz onlara qulaq, göz və qəlb vermişdik, lakin nə qulaqları, nə gözləri, nə də qəlbləri onlara heç bir fayda vermədi. Çünki onlar Allahın ayələrini (bilə-bilə) inkar edirdilər. Onları istehza etdikləri (əzab) sardı.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And verily We bad empowered them with that where with We have not empowered you, and had assigned them ears and eyes and hearts; but their ears and eyes and hearts availed them naught since they denied the revelations of Allah; and what they used to mock befell them.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And We had firmly established them in a (prosperity and) power which We have not given to you (ye Quraish!) and We had endowed them with (faculties of)(4804) hearing, seeing, heart and intellect: but of no profit to them were their (faculties of) hearing, sight, and heart and intellect, when they went on rejecting the Signs(4805) of Allah. and they were (completely) encircled(4806) by that which they used to mock at!
4804 'Ad and their successors Thamud were more richly endowed with the faculties of the arts, sciences, and culture than ever were Quraysh before Islam. "Hearing and seeing" refer to the experimental faculties; the word "heart" in Arabic includes intellect, or the rational faculties, as well as the instruments of feeling and emotion, the aesthetic faculties. The Second 'Ad, or Thamud, have left interesting traces of their architecture in the country round the Hijr: see n. 1043 to 7:73, and notes 2002-2003 to 15:80-82. 4805 The highest talents and faculties of this world are useless in the spiritual world if we reject the laws of the spiritual world and thus become outlaws there 4806 See n. 4770 to 45:33. They used to mock at Allah's Signs, but those were the very things which hemmed them in, and showed that they had more power and effectiveness than anything else.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَقَدْ
andol- sun ki
مَكَّنَّاهُمْ
onlara imkân vermiştik
ف۪يمَٓا
o şey- de ki
اِنْ مَكَّنَّاكُمْ
size imkân vermedik
ف۪يهِ
onda
وَجَعَلْنَا
ve kıldık
لَهُمْ
onlar için
سَمْعاً
kulaklar
وَاَبْصَاراً
ve gözler
وَاَفْـِٔدَةًۘ
ve gönüller
فَمَٓا اَغْنٰى
fakat fayda vermedi
عَنْهُمْ
onlara
سَمْعُهُمْ
kulakları
وَلَٓا اَبْصَارُهُمْ
ve ne gözleri
وَلَٓا اَفْـِٔدَتُهُمْ
ve ne gönülleri
مِنْ شَيْءٍ
hiçbir şeyle
اِذْ
zira
كَانُوا
idiler
يَجْحَدُونَ
inkâr ediyorlar
بِاٰيَاتِ
âyetlerini
اللّٰهِ
Allah'ın
وَحَاقَ
ve kuşattı
بِهِمْ
onları
مَا
o şey- ler ki
كَانُوا
idiler
بِه۪
onunla
يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
alay ediyorlar
Andolsun ki Biz size vermediğimiz imkân (ve iktidar)ı onlara vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve gönüller vermiştik; fakat ne kulakları ne gözleri ne de gönülleri kendilerine hiçbir şekilde bir fayda sağlamadı. Zira onlar Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı ve (sonunda) kendisiyle alay etmekte oldukları (azap) onları kuşatıverdi.
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
مَكَّنَ
Fiil-II
م ك ن
Yerleştirdi, yetki verdi, imkân verdi, sağlamlaştırdı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
مَكَّنَ
Fiil-II
م ك ن
Yerleştirdi, yetki verdi, imkân verdi, sağlamlaştırdı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
سَمْع
İsim
س م ع
Kulak, işitme, dinleme
بَصَر
İsim
ب ص ر
Göz, basiret
فُؤَاد
İsim
ف ا د
Kalp, gönül, yürek
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَغْنَى
Fiil-IV
غ ن ي
Fayda sağladı, müstağni kıldı, zengin etti, kazandırdı, savdı
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
سَمْع
İsim
س م ع
Kulak, işitme, dinleme
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
بَصَر
İsim
ب ص ر
Göz, basiret
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
فُؤَاد
İsim
ف ا د
Kalp, gönül, yürek
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
جَحَدَ
Fiil-I
ج ح د
İnkâr etti
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
حَاقَ
Fiil-I
ح ي ق
Kuşattı
بِهِمْ
Zamir
بِهِمْ
Onlarla, onlar yüzünden, onlar hakkında
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
اِسْتَهْزَاَ
Fiil-X
ه ز ا
Alay etti